Anafartalar Zaferi

Merhaba dostlar!

İyileşme sürecim devam ediyor...

Tarihte bugün kutlu bir bayram var;kazanılan bir zaferin bayramı...

Tarihe gidelim,

Eğer kazanılmamış olsa;

Tarihçiler ve o dönem siyasetçilerin 

söylediği gibi:

“Birinci Dünya Savaşı başlamadan biter;

Boğazlar ve İstanbul alınır;

Osmanlı paramparça olurdu...”dediği;

“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ”Zaferine...

10 Ağustos’da kazanılmıştı 

Birinci Anafartalar Zaferi;

Mustafa Kemal Paşa komutasında...

İkincisi de gecikmedi;

21 Ağustos 1915,

İkinci ANAFARTALAR ZAFERİNİN yine 

MUSTAFA KEMAL PAŞA komutasında KAZANILDIĞI kutlu tarihtir...

İtilaf Devletleri ÇANAKKALE’nin geçilemeyeceğini bu zaferden sonra iyice anlamışlardır.

Zafer LİDERİN ÖNGÖRÜSÜ ve LİDERİN ÖLÜMÜ UMURSAMAYAN CESARETİ ile kazanılmıştı...

Mustafa Kemal,sıtma nöbetleri geçirmesine,zayıflamasına ve uykusuz olmasına rağmen GÜCÜNE VATAN SEVGİSİ ile 

GÜÇ eklemiş;

MUSTAFA KEMAL’İN bu GÜCÜNDEN askerleri de GÜÇ almıştı.

Şöyle seslenmişti askerlerine:

“Askerler!Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur.Fakat siz acele etmeyin.Evvela ben ileri gideyim.SİZ BEN KIRBACIMLA İŞARET VERDİĞİM ZAMAN HEP BERABER İLERİ ATILIRSINIZ...”

Askerlerinin önüne geçen bir kumandan;

O’nun bir kırbaç işareti ile ölüme koşan MEHMETÇİK!

ZAFERİN ÖZETİ BUDUR!!!

İKİNCİ ANAFARTALAR ZAFERİNİN 104.YILI KUTLU OLSUN;KUTLANSIN!

KUTLANSIN SARI PAŞA ATATÜRK’ÜN RUHU ŞAD OLSUN!

ÇÜNKÜ O OLMADAN ÇANAKKALE ZAFERİ KAZANILAMAZDI!!!

Av.Tülay Bekar

Erzurum Kongresinin 100.yılındayız

Günaydın dostlarım!

Sevr anlaşmasının kabul edildiği 22 Temmuz 1920 tarihinden bir sene öncesi bir gün sonrasına gidelim tarihte. 23 Temmuz 1919 tarihinde ERZURUM KONGRESİ toplandı.

Kutlu bir gün  100 yıl önce bugün;KURTULUŞ SAVAŞININ ayak sesleri iyice duyuluyor artık ve ATATÜRK sivil elbise giyiyor.Çünkü 9.Ordu müfettişlik görevinden istifa etmiş;İstanbul’a dönmemek ve Kurtuluş mücadelesini devam ettirmek için.Yani ATEŞTEN GÖMLEK giyerek kendisini TÜRK MİLLETİ’ne vakfetmiş.Aziz hatırası  önünde minnetle eğiliyorum tekrar.

...

Gelelim tarihe!

Muhakkak ki ,

22 Temmuz 1920 tarihinde Sevr Anlaşması imzalanması üzerine ATATÜRK üç sene sonra;

Aynı tarihlere denk gelecek şekilde,

24 Temmuz 1923’de,

-EMPERYALİZM’e cevap olarak- 

LOZAN BARIŞ ANLAŞMASI ile TÜRK MİLLETİNİN BAĞIMSIZLIĞINI İLAN ETMİŞTİR...

...

Mondros Mütarekesi ile

Türk milletine yutturulmaya çalışılan zehirden sonra;

23 Temmuz 1919'da tam 100 yıl önce düzenlenen Erzurum Kongresi;

Türk milletine içirilmeye çalışılan zehre engel olmuştur. 

Türk milletine kutlu olsun.

23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi kararları çok açık ve nettir düşmanların anlayacağı şekilde.

Erzurum Kongresi kararları:

1- Milli sınırlar içerisinde vatan bir bütündür;

parçalanamaz.

2- İşgallere karşı topyekûn savunmaya geçilecektir.

3- Osmanlı hükümeti vatanın bütünlüğünü koruyamazsa geçici bir hükümet kurulacak;

bu hükümet üyeleri milli kongre tarafından seçilecek;milli kongre toplanana kadar hükümet görevi yapacak olan temsil heyeti oluşturulacaktır.

4- Milli kuvvetleri etkili;milli iradeyi hakim kılmak esastır.

5- Azınlıklara milli birliğimizi ve sosyal dengemizi bozacak haklar verilemez.

6- Manda ve himaye kabul edilemez.

7- Osmanlı ve Mebusan Meclisi'nin bir an önce toplanmasına çalışılacaktır.

8- Doğu Anadolu'daki cemiyetler, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir.

Gelin günümüzde de aynı cümleleri kuralım eksik kaldığımız noktada ve şanlı tarihimizi hatırlayalım!

Tarihi HATIRLAYIN ki;

Yazacak tarihiniz olsun...

100 yıl sonra Amasya Tamimi yine gerekli!

1919’dan Merhaba DOSTLARIM!

Tarih Işıktır şanlı ise...

22 Haziran 1919 tarihinde AMASYA’dayız;

AMASYA HALKI ATATÜRK’Ü BAĞRINA BASMIŞ...

Amasya_Heyeti.jpg

KURTULUŞ için yapılması gereken tespitler ve dünyaya haykırılacak GENELGE hazırlanmış:

"1-vatanın  bütünlüğü,Milletin İstiklali tehlikededir.

2-İstanbul hükümeti 

üzerine aldığı sorumluluklarını yerine getirememektedir.

3-Milletin istiklalini,yine milletin azim ve  kararı kurtaracaktır.

4-Milletin içinde bulunduğu bu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir.

..."

Kurtuluşumuzun ilk adımlarından ,

İlk yazılı belgesi;

Amasya Tamimi ...

Günümüze ışık tutmuyor mu?

Aynı koşullarda mıyız?

Etrafımız sırtlan,çakal,çiyanlarla sarılı değil mi?

Takdir Türk Milletinin!!!

Sevgili dostlar Amasya genelgesinin amacı:

Milletin bağımsızlığa kavuşmasıdır,

Bağımsızlığı sağlayacak olan da yine milletin kendisidir.

Gerekçe ise:İstanbul hükümetinin kukla hükümet olmasıdır.

Amasya Genelgesi,

22 haziran 1919'da imzalanarak dosta düşmana duyurulmuş;

tüm yurdun,

Yurdum insanlarının ışığı ve yol haritası olmuştur.

Tarihi hatırlayınca günüm aydın oluyor,

umut,huzur,mutluluk doluyorum...

100 yıl önce bugün,

ATATÜRK'ün 19 MAYIS 1919'da,

Samsun'da yakmış olduğu meşale;

Amasya'da daha da şavklanmıştır...

22 Haziran 1919’da

Ulusal Egemenliğe dayalı TÜRKİYE CUMHURİYETİ'nin kuruluş belgelerinden olan,

AMASYA TAMİMİ yayınlanır...

VATAN BÜYÜK TEHLİKE İÇİNDEDİR...

EGEMENLİK ULUSTA'dır...

İTİLAF DEVLETLERİNİN ÜLKEYİ İŞGALİ KABUL EDİLEMEZ...

KARANLIK OLAN DEVLETİN DURUMU;VATANIN DURUMUDUR...

Padişahla yola devam etmenin imkanı yoktur...

MİLLETİN KADERİNİ YİNE MİLLETİN AZMİ VE KARARI TAYİN EDECEKTİR...

KUTLU OLSUN,KUTLANSIN KURTULUŞ ADIMLARINDAN BİRİ DAHA;

HATIRLANSIN,FEYZ ALINSIN...

...

Ülkemizin içinde bulunduğu bu karanlık günlerde;

Şanlı tarihimizi daha çok hatırlamaya ihtiyacımız var...

Günümüzde bu kaotik ortamda yolumuz ATATÜRK’ÜN AYDINLIK YOLU olmalı.

Ülkemin 1919’da çizilen Aydınlık tarihinin kararmasına izin vermemek HEPİMİZİN,TÜRK MİLLETİNİN elinde...

Sevgiyle aydınlık günlerde kalın.

Unutmayalımki;

 

Uluslar kendi kaderlerini kendileri belirler!!!

TÜRK MİLLETİ İLE NELER YAPILMAZ Kİ!

 

WhatsApp_Image_2019-07-03_at_10.35.57.jpeg

 

 

Günaydın dostlarım!

Çocuklarımızı-kadınlarımızı bile koruyamıyoruz sapıkların,yobazların elinden...

Dün yine bir kadın ağır yaralandı Kızıltepe-Mardin’de.6 yaşlarındaki kızları çığlık çığlığa “ANNE”diye haykırırken babası boşandığı eşini bıçaklıyordu büyük bir hınçla...

Şiddet her yerde;ŞİDDET EMPERYALİZMİN TOPLUMU BİRBİRİNE DÜŞÜRMEK İÇİN ÜRETTİĞİ BİR SENARYODUR AYNI ANDA;KORKUDA İKTİDARIN SORGULAMAYAN HALK YARATTIĞI İÇİN KULLANDIĞI SOPADIR!

Kendimizi koruyamaz,birbirimizin haklarına saygı duymadan birlikte;

Vatanımızı nasıl koruyacağız?

Atalarımızın yüzüne öteki alemde nasıl bakacağız?

...

Tarihin aydınlık sayfalarını hatırlayalım;

Belki ışık olur karanlığımıza...

Tarihimizin yazıldığı ,kaderimizin değiştiği günlere götüreceğim sizleri ...

3 Temmuz 1919 tarihinde ,

9.ordu müfettişi olan

Mustafa Kemal ATATÜRK,

Rauf Beyle Erzurum'a varır. ..

Cevat Dursunoğlu'nun kaleminden;

Tarihi anın anlatımını ve o günü hayal edelim...

"Erzurumlular ,batı semtinden gelen misafirlerini şehrin ilk göründüğü nokta olan,Ilıca'dan karşılar;

İkindi üzeri Ilıca'ya varan Mustafa Kemal ve arkadaşlarına;gölgede kahve ikram edilir.. 

Bir kafile görünür,uzaktan;

Başlarında iri ve Dinç bir ihtiyarın olduğu...

Misafirlerin ehemmiyetli kimseler olduğunu anlayan ihtiyarın gözleri parlar...

Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal sorar:

-Ağa böyle nereden geliyorsun?

İhtiyar:

-Paşam Çukurova'da muhacirdim,şimdi köyüme dönüyorum.

Mustafa Kemal sorar:

-Ağa yoksa oralarda geçinemedin mi?

İhtiyar cevap verir:

-Hayır Paşam;

Çukurova cennet gibi bir yer.Bir eken yüz biçiyor.

Hamdolsun uşaklar da çalışkandır.Geçimimiz padişahta bile yoktu.

Yalnız son günlerde işittim ki;İstanbul'daki "ırzıkırıklar" bizim Erzurum'u Ermenilere vereceklermiş.

Geldim ki göreyim,kimin malını,kimlere veriyorlar?

Bu sözler üzerine

Büyük Devlet adamı yaşlı gözlerle,

Arkadaşlarına şöyle der;

"BU MİLLETLE NELER YAPILMAZ!""

...

Vatan,toprak-bayrak için karşılık beklemeden hizmet eden;

Bu milletle neler YAPILMAZ...

Tarihin şerefli sayfalarından şeref alalım,

Geleceği aydınlık çizelim ve yine gözlerim doldu Sevgili dostlarım!

Av.Tülay BEKAR

SICAK OLUR TEMMUZ AYLARI

Merhaba Dostlarım!

Yobaz-gerici-sapık zihniyet eskilerin deyimi ile; “İNSANI DİNDEN-İMANDAN ÇIKARTIYOR.”

Aslında bu yobaz-gerici zihniyet DİN ADINA” hareket ediyorum derken EMPERYALİZM’E, EMPERYALİZMİN İDEALLERİ OLAN BÜYÜK İSRAİL (BAĞLANTILI ERMENİSTAN-KÜRDİSTAN) idealine hizmet ediyor; farkında olarak (bu da İngiliz altını ile oluyor) ya da farkında olmadan.

BU YÜZDENDİR Kİ İSLAM ÇOĞRAFYASI YÜZYILLARDIR CAYIR CAYIR YANIYOR.

“ŞİDDET” EMPERYALİZMİN MİLLETLERİ YOK ETMEK; DÖNÜŞTÜRMEK, KÖLE YAPMAK İÇİN ÜRETTİĞİ BİR SENARYODUR DOSTLARIM!

Maşallah bizim halkımız ulu Önder ATATÜRK ebediyete göçtükten sonra bu “TUZAĞA” hep düşmüş.

Gün olmuş Sünni-Alevi demişiz kavganın adına;

Gün olmuş Türk-Kürt-Çerkez-Laz...

Gün olmuş Müslüm-gayrimüslim...

Gün olmuş Laik-anti laik;

Gün olmuş sağ-sol!

Ve bu ayrışma hiç gün yüzü göstermemiş bize;

Hep bir öfke, ayrışma, kavga, acı içinde dönüp durmuşuz bir adım dahi ilerleyememişiz ATATÜRK’den sonra...

GENELDE DE “DİN” ARGÜMANINI KULLANAN EMPERYALİZM EN KOLAY İDARE EDEBİLECEĞİ, beyni boş, inancı zayıf, yobaz zihniyeti köle olarak kullanmış kendisine.

KÖTÜLÜK DE İYİLİK GİBİ BULAŞICIDIR DOSTLARIM!

LAKİN DİNİ KULLANAN KÖTÜLER BİR ANDA SEL OLUP, YANGIN OLUP ÖNÜNE GELEN HER CANI YOKEDERLER ACIMADAN.

WhatsApp_Image_2019-07-03_at_11.24.59_1.jpeg

MENEMEN GİBİ, SEYİT RIZA VE ŞEYH SAİT İSYANI GİBİ,SİVAS KATLİAMI GİBİ, MARAŞ-ÇORUM-MALATYA KATLİAMLARI GİBİ.

İlk bahsedeceğim vahşet;

Sıcak temmuzdan göklere ulaşan çığlıklar ile daha sıcak olan 2 Temmuz 1993 tarihi.

İnsanlık adına “utancın” adı MADIMAK OLAYI.

Üstelik MİLLİ MÜCADELENİN EN ÖNEMLİ ADIMLARINDAN OLAN SİVAS KONGRESİNİN YAPILDIĞI, KAHRAMAN ŞEHİR SİVAS’TA BU KAHREDEN,YÜREK PARÇALAYAN UTANÇ GÜNÜ.

YOBAZLAR HER YANIMIZDA DOSTLAR;

ARAMIZDA KORKMADAN DOLAŞIYORLAR!

Oruç tutmayanların öldürülmesi gerektiğini savunup, 8 yaşındaki kız çocuğu ile evlenilir deyip; erkek çocuklarına tecavüz ediyorlar...

wp.jpeg

KÖTÜLÜK KAPLADI HER YANI DOSTLAR!!!

İyilik genelde kötülüğün yanıbaşında olduğunu farketmediği,önlem almadığı için kaybeder 

KÖTÜLÜĞÜN KARŞISINDA...

Her gün gelen şehit haberleri yanında;

Yobazların düşüncelerinin yansıması ölüm, istismar, tecavüz haberleri duyuyoruz;

HER GEÇEN GÜN ağlıyor yüreklerimiz.

Bizim erkeklerimiz Arap-Suriyeli mültecileri eğitip, Türk toplumuna uyum sağlatacaklarına;

Aramızdaki yobaz zihniyet,

BENCİL-KENDİNDEN BAŞKA  HİÇ BİR CANA YAŞAM HAKKI TANIMAYAN ARAP ZİHNİYETİNİ sahiplenmiş durumda.

Gitgide araplaşıyor toplum.

Geceleri bu haldeyim dostlar!

Bekliyorum, Türkiye'min dört yanından gelecek kötü haberleri.

Haber beklemek; olabileceğini düşünmek bile Ortadoğu bataklığı zihniyetinde olduğumuzun açık kanıtı!!!

26 SENE ÖNCE SİVAS'ta bulunan YOBAZ, KAN İÇİCİ VE AYNI ZAMANDA VATAN HAİNİ ZİHNİYET, artık eylemlerini ve söylemlerini HER GÜN AMA HER GÜN GÖZÜMÜZÜN İÇİNE BAKA BAKA GERÇEKLEŞTİRİYOR.

...

2 temmuz 1993 !

Karanlığın-kötülüğün-şeytanın günü.

Üstelik yine gerici,yobaz,dini alet eden ama dinle alakası olmayan kalabalığın, sözde din adına 35 Canımızı, göz göre göre yaktıkları “Kara tarihtir...”

Madımağın, yangını gören isli duvarlarından, Utanç asla çıkmayacak; Kapkara bir leke olarak vicdanlarda kazılı kalacaktır.

Ve toplumun beynine de  ölüm kokuları sinmiştir asla çıkmamacasına.

...

Can dostlarım ben yazmaktan yoruldum;

Katledilmiş masum ruhlar yorulmadı bugün!

Çok karanlık bir sahife tarihten;

Türkiye Cumhuriyeti için utanç dolu, yüz karası;

KÖMÜR KARASI, ZİFİRİ sayfalar...

Tarihe dönerek can yakan günlere bakalım;

Temmuz ayında katledilmiş-unutamadığımız, masum diğer canlarımızı hatırlayalım...

Hava sıcak idi; lakin CANİLER insanlıklarını derin dondurucuya çıkarmamak üzere kaldırmışlardı...

İNSANLIK ADINA BİR UTANÇ SAYFASI idi;

ALEVİ-SOL GÖRÜŞLÜ TÜRK VATANDAŞLARIYDI KURBANLAR!

Farketmediler, anlayamadılar başlarına gelenleri , bedenleri parçalandıktan sonra bile.

28 mayıs -10 temmuz 1980 tarihleri arası.

Çorum'da Alevi katliamı yapıldı;

Üstelik herkesin gözü önünde...

İNSANLIK SINIFTA KALDI VE 57 sol görüşlü yurttaşımız katledildi...

Gazeteler haberi: "ÇORUM'da bu kez ekinler değil, İNSANLAR YAKILDI" başlığı ile verdiler..."

Ramazan ayı idi...

Belediye hoparlöründen: "komünistler suları zehirledi; sakın su içmeyin..." anonsları ile katliam başladı...

Rab rahmet eylesin katledilenlere;

Yapan ve yaptıranları da affetmesin!

Çünkü RAB BUYURUR Kİ:

"EY İnananlar bir karıncayı bile öldüremezsiniz!

Allah'ın verdiği canı yine ALLAH alır.,,"

...

Bugünlerde yine,bir yerlerde din kullanılıp imam nikahı yapılıyor;

Bir çocuk 60 yaşındaki bir sapığın elinde kanamadan ölüyor.

Başka bir yerde, yine din adına,

Kız çocukları okula gitmesin diye, okullar bombalanıp; Çocuklar öldürülüyor.

Başka bir yerde,benim dinimden- mezhebimden olmayan kadını, satarım-cariye yaparım diye kadınlar-çocuklar zincirlenip açık arttırmaya çıkarılıyor.

Kafalar kesiliyor din adına.

Cinayetler, katliamlar yapılıyor.

Doğruyu söyleyenler, din adına linç ediliyor;

Recm ediliyor, kırbaçlanıyor, idam ediliyor.

...

Saymakla bitmez!!!

Din-inanç adına, kendi hayvani isteklerini gerçekleştirmek için, yakıyor, yıkıyor, kesiyor, yokediyor kötülük.

DİN ADINA DİNİ KULLANIYORLAR.

İNANCI SÖMÜRÜYORLAR.

ASLINDA EN BÜYÜK GÜNAHKARLAR;

CEHENNEMİN SONSUZ ÇUKURUNDAN ÇIKAMAYACAKLAR CAN YAKTIKLARI İÇİN.

Ve bu yaptıkları kötülükleri, birilerinin adına-emperyalizm yararına; kukla gibi yaptıklarını bilmiyorlar..

Rabbim! Din adına dinsizlik yapan sapık-gerici yobazların şerrinden, sevdiklerimizi, bizleri, iyi insanları koru!!!

Görünen o ki, dünya döndükçe din  adına yapılan dinsiz katliamlar devam edecek..

Yobazların 2 Temmuz 1993 de Sivas’ta katlettikleri 35 CANIMIZI, Çorum’da katlettikleri 57 CANIMIZI ve diğer haksızlığa uğramış CANLARIMIZI rahmetle, yürek yangını ile anıyorum; ruhları şad olsun.

4 TEMMUZ 2003’ü TÜRK MİLLETİ UNUTMAYACAK

Merhaba dostlarım!

4 Temmuz bugün.

ABD’nin bağımsızlık günü imiş...

BENİM UNUTAMADIĞIM BİR 4 TEMMUZ VAR HAYATIMDA VE ASLINDA TÜRK MİLLETİNİN UNUTMAMASI GEREKEN 

4 TEMMUZ 2003 TARİHİ...

TÜRK ÖZEL KUVVETLERİNİN 3 SUBAY 8 ASTSUBAY,11 ASKERİNİN;

IRAK’IN SÜLEYMANİYE ŞEHRİNDE;

ABD’Lİ ASKERLER TARAFINDAN BAŞLARINA ÇUVAL GEÇİRİLMESİ OLAYI...

ABD VE EMPERYALİZMİN YILLARDIR PLANLADIĞI TÜRK  ORDUSUNU

YIPRATMA SENARYOSUNU ,

UYGULAMAYA KOYABİLDİĞİ  GÜN 

O KARA GÜN.

BEN BİR TÜRK KADINI OLARAK 4 TEMMUZ 2003 TARİHİNİ ASLA UNUTMADIM VE 

KAT’A UNUTMAYACAĞIM...

O gün İstanbul’daki  iş toplantımı yarıda kesip;

Ağlayarak Ankara’ma dönmüştüm...

Ülkeyi yönetenler de müttefikimiz gözüken

ABD’nin yaptığı bu hainlik için:

“Nota veremeyiz;

Çünkü bu müzik notası değil ki...”demişlerdi...

O dönemde ülkemin Genelkurmay Başkanı’da

Türk Özel Kuvvetleri’ne:

“Mukavemet etmeyin...”diye emir buyurmuşlardı...

2003 yılında Türk Ordusu yaklaşık 700.000 askerden oluşuyordu.

KARA KUVVETLERİ,DENİZ KUVVETLERİ VE HAVA KUVVETLERİ,HARP OKULLARI VE AKADEMİLERİNDE SIKI EĞİTİMDEN GEÇEN SUBAYLAR İLE DOLUYDU.

ASKERİN SUÇU HALKDAN KOPUK YAŞAMASI VE İÇİNE TERÖRİSTLERİN SIZDIĞINI FARKETMEMESİ İDİ.

EMPERYALİZM ÖNCE KUMPAS DAVALARI HAZIRLATTI  TÜRKİYEDEKİ UŞAKLARINA.

“ŞAK ŞAK”YAPACAK MÜTAREKE BASINIDA HAZIRDI GÖREVLERİNE.

ERGENEKON-BALYOZ KUMPAS DAVALARI VATANSEVER,ŞEREFLİ ASKERLERİN ÜZERİNE BALYOZ GİBİ İNDİ VE TÜRK ORDUSU 2.DARBEYİ ALDI.

3. DARBE 15 TEMMUZ İDİ;

ASLINDA 15 TEMMUZ HAİN KALKIŞMASI TÜRK ORDUSUNUN GÜVENİLİRLİĞİNE VURULAN SON DARBE İDİ.

4 Temmuz 2003,

Kumpas davaları 2006,

15 Temmuz 2016 tarihlerinin hepsi,

EMPERYALİZMİN TÜRK ORDUSUNU YIPRATMA,MİLLETİNİN GÖZÜNDEN DÜŞÜRME planlarının sonuçları idi.

ANAYASAL KURUMLAR ile oynamayalım dediğim UYUM PAKETLERİ düzenlemeleri sonrasında;zaman keşke beni haklı çıkarmasaydı.

Geldiğimiz noktada asker sayımız 

oldukça azaldı geçmişe göre.

Harp okulları ve Akademiler kapatılmış,sivil kurumlara devredilmiş.

1.5 yıl olan askerlik süresi 6 aya indirilmiş ve sürekli bedelli olmuş.

Gönüllülük esas.

2000 öncesi ASKERLİK YAPMAYAN KENDİNİ GİZLEMEK ZORUNDA KALIRKEN AYIPLANACAĞI İÇİN VE HATTA KENDİNE EŞ SEÇEMEYECEĞİNDEN;

GÜNÜMÜZDE PARASI OLAN ASKERLİKTEN KAÇMA DERDİ VE HEVESİNDE...

JANDARMA İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA BAĞLANIP,TÜRK ORDUSUNUN DİĞER BİRİMLERİNDEN FARKLI STATÜYE TABİ OLDU.

Hatırlarmısınız!

2004 sonrası ,

“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”

Yazılarını ve TC ibarelerini kaldırmıştık her yerden.

“TÜRKLÜĞE KARŞI HAKARET”suç olmaktan çıkmıştı,hatta TÜRKÜM demek suç addediliyordu sanki.

İşte bugünleri hazırlayan aslında o günlerdi;

Farketmedik,algılayamadık, ya da hep birlikte kandırıldık değil mi???

ARTIK KANMA-KANDIRILMA LÜKSÜMÜZ YOK!

Etrafımız kuşatılmış durumda.

S-400 füze sistemi akıllıca;

Fakat savaş uçakları olmadan Hava Kuvvetlerinin ve Ordunun caydırıcı güç olması imkansız.”Savaş uçaklarımız var ama” dediğinizi duyar gibiyim.Bildiğim F 35’lere acil ihtiyacımızın olduğu.Elimizdeki uçakların ömrünü tamamlamak üzere oldukları ve acilen modernize edilmeleri gerektiği.

ANAYASAL KURUMLARIN SUÇU YOKTU YAŞANANLARDA;SUÇ İÇERİSİNDEKİ HAİNLERDEYDİ.HAİNLERİN TEMİZLENMESİ GEREKİRKEN ;BİZ KURUMLARI KAPATARAK;DÖNÜŞTÜREREK;DEĞİŞTİREREK BAŞARACAĞIMIZI ZANNETTİK.

YİNE HAKLI ÇIKMAK İSTEMİYORUM!

Öncelikle FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SİYASİ AYAĞININ DA DİKKATLE TAKİP EDİLMESİNİ TALEP EDİYORUM YÖNETENLERDEN..,

SONRA TÜRK MİLLETİ MUTLAKA SİLKİNİP,TOPARLANACAK TEKRAR

 “TÜRK MİLLETİ ORDUSU”OLACAK VE ASKERİNE SAHİP ÇIKACAKTIR.

Ben asla 4 Temmuz 2003’ü unutmadım;

4 TEMMUZ 2003’ü

Sizler de unutmayın dostlarım!

Av.Tülay Bekar

ATATÜRK' ÜN YARGI KARARINA SAYGISI..

 

ataturk_16_9_1555610279.jpg

Merhaba dostlarım!

Bir önceki yazımda 15 Haziran 1926 tarihinde ATATÜRKÜMÜZE yönelik “İzmir Suikasti’nden”bahsetmiş ve TÜRK MİLLETİ ile bir olan ULU ÖNDER’İN bu hain saldırıyı atlattığını,

hain  planın sorumlularını anlatmıştım sizlere.

Sonuçta TÜRK MİLLETİ İLE ÖZDEŞLEŞMİŞ ATATÜRK’E yapılan saldırıların TÜRK MİLLETİ’NE SALDIRI olduğunu söylemiştim.

Bu yazımda 15 Haziran 1926 tarihinde gerçekleşen bu olayın diğer önemli kısmını bir anektod ile aktaracağım sizlere.

Cumhuriyet yeni kurulmuş idi;

YARGI BAĞIMSIZLIĞI-

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ-

KİŞİLERİN HUKUKİ GÜVENCESİ ve Bütün bu ilkeleri kapsayan HUKUK DEVLETİ kavramlarından bihaberdi TÜRK MİLLETİ.

Yeni yeni öğreniyordu ATA’SI ile özgür-birey olmayı.

ATATÜRK kendisine karşı girişilen hain suikast teşebbüsü sonrası yapılan yargılamada;

“YARGI BAĞIMSIZLIĞI’NI” hareketleri ile gösterdi herkese...

“YARGI BAĞIMSIZLIĞI’MI” diyor bugün birileri!!!

Geçmişe bakalım ATATÜRK ne demiş?

.../...

Atatürk’ün yargıç kararına saygısını anlatır bu anekdot.

Ölümünden iki yıl önce,

Atatürk’ün canına kıymak için kurulan bir tertip meydana çıkarılmıştı.

Hem bu suikastı düzenlemekle suçlanan kişi  ‘Milli Mücadele’den beri Atatürk’ün yolunda çalışmış,sevgi ve güvenini kazanmış, birçok iyiliklerini de görmüş”biri idi.

Haber yurtta şaşkınlık ve tiksinme yaratmıştı. Herkes bunu konuşuyor;

“Nasıl olur, nasıl olur!”diyor;

Olanları bir türlü herhangi bir nedene bağlayamıyordu.

Sanık yakalandı;adalete teslim edildi. 

Fakat Atatürk, olaydan haberi yokmuş gibi, bu konuda ne düşündüğünü açıklamak için ağzını açmadı;

Adalet son sözünü söyleyinceye kadar sustu.

Atatürk’ün bu suskunluğu çeşitli yorumlara uğramıştı;

Kimi “bu üzüntülü olayı anmak istemiyor”;

Kimi de “bunun doğru olduğuna inanmıyor”; diye düşündü.

Sanığa yükletilen suç yargı yerinde ispat edilemediği için adam aklandı.

İşte ,yargıç kararını bu yolda verdikten sonradır ki,Atatürk bu konuda ağzını ilk ve son kez olarak açtı ve yalnız şunu dedi:

-“Suça girişilmiştir, ancak yargıç buna kanacak ölçüde kanıt bulmuş değildir.”

Mehmet Ali Ağakay, Atatürk’ten 20 Anı.

...

HAKİMİN ÖZGÜR KARAR VEREMEDİĞİ VE KENDİNİ BAĞIMSIZ-TARAFSIZ HİSSETMEDİĞİ BİR YERDE;ADALET TARAFSIZ DEĞİL;DEVLETDE HUKUK DEVLETİ DEĞİLDİR.

Siz yine de adaletli kalın dostlarım!

Karşılaştırmalı Yeni Askerlik Yasası..

bayrak.jpg
Merhaba dostlarım!
 
​Bir önceki makalemde “askerlik yasasının değişmesine” ve niçin bu değişikliğe gerek duyulduğunu anlamadığımı anlatmıştım.
26.06.2019 tarihinde “Bedelli Askerlik yasası” yürürlüğe girdi artık.
 
Bugün bende 1918 yılına gidip,Mondros Mütareke’si ve Sevr Anlaşması’ndaki askerlik ile ilgili hükümleri anlatacağım.
 
Yanılmış olmayı çok istiyorum hissettiklerimde;sanık olmama neden olan FETÖ, Balyoz-Ergenekon hususlarında söylediklerimin doğru çıkmasının aksine.
Bu nedenle “askerlik yasası” konusunda ve hissettiklerimde yanılmış olmayı diliyorum Rabbimden.
 
Geçmişten bir anı ile başlayalım anlatıma.
1919’da karanlık bir gün.
Fahrettin Altay Paşa Konya Kolordu Komutanı.
Mondros mütarekesinin  imzalanması akabinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun silahlarına el konulduğunda şöyle anlatıyor o günleri Fahrettin Altay Paşa:
​“Konyaya bir ingiliz subayı geldi, demir yolunun denetimini eline aldı, bütün cephane ve silah depolarının kapısına kilit taktırdı, silahların mekanizmalarını  toplayıp bir sandığın içine doldurdu ve yerine işgal mührünü bastı.”
Ne acı bir anı değil mi?
 
Sevr Antlaşmasının 150-170. maddeleri arası; “Osmanlı İmparatorluk ordusunun silahsızlandırılması, cephanelerinin toplatılması, askerliğin zorunlu değil gönüllü hale gelmesi, subayları yetiştiren harp okullarının kapatılmasını”ister.
Osmanlı donanmasının tasfiyesine başlanır; Marmara Bölgesinde askeri tesis bulunamayacağı belirtilir.
50 bin kişilik askeri birlik dışındaki asker terhis edilecek;askerlik gönüllü olacak; azınlıklar da askerlik yapabilecek ve askerlik süresi 12 aya indirilecektir.
 
Türkiye Cumhuriyeti askeri, ekonomik ,kültürel ve sosyal açıdan Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde halkı ile birlikte müthiş bir devrim gerçekleştirdi CUMHURİYET ilanı sonrası.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ GÜÇLENMİŞTİ;
DÜNYANIN 4 BÜYÜK ORDUSUNDAN BİRİ İDİ TÜRK ORDUSU VE TÜRK ORDUSU TÜRK MİLLETİNİN ORDUSUYDU. GEREKTİĞİNDE KIZI-KIZANI, GENCİ-YAŞLISI İLE MİLLETİN HER BİR FERDİNİN İÇİNDE OLDUĞU BİR ORDU. 
 
​Bir önceki yazımda Güney Kıbrıs’ın dahi Türkiye’ye horozlandığı ve Doğu Akdeniz’de bulunan personelimiz hakkında tutuklama kararı verebilecek kadar  edepsizlik yaptığını aktarmıştım. 
 
EMPERYALİZM SON 20 YILDIR ORDUMUZ VE ASKERİMİZ ÜZERİNDE OYUN OYNUYOR; OYUNLAR YAPTIRIYOR TERÖR ÖRGÜTÜ UŞAKLARINA.
 
​11 askerin başına çuval geçirilidği 2003 yılından itibaren; Ergenekon-Balyoz Kumpası ile Türk ordusunun şerefli subayları ve şerefli askerleri zindanlara atılarak yerlerine vatan hainleri yerleştirilerek ordunun kuvveti zayıflatıldı.
Aslında yaşananlar planlı ve programlı emperyalizm projesi idi 1918’den beri unutulmayan.Ermenistan,Kürdistan,Büyük İsrail hayallerinin önünde engeldi çünkü 
Türk ordusu. 
 
​İşte tam da bu nedenle diyorum ki:
“şu anda askerlik yasasının değiştirilmesine ihtiyaç var mıdır?​“
​Geldiğimiz noktada sıcak savaşın kapımızda olduğunu düşündüğümüz bir ortamda,ikinci dünya savaşı sırasında otuz milyonluk Türkiye’de bir buçuk milyon asker barındıran Türk ordusunun; şu anda üçyüzbin askerinin olması;yürürlüğe giren yasa ile yüzaltı bin askerin hemen terhis edilecek olması; Sevr Anlaşması ile 12 aya indirilen askerlik süresinin daha da aşağılara altı aya çekilmiş olması;
beni çok  düşündürüyor-kaygılandırıyor.
 
Ayrıca bedelli askerliğin sürekliliği-askerliğin gönüllü olması;
-Türk Milletinin “Mehmetçiğine”atfettiği kutsallığı gölgelemeyecek midir?
-Şehadet mertebesinin önemi azalacak mıdır acaba paraya ihtiyacı olanların yapacağı iş haline geleceği için.
-Zengin-fakir arasında keskin bir ayrım olacak mıdır?
-“Askerlik yapmayana kız bile verilmez “
geleneğimiz;diğer TÜRK MİLLETİNE özgü Emperyalizmi kıskandıran geleneklerimiz gibi rafamı kalkacaktır!!!
 
 Bu sefer yanılmayı diliyorum Rabbimden;inşallah düşündüklerimiz gerçekleşmez; Her şey TÜRKİYEM için çok güzel olur...
 
Saygı ile kalın dostlar.
Av.Tülay Bekar

SAVAŞ ÇANLARI ÇALARKEN, TÜRKİYE DE ASKERLİK YASASI...

 
 
Günaydın dostlarım!
 
Öfkeliyim, o yüzden yazamıyorum güne dair;
 
O yüzden hep yazıyorum geçmişe dair.
 
...
 
Dün haberlerde:
 
İRAN-ABD arasındaki gerginlik vardı.
 
Belli ki bir süredir sıra İRAN’da ve sonra TÜRKİYE’de.
 
Uyanık mıyız ne gezer! Derin uykudayız.
 
Şimdi dışarıya bir bakalım:
 
-ABD İRANA SALDIRMAK ÜZERE!
 
-DOĞU AKDENİZDE Kİ GEMİ PERSONELİMİZ HAKKINDA TUTUKLAMA KARARI ÇIKARAN KENDİNİ BİLMEZ GÜNEY KIBRIS VAR!
 
-YUNANİSTAN ASLINDA İŞGAL ETTİĞİ ADALARI ASKERİ ÜS HALİNE GETİRMİŞ DURUMDA!
 
VE YİNE YUNANİSTAN SON ZAMANLARDA BİZE KARŞI HOROZLANMAKLA MEŞGUL!
 
-FRANSA HER ZAMANKİ GİBİ YUNANİSTAN VE GÜNEY KIBRIS İLE;
 
YANLARINDA TABİİ İSRAİL-ABD VAR!
 
-MISIR’DA BU SEREMONİYE KATILDI;
 
HERHALDE MÜSLÜMAN KARDEŞLER DEVRİK LİDERİNE YÖNETENLERİN BAĞLILIĞINDAN ETKİLENMİŞ OLMALI !
 
-KENDİ ÇÖPLÜĞÜMÜZDE -DOĞU AKDENİZDE NE İŞİN VAR DİYOR;KENDİLERİNİN ORADA İŞİ OLMAMASI GEREKEN ÜLKELER!
 
-KKTC KISTIRILMIŞ DURUMDA DÖRT YANDAN ;YÜZ BİR TARAFTAN!!!
 
-ABD YUNANİSTANIN BÜTÜN ASKERİ UÇAKLARINI GELİŞTİRMİŞ-EKSİKLERİNİ TAMAMLAMIŞ DURUMDA!
 
-UÇAK SIKINTIMIZ OLDUĞU AÇIK;
 
LAKİN YILLARDIR MÜTTEFİK DEDİĞİMİZ ABD;F 35’LERİ VERMEMEYE KARARLI!
 
-HAKLI BİR SAVUNMA İSTEĞİ İLE ALINAN
 
S 400 FÜZE SİSTEMİ NATO İLE ARAMIZIMI GERECEK!!!
 
...
 
Dış politikamız bu durumda;
 
Dışarıdaki gelişmeler böyle.
 
Ve geçmişte DÜNYANIN EN GÜÇLÜ 4 ORDUSUNDAN BİRİ OLAN TÜRK ORDUSUNUN;
 
11 ASKERİN BAŞINA ÇUVAL GEÇİRİLDİĞİNDEN BERİ YAŞADIKLARI ORTADA!!!
 
ANLIYAMADIĞIM ETRAFIMIZ BU KADAR SICAK İKEN;
 
ASKERLİK YASASINI DEĞİŞTİRMENİN VE BEDELLİ-GÖNÜLLÜ ASKERLİK YASASI ÇIKARMANIN ANLAMI NE!
 
NİÇİN BU ISRAR!
 
139.000 askerin hemen terhis olabileceğini söylüyor basın-yayın;
 
Peki altı aylık askerlik askerlik midir!!!
 
YAPMAYINIZ DÖNÜP SEVR ANTLAŞMASININ 150 ila 170 maddeleri arasına bakınız;bize 1918’de dayatılan, Osmanlı İmparatorluğu’na 1920’de imzalatılan hükümleri göreceksiniz!!!
 
YAPMAYINIZ ETRAF BU KADAR SICAK VE SICAK SAVAŞ KAPIDA İKEN ORDUYU DAĞITMAYINIZ;
 
ÇÜNKÜ SONRA KANDIRILDIK-YANILDIK DEME LÜKSÜMÜZ YOK .
 
ASKERLİK YASASINI DEĞİŞTİRMEK İÇİN EN AZINDAN SICAK ÇEVRENİN SOĞUMASINI BEKLEYİNİZ VE AKLI SELİM DÜŞÜNÜNÜZ.
 
Yarın SEVR ANLAŞMASI ve TBMM’de görüşülen ASKERLİK YASASI arasındaki benzerlikleri anlatacağım...

Türk Tarih Kurumu Resmi Web Sitesi Olan Www.Ttk.Gov.Tr Adresinde Bulunan “ Sultan Vahdettin Ayrılış “ Adlı Belgeselin Kaldırılması Ve Bu Konuya İlişkin İdari İşlemin İptali Talebi

TÜRK TARİH KURUMU BAŞKANLIĞI’ NA

                                          ANKARA

BAŞVURUCU       :

ADRES               :

KONU                : Türk Tarih Kurumu resmi web sitesi olan www.ttk.gov.tr adresinde bulunan “ Sultan Vahdettin Ayrılış “ adlı belgeselin kaldırılması ve bu konuya ilişkin idari işlemin iptali taleplidir.

AÇIKLAMALAR   :

Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’ nın resmi web sitesinde yer alan “ Sultan Vahdettin AYRILIŞ “ adlı belgesel tarafımca farkedilmiş ve manevi yönden tarafımı rahatsız etmiştir. Gazi meclis tarafından “ vatan haini “ ilan edilmiş bir Osmanlı Padişahının, bir vatan kahramanı gibi gösterilmesi en başta Gazi Musafa Kemal’ in ruhuna yapılmış bir saygısızlıktır. Türk Tarih Kurumu’ nun fikir babası ve kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün mirasına sahip çıkmak her Türk vatandaşının asli görevlerindendir. Nitekim Anayasa’ nın 176. Maddesi gereğince başlangıç kısmı Anayasa metni kapsamındadır. Başlanıç kısmının üç, on ve onbirinci paragrafları şöyledir.

“ Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda; anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, Türk Milleti tarafından, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur. “

Bu yüzden her Türk vatandaşı bu tür itirazlarda bulunabilir ve açılacak olan davalarda aktif dava husumeti bulunmaktadır.

Bu husus Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ nin 23.05.2013 tarih; 1994/ 8758 E., 1995/ 4355 K. Sayılı kararında açıkça ortaya konmuştur.

Bu sebeple aziz Türk milletinin bir evladı ve ferdi olarak bu belgeselin resmi web sitesinden ve yayınlandığı sair yerlerden kaldırılması için başvuru zorunluluğu doğmuştur. Şöyle ki;

Anayasa’ nın 134. Maddesinde belirtildiği üzere “ Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Atatürk'ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Cumhurbaşkanının görevlendireceği bakana bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzel kişiliğine sahip "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulur.”

Denmektedir. Buradan hareketle Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’ nın ayrı bir tüzel kişiliğe haiz olduğu aşikardır.

Ayrıca İYUK’ un ilgili 10. ve 11. Maddeleri gereği;

“ Madde 10 : İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler.

Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı,isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler. ”

“ Madde 11 – 1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.

Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.
İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. “

Buradan hareketle kurumunuz tüzel kişiliği nezdinde yapılan idari eylem veya işlemlere karşı; idari işlemin kaldırılması için kurumunuz tüzel kişiliğine karşı iş bu başvuruyu yapma zorunluluğu doğmuştur. Şöyle ki;

Türk Tarih Kurumu tarafından oluşturulan “ Sultan Vahdettin Ayrılış “ isimli video, gerek kurumun resmi web sitesi olan www.ttk.gov.tr adresinde gerekse youtube adlı web sitesinde 14/01/2014 tarihinde yayınlanmıştır. 20/12/2018 tarihi ile haberdar olduğumuz video içeriğine bakacak olursak; Ulu Önder Atatürk, Sultan Vahdettin'den, kutlu zafere ulaşma yolunda atacağı ilk adıma ilişkin direktifi almakta ve onun talimatıyla vatanın kurtuluşu için harekete geçmektedir. Bu husus ülkesini seven ve ülkesi için çeşitli çalışmalarda bulunmuş bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak tarafımca kabul edilemez. Bunun yanında söz konusu video içeriğinin Mustafa Kemal Atatürk hakkında oluşturduğu izlenimden ve tarihimizin gerçek olmayan bir şekilde çarpıtılarak halkımıza ve dünyaya arz edilmesinden oldukça büyük üzüntü ve endişe duymuş bulunmaktayım. 

Mustafa Kemal Atatürk'ün bizzat teşkil ettiği, devamlılığının sağlanması yolunda mirasının yarısını bağışladığı Türk Tarih Kurumu, bu videoyu oluşturup yayınlayarak, Mustafa Kamal Atatürk, Silah Arkadaşları ve Türk Milleti'nin hepbirlikte kazandığı kutlu zaferi, meclis kararı ile vatan haini ilan edilen, hakkında idam kararı verilen bir padişaha, Sultan Vahdettin'e atfetmiştir.  Bu oldukça can yakıcı bir ironidir. Görmekteyiz ki Türk Tarih Kurumu,  ilk kuruluş amaçları doğrultusunda hareket etmemiş, tarihimizi gerçek olmayan bir şekilde çarpıtarak halkımıza ve dünyaya arz etmiştir.

Sultan Vahdettin' in Sevri imzaladığı Nutuk' un 532. sayfasında şöyle dile getirilmiştir.

" Efendiler; Mondros Mutarekesinden sonra Türkiye' ye münhasım ( Düşman ) devletler tarafından dört defa sulh şeraiti ( şartları ) teklif edilmiştir. Bunların birincisi Sevr Projesidir. Bu proje, hiçbir müzakerenin mahsulü olmayıp Düvel-i İtilafiye ( İtilaf Devletleri ) tarafından Yunan Başvekili Mösyo Venizelos' un da iştirakiyle tanzim ve Vahideddin hükümeti tarafından 10 Ağustos 1920' de imza edilmiştir. "

Sultan Vahdettin' in onay ve Damat Ferit' in imzası ile kaleme alınmış idam fermanın da ise Ulu Önderimiz Mustafa Kemal hakkında şu ifadelere yer verilmiştir.

Kuvayı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi... ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzre, Mülkiye Ceza Kanunu’nun kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi ünvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.

Sultan Vahdettin ve hükümetinin milli mücadeleye karşı bakışı da herkesin malumudur. Bu konu hakkkında görüşlerini şu şekilde açıklamışlardır.

“ Hükümet Yunan ordusunun ileri hareketini protesto etmek niyetinde değildir. Çünkü Yunan ordusu bizim programımıza da uygun olarak Mustafa Kemal’ e ceza verme işini yapıyor. “ ( Adalet Bakanı Ali Rüştü Efendi, Peyamı Sabah 12 Temmuz 1920 )

Ayrıca Gazi meclisin Sultan Vahdettin’ in vatana ihaneti konusunda aldığı karar da tartışmasızdır. Buradan hareketle tarihin çarpıtıldığı, vatan haini olan birinin vatan kahramanı gibi gösterilmeye çalışıldığı aşikardır. Bu garabetin bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM       : Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; “ Sultan Vahdettin Ayrılış “ isimli belgeselin videolarının başta www. ttk. gov. tr adresi ve www. Youtube. Com adresinden olmak üzere yayınlandığı sair yerlerden kaldırılmasını, bu konulara ilişkin tesis edilen idari işlemlerin iptal edilmesini, aksi takdirde her türlü şikayet ve dava hakkımızı saklı tuttuğumuzu saygılarımla arz ve talep ederim.

EK-

$11-    Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ nin 23.05.2013 tarih; 1994/ 8758 E., 1995/ 4355 K.sayılı kararı

$12-   Nutuk

$13-   Sultan Vahdettin hükümetinin M. Kemal Atatürk hakkında çıkardığı idam fermanı

$14-   Vadettin hükümetinin milli mücadele konusundaki fikirleri

$15-   Meclisin Sultan Vahdettin hakkında aldığı karar

                                                                              

 

 

23 Kasım 2018 "ÇALIKUŞLARI ETKİNLİĞİ"

Sevgili dostlar; 23 Kasım 2018 tarihi Çalıkuşları Platformu için oldukça önemli bir gündü. Proje ismimizle kapsamlı bir etkinlik gerçekleştirdik. Etkinliğimiz; Yenimahalle Belediyesi’nin ev sahipliği yaptığı Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Merkezi’nde, Saat:18.00’da sevgili arkadaşım, sanatçı/ressam Handan Kayakökü’nün “Çalıkuşu… Feride…” isimli resim sergisi ile başladı. Açılışını Danıştay Önceki Onursal Savcısı Turgut Candan’ın yaptığı sergiye ilgi büyük oldu. Handan Kayakökü’ne desteklerinden ötürü teşekkürü borç bilirim. Sayın Esra Yıldız’ın sunuculuğunda etkinliğimize damga vuran isimler, bu zamana kadar “haklarını aramaktan asla vazgeçmemiş, adalete ulaşmak için çırpınmış, bu uğurda değer verdiklerini kaybetmiş” isimler… Nalan Arslan… Meslektaşım, üstadım Av. Serdar Öztürk, Gülsüm kadın diye hitap ettiğimiz Gülsüm Çolak ve hem müvekkilim, hem gücüne hayran olduğum insanlardan biri Aygül Şaripova… “Haklarını aradıkları için, vazgeçmedikleri için” kendilerine Çalıkuşları Platformu adına plaket takdim edildi. Dünyaca ünlü piyanist Gülsin Onay, onlar için çaldı, bizim için buradaydı. Aynı şekilde; kendisini “Atatürk’ün saçlarını okşadığı çocuk” olarak tanıtan, yazar Orhan Karaveli ve Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu sanatçılarından Arif Çelik ve Abdullah Gündüz saz eşliğinde şiir dinletisi ile bizimleydiler. Böylesine verimli bir etkinliğe ev sahipliği yapan Yenimahalle Belediyesi Başkanı Sayın Fethi Yaşar’a ve belediye bünyesindeki tüm arkadaşlarımıza canı gönülden teşekkür ederiz. Yola çıktığımız andan itibaren desteklerini bizlerden esirgemeyen, her daim yanımızda bizlerle birlikte yer alan, Başkent Üniversitesi’ne, Büro-İş Sendikası’na, Ankara Kulübü Derneği’ne, Kadın Muhtarlar Derneği’ne, Türk Motosikler Platformu’na, Anka Enstitüsü’ne, Medicana International Ankara Hastanesi'ne, Ulucanlar Sanat Sokağı’na, Lions 118-U Yönetim Çevresi’ne, Sayın İbrahim Kısacık’a, Sponsor destekleri için; Biletsell Seyahat Acentesi’ne, Orhan Altıntuğlu Kuyumculuk’a, Utopian’a, Yean Pide’ye, Muhteşem enerjileri, bitmek bilmeyen sabırları ve güzel yüreklerini bizler için ortaya koyan Çalıkuşları genç ekibine, Ve öncelikle özürlerimi ileterek isim isim sayamadığım nice güzel yürekli insanlara yürekten sonsuz teşekkürlerimizle… İyi ki bizimlesiniz, birlikte daha da güçlüyüz! Kadın için, çocuk için ve bize el uzatan tüm insanlar için buradayız. 2017’den beri sizlerleyiz, artık daha güçlü bir şekilde sizlerle olmaya devam edeceğiz.

 

LOGO.jpg

Lezgin Botan Hakkında Suç Duyurumuz

Eski HDP milletvekili Lezgin BOTAN tarafından, bu üzücü hadisenin ertesi günü olan 27.10.2018 tarihinde “Twitter” isimli sosyal medya platformundan terör örgütünü ve ulaşmak istedikleri amaçları över nitelikte bir paylaşım yapılmıştır. Bu paylaşımda şüpheli, şehit düşen askerlerimizin fotoğraflarını paylaşarak; “Bu fotoğraf, Kürtleri bitireceğim diye Kürtlere savaş açan Saray Rejiminin yenilgi fotoğrafıdır. Kürdistan’a sefer olur ama muzaffer olunmaz!” şeklinde ifadede bulunarak terör örgütü PKK ile onun kanlı eylemlerinin propagandasını yapmıştır. Bu nedenle büromuz adına suç duyurusunda bulunduk.

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

 

ŞİKAYET EDEN       :

 

ŞÜPHELİ                  : Lezgin BOTAN

 

SUÇ                            :Silahlı Terör Örgütü Propagandası Yapma, Kişinin Hatırasına        

 

  Hakaret, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin

 

  Kurum ve Organlarını Aşağılama, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik

 

  veya Aşağılama

 

SUÇ TARİHİ : 27.10.2018

 

SUÇ YERİ                 : Basın yolu ile (Twitter sosyal paylaşım sitesi)

 

AÇIKLAMALAR      :

 

            Bilindiği üzere 26.10.2018 tarihinde terör örgütü PKK’ya yönelik olarak Tunceli kırsalında düzenlenen operasyonda iki kahraman vatan evladımız donarak şehit düşmüşlerdir. Tüm vatanseverleri üzüntüye boğan bu elim hadise bazı kesimler tarafından ise terör örgütü propagandasına malzeme edilmiştir. Şöyle ki;

 

            Eski HDP milletvekili Lezgin BOTAN tarafından, bu üzücü hadisenin ertesi günü olan 27.10.2018 tarihinde “Twitter” isimli sosyal medya platformundan terör örgütünü ve ulaşmak istedikleri amaçları över nitelikte bir paylaşım yapılmıştır. Bu paylaşımda şüpheli, şehit düşen askerlerimizin fotoğraflarını paylaşarak; “Bu fotoğraf, Kürtleri bitireceğim diye Kürtlere savaş açan Saray Rejiminin yenilgi fotoğrafıdır. Kürdistan’a sefer olur ama muzaffer olunmaz!” şeklinde ifadede bulunarak terör örgütü PKK ile onun kanlı eylemlerinin propagandasını yapmıştır. Mevzubahis paylaşıma https://twitter.com/botan_lezgin/status/1056218558831755270 adresinden ulaşılabilecektir.

 

Bu paylaşım; ifade özgürlüğünün sınırlarını aşmanın yanı sıra hem şehit düşen vatan evlatlarının hatırasına, hem ülkemizde vatan, bayrak sevgisine sahip olan, onuruyla yaşayan Kürt kökenli yurttaşlarımıza hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne hakaret niteliğindedir. Bahse konu paylaşımdaki söylem ve anlatılmak istenen düşünce;

 

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu madde 7/2 Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”,

 

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 130 Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde, altıda biri oranında artırılır. (2) Bir ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”,

 

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 301 Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.” ve

 

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 216’ya Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” aykırılık teşkil etmektedir. Bu bağlamda şüphelinin cezalandırılması gerekmektedir.

 

SONUÇ VE TALEP : Yukarıda ayrıntılarıyla izah edilen ve tarafınızca re’sen gözetilecek sebeplerle; şüpheli Lezgin BOTAN hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmasına karar verilmesini saygı ile talep ederim.../.../....

 

Şikayet Eden

 

 

Ferhat Göktekin Hakkında Bulunduğumuz Suç Duyurusu

Bilindiği üzere 26.10.2018 tarihinde terör örgütü PKK’ya yönelik olarak Tunceli kırsalında düzenlenen operasyonda iki kahraman vatan evladımız donarak şehit düşmüşlerdir. Bu sarsıcı olay ile ilgili olarak şüpheli Ferhat GÖKTEKİN tarafından “Facebook” isimli sosyal paylaşım sitesinde suç unsuru içeren bir paylaşımda bulunulmuştur. Şüpheli tarafından donarak şehit düşen askerlerimizin fotoğrafı paylaşılmak suretiyle “Donarak geberdiler.”  şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Bahse konu bu ifadeler 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 130. maddesi uyarınca “kişinin hatırasına hakaret” suçuna vücut vermektedir. Bu nednele büromuz adına suç duyurusunda bulunduk.

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

 

ŞİKAYET EDEN       :

 

ŞÜPHELİ                  : Ferhat GÖKTEKİN

 

SUÇ                            : Kişinin hatırasına hakaret (Türk Ceza Kanunu madde 130)

 

SUÇ TARİHİ : Bilinmiyor

 

SUÇ YERİ                 : Basın yolu ile (Facebook sosyal paylaşım sitesi)

 

AÇIKLAMALAR      :

 

Bilindiği üzere 26.10.2018 tarihinde terör örgütü PKK’ya yönelik olarak Tunceli kırsalında düzenlenen operasyonda iki kahraman vatan evladımız donarak şehit düşmüşlerdir. Bu sarsıcı olay ile ilgili olarak şüpheli Ferhat GÖKTEKİN tarafından “Facebook” isimli sosyal paylaşım sitesinde suç unsuru içeren bir paylaşımda bulunulmuştur. Şüpheli tarafından donarak şehit düşen askerlerimizin fotoğrafı paylaşılmak suretiyle “Donarak geberdiler.”  şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Bahse konu bu ifadeler 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 130. maddesi uyarınca “kişinin hatırasına hakaret” suçuna vücut vermektedir. Bu bağlamda şüphelinin cezalandırılması gerekmektedir.

 

           

 

SONUÇ VE TALEP: Yukarıda ayrıntılarıyla izah edilen ve tarafınızca re’sen gözetilecek sebeplerle; şüpheli Ferhat GÖKTEKİN hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak, şüphelinin 5237 Sayı Türk Ceza Kanunu kapsamında “kişinin hatırasına hakaret” suçu ve tarafınızca tespit edilecek başkaca suçlardan dolayı cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmasına karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederim.../…/….

 

Şikayet Eden

 

Atatürk'e Hakaret İle İlgili Suç Duyurumuz!

26.10.2018 tarihinde Oda.tv internet sitesinde yayınlanan habere göre parsel sorgulama sistemine Ordu ili Kumru ilçesi bilgileri girilerek arama yapıldığında ilçede bulunan bir parkın adının “Atatürk O… Çocuğu Parkı” olarak göründüğü tespit edilmiştir. Bunun üzerine konu ile ilgili büromuz adına suç duyurusunda bulunduk!

 

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

 

ŞİKAYET EDEN       :

 

 

 

ŞÜPHELİLER          :Tespit edilecek şüpheliler

 

SUÇ                            :5816 Sayılı Yasaya Muhalefet

 

                                  

 

SUÇ TARİHİ :26.10.2018 ve öncesi.

 

SUÇ YERİ                 :İnternet ortamı.

 

AÇIKLAMALAR      :

 

 

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Zira söz konusu nitelikleri T.C. Anayasası ile de güvence altına alınmıştır.

 

31.07.1951 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 5816 sayılı yasaya göre Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden ve söven kişilerin cezalandırılacağı, söz konusu eylemi basın yolu ile işleyenlerin ise cezalarında artırım yoluna gidileceği kabul edilmiştir. 

 

Yine bilindiği üzere Türk Ceza Kanunu’nu ile de mağdurun gıyabında basın yolu ile işlenen hakaret suçlarının cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.

 

            Suç duyurusuna konu olay Oda.tv isimli internet sitesinde haber olarak paylaşılmıştır. Bu haberde; Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün “tkgm.gov.tr/tr” isimli resmi internet sitesinde “Parsel Sorgulama” isimli bir arama butonu bulunduğu belirtilmiştir. Mevzubahis sorgulama sisteminin amacı, Türkiye’nin herhangi bir yerindeki parsel durumlarının harita üzerinden incelenebilmesidir. İşbu sistemde il, ilçe, parsel ve ada numarası girilerek detaylı sorgulama yapılabildiği gibi sadece il ve ilçe bilgileri girilerek o ilin veya ilçenin sınırları ile sınırları içinde kalan park, bahçe bina vb. yapılar isimleriyle birlikte görülebilmektedir. 26.10.2018 tarihinde Oda.tv internet sitesinde yayınlanan habere göre parsel sorgulama sistemine Ordu ili Kumru ilçesi bilgileri girilerek arama yapıldığında ilçede bulunan bir parkın adının “Atatürk O… Çocuğu Parkı” olarak göründüğü tespit edilmiştir. Bahse konu internet haberi ve videoya https://odatv.com/devletin-sitesinde-ataturke-o.-cocugu-kufru-26101824.html adresinden ulaşılabilecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna duyulması gereken saygı ile şahsına ve hatırasına yönelik hakaretlerin suç olarak düzenlendiği de göz önüne alındığında; bahsi geçen parsel sorgulama sistemi kayıtlarında bu şekilde bir ibarenin yer almasında kast ve ihmali olan tüm yetkililer cezalandırılmalıdır.

 

Bu bağlamda sayın başsavcılığınızca tespit edilecek olan şüpheliler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi şahsiyetini tahkir etmiş ve alenen hakaret suçunu işlemişlerdir.

 

YARGITAY’IN YERLEŞİK İÇTİHATLARINA VE EMSAL KARARLARINA BAKILDIĞINDA DA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E HAKARET SUÇUNUN CEZALANDIRILDIĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR. NİTEKİM YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ’NİN 2003/16417 E. 2005/1184 SAYILI KARARI BU DOĞRULTUDADIR.

 

Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle tespit edilecek şüphelilerin alenen Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırasını tahkir edecek şekilde hakaret suçunu işlediği sabit olduğundan cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmektedir. Bahse konu nedenle Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hasıl olmuştur.

 

SONUÇ VE TALEP Yukarıda ayrıntılarıyla izah edilen ve tarafınızca re’sen gözetilecek sebeplerle; tespit edilecek şüpheliler hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak şüphelilerin 5816 Sayılı Kanun kapsamında ve tarafınızca tespit edilen başkaca suçlardan dolayı cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmasına karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederim…/…/….

 

                                                                                                         

 

 

 

5 Kasım 2018 "Cumhuriyet Hukukunda Kadının Yeri" Adlı Panelimiz!

Sevgili ÇALIKUŞLARI, projemize gönül veren ekip arkadaşlarım ve yüreği umutla, iyilikle, güzellikle dolu olan tüm canlar;

Dün bizler için oldukça önemli bir gündü. 5 Kasım 2018 günü, Saat:14.00-16.30 arası “Cumhuriyet Hukukunda Kadının Yeri” adlı panelimizi sonunda gerçekleştirmiş bulunduk. Haftalarca emek verilen, aylar öncesinden planlanan panelimiz nihayet başarı ile son buldu.

ÇALIKUŞLARI’nın öncülüğünde, Uluslararası LIONS 118-U Yönetim Çevresi’nin katkılarıyla hazırlanan panelimizin açış konuşmasını Ankara Barosu Başkan’ı Sayın Av. Erinç SAĞKAN yapmıştır. 
İki oturumdan oluşan panelimizin;
Birinci oturum, Prof. Dr. Kudret GÜVEN (Başkent Ünv. Hukuk Fakültesi Dekanı) başkanlığında başlamış olup, konuşmacılarımız yerlerini almıştır.
Prof. Dr. Şebnem AKİPEK ÖCAL (Ankara Ünv. Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi) alanında uzman olduğu “Medeni Hukuk Açısından Kadının Yeri” adlı sunumu, Prof. Dr. Recep TAYFUN (Başkent Ünv. Rektör Yard.) müthiş bir iletişimci olarak “Sosyal Hayatın İçinde İletişim” adlı sunuyu, Prof. Dr. Erhan BÜKEN (Başkent Ünv. Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı) ise uzmanlık alanı olduğu “Türkiye’de Kadının Karşılaştığı Adli Sorunlar” adlı sunuyu ele alıp, bizlerle paylaşmışlardır.

İkinci oturum, Av. Gülten AYANA (Ankara Barosu) başkanlığında başlamış olup, konuşmacılarımız tekrar yerlerini almıştır.
Dr. Ruhsar Demirel (MHP Milletvekili aynı zamanda ilk kadın genel başkan yardımcısı) “Cumhuriyet Döneminde Kadın ve Sağlık” adlı sunuyu, Prof. Dr. Öznur ÖZDOĞAN (Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi Anabilim Dalı Başkanı) “Cumhuriyet Döneminde Kadın ve Din” adlı sunuyu, Sanem ARIKAN (Kültür ve Turizm Bakanlığı Daire Başkanı) ise “Kültür ve Kadın” adlı sunuyu ele alıp, aynı zamanda 17 yaşlarında kendisinin kaleme aldığı “Ayşecik” adlı şiirini bizlerle paylaşmışlardır. 
Panelimiz konuşmacılarımıza takdim edilen plaketler eşliğinde başarılı bir şekilde son bulmuştur.
Bu güzel etkinliğimize katkı sağlayan, desteklerini bizlerden esirgemeyen başta Ankara Barosu Başkan’ı Av. Erinç SAĞKAN’a, Ankara Barosu Yönetim Kurulu Üyelerine, Ankara Barosu çalışanlarına, Uluslararası LIONS 118-U Yönetim Çevresi ekibine, oturum başkanlarımız Prof. Dr. Kudret GÜVEN ve Av. Gülten AYANA’ya, konuşmacılarımız Prof. Dr. Şebnem AKİPEK ÖCAL’a, Prof. Dr. Recep Tayfun’a, Prof. Dr. Erhan BÜKEN’e, Dr. Ruhsar DEMİREL’e, Prof. Dr. Öznur ÖZDOĞAN’a ve Sanem ARIKAN’a sonsuz teşekkürlerimizle…

 

45421906_2100284383635668_7844786095748284416_n.jpg

Sertifikalarımız!

Son zamanlarda edindiğimiz oldukça faydasını göreceğimiz sertifikalarımız...

45464824_2104918322901312_7935478891458592768_n.jpg45437925_2104918739567937_1913879530662002688_n.jpg

Başkent Üniversitesi'nde "İşçi Olmak" Adlı Sunuyu Gençlerle Paylaştık!

31.10.2018 tarihinde sevgili arkadaşım, meslektaşım Av.Gülten Ayana ve Kültür Bakanlığı eğitim uzmanı Ferda Çakmaklıoğlu ile Başkent Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi'nde idik. Öğrencilere "İşçi Olmak" başlıklı sunum hazırladık ve ders verdik. Konumuzda dünyada ve ülkemizde işçi olmayı, işçi haklarını, işçi-işveren sözleşmelerini anlattık.

Aslında Gençlerle kucaklaşarak yaralarımızı sardık,tazelendik,yenilendik,umut dolarak işimizin başına döndük...

 

 

Bizleri davet ettikleri için Başkent Üniversitesine gönülden teşekkür ederiz.

Sevgilerle kuşatılmış kalın...

Av.Tülay Bekar

F.jpgG.jpg

 

"FİKİRLER YARIŞIYOR" FİKRİMİZİ SUNDUK!

BUGÜNLERDE "NAFAKAYI" TARTIŞIYORUZ.

EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞÜNÜ TAM KAZANAMAMIŞ OLAN VE ÇALIŞMA HAYATINDA UZAKLAŞTIRILAN "KADININ"; EKONOMİK DESTEĞİ "NAFAKADIR."

ŞİDDET GÖSTEREN ERKEKLERE "ELEKTRONİK KELEPÇEYİ" TAKMAYI DÜŞÜNÜRKEN; NAFAKAYI KADININ ELİNDEN ALMAK, KADINA "ELEKTRONİK KELEPÇEDİR."

FİKRİM BUDUR, BEĞENİRSENİZ SEVİNİRİM DOSTLAR!

NOT: BU FİKİRDEN ELDE EDİLECEK GELİR, "ÇALIKUŞLARI PLATFORMUNUN GİDERLERİ" İÇİN KULLANILACAKTIR.

 

https://fonbulucu.com/fikir/Tulay-Bekar/1868?fbclid=IwAR3wWJcBv_pWBCj-AXWo6EhDmZXSB5IY-iWkOBW0PFqLN5qwnLjrwvO0kao

Yapılan Ziyaretler Bizleri Oldukça Mutlu Ediyor!

İman; Türkmen bir ailenin en küçük çocuklarından biri... 

Verilen destekler dolayısıyla hayatlarında refah seviyesi minicik de olsa arttı.

İman'ın annesi ve ağabeyiyle yapmış olduğu bu güzel sürpriz bizleri oldukça mutlu etti!

43033648_2054409711285507_3968489677731659776_n.jpg

ÇALIKUŞLARI PLATFORMUMUZ

ÇALIKUŞLARI ismini verdiğimiz bu serüvene; kurucu Avukatımız Tülay Bekar öncülüğünde ve bir çok gönüllü avukat/akademisyen, alanında yetkin uzmanlar desteğiyle, Ekim 2017 tarihinde başlamış bulunmaktayız.

Platformumuz kapsamında ilk toplantımızı Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Önceki Genel Müdür Sayın Enis Yavuz Yıldırım ile yapmış olduk ve gereken tüm destek Adalet Bakanlığınca tarafımıza verilmiş oldu.

Hedefimiz;

1) Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumlarında bulunan tutuklu/hükümlü, kadın ve çocuklara gereksinim duydukları maddi-manevi destek ve eğitim sağlamak,

2) Problemli bölgelerdeki okullara gerekli maddi-manevi destek ve eğitim sağlamak,

3) Ülkelerindeki savaşlardan dolayı ülkemize sığınan sığınmacılara hukuki destek sağlamak.

Yukarıda belirtilen hedeflerimize Ekim 2017’de başladık ve hala devam etmekteyiz. ÇALIKUŞLARI ismini verdiğimiz platformumuz;

-Ankara/Altındağ bölgesinde bulunan Tandoğan Şehit Mucip Arıgan Ortaokulu’na 1 haftalık periyotlarla düzenli olarak rol-model eğitimleri vermekte,

-Hakkari/Şemdinli bölgesinde bulunan Koçyiğit İlkokulu’na gerekli maddi-manavi destek sağlamakta,

- Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Ankara Eğitim Evi ve Sincan Çocuk ve Gençlik Ceza İnfaz Kurumu’na; akademisyenlerimiz, avukatlarımız, alanında yetkin uzmanlarımız ve Medicana International Ankara Hastanesi yakından destek vermekte ve üç kuruma da düzenli olarak eğitim programları uygulamakta.

 Daha nice bize uzanan ele, el uzatabilme ümidiyle…

 

26815323_1894100320920743_346737023140841591_n.jpg

25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü!

24 Kasım 2017 tarihinde;
Medicana International Ankara Hastanesi'ne "25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü" adına düzenlenen konferansa konuşmacı olarak davet edilmek büyük bir onurdu. Kadına Şiddete karşı büyük bir farkındalık oluşturduğumuzu düşünüyoruz. Emeği geçen herkese, özellikle Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü olan ve aynı zamanda Genel Cerrah, Op. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız'a teşekkür ederiz.

 

IMG-20171130-WA0018.jpg

19.11.2017 Türkmeneli Vakfı "Madde Bağımlılığı ile Mücadele Semineri"

19.11.2017 tarihinde Türkmeneli Vakfı'nda "Madde Bağımlılığı ile Mücadele" kapsamında verimli bir seminer gerçekleştirdik.
 
Seminerimize; Ankara Irak Türkmenleri Dernek Başkanı
Abbas TÜRKMEN ve Yönetim Kurulu, Ankara Oğuzboyları Dernekleri Federasyon Başkanı Bayazıt KARACAN,İsmail Hakkı KARGALI, Türk Boyları Konfederasyon Genel Başkanı Durhasan KOCA, Irak Türkmeneli İşbirliği Vakıf Başkan Yardımcısı Adil SELVİ, Ankara Bilecik'liller Dernek Başkanı Hasan AKGÜL, Irak Türkmeneli İşbirliği Vakıf Başkanı Fatih TÜRKAN, Türk Dil Kurumu Uzmanı Nevin BALTA eşlik ettiler. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
 
 IMG-20171119-WA0014.jpg

28.10.2017 TARİHLİ TOPLANTIMIZ

28.10.2017 Cumartesi tarihli yapılan toplantımızda konuşulan konuları özetleyecek olursak;
1) Ankara-Sincan Kadın Tutukevi eğitim programı üzerine tartışıldı; ilk eğitim 09.11.2017 ve akabinde 16.11.2017 tarihlerinde yapılacağı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanı Sayın Çelebi Bey’in de çalışmalarımıza iştirak edeceği bilgisi verildi.
09.11.2017 tarihli ziyaret; tutukevindeki kadınlarla tanışma toplantısı şeklinde karşılıklı sohbet havasında geçecektir. Ve bu görüşme sonucu kadın mahkumların eğitim ihtiyaçlarını tespit edip ona göre amaca uygun, geri dönüşüm alacak şekilde en az 1 senelik eğitim programı planlayacağız.
2) Tandoğan Şehit Mucip Arıgan Ortaokulundaki öğrencilere ilk ziyaretimiz sonrası sevgili Ferda hocamız ve Değer arkadaşımız sunum yaptılar.
07.11.2017 tarihli toplantıya da akademisyen emekli emniyet müdürü Fatih Eryılmaz ile sevgili Ebru arkadaşımız katılacaklardır.
Farkettiğimiz nokta ilk tanışma toplantısında bize “Yunus polis-Öğretmen” olmak istiyoruz diyen çocuklarımız; “Avukat-Hakim-Savcı” olmak da istediklerini beyan ettiler.
Bu nedenle çocuklarımızın düzgün rol modellere ihtiyaçları var.
Aynı cadde üzerinde Tandoğan Şehit Mucip Arıgan Ortaokulunun yanında altı adet ortaokul-ilkokul olduğunu düşündüğümüzde bu civardaki çocuklarımızın ne kadar korumasız, sevgiye muhtaç, maddi destekten yoksun olduklarını varsayarsak sadece bu bölgede eğitim çalışmaları ve sohbet toplantıları ile çocuklarımızın “HAYAL KURMA HAKLARINI VERECEK OLABİLİRİZ.”
3) Sığınmacı Türkmenler ve diğer sığınmacıların haklarını anlatacak minik bir el kitabı hazırlama fikri de sevgili Mualla hocamızdan geldi. Kendisine teşekkür ediyorum.

 

Av. Tülay Bekar

 

1.jpg

Kadir Mısıroğlu Hakkında Suç Duyurumuz

“DEMOKRASİYE GEÇİŞTEN BERİ SAPA SAPA KÖTÜLÜK AZALMAKTA, İYİLİK ÇOĞALMAKTADIR. İSTEDİĞİMİZ OLMUŞ DEĞİLDİR. YARI YOLDAYIZ. NASIL BLUĞA ERMEMİŞ ÇOCUĞA NİYE EVLENMİYORSUN DİYEMEZSEK HÜKÜMETE DE NİYE ŞERİAT İLAN ETMİYORSUN DİYEMEZSİN. VAKTİ VAR. SİZİN NESLİNİZ İSLAM’IN MUTLAK GALEBİSİNİ, KÜFRÜN MUTLAK YIKILIŞINI, HEYKELLERİN KÖPEK LEŞİ GİBİ SÜRÜKLENDİĞİNİ GÖRECEKSİNİZ.” ifadesi ile Atatürk’ü ve yüce Türk milletini aşağılayacak, aziz vatanımızın temellerini atan ölümsüz kahramanı ve akabinde vicdan sahibi her Türk evladını yaralayacak beyanlarda bulunan Kadir Mısıroğlu hakkında bulunduğumuz suç duyurusu örneğini aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.
ERA HUKUK BÜROSU

 

                                             ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

 

ŞİKAYET EDEN:

ŞÜPHELİLER: 1) Kadir MISIROĞLU ( Osmanlılar İlim ve İrfan Vakfı'nın Mütevelli Heyeti Başkanı, Sebil Yayınevi'nin Kurucusu ve Sahibi)
2) Faili meçhul

SUÇ: 5816 SAYILI YASAYA MUHALEFET

SUÇ YERİ: Basın Yolu ile

AÇIKLAMALAR

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. Söz konusu nitelikleri, T.C. Anayasası ile de güvence altına alınmıştır.

31.07.1951 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 5816 sayılı yasaya göre Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden ve söven kişilerin cezalandırılacağı, söz konusu eylemi basın yolu ile işleyenlerin ise cezalarında artırım yoluna gidileceği kabul edilmiştir.

Kadir Mısıroğlu isimli şahsiyet kadirmisiroglu.com internet sitesi üzerinden yayınladığı videolar aracılığı ile Atatürk’e açıkça hakaret etmekte/sövmekte, “DEMOKRASİYE GEÇİŞTEN BERİ SAPA SAPA KÖTÜLÜK AZALMAKTA, İYİLİK ÇOĞALMAKTADIR. İSTEDİĞİMİZ OLMUŞ DEĞİLDİR. YARI YOLDAYIZ. NASIL BLUĞA ERMEMİŞ ÇOCUĞA NİYE EVLENMİYORSUN DİYEMEZSEK HÜKÜMETE DE NİYE ŞERİAT İLAN ETMİYORSUN DİYEMEZSİN. VAKTİ VAR. SİZİN NESLİNİZ İSLAM’IN MUTLAK GALEBİSİNİ, KÜFRÜN MUTLAK YIKILIŞINI, HEYKELLERİN KÖPEK LEŞİ GİBİ SÜRÜKLENDİĞİNİ GÖRECEKSİNİZ.” ifadesi ile Atatürk’ü ve yüce Türk milletini aşağılayacak, aziz vatanımızın temellerini atan ölümsüz kahramanı ve akabinde vicdan sahibi her Türk evladını yaralayacak beyanlarda bulunmaktadır. Kullandığı ifadeler ile halkın dini duygularını sömürme ve halkı açıkça galeyana getirme kastı ile hareket eden bu şahıs, ifadelerinin içeriği ile 5816 sayılı kanunun 1.madde 1.fıkrasına, bu ifadeleri internette yayınlayarak da 2.madde 1.fıkraya aykırılık teşkil edecek fiillerde bulunmaktadır.

Yukarıda bahsi geçen Kadir Mısıroğlu’nun ifadelerine destek amaçlı kimliği bilinmeyen iki şahsiyetin “5816 SAYILI KANUN KALDIRILSIN. KEMALİZM YARGILANSIN. KADİR MISIROĞLU YALNIZ DEĞİLDİR. ATATÜRK’ÜN ANASINI SİKEYİM.” şeklindeki ifadeler ile açıkça Atatürk’ün annesini hedef alacak şekilde savurdukları küfür ile sonlanan video ile de 5816 sayılı kanuna dayanarak aynı suçlar işlenmiş bulunmaktadır. Bu ifadeler her Türk vatandaşını rahatsız edecek ağırlıkta olup kanunda açıkça cezai müeyyideyi gerektirdikleri görülmektedir.

YARGITAY’IN YERLEŞİK İÇTİHATLARINA VE EMSAL KARARLARINA BAKILDIĞINDA DA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E HAKARET SUÇUNUN CEZALANDIRILDIĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR. NİTEKİM YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ’NİN 2003/16417 E. 2005/1184 SAYILI KARARI BU YÖNDEDİR.

Yine Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2005/9628 E. 2006/7531 sayılı kararına göre; “Atatürk’ün büstüne “Vajina monologları” adlı tiyatro oyununa ait afişin yazılı kısmının bütün alın, burun ve yüz kısmını kapatacak şekilde konduğunu görmeleri üzerine kendilerini Emniyet Müdürlüğüne götürdüklerini beyan etmeleri, sanıkların da kısmen tanıkların anlatımlarını doğrulamaları karşısında, mahkumiyetleri yerine Atatürk’ün manevi şahsiyetini tahkir özel kastı ile hareket etmediklerinden bahisle beraatlerine karar verilmesi yasaya aykırıdır.”

Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle şüphelinin basın yolu ile alenen Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırasını tahkir edecek şekilde hakaret suçunu işlediği sabit olduğundan cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmekte olduğundan Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hâsıl olmuştur.

SONUÇ VE İSTEM: 5816 Sayılı Kanun’a açıkça aykırılık teşkil eden ifadelerin sahibi Kadir Mısıroğlu ve tespit edilecek faili meçhul kişilerin üzerlerine atılı suçtan cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. ../../2017

EK: https://www.cnnturk.com/…/son-dakika-kadir-misirogluna-atat…
EK: http://www.sozcu.com.tr/…/misirliogluna-destek-veren-iki-k…/

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı basın bürosunca, bazı basın yayın organlarında yer alan ve Kadir Mısıroğlu'na ait olduğu belirtilen video kaydında geçen sözlerle…
CNNTURK.COM

 

 

İhsan Şenocak Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk!

Son günlerde KADINLARA YÖNELİK ahlak dışı söylemleriyle gündeme gelen; Diyanet İşlerinde farklı görevlerde bulunmuş ve halen bir eğitim merkezinde görevli olarak çalışmaya devam eden İhsan ŞENOCAK hakkında üzerimize düşeni yaptık ve Era Hukuk Bürosu olarak suç duyurusunda bulunduk. 
Sizler de Türkiye'nin dört bir yanından aşağıda sizlerle paylaştığımız dilekçe örneği ile Cumhuriyet Savcılıklarımıza başvuruda bulunabilirsiniz.
Çağdaş ve aydınlık yarınlar dileriz.

 

 

                                                   ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

 

MÜŞTEKİ :

ŞÜPHELİ :İhsan ŞENOCAK (İlahiyatçı)

SUÇ : TCK.m.125, Hakaret
TCK.m.216, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama
TCK.m.219, Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma

SUÇ YERİ : Basın ve İnternet Yolu ile

SUÇ TARİHİ : 19.09.2017 – 05.10.2017

AÇIKLAMALAR
İhsan Şenocak isimli şüpheli, 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat bölümü mezunu olup, yüksek lisans ve doktora eğitimi ardından Diyanet İşleri gibi çok önemli bir kurumumuzda çeşitli kademelerde çalışmış ve fıkıh,tefsir,hadis gibi alanlarda kendisinin de eğitim verdiği İlmi ve Fikri Araştırmalar Merkezi’ni kurmuştur.

22.05.2007 -14.06.2016 tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Samsun Aşıkkutlu Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nde Eğitim Merkezi Müdürü olarak görev yapan İhsan Şenocak, bu görevinden yönetmelik gereği görev süresi dolduğu gerekçesi ile ayrılmış ve 15.06.2016 tarihinde yine aynı kurumda eğitim görevlisi olarak ataması yapılıp çalışmaya devam etmiştir. Halen bu kurumda internet sitesinde de görüldüğü üzere ‘faal eğitim görevlileri’ olarak görev yapmaktadır. (EK1)

Şüpheli İhsan Şenocak sürekli olarak kadınlar hakkında aşağılayıcı ve hakaret içerikli söylemlerde bulunmakta ve bulunmaya da devam etmektedir. Söz konusu söylemlerinin suç teşkil ettiği açıkça ortada olmasına rağmen bu ve benzeri davranışları korkusuzca sürdürmesinin en büyük sebebi caydrıcı şekilde hakkında yargılama yapılmamış olmasıdır. Ancak yine cinsiyet ayrımı yapmak suretiyle kadınlarımızı aşağılamış ve bunu alenen yapmış olması sebebi Sayın Savcılığınıza konu hakkında başvuru zaruretimiz hasıl olmuştur. 
İhsan Şenocak, 05.10.2017 tarihinde twitter isimli sosyal paylaşım sitesinde kişisel hesabından attığı bir tweet’te ‘İslam hukuku inancına göre annesiyle evlenen Mecusi’ye karışmaz.İslam esas alınsın;isteyen nikahını Müftülük’te,karşı çıkan kilisede kıysın.’ (EK2) Bu cümle İhsan Şenocak’ın onaylanmış, mavi tik içeren twitter hesabından atıldığı için şüphelinin yazıp yazmadığına dair hiçbir şüphe barındırmamaktadır. Kaldı ki İhsan Şenocak isimli şüpheli, zaten deyim yerindeyse hergün bir skandala imza atarak sarf ettiği sözlerle toplumun ahlaki değerlerini sarsmakta ve bu değerlere apaçık hakaret etmektedir.

İhsan Şenocak, 19.09.2017 tarihinde kurucusu bulunduğu İlmi ve Fikri Araştırmalar Merkezi’nin internet sitesi olan www.ifam.org.tr ‘de paylaşılan bir videoda skandal sözlere imza atmıştır. İnternet sitesine girilip video kısmından kesitler kısmı seçildiğinde ‘KIZ BABASI OLMANIN MESULİYETİ’ şeklinde paylaşılan videoda “Yani kızın şu sokaktan geçip de okula pantolonla giderken yüreğin parçalanıyor mu senin? 18 yaşında kaşını aldıran kızın üniversiteye giderken o halde, yüreğin parçalanmıyorsa vallahi kıyamet günü cehennem seni parçalayacak. Allah'ın emanetini ne hale getirdin? Sevindin üniversiteyi kazanınca; ODTÜ'ye, Boğaziçi'ye gidince sevindin. Doktor olacak, mühendis olacak, 5 milyar aylık alacak, arabaya binecek, eşine mecbur olmayacak, mahkum olmayacak… Peki onlara sevindin; kot pantolonuyla erkeklerin bakışı arasında kızın yürüyor, delikanlılar arkasına takılmışlar, arkasından gidiyorlar. Yavrunu cehenneme attın cehenneme...” şeklinde aşağılayıcı ve tahrik edici konuşmalarda bulunmuştur. (EK3)
Şüpheli kadınların sosyal hayattan dışlanması için açıkça kampanya yürütmekte ve her yerde kadınların sokağa çıkmasını, kıyafetlerini, okumalarını, çalışmalarını dini kullanmak suretiyle engellemeye çalışmaktadır. Kaldı ki işbu söylemlerini Cami’de vaaz verirken yapmakta ve görev sırasında din hizmetini alenen kötüye kullanmaktadır. 
Şüpheli sürekli olarak kadınlar hakkında dini kullanarak hakaret ve aşağılayıcı sözler söylemekte olup söz konusu söylemler TCK kapsamında açıkça suç teşkil etmektedir. Basına yansıyan ve video kaydı ile de sabit olan şüpheliye ait söylemlerin TCK uyarınca cezalandırılabilmesi için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde şüphelinin korkusuzca bu söylemleri devam edecek halk arasında kadınlara karşı ayrımcılık ve nefret oluşacaktır. Bu durumun engellenmesinin tek yolu ancak adalet ile sağlanabilir. 
EK-3 : https://www.youtube.com/watch?v=UIIJNlr4Rck
SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve Sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle şüphelinin eylemlerine uyan TCK maddeler uyarınca cezalandırılabilmeleri için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz… /../2017

 

 

                                                                                                                                       MÜŞTEKİ

 

Screenshot_20171012-114955.png
                                                                                                                                       

 

13 MART GÜVENPARK PATLAMASI 1. YIL ANMASI

 .

HAİN SALDIRIDA HAYATINI KAYBEDENLER ANILDI!

ANKARA - Ankara Güvenpark'ta 13 Mart 2016 tarihinde gerçekleştirilen bombalı terör saldırısında hayatını kaybeden 36 kişi gözyaşları arasında anıldı.
Kızılay Meydanı üzerindeki Güvenpark metro girişinin bulunduğu noktada bomba yüklü araç ile gerçekleştirilen terör saldırısının üzerinden bir yıl geçti. Terör örgütü PKK/KCK mensuplarınca, 13 Mart 2016 akşamı saat 18.45 sıralarında gerçekleştirilen terör saldırısında 36 kişi hayatını kaybederken, 349 kişi de yaralanmıştı. Patlamanın meydana geldiği noktada saat 16.00 sıralarında anma etkinliği gerçekleştirildi. Etkinliğe, saldırıda hayatını kaybeden vatandaşların aileleri ve sevenleri katıldı. Gözyaşlarına hakim olamayan aileler, yakınlarının fotoğraflarını öperek saldırıyı lanetledi. Bazı aileler ise hayatını kaybeden vatandaşların 'terör mağduru' sayılmalarına tepki göstererek, şehit sayılmalarını istedi. Ölen vatandaşların isimlerinin tek tek okunarak dua edilmesinin ardından alana karanfiller bırakıldı.
Hayatını kaybeden vatandaşların aileleri, terörü lanetlediklerini belirterek, kimsenin böyle bir acı yaşamasını istemediklerini söylediler. Aileler, saldırının ardından bir yıl geçmesine rağmen aynı acıyı yaşadıklarını ifade ettiler.
Aileler adına basın açıklaması yapan Avukat Tülay Bekar, saldırının ardından ne acının, ne de özlemin azalmadığını belirterek, "Sadece bizim değil, onlar hepimizin annesiydi, babasıydı, kardeşiydi. Gencecik geleceğimizin teminatı pırıl pırıl evlatlarımızdı. Buralarda ölen bizdik. Ziyaretten dönen bir anne, evine gitmeye çalışan memur, KPSS'ye hazırlanan bir genç kız, tesadüfen oradan geçen biri, otobüs bekleyen bir diğeriydik. Ekmek parası peşinde bir taksici ya da bir çaycıydık" diye konuştu.

17351037_987167311385527_67949215_n.jpg

 

AÇIK CEZA İNFAZ KURUMLARINA AYRILMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

22.02.2017 tarihi itbari ile Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren;

AÇIK CEZA İNFAZ KURUMLARINA AYRILMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK ile birlikte;

Toplam cezaları 5 Yıldan fazla olanlar cezalarının onda birini kurumlarda geçirmek durumunda iken söz konusu madde ile toplam cezaları 10 yıldan az olanlar cezalarının 1 ayını ve daha fazla olanlar ise onda birini kurumlarda geçirdikten sonra Açık Ceza İnfaz Kurumlarına ayrılabilecek hale gelmişlerdir.

Değişiklikle birlikte madde aşağıda ki hali almıştır.

Madde 6 - (1) Hükümlülerden; a) Toplam cezalarının yerine cezaları on yıldan az olanlar bir ayını, on yıl ve yukarı olanlar ise) onda birini kurumlarda infaz edip, iyi halli olan ve koşullu salıverilme tarihine yedi yıl veya daha az süre kalanlar, b) Müebbet hapis cezasına mahkum olup, koşullu salıverilme tarihine beş yıl veya daha az süre kalanlar, c) Cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilenlerden toplam cezalarının üçte birini bu kurumlarda iyi halli olarak geçiren ve koşullu salıverilme tarihine üç yıl veya daha az süre kalanlar, açık kurumlara ayrılabilir.

Era Hukuk Bürosu
Av. Gökçe ATABEK

Toplumu Ayrıştıran ve Nefret Suçu Oluşturan Tutum, Davranış ve Beyanlarda Bulunan Şahıslarla İlgili ERA HUKUK BÜROSU Olarak Suç Duyurusunda Bulunduk.

Yılbaşı kutlamaları ile ilgili sosyal medyada ve Kamuoyuna açık yerlerde yapılan ayrıştırıcı ve nefreti körükleyen paylaşım ve beyanların suç teşkil ettiğine dair ilgili makamlara yılbaşı öncesi uyarılarda bulunmuştuk.Üzülerek belirtmek gerekir ki geliyorum diyen vahşet önlememiştir. Toplumu ayrıştıran ve nefret suçu oluşturan tutum, davranış ve beyanlarda bulunan şahıslarla ilgili ERA HUKUK BÜROSU olarak suç duyurusunda bulunduk.Birlikten, dirlikten, huzurdan ve Cumhuriyet'ten yana olan herkesi de aşağıdaki dilekçe örneğinde belirtildiği şekilde suç duyurusunda bulunmaya davet ediyoruz.

Av. Tülay Bekar

 

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :
ŞÜPHELİLER : Murat Mücahit Yentür (Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürü)
Aydın İli Alperen Ocakları
Nazilli Alperen Ocakları
Ahmet Mahmut Ünlü ( Kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca)
Yeni Akit Gazetesi
Küçükçekmece Belediyesi ve yetkileri
Nurullah Arvas (Diyanet-Sen Van Şube Başkanı)
Ekrem Arslan(Diyanet-Sen K.Maraş Şube Başkanı)

SUÇ :TCK. 216, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama

AÇIKLAMALAR

Öncelikle yaşadığımız bu kötü günlerde bir kez daha hatırlatmak gerekir ki;Anayasamızda 2. Madde ile güvence altına alınarak belirtildiği gibi “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, LÂİK ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Anayasa ile güvence altına alınarak belirlenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri bir takım yetkililer ve kamuoyunda tanınan halkın belirli bir kesimine hitap eden kişiler tarafından dini duygular sömürülmek ve ayrımcılık yapmak sureti ile tehlikeye atılmaya çalışılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti ifade özgürlüğü olan demokratik bir hukuk devletidir. Ancak kişilere tanınmış olan bu özgürlüğün kötü niyetli olarak ve insanları aşağılar ve tahkir eder biçimde söylemlerde bulunularak kullanılması halinde Türk Ceza Kanununu uyarınca cezalandırılması gerektiği açıkça ortadadır.

Şüphelilerin Türk Ceza Kanunumuzda düzenlenen ve suç teşkil edecek şekilde halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmiş olmaları neticesinde Türkiye Cumhuriyeti olarak acı, hain ve vahim bir sonuçla karşı karşıya kalmış durumdayız.
1-Şüphelilerden Ahmet Mahmut Ünlü 26.12.2016 tarihinde sosyal medyada paylaşılan video ve bir kısım basın açıklamaları ile; “Sen gavurların icadı yılbaşı kutlaması yaparsan ALLAH'da sana ceza verir...Noel Babayı sünnet törenleri başladı, Noel kutlamalarına sıcak bakarak ne var ya gavur merasimini kutlamakta diyenler noel kutlaması yapmasa dahi kafirdir” şeklinde açıklamalar yaparak hitap ettiği kesimi 31.12.2016 gecesi yeni yıl kutlamak isteyen insanlara karşı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmiştir.
2-Şüphelilerden Nazilli ve Aydın Alperen Ocakları üyeleri ve yetkilisi 28.12.2016 tarihinde noel baba kıyafetleri ile işini yapan ve para kazanmaya çalışan bir vatandaşı darp edip yaraladıktan sonra kafasına silahlar dayayarak şiddet ve korku içerikli bir eylem yapmışlar, bu kişiler hakkında soruşturma dahi açılmamıştır. Herşeyden önce Anayasamız ile güvence altına alınarak her birimize silahsız ve saldırısız şekilde izin almadan toplantı gösteri yürüyüş hakkı verilmiş olup bir vatandaşın kafasına silah dayamak sureti ile eylem yapma hakkı kimseye hiçbir suretle verilmemiştir. Tüm bunların yanında haber sitelerinde boy boy efe kıyafetleri ile noel babanın kafasına silah dayandığı fotoğraflar paylaşımılmış Alperen Ocaklarının hitap ettiği kesimin tamamı yeni yıl kutlaması yapan kişilere karşı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik edilmiştir.


3-İstanbul ve İzmir ilinde “Bu kimin yılbaşısı bu kimin kutlaması” başlıklı bildiri; Maide suresinden “Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin onlar ancak birbirinin dostudur, im onları dost edinirse o da onlardandır. Bu Noel’e (yılbaşı gecesine) iştirak etmek, çam devirmek, hindi pişirmek mezeler hazırlayıp içkiler içmek, eğlenmek, televizyon programlarını seyretmek onlara benzemek değil de nedir?Biz bacadan hediye getiren Noel Baba’nın değil, yedi kat semadan namazı hediye getiren Muhammed Mustafa (S.A.V)’in ümmetiyiz” şeklinde olup halka dağıtılmıştır. Bu bildiri ile Türk Ceza Kanunu uyarınca halkın ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edilmiştir. Bu bildiriyi yayınlayan kişiler hakkında soruşturma başlatılmalı ve eylemlerine uyan TCK. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerekmektedir.

4-İstanbul ili Küçükçekmece ilçesine bağlı olan İkitelli’de sokağa asılan “Biz müslümanız yılbaşı kutlamalarına hayır” yazılı ve noel baba figürüne yumruk atan fesli bir osmanlı genci resmedilen dev bir pankart ile halkı alenen kin ve düşmanlığa tahrik etmiştir. Bu nedenle de İkitelli’nin bağlı bulunduğu Küçükçekmece Belediyesi ve yetkilileri eylemlerine uyan TCK maddeleri uyarınca cezalandırılmalıdır.


5-Şişli Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür imzası ile okullara; “Yaşanan terör olayları ve kültürel değerlerimize uygun olmaması nedeniyle Müdürlüğümüze intikal eden şikayetler göz önünde bulundurularak, yılbaşı nedeniyle öğrencilerin hediyeleşmesi, şans oyunları, süsleme, çekiliş vb. gibi Noel-yılbaşı etkinliklerinin yapılmaması ve herhangi bir aksaklığa mahal verilmemesi hususunda ikinci bir uyarıya mahal vermeden gereğini önemle rica ederim.” Şeklinde bir yazı göndererek hem öğrencilerin birbirleri ile ilişkilerinin kuvvetlenebileceği, kardeşlik duygularının artarak birbirlerine hediye verecekleri bir durumdan çıkararak kutlamaları iptal etmiş ve yılbaşı kutlaması yapan kişilere karşı halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmiştir.

6-Yeni Akit Gazetesi ise hergün yaptığı tüm haberlerle sürekli olarak yılbaşı kutlamaları yapan kişileri kendi hitap ettikleri kişilere karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmiştir. Yapmış olduğu haberlerden sonuncusu ise; “medeniyetiniz batsın” manşeti ile “haçlı batı mazlumların kanları üzerine inşa ettiği servet dağlarında zevk-ü sefa ile tepinmeye devam ediyor. Müslüman coğrafyalar zulüm, işkence ve ölümle yüzyüze kalırken, batı başkentleri katliamlara kulaklarını tıkarayarak türlü kepazeliklerle yeni yılı kutluyorlar.” Şeklinde olup yılbaşı kutlayan insanlara karşı halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmiştir. Bu nedenle Yeni Akit Gazetesi yetkililerinin eylemlerine uyan TCK. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerekmektedir.

7-Diyanet-Sen Van Şube Başkanı Nurullah Arvas ve Kahramanmaraş Şube Başkanı Ekrem Arslan basında yer alan açıklamalarında Yılbaşı kutlamalarının İslam dinininde yeri olmadığı, en büyük zenginliğin iman zenginliği olduğunu belirterek KANLI NOEL’E ALET OLMAYIN şeklindedir. Bu açıklamaların halkı alenen kin ve düşmanlığa tahrik ettiği de açıkça ortadadır.

YUKARIDAN BERİ BAHSEDİLEN ŞÜPHELİLER VE EYLEMLERİ NETİCESİNDE 31.12.2016 GECESİ MASUM İNSANLAR KATLEDİLMİŞTİR. HALKI GÜNLERCE YILBAŞI KUTLAMALARINA KARŞI KIŞKIRTIP, DÜŞMANLIĞA TAHRİK EDENLER BU KATLİAMINDA SORUMLUSUDUR. ÜSTELİK BİLİNDİĞİ ÜZERE BAHSEDİLEN EYLEMLERİN TAMAMI TCK KAPSAMINDA SUÇ OLARAK DÜZENLENMİŞTİR. BU İTİBARLA ŞÜPHELİLERİN EYLEMLERİNE UYAN TCK MADDELERİ UYARINCA CEZALANDIRILMALARI İÇİN SAYIN SAVCILIĞINIZA BAŞVURU ZARURETİMİZ HASIL OLMUŞTUR.

Bahsedilen şahısların eylemlerinin cezalandırılmaması halinde halk kendi içerisinde kin ve nefretle dolacak, hergün daha vahim olaylara sebebiyet verecektir. Ceza hukuku kişilerin eylemlerinin topluma zararlı olması halinde caydırıcılığını sağlamalıdır. Kaldı ki bu kişiler nefret suçu işleyerek başka vahim olayların azmettiricisi olmadan haklarında Sayın Savcılığınızca soruşturma başlatılması ve cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM:Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve Sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle şüpheliler hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. .../01/2017

Şikayet Eden

Atatürk'e Hakarete Suç Duyurusunda Bulunduk.

Mustafa Kemal Atatürk'ü aşağılayan ona hakaret eden kişiler hakkında suç duyurusunda bulunmaya devam ediyoruz. Bu kişiler bu korkunç eylemlerinden vazgeçmedikçe biz de vazgeçmeyeceğiz. Şikayetimizi aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.

.......................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :

ŞÜPHELİ : Mustafa Armağan (Türk araştırmacı, yazar)

SUÇ : 5816 Sayılı Yasaya Muhalefet

SUÇ TARİHİ : 22.12.2016

AÇIKLAMALAR

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Zira söz konusu nitelikleri T.C. Anayasası ile de güvence altına alınmıştır.

Yüce Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nce ATA’ya duyulan saygının koruyucusu olması amacıyla 25.07.1951 tarihinde 5816 sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Üzerine Kanun” çıkartılmıştır. Yargıtay’a göre bu suçun oluşması için Atatürk’ün adının doğrudan geçmesi önemli değildir.

22.12.2016 tarihinde Rize’de Mustafa Kemal Atatürk’ün heykeli vinçlerle yerinden sökülmüştür. Daha önce çay bardağı heykeli konulacak denilerek Atatürk heykeli Rize meydanından sökülmek istenmiş fakat tepkiler üzerine geri adım atılmıştır. Fakat söz konusu tarihte Rize Belediyesi; Rize Meydanında bulunan Atatürk heykelini, yerine başka bir heykel yapılacağı söylemiyle akşam saatlerinde sökmüştür. Söz konusu eylemleri sebebi ile şikayette bulunulmuş ve haklarında gerekli soruşturma devam etmektedir. Bunun üzerine tarihçi Mustafa Armağan söz konusu eylem hakkında Atatürk’ün anısına hakaret edecek şekilde sosyal medya üzerinden paylaşımlar yapmaya başlamıştır.

Atatürk heykeli; yerinden sökülürken tahrip edilmiştir. Bunun üzerine tarihçi şüpheli Mustafa Armağan sosyal medyadan paylaşımlarda bulunmaya başlamış ve alenen Atatürk’ün hatırasına hakaret emiştir. Mustafa Armağanın söylemleri incelendiğinde söz konusu eyleminin açıkça suç oluşturduğu aşikardır.(http://www.abcgazetesi.com/ataturk-dusmani-tarihci-mustafa-….)

5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Üzerine Kanun’un 1. Maddesi;

“Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir. yukarıki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.” Şeklindedir.

Atatürk heykelinin kaldırılması konusunda tarihçi Mustafa Armağan internet yolu ile “UÇAN HEYKEL 15 Temmuzdan sonra halkı istediğinin olacağı Türkiye’ye direnmenin manası yok isterseniz refendum yapalım Rizede Atatürk, heykeli toprağa vermiş bir ülkeyiz bugüne bugün putperestliğin şahikası bu gelecekte toprağı kazanlar heykel çıkaracaklar, bu giden heykelse onun nereye dikileceğini halk kararlaştırır HA YOK HEYKEL DEĞİLSE ORADA İŞİ OLMAZ Rizede Atatürk” şeklinde paylaşımlarda bulunmuştur.

YARGITAY’IN YERLEŞİK İÇTİHATLARINA VE EMSAL KARARLARINA BAKILDIĞINDA DA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN HEYKEL VE BÜSTLERİNE ZARAR VERME SUÇUNUN CEZALANDIRILDIĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2003/16417 E. 2005/1184 K. sayılı kararında; Atatürk heykeli üzerine asılan afişin Atatürk’ün manevi şahsına hakaret teşkil etmesi nedeniyle, sanıkların beraatlerine karar verilmesi yasaya aykırı bulunmuştur. Söz konusu karara göre Atatürk büstüne aşağılayıcı afiş asmak cezalandırılması gereken bir davranıştır ve buna göre Atatürk heykelinin tahrip edilmesi suçunda şüpheliler evveliyetle cezalandırılmalıdır.

Yukarıdan beri sayılan nedenlerle şüphelinin Atatürk’ün anısına alenen hakaret ve sövme suçlarını işlemiş olup hakkında eylemlerine uyan maddeler uyarınca kovuşturma yapılarak cezalandırılması gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek şüpheli Mustafa Armağan hakkında gerekli kovuşturma yapılarak eylemlerine uyan yasa maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. ../../.2017

Şikayet Eden

Suç Duyurusu Kin ve Düşmanlığa Tahrik

Yılbaşı kutlamaları ile ilgili sosyal medyada ve Kamuoyuna açık yerlerde yapılan ayrıştırıcı ve nefreti körükleyen paylaşım ve beyanların suç teşkil ettiğine dair ilgili makamlara yılbaşı öncesi uyarılarda bulunmuştuk.
Üzülerek belirtmek gerekir ki geliyorum diyen vahşet önlememiştir. Toplumu ayrıştıran ve nefret suçu oluşturan tutum, davranış ve beyanlarda bulunan şahıslarla ilgili ERA HUKUK BÜROSU olarak suç duyurusunda bulunduk.
Birlikten, dirlikten, huzurdan ve Cumhuriyet'ten yana olan herkesi de aşağıdaki dilekçe örneğinde belirtildiği şekilde suç duyurusunda bulunmaya davet ediyoruz.

Av. Tülay Bekar

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :
ŞÜPHELİLER : Murat Mücahit Yentür (Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürü)
Aydın İli Alperen Ocakları
Nazilli Alperen Ocakları
Ahmet Mahmut Ünlü ( Kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca)
Yeni Akit Gazetesi
Küçükçekmece Belediyesi ve yetkileri
Nurullah Arvas (Diyanet-Sen Van Şube Başkanı)
Ekrem Arslan(Diyanet-Sen K.Maraş Şube Başkanı)

SUÇ :TCK. 216, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama

AÇIKLAMALAR

Öncelikle yaşadığımız bu kötü günlerde bir kez daha hatırlatmak gerekir ki;Anayasamızda 2. Madde ile güvence altına alınarak belirtildiği gibi “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, LÂİK ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Anayasa ile güvence altına alınarak belirlenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri bir takım yetkililer ve kamuoyunda tanınan halkın belirli bir kesimine hitap eden kişiler tarafından dini duygular sömürülmek ve ayrımcılık yapmak sureti ile tehlikeye atılmaya çalışılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti ifade özgürlüğü olan demokratik bir hukuk devletidir. Ancak kişilere tanınmış olan bu özgürlüğün kötü niyetli olarak ve insanları aşağılar ve tahkir eder biçimde söylemlerde bulunularak kullanılması halinde Türk Ceza Kanununu uyarınca cezalandırılması gerektiği açıkça ortadadır.

Şüphelilerin Türk Ceza Kanunumuzda düzenlenen ve suç teşkil edecek şekilde halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmiş olmaları neticesinde Türkiye Cumhuriyeti olarak acı, hain ve vahim bir sonuçla karşı karşıya kalmış durumdayız.
1-Şüphelilerden Ahmet Mahmut Ünlü 26.12.2016 tarihinde sosyal medyada paylaşılan video ve bir kısım basın açıklamaları ile; “Sen gavurların icadı yılbaşı kutlaması yaparsan ALLAH'da sana ceza verir...Noel Babayı sünnet törenleri başladı, Noel kutlamalarına sıcak bakarak ne var ya gavur merasimini kutlamakta diyenler noel kutlaması yapmasa dahi kafirdir” şeklinde açıklamalar yaparak hitap ettiği kesimi 31.12.2016 gecesi yeni yıl kutlamak isteyen insanlara karşı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmiştir.
2-Şüphelilerden Nazilli ve Aydın Alperen Ocakları üyeleri ve yetkilisi 28.12.2016 tarihinde noel baba kıyafetleri ile işini yapan ve para kazanmaya çalışan bir vatandaşı darp edip yaraladıktan sonra kafasına silahlar dayayarak şiddet ve korku içerikli bir eylem yapmışlar, bu kişiler hakkında soruşturma dahi açılmamıştır. Herşeyden önce Anayasamız ile güvence altına alınarak her birimize silahsız ve saldırısız şekilde izin almadan toplantı gösteri yürüyüş hakkı verilmiş olup bir vatandaşın kafasına silah dayamak sureti ile eylem yapma hakkı kimseye hiçbir suretle verilmemiştir. Tüm bunların yanında haber sitelerinde boy boy efe kıyafetleri ile noel babanın kafasına silah dayandığı fotoğraflar paylaşımılmış Alperen Ocaklarının hitap ettiği kesimin tamamı yeni yıl kutlaması yapan kişilere karşı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik edilmiştir.


3-İstanbul ve İzmir ilinde “Bu kimin yılbaşısı bu kimin kutlaması” başlıklı bildiri; Maide suresinden “Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin onlar ancak birbirinin dostudur, im onları dost edinirse o da onlardandır. Bu Noel’e (yılbaşı gecesine) iştirak etmek, çam devirmek, hindi pişirmek mezeler hazırlayıp içkiler içmek, eğlenmek, televizyon programlarını seyretmek onlara benzemek değil de nedir?Biz bacadan hediye getiren Noel Baba’nın değil, yedi kat semadan namazı hediye getiren Muhammed Mustafa (S.A.V)’in ümmetiyiz” şeklinde olup halka dağıtılmıştır. Bu bildiri ile Türk Ceza Kanunu uyarınca halkın ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edilmiştir. Bu bildiriyi yayınlayan kişiler hakkında soruşturma başlatılmalı ve eylemlerine uyan TCK. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerekmektedir.

4-İstanbul ili Küçükçekmece ilçesine bağlı olan İkitelli’de sokağa asılan “Biz müslümanız yılbaşı kutlamalarına hayır” yazılı ve noel baba figürüne yumruk atan fesli bir osmanlı genci resmedilen dev bir pankart ile halkı alenen kin ve düşmanlığa tahrik etmiştir. Bu nedenle de İkitelli’nin bağlı bulunduğu Küçükçekmece Belediyesi ve yetkilileri eylemlerine uyan TCK maddeleri uyarınca cezalandırılmalıdır.


5-Şişli Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür imzası ile okullara; “Yaşanan terör olayları ve kültürel değerlerimize uygun olmaması nedeniyle Müdürlüğümüze intikal eden şikayetler göz önünde bulundurularak, yılbaşı nedeniyle öğrencilerin hediyeleşmesi, şans oyunları, süsleme, çekiliş vb. gibi Noel-yılbaşı etkinliklerinin yapılmaması ve herhangi bir aksaklığa mahal verilmemesi hususunda ikinci bir uyarıya mahal vermeden gereğini önemle rica ederim.” Şeklinde bir yazı göndererek hem öğrencilerin birbirleri ile ilişkilerinin kuvvetlenebileceği, kardeşlik duygularının artarak birbirlerine hediye verecekleri bir durumdan çıkararak kutlamaları iptal etmiş ve yılbaşı kutlaması yapan kişilere karşı halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmiştir.

6-Yeni Akit Gazetesi ise hergün yaptığı tüm haberlerle sürekli olarak yılbaşı kutlamaları yapan kişileri kendi hitap ettikleri kişilere karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmiştir. Yapmış olduğu haberlerden sonuncusu ise; “medeniyetiniz batsın” manşeti ile “haçlı batı mazlumların kanları üzerine inşa ettiği servet dağlarında zevk-ü sefa ile tepinmeye devam ediyor. Müslüman coğrafyalar zulüm, işkence ve ölümle yüzyüze kalırken, batı başkentleri katliamlara kulaklarını tıkarayarak türlü kepazeliklerle yeni yılı kutluyorlar.” Şeklinde olup yılbaşı kutlayan insanlara karşı halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmiştir. Bu nedenle Yeni Akit Gazetesi yetkililerinin eylemlerine uyan TCK. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerekmektedir.

7-Diyanet-Sen Van Şube Başkanı Nurullah Arvas ve Kahramanmaraş Şube Başkanı Ekrem Arslan basında yer alan açıklamalarında Yılbaşı kutlamalarının İslam dinininde yeri olmadığı, en büyük zenginliğin iman zenginliği olduğunu belirterek KANLI NOEL’E ALET OLMAYIN şeklindedir. Bu açıklamaların halkı alenen kin ve düşmanlığa tahrik ettiği de açıkça ortadadır.

YUKARIDAN BERİ BAHSEDİLEN ŞÜPHELİLER VE EYLEMLERİ NETİCESİNDE 31.12.2016 GECESİ MASUM İNSANLAR KATLEDİLMİŞTİR. HALKI GÜNLERCE YILBAŞI KUTLAMALARINA KARŞI KIŞKIRTIP, DÜŞMANLIĞA TAHRİK EDENLER BU KATLİAMINDA SORUMLUSUDUR. ÜSTELİK BİLİNDİĞİ ÜZERE BAHSEDİLEN EYLEMLERİN TAMAMI TCK KAPSAMINDA SUÇ OLARAK DÜZENLENMİŞTİR. BU İTİBARLA ŞÜPHELİLERİN EYLEMLERİNE UYAN TCK MADDELERİ UYARINCA CEZALANDIRILMALARI İÇİN SAYIN SAVCILIĞINIZA BAŞVURU ZARURETİMİZ HASIL OLMUŞTUR.

Bahsedilen şahısların eylemlerinin cezalandırılmaması halinde halk kendi içerisinde kin ve nefretle dolacak, hergün daha vahim olaylara sebebiyet verecektir. Ceza hukuku kişilerin eylemlerinin topluma zararlı olması halinde caydırıcılığını sağlamalıdır. Kaldı ki bu kişiler nefret suçu işleyerek başka vahim olayların azmettiricisi olmadan haklarında Sayın Savcılığınızca soruşturma başlatılması ve cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM:Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve Sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle şüpheliler hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.       .../01/2017

                                                                                                              Şikayet Eden

Era Hukuk Bürosu Olarak Mustafa Kemal Atatürk'e Açıkça ve Hiç Çekinmeden Hakaret Eden Bu Kişi Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk.

Toplumsal cinsiyet anlayışının bu denli vahim bir hale geldiği bu günlerde kadınların hak ve özgürlüklerini her gün ihlal eden ve kadını bir meta olarak gösteren bu programların kapatılması gerekmektedir. Zira bu programların içerisinde bulunan yarışmacıların da bu şekilde konuşması, programların aşağılayıcı ve vahim içeriklerinden de belli olmaktadır.

Era Hukuk Bürosu olarak Mustafa Kemal Atatürk'e açıkça ve hiç çekinmeden hakaret eden bu kişi hakkında suç duyurusunda bulunduk. Sizlerde artık bu ve benzeri olaylarla karşılaşmamız için bize ortak olun ve bulunduğunuz yer Cumhuriyet Savcılıklarından suç duyurusunda bulunun.

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA

ŞİKAYET EDEN :

ŞÜPHELİ : Yağmur AVCI

SUÇ : 5816 Sayılı Yasaya Muhalefet,

TCK m.130 kişinin anısına hakaret

SUÇ TARİHİ : 24.11.2016

SUÇ YERİ : Basın yolu ile ( Periscope sosyal paylaşım sitesi)

AÇIKLAMALAR

Türk Devleti'nin yasalarının koruyucusu ve dayanağı anayasamız, cumhuriyeti bize armağan eden, ulusumuzu muasır medeniyetler seviyesine çıkarmıştır. Mustafa Kemal ATATÜRK'e saygımızın koruyucusu olması amacıyla 25.07.1951 tarihinde 5816 sayılı "Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Üzerine Kanun" çıkartılmıştır. 5816 sayılı yasaya göre; Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden ve söven kişilerin cezalandırılacağı, söz konusu eylemi basın yolu ile işleyenlerin ise cezalarında arttırım yoluna gidileceği kabul edilmiştir.

Gerek gazetelerde gerekse sosyal ağlarda Atatürk'ün aziz hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimseler ile Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimselerle ilgili haberlere rastlamaktayız. Bunlardan biri ise geçtiğimiz günlerde 'periscope' uygulaması aracılığıyla videosunu paylaşan Yağmur AVCI isimli şahıstır.

24.11.2016 tarihinde Yağmur AVCI kullanmış olduğu Periscope uygulamasından çekildiği görülen görüntülerde, Atatürk için "O ZAMAN SİZİN ATANIZ DA ÖLÜSÜYLE İŞGAL ETTİĞİ 780 BİN METREKARELİK ANITKABİR'İ BOŞALTIP NORMAL BİR MEZARA DÖNSÜN. VAR MISINIZ? BU DA SİZE KAPAK OLSUN." ifadelerini kullanıyor.(EK1)

Periscope uygulaması üzerinden Yağmur AVCI isimli şahsın yapmış olduğu provokasyon niteliğindeki paylaşımlar halkı derinden üzmüş ve halkın tepkisini çekmiştir. Tüm bunların dışında Ulu Önder Atatürk'ün naşına aşağılar vaziyette ÖLÜ diyerek hitap eden, Anıtkabir'i, Atatürk'ün ölüsüyle işgal ettiğini beyan eden Yağmur AVCI'nın; Mustafa Kemal ATATÜRK 'ün manevi hatırasına apaçık hakaret suçu işlediği anlaşılmaktadır. Bunun aksinin düşünmek hukuk mantığıyla, 5816 sayılı yasanın amaç ve ruhuyla bağdaşmayacaktır. Nitekim söz konusu 5816 sayılı kanunun 1. Maddesi;

"Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..." şeklinde olup 2. Maddesi ise;

"Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtası ile işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır." Şeklindedir. İlgili maddeler ışığında şüpheli şahsın 5816 sayılı kanun kapsamında basın vasıtasıyla suç işlediği gözle görülür bir gerçektir.

Anayasamız her ne kadar kişilerin düşüncelerini beyan etmelerinde özgür olduğunu ifade etse de bu özgürlüğe bazı sınırlamalar getirmiştir. Anayasa'nın düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlıklı 26. Maddesi;

"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir...

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir" şeklinde olup anayasamızda, başkalarının şöhretlerini olumsuz etkileyecek düşünce açıklamalarının sınırlandırılacağı beyan edilmiştir. Bu nedenle Yağmur AVCI adlı şahsın paylaşımı açıkça anayasaya aykırılık teşkil etmektedir.

Yağmur AVCI'nın yayınladığı bir fotoğrafında Atatürk heykeli üzerinde oturduğu görülmektedir (EK2). 5816 sayılı Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanunun 1. Maddesi'nin 2. fıkrası;

"... Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir." Şeklinde olup Yağmur AVCI'nın Atatürk'ün heykeli üzerine oturmakla heykeli tahrip ettiği ve ona zarar verdiği sabittir.

Atatürk'ün hatırasına hakaret suçu, sözel ifade, yazılı beyan gibi düşüncenin dışa açıklanması yoluyla işlenebileceği gibi heykellerin, büstlerin kırılması gibi aktif eyleme dayalı davranış biçimleri ile de işlenebilir. Bu suçun işlenmesine örnek olarak verilebilecek durumlar, bazı Yargıtay kararlarında ele alınmıştır. Örneğin, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin E. 2005/9628, K. 2006/7531 sayılı 26.9.2006 tarihli kararında; "Atatürk'ün büstüne "Vajina monologları" adlı tiyatro oyununa ait afişin yazılı kısmının bütün alın, burun ve yüz kısmını kapatacak şekilde konduğunu görmeleri üzerine kendilerini Emniyet Müdürlüğü'ne götürdüklerini beyan etmeleri, sanıkların da kısmen tanıkların anlatımlarını doğrulamaları karşısında, mahkumiyetleri yerine Atatürk'ün manevi şahsiyetini tahkir özel kastı ile hareket etmediklerinden bahisle beraatlerine karar verilmesi yasaya aykırıdır."

denilmiştir. Görüleceği üzere, sanıklar, Atatürk'ün büstünün yüz kısmını Vajina Monologları yazısı ile kapatarak, kadın cinsel organından yola çıkıp Atatürk'ün şahsiyetine hakaret etmiş, kendisini küçük düşürmüşlerdir. Yine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 18.06.2013 tarih, 2012/4775 E., 2013/9266 K. sayılı kararında "sanığın suç oluşturan kaba

sövme niteliğindeki sözlerinin 6352 sayılı yasanın geçici maddesi kapsamında düşünce ve kanaat açıklaması olarak kabul edilemeyeceği" vurgulanmıştır.

Balıkesir'de 8. Sınıfta okuyan 14 yaşındaki bir öğrencinin, derste öğretmeninin "Kitapları çıkarın" sözü üzerine Atatürk'ü göstererek "Bu kitap bu inek tarafından getirildi. Bu inek olmasaydı kitap olmazdı" demesini, Yargıtay 11. Ceza Dairesi 'hakaret için genel kast yeter" diyerek Atatürk'e hakaret suçu olarak nitelendirmiştir. Demek ki; genel kast ile Atatürk'ü aşağılama, küçük düşürme ve hakaret içeren ifadelerle anma eylemleri, artık ifade özgürlüğü kapsamında ele alınamayıp 5816 sayılı yasa gereğince hapis cezasına çarptırılma yaptırımına tabi suç niteliği taşıyacaktır.

Bu kararlar göz önüne alındığında Yağmur AVCI adlı şahsın Atatürk'e sarfettiği kaba ve aşağılayıcı nitelikteki sözlerinin ifade özgürlüğü kapsamında nitelendirilemeyip suç teşkil ettiği sabittir.Ayrıca bu şahsın Atatürk heykeli üzerine oturması da açıkça ilgili kanun maddeleri ve Yargıtay kararları ışığında suçtur.

Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle şüphelinin basın yolu ile alenen Mustafa Kemal Atatürk'ün hatırasını tahkir edecek şekilde hakaret suçunu işlediği sabit olduğundan cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmekte olduğundan Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hasıl olmuştur.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın savcılığınızca re'sen gözetilecek sebeplerle, şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. .......2016

Şikayet Eden

İlgili suç delili izlence linki : https://www.youtube.com/watch?v=Tc9ibiemXoc HABER DETAY : http://tv.sozcu.com.tr/2016/magazin/video/gelin-adayindan-ataturke-hakaret?utm_source=sm_fb&utm_medium=free&utm_campaign=magazin

Suç Duyurusunda Bulunun!

Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret eden ve etmeye devam eden kişiler hakkında suç duyurusunda bulunmaya devam ediyoruz. Türkiye'nin her yerinden sizlerde suç duyurusunda bulunmak isterseniz örnek dilekçemizi aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.
Av.Tülay Bekar


.../...

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :

ŞÜPHELİ : Fatih TEZCAN (analizmerkezi.com sitesinin genel yayın yönetmeni)
SUÇ :5816 Sayılı Yasaya Muhalefet
Hakaret, TCK. 125

SUÇ TARİHİ : 10.11.2016

SUÇ YERİ : Basın yolu ile ( Twitter sosyal paylaşım sitesi)

AÇIKLAMALAR

Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığının ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünün siperi olan Anayasamız, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ anlayışıyla hazırlanmıştır. Anayasamızla birlikte; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin; toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu güvence altına alınmıştır.
Yüce Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nce ATA’ya duyulan saygının koruyucusu olması amacıyla 25.07.1951 tarihinde 5816 sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Üzerine Kanun” çıkartılmıştır. 5816 sayılı yasaya göre Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden ve söven kişilerin cezalandırılacağı, söz konusu eylemi basın yolu ile işleyenlerin ise cezalarında arttırım yoluna gidileceği kabul edilmiştir. Yargıtay kararlarına göre bu suçun oluşması için Atatürk’ün adının doğrudan geçmesi önemli değildir.
10.11.2016 tarihinde gazeteci Fatih TEZCAN; sosyal paylaşım sitesi olan Twitter’daki hesabı üzerinden ifade özgürlüğü hakkını kullanarak 08.32’de “Özlemle anıyoruz… Allah mekanını cennet eylesin… Amin...” paylaşımında bulunmuştur. Fakat saat 09.35’teki paylaşımında ise “Küstahlığa bak! Abdülhamid Han’ı anıyorum, Atatürk’e saygısızlık diyorlar. Adeta: Maktul’ü anıyoruz, Katil’e saygı istiyorlar! Bkz. 31 Mart” şeklinde ifadelere yer vermiştir. Atatürk’ün öldüğü günde, Twitter sitesi üzerinden Fatih TEZCAN isimli şahsın yapmış olduğu provokasyon niteliğindeki paylaşımlar halkı derinden üzmüş ve halkın tepkisini çekmiştir. Tüm bunların dışında Ulu Önder Atatürk’ü ‘katil’ sıfatıyla itham eden söz konusu şahsın, Mustafa Kemal ATATÜRK ’ün manevi hatırasına apaçık hakaret suçu işlediği anlaşılmaktadır.Bunun aksinin düşünmek hukuk mantığıyla, 5816 sayılı yasanın amaç ve ruhuyla bağdaşmayacaktır. Nitekim söz konusu 5816 sayılı kanunun 1. Maddesi;
“Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...” şeklinde olup 2. Maddesi ise;
“Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtası ile işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır.” Şeklindedir. İlgili maddeler ışığında şüpheli şahsın 5816 sayılı kanun kapsamında basın vasıtasıyla suç işlediği gözle görülür bir gerçektir. Ayrıca bilindiği üzere Türk Ceza Kanunu’nu ile de mağdurun gıyabında basın yolu ile işlenen hakaret suçlarının cezalandırılacağı sabitlenmiştir.
Anayasamız her ne kadar kişilerin düşüncelerini beyan etmelerinde özgür olduğunu ifade etse de bu özgürlüğe bazı sınırlamalar getirmiştir. Anayasa’nın düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlıklı 26. Maddesi;
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir…
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi… başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir” şeklinde olup anayasamızda, başkalarının şöhretlerini olumsuz etkileyecek düşünce açıklamalarının sınırlandırılacağı beyan edilmiştir. Bu nedenle Fatih TEZCAN adlı şahsın paylaşımı açıkça anayasaya aykırılık teşkil etmektedir.
YARGITAY’IN YERLEŞİK İÇTİHATLARINA VE EMSAL KARARLARINA BAKILDIĞINDA DA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E HAKARET SUÇUNUN CEZALANDIRILDIĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR. NİTEKİM YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ’NİN 2003/16417 E. 2005/1184 SAYILI KARARI BU YÖNDEDİR.
Yine Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2005/9628 E. 2006/7531 sayılı kararına göre; “Atatürk’ün büstüne “Vajina monologları” adlı tiyatro oyununa ait afişin yazılı kısmının bütün alın, burun ve yüz kısmını kapatacak şekilde konduğunu görmeleri üzerine kendilerini Emniyet Müdürlüğüne götürdüklerini beyan etmeleri, sanıkların da kısmen tanıkların anlatımlarını doğrulamaları karşısında, mahkumiyetleri yerine Atatürk’ün manevi şahsiyetini tahkir özel kastı ile hareket etmediklerinden bahisle beraatlerine karar verilmesi yasaya aykırıdır.”
Fatih TEZCAN isimli şahsın Atatürk’e sarf ettiği ‘katil’ sözünün her ne kadar milletimizin gözünde Atatürk’ün değerini düşürmeyeceği açık ise de bir kısım vatandaşımızı etkilediği de göz ardı edilemez.
Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle şüphelinin basın yolu ile alenen Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırasını tahkir edecek şekilde hakaret suçunu işlediği sabit olduğundan cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmekte olduğundan Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hasıl olmuştur.

SONUÇ VE İSTEM :Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle, şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. ...11.2016

http://www.gercekgundem.com/…/fatih-tezcandan-kustah-paylas…

Mustafa Kemal Atatürk'ün aramızından ayrılışının 78. yılında yandaş medya kalemşörleri Ata'ya yönelik kinlerini çekinmeden kusmaya devam ediyor.
gercekgundem.com

ATA'mıza Hakarette Bulunan Her Şahıs İçin Suç Duyurusunda Bulunmaya Devam Edeceğiz!!!

Mustafa Kemal Atatürk'ün izinden gitmemiz onun değerlerine sahip çıkmamız gereken zamanlarda hala böylesine vahim şekilde paylaşımlarda bulunmaya devam eden kişiler hakkında suç duyurusunda bulunmaya devam ediyoruz. Bu ve benzeri olaylara bir vatandaş olarak sessiz kalmamız gerektiğini düşünüyor, sizlerle de bulunduğunuz şehirden Savcılığa başvurmak isterseniz diye suç duyurumuzu aşağıda paylaşıyoruz. Bilgilerinize sunar, daha aydınlık ve güzel günler dileriz.

Era Hukuk Bürosu

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :

ŞÜPHELİ : Erkan KARA

SUÇ : 5816 Sayılı Kanuna Muhalefet
TCK. m. 130


AÇIKLAMALAR

Tüm dünyada sosyal medya çeşitlerinden en çok kullanılan Facebook içerisinde kendisine “Erkan Kara” ismi ile açmış olduğu hesaptan TCK ve 5816 sayılı kanun uyarıca suç teşkil eden eylemlerde bulunan kişi hakkında Sayın Savcılığınıza başvuru zaruretimiz hasıl olmuştur.

Bir Türk vatandaşı olarak Mustafa Kemal Atatürk’ü korumak ve ona karşı suç teşkil eden eylemleri şikayet etmek vatandaşlık görevimiz olup Ceza Hukuku kapsamında da ihbar yükümlülüğümüz mevcuttur. Böylesine vahim bir şekilde Atatürk’e yapılan tüm saldırıların cezalandırılması gerekmektedir.

Yukarıda bahsedilen Facebook’un “Erkan Kara” adlı tüm herkese açık bir hesap tarafından “Ne Kadar Ön Sezi Sahibi Bir Ata :D” şeklinde paylaşımda bulunarak altına ise photoshop programı kullanılarak Mustafa Kemal Atatürk’ün büstünün olduğu ve büstün altında ise; “BEN RUHUMU TESLİM ETTİKTEN EVVEL SONRA, İZİMDE OLDUĞUNU İDDİA EDEN BİR TAKIM FANİLER KABRİMİN YANINA SABİ PARKI YAPTIRACAKLAR, EVVEL SONRA O AYNI FANİLER O GÜZELİM PARKI YIKTIRACAKLAR. BRE GAFİLLER! MADEM YAPTIRIYORSUNUZ, NİYE YIKTIRIYORSUNUZ BENAMUSLAR!..” yazılı fotoğrafı paylaşmak suretiyle aşağılanmıştır. (EK1)

Şüphelinin söz konusu eylemi açıkça Atatük’le alay eder nitelikte olup onun hatırasına saygısızlık yapmak suretiyle aşağılamaktadır.

5816 sayılı kanuna göre; Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Şüpheli hem Atatürk’e alenen hakaret edip onu aşağılamış hem de büstünü tahrip ederek Mustafa Kemal Atatürk’ün ileri görüşlülüğü ile alay etmek suretiyle suç işlemiştir. Üstelik bunu herkes tarafından görülecek yazılı ve görüntülü ileti ile bir hesapta internet aracılığıyla yapmıştır. Söz konusu eylemler alenen suç teşkil etmekte olup şüphelinin tespit edilerek cezalandırılması gerekmektedir.

Yukarıdan beri sayılan nedenlerle Facebook hesap adı verilen “Erkan Kara” isimli şüphelinin IP adresi aracılığıyla tespit edilerek eylemlerine uyan maddeler uyarınca kovuşturma yapılarak cezalandırılması gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle Facebook adlı internet sitesinde “Erkan Kara” adlı kullanıcının IP adreslerinden kimliği tespit edilmesi, şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak eylemlerine uyan TCK. maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.../../2016

Şikayet Eden

Avukatımızdan Komisyonda Olan Kanun Teklifi Değerlendirilmesi

Avukatımız Gökçe Atabek'in halihazırda komisyonda olan kanun teklifini değerlendirmesi aşağıdadır. Avukatımıza teşekkür ediyoruz.

Bilindiği üzere Hukuk camiasında fetö terör örgütüne üye olmaktan ve bu örgüte yarar sağlamak iddiasıyla binlerce hakim savcı tutuklanıp meslekten ihraç edildi.

Söz konusu hakim ve savcıların görev yaptıkları mahkemelerde yargılanan ve cezalandırılan binlerce vatandaşın uğradıları hak kayıplarının giderilmesi adına Ceza Muhakemesi Kanununumuzun 311. Maddesinde düzenlenen yargılamanın iadesi müessesinden yararlanması zarureti ortaya çıkmış durumdadır. CMK’nın 311. Maddesinin 1. Fıkrasının c bendine göre; Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise yargılamanın iadesi yoluna gidilir. Bu yola başvurabilmek için kararın kesinleşmesi gerektiği gibi yerel mahkemece talebin kabule değer olup olmadığı hakkında da değerlendirme yapılarak bir karar verilir.

Ancak halihazırda tutuklanan ve ihraç edilen hakim ve savcıların binlerce olması ve bu kişiler tarafından yapılan yargılamaların yenilenmesi halinde oluşacak iş yoğunluğuda göz önüne alınarak taleplerin kabule değer olmadığı ve bu bağlamda da reddedilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.

22.09.2016 tarihinde teklif edilen ve halihazırda komisyonda değerlendirmede bulunan Ceza Muhakemesi Kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifleri incelendiğinde; bahsedilen hakim ve savcılar tarafından yapılan yargılamalarda taraf olan ve hak kaybına uğrayan vatandaşların söz konusu hak kayıplarının giderilmesi için başvuru yapıldığı ve fetö terör örgütüne üye olduğu hükmolunan hakimlerin baktığı davalarda ceza alan vatandaşların yeniden yargılama hakkı alması ve bu davaların bağımsız mahkemelerde adaletle yeniden görülmesi amaçlanmıştır. Söz konusu kanun teklifinin kabul edilmesinin hak ihlallerinin önüne geçirilmesini sağlayacak nitelikte olduğu kanaatindeyiz.

Bunun dışında geçtiğimiz gün Bekir Bozdağ yapmış olduğu açıklamada; Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru imkanı var. Zannediyorsam 2012'den beri bu yol açık. Vatandaşlarımız Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilir. Bir kanunla FETÖ'den açığa alınan hakimlerin ve savcıların verdiği kararları yeniden yargılamaya açarsak o zaman bir sürü dava birikir. AYM'nin kendi hükümleri var ve bireysel başvuruyu yapanlar bu yolla hakkını arayabilir. Anayasa Mahkemesi hak ihlaliyle ilgili karar verirse yeniden yargılama yolu açılabilir."Şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Bu takdirde yerel mahkemelerde ki yoğunluk anayasa mahkemesi için geçerli hale gelecektir. Ancak Bozdağında belirttiği gibi yerel mahkemede bahsedilen hakimlerce yargılanmış olan kişilerin hak ihlalleri olduğu tespit edilerek yeniden yargılanmaları sağlanacak olma ihtimaline bakıldığında yeniden yargılama talepleri reddedilen kişilerin hak ihlalleri olduğundan bahisle anayasa mahkemesine bireysel başvuru yapmaları gerektiği kanaatindeyiz. Söz konusu süreç uzun olmakla birlikte ihlallerin önüne geçebilmek adına bu başvuruların mutlaka yapılması gerekmektedir.

Anıtkabir'deki Ucube Kaldırıldı!

Günler Aydın olsun DOSTLAR;;;

TEŞEKKÜRLER;
TÜRKİYEMİN AYDINLIK İNSANLARI!

SİVİL TOPLUM,İNANÇLA YÜRÜYEN HALK;
DOĞRU İSTEK!!!

YANLIŞI HER NOKTADAN DÖNDÜRÜR...

ANITKABİRDEKİ "UCUBE"KALDIRILDI.

EMEĞİ GEÇEN HERKESE BİNLERCE TEŞEKKÜR;
VE DE SAYGILAR;

Av.Tülay Bekar

Anıtkabir Komutanlığı'na !

Anıtkabir'in mimarisine uymayan, herhangi bir değer taşımayan, alelade şekilde yapılan bu parkın Anıtın amacına, önemine ve bütünlüğüne aykırı olduğu kanaatinde olduğumuzdan Anıtkabir Komutanlığı'na bilgi edinme yazısı yazıyoruz. Tüm vatandaşlarımızı duyarlı olmaya çağırıyor ve aşağıdaki yazı ile her vatandaşımızın Anıtkabir Komutanlığı'na başvurabileceğini hatırlatıyoruz.

Bilgilerinize saygıyla arz edilir.

Av. Tülay Bekar

 

14450008_1240363346023485_4131102818750430367_n.jpg

ANITKABİR KOMUTANLIĞI’NA

Herkes tarafından bilindiği üzere Anıtkabir’in yapımına 1944 yılında başlanmış olup 9 yıllık bir süre sonunda 4 aşamalı olarak 1953 yılında tamamlanmıştır. Yapının mimarisi için uzun yıllar çalışılmış olup Anıtkabir için kullanılan her bir taşın anlamı ve önemi büyüktür. Böylesine bir mimarisi olan anıtın içerisine çocuk parkı yaptırılmıştır. Söz konusu park Anıtın amacına aykırı olup bütünlüğünü de bozmaktadır. Bu önem ve anlam bütünlüğüne sahip olan Anıtkabir’in içerisinde herhangi bir mimari önem taşımamakla birlikte görüntüsü bile alelade olan bir park yapılmasının gerekçesi, kim tarafından ne amaçla yaptırıldığı hususlarında bir Türk vatandaşı olarak tarafıma bilgi verilmesini saygılarımla arz ederim. ../../2016

Karşılıksız Çek Düzenlemeye Hapis Cezası Geliyor!

İcra iflas kanunundan elektronik imzaya kadar birçok alanda düzenleme yapılmasını içeren 6728 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu kanun özellikle Çek Kanununda önemli değişiklikler içeriyor. Kanunun 61 ila 65. maddeleri arasında Çek Kanununda değişiklik yapılmasına dair düzenlemeler yer alıyor.
KARŞILIKSIZ ÇEK DÜZENLEMEYE HAPİS CEZASI GELİYOR
Bunlara göre, karşılıksız çek düzenleme suçunun halihazırda uygulanan adli para cezasına ek olarak belirlenen paranın ödenmemesi durumunda hapis cezası verilebilecek. Karşılıksız çek düzenlemek suç teşkil ettiği artık çek hesabı açtırmak için bankaya adli sicil kaydı da verilmesi zorunlu olacak. Bu çerçevede bankanın, çek hesabı açtırmak isteyen kişinin çek hesabı açma yasağının bulunup bulunmadığını kontrol etme yükümlülüğü olacak.
Ayrıca çek üzerine Çek hesabı sahibinin gerçek kişi olması durumunda kimlik numarası, tüzel kişi ise MERSİS numarası yazılacak. Çek hesabı sahibi ile düzenleyenin farklı kişiler olması halinde, ayrıca düzenleyenin kimlik numarası da yazılacak. Böylece, çek hesabı sahibinin benzer isimli veya unvanlı kişilerden ayırt edilebilmesi sağlanarak, düzenleyenin net bir şekilde tespit edilebilmesi ve çekin karşılıksız çıkması durumunda çek hesabı sahibine karşı yapılacak başvurularda doğru kişiye ulaşılması hedefleniyor.
ŞİRKETLERİN TASFİYESİ KOLAYLAŞTIRILIYOR
Sermaye şirketlerinin tasfiye sürecini kolaylaştırmayı amaçlayan tasarı, tasfiye halindeki şirketin, kalan mal varlığını dağıtabilmek için alacaklılara yönelik yapılacak üçüncü ilandan itibaren gerekli bekleme süresi 1 yıldan 6 aya düşürülüyor.
Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tasfiye olunan şirketlerde, İcra İflas Kanunu'ndaki tasfiye ve ceza yaptırımı hükümleri uygulanmayacak.
KAREKODLU ÇEK ZORUNLU HALE GELECEK
Piyasalarda çeke duyulan güvenin artırılması ve karşılıksız çekin engellenmesi amacıyla çeklerde seri numarasıyla karekod bulunması zorunlu hale gelecek. Yabancı banka tarafından bastırılan çeklerde seri numarası veya karekodun bulunmaması senedin çek olarak geçerliliğini etkilemeyecek.
Bankalar, 31 Aralık 2016 tarihinden sonra karekodsuz çek yaprağı veremeyecek. 31 Aralık 2016 tarihinden önce basılan çeklerde bu unsur aranmayacak.
Tasarının tamamı için: http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx…
Stj. Av. Oğuzhan KISA

 
resmigazete.gov.tr
 

Ne Kutlu; Bir Taarruzdur O!

NE KUTLU ;
BİR TAARRUZDUR O!!!

BİR MİLLETİN ;
KADERİNİ GELECEĞİNİ;

KENDİ KANI VE ELLERİYLE ÇİZDİĞİ TARİH!!!

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI ;
KUTLU OLSUN;
KUTLANSIN...

TÜRK OLAN HER İLDE SEDASI YANKILANSIN...

BU VESİLE İLE ;
BAŞKOMUTANIMIZ ,ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE SİLAH ARKADAŞLARINI MİNNETLE ANIYOR;
SAYGI İLE AZİZ RUHLARI ÖNÜNDE EĞİLİYORUM ...

Av.Tülay Bekar

 

14079713_1761109537435511_8817036645539097297_n.jpg

Avukatımızdan Anayasa Mahkemesi Kararına Yorumu

Avukatımız Gökçe Atabek'in Anayasa Mahkemesi kararına yorumu aşağıdadır;

Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu karar ile, Türk Ceza Kanunun 103. Maddesinin 1. Fıkrasının a bendinde yer alan “15 yaşını tamamlamamış” kısmı ,sebebi ile ,birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar vermiştir.

Başvurucu Bafra Ağır Ceza Mahkemesi’nin kanunun iptalini isteme gerekçesinde ;cinsel istismara uğrayan çocuğun rızası olması durumlarında cezanın aşırı yüksek olduğudur. Kanunda çocuk tanımı yapılmış olup ,bu kişilerin rızasının kabul edilmesi ve başvuruya konu olması oldukça üzücü bir tablodur. Zira, böyle bir olay için rızanın kabul edilmesi ve cezanın düşürülmesi gündeme gelebiliyor ve kararlara konu olabiliyorsa; aynı tanım içerisinde bulunan çocukların ,ev alım satım yapması, ticarete atılması, işçi olarak çalıştırılması ve birer birey olarak toplumda her kesimin yapabileceği eylemleri ,kendi rızaları ile yapabilecekleri durumunu akla getirmektedir.
Nasıl bahsedilen bu durum mümkün değil ise çocukların cinsel istismar suçunda rızası konusunun gündeme gelerek cezaların düşürülmesinin düşünülmesi de mümkün olmamalıdır.

Anayasa Mahkemesi bu iptal kararınıngerekçesinde ise; cinsel istismar suçunun en nitelikli halinin en düşük 15 yaşında olana uygulanmasının suç ve cezada korunmak istenen hukuki yararı ile müeyyide arasındaki orantıyı bozduğu ve tarafı olduğumuz sözleşmelerle de korunan çocuk haklarının söz konusu suç işlendiğinde ,failin çocuk olması halinde de cezada aşırıya kaçıldığı belirtilmiştir.
Halbuki kanunda bu suç için öngörülen cezada herhangi bir aşırılık olmamasının yanında ,Anayasa Mahkemesi’nin iptali ile örneğin cinsel istismar mağdurunun 10-11 yaşlarında olması ve failin ise 40-50 yaşlarında olması halinde müeyyideninn hiçbir caydırıcılığı kalmayacak ve ülkemizde neredeyse her gün karşımıza çıkan bu suçun işlenme oranı daha da artacaktır.

Ayrıca söz konusu iptal ;6 aylık bir süreç sonunda yürürlüğe girecek ve bu süre içerisinde bir çözüm bulanamazsa ,kanunda bu bağlamda çok büyük bir boşluk oluşacaktır.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesi iptal kararında mevcut olan karşı oy gerekçesinde de belirtildiği üzere ivedilikle, kanun koyucu tarafından
küçüklerin biyolojik ve psikolojik gelişimlerine ilişkin bilimsel veriler ile ,toplumda geçerli genel ahlak ve kültürel koşulları gözeterek ,cinsel istismar suçunu; suçun unsurlarını, işleniş biçimini, çocuğa ve topluma verdiği zararı dikkate alarak bir yaptırım belirlemesi önemlidir.

Kaldı ki ;bu durum toplum tarafından adalete duyulan güveni sarsacak ve mağdur olan kişilerin daha da mağdur olmalarına neden olacağı gibi, topluma geri kazandrılmaları da imkansız hale gelecektir.Üstelik söz konusu eylem söz konusu suçun mağduru üzerinde derin izler bırakmakta ve çocuk psikolojik olarak telafisi imkansız zararlara uğramaktadır.
Bu halde bir çocuğun hayatının kararmasının karşılığında suçun failinin cezasının, ölçülü ve orantılı bulunmaması kanaati oldukça vahim görünmektedir.

Tüm dünyada ve ülkemizde sürekli olarak artış gösteren bu ve benzeri suçlar için ceza kanunlarının caydırıcılığı büyük önem arz etmektedir. Bu ve benzeri suçların işlenme oranını azaltmak topluma verilecek eğitimlerin yanı sıra büyük ölçüde işlenen suç karşısında verilecek ,ceza ile mümkündür. Anayasa mahkemesi iptal gerekçesinde belirtilen failin çocuk olması hali için kanunun farklı şekilde koruma imkanı zaten mevcuttur. Bilindiği üzere Türk Ceza Kanununun 31. Maddesi ile failin çocuk olması hali düzenlenmiş ve çocuk hakları korunmuştur. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesinde belirttiği bu hususun iptale konu olmaması gerektiği kanaatindeyiz.

http://www.kararlaryeni.anayasa.gov.tr/…/8295ece8-40f9-4c3a…

" Namaz Kılmayan Hayvandır " Şeklinde Açıklamaları Nedeniyle Mustafa Aşkar Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk !

TRT 1 Tv. Kanalında yayınlanan Ramazan Sevinci adlı programa konuk olan şüpheli Prof. Dr. Mustafa Aşkar basın yolu ile kişiler arasında ayrımcılık yapmak sureti ile “NAMAZ KILMAYANLAR HAYVANDIR” şeklinde açıklamalarda bulunması sebebi ile Era Hukuk Bürosu olarak suç duyurusunda bulunduk.

Tüm vatandaşlarımızda aşağıda sunmuş olduğumuz dilekçe ile suç duyurusunda bulunabilirler.

Bilgilerinize sunarız.

 

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN     :

ŞÜPHELİ                  :Prof. Dr. Mustafa AŞKAR

                                   

SUÇ                           : Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama, TCK. 216

                                     Hakaret, TCK. 125

SUÇ YERİ                : Basın Yolu ile

AÇIKLAMALAR

TRT 1 Tv. Kanalında yayınlanan Ramazan Sevinci adlı programa konuk olan şüpheli Prof. Dr. Mustafa Aşkar basın yolu ile kişiler arasında ayrımcılık yapmak sureti ile “NAMAZ KILMAYANLAR HAYVANDIR” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.

Şüphelinin söz konusu ifadeleri neticesinde açıkça halk arasında ayrımcılık yapmak sureti ile hakaret suçunu işlediği ortadadır. Bu beyanları sonrasında basın yolu ile özür dilemiş olsa bile ülkemizde böyle olayların tekrarlanmaması, kişilerin halka karşı bu denli rahat bir şekilde hakaret etmelerine engel olmak amacı ile Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hasıl olmuştur.

Zira şüphelinin eylemine uyan TCK. maddeleri uyarınca cezalandırılması halinde kişilereörnek teşkil edecek ve böylesine ağır söylemlerde bulunan şahısların cezalandırılacağı bilinci ile kişileri caydıracak nitelikte olacaktır. Aksi halde kamuoyu önünde bilinen şahısların basın karşısına geçerek ayrımcılık yapmak sureti ile hakaret etmesi engellenemez hale gelicektir.

Türkiye Cumhuriyeti ifade özgürlüğü olan demokratik bir hukuk devletidir. Ancak kişilere tanınmış olan bu özgürlüğün kötü niyetli olarak ve insanları aşağılar ve tahkir eder biçimde söylemlerde bulunularak kullanılması halinde Türk Ceza Kanununu uyarınca cezalandırılması gerektiği açıkça ortadadır.

Şüpheli basın karşısında tüm namaz kılmayanlar hayvandır söylemleri ile açıkça Halkı din ayrımcılığı yapmak sureti ile görevini kötüye kullanarak kin ve nefrete tahrik ederek aşağılamış ve bunun yanında hakaret suçunu da işlemiştir.

YUKARIDAN BERİ AÇIKLANAN NEDENLERLE ŞÜPHELİNİN SÖYLEMLERİ KABUL EDİLEBİLİR NİTELİKTE OLMAYIP EYLEMLERİNE UYAN TCK. MADDELERİ UYARINCA CEZALANDIRILMASI İÇİN KAMU DAVASI AÇILMASI GEREKMEKTEDİR.

SONUÇ VE İSTEM:Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve Sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz..../.../2016

                                                                                                         

Şikayet Eden

EK:

http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/trtde-skandal-sozler-namaz-kilmayan-hayvandir-1272448/

http://www.hurriyet.com.tr/diyanetten-namaz-kilmayan-hayvandir-sozleri-icin-aciklama-40117015

 

 

 

İsmail Kahraman Hakkında Suç Duyurumuz

Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ın geçen haftalarda ortaya çıkan Eskişehir Birlik Vakfında yapmış olduğu söylemlerinde Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmektedir. Biz Era Hukuk Bürosu olarak bu söylemlere kayıtsız kalmadık ve kişi hakkında Mustafa Kemal Atatürk'ün bize emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak adına vatandaşlık görevimizi yaparak suç duyurusunda bulunduk. Örnek dilekçemizi sizlerle de paylaşıyoruz. Bilgilerinize sunar, güzel günler dileriz.

EK:suç duyurusu

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :Tülay BEKAR
ŞÜPHELİ : İsmail KAHRAMAN ( Türkiye Büyük Miller Meclisi Başkanı)
SUÇ : Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama, TCK.216
Görevi Kötüye Kullanma, TCK.257

SUÇ YERİ : Basın Yolu ile

AÇIKLAMALAR

Öncelikle Anayasamızın 1. Maddesi ile güvence altına alınarak belirtildiği gibi; “TÜRKİYE DEVLETİ BİR CUMHURİYETTİR.”

Yine Anayasamızın 2. Maddesi ile güvence altına alınarak belirtildiği gibi “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, LÂİK ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Anayasa ile güvence altına alınarak belirlenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti ve onun nitelikleri bir takım yetkililer tarafından dini duygular sömürülmek ve ayrımcılık yapmak sureti ile tehlikeye atılmaya çalışılmaktadır.

Meclis Başkanı İsmail Kahraman Eskişehir Birlik Vakfı’nda basın yolu ile yapmış olduğu ve henüz görüntüleri ortaya çıkan açıklamada; “CUMURİYETİ KURAN KADRO POZİTİVİSTTİ. POZİTİVİST NEDİR? GÖRDÜĞÜME VE TUTTUĞUMA İNANIRIM. PEKİ AYETİ TUTUYORMUYUM? HAYIR. VAHİYİ GÖRDÜM MÜ? HAYIR. KİTAPLARI REDDEDERLER. AYETİ REDDEDERLER. POZİTİVİZM BUDUR. POZİTİVİZM CUMHURİYETİ KURANLARIN İDEOLOJİSİ OLDU VE DİNDEN UZAKLAŞTILAR. BARIŞ SECCADEYLE, POZİTİVİZMİ BIRAK İNANÇLI OL.”şeklinde ifadelerde bulunmuştur.

Söz konusu ifadeleri ile görevini ifa ederken Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şeklini, onu kuranlar aleyhine açıklamalarda bulunmak suretiyleaçıkça takbih ve tezyif etmiş, halkı kin ve nefrete sürüklemiştir. Zira Cumhuriyeti pozitivistlerin kurduğunu belirtirken, kişilerin pozitivizmi bırakıp dine yönelmeleri şeklinde açıklamalar yaparak halkı Cumhuriyet’e karşı kin ve düşmanlığa alenen sürüklemiştir.

İsmail Kahraman’ın söz konusu ifadeleri Türk Ceza Kanunu’nun 257. Maddesi uyarınca “Görevi Kötüye Kullanma” suçunu ve yine TCK’nın 216. Madde gereği “Halkı Kin Ve Düşmanlığa Tahrik Veya Aşağılama” suçunu oluşturduğu açıkça görülmektedir. Nitekim Kanuna göre; görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kamunun zararına neden olan kamu görevlileri cezalandırılır.

SOMUT OLAYDA İSMAİL KAHRAMAN, GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANARAK BASIN YOLU İLE DİNİ SÖMÜRMEK VE KULLANMAKTA OLUP TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURUCULARINA DİNSİZ DİYEREK HALKI DEVLETİN ŞEKLİ OLAN CUMHURİYET’E VE ONUN NİTELİKLERİNE KARŞI DÜŞMANLIĞA TAHRİK ETMEKTEDİR.

Söz konusu açıklamalar karşısında Anayasa ile güvence altına alınmış “TÜRKİYE DEVLETİ’NİN ŞEKLİ OLAN CUMHURİYET’İ” veonun niteliklerini kurucularına karşı söylemlerde bulunmak suretiyle takbih ve tezyif etmiş, bu sistemin dinsizler tarafından kurulduğunu belirterek halkı bu sisteme karşı açıkça düşmanlığa itmiştir.

Söz konusu beyanların kabul edilebilir nitelikle olmadığından Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 257. ve 216. Maddesi uyarınca cezalandırılması gerekmektedir.

Yukarıdan beri açıklamış olduğumuz nedenlerle şüpheli İsmail Kahraman hakkında Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hasıl olmuştur.

SONUÇ VE İSTEM:Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve Sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. 18/05/2016
Tülay BEKAR

EK:

http://www.sozcu.com.tr/…/ismail-kahraman-cumhuriyeti-kura…/
http://odatv.com/cumhuriyeti-kuranlar-dinsizdi-0405161200.h…

Nureddin Yıldız Hakkında Suç Duyurumuz

Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız'ın 6 yaşındaki çocukların evlenebileceğine dair söylemleri hakkında daha önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca takipsizlik kararı verilmiştir. Ancak bu söylemler hiçbir şekilde kabul edilebilir değildir. Bu nedenlerle de tarafımızca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığın'a konu hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Örnek dilekçemizi sizlerle paylaşıyoruz. Herkes bulunduğu illerdeki Savcılıklara başvurabilir.

Bilgilerinize sunar, güzel günler dileriz.

 

 

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :Tülay BEKAR
ŞÜPHELİ :Nureddin YILDIZ (Sosyal Doku Vakfı Başkan)
KartaltepeMahallesi 67.Sokak No:24 (Hacı Mümin Camii Üstü) Bayrampaşa/İstanbul/TÜRKİYE
SUÇ : Suç İşlemeye Tahrik, TCK. 214
Kanunlara Uymamaya Tahrik, TCK. 217

SUÇ YERİ : Basın Yolu ile

AÇIKLAMALAR :

1-) Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız, katıldığı bir programda “ Evlilikle ilgili şeriatımız İslamın yaş haddi yoktur. Bu ne demek? Buluğ çağından önce de bir çocuk evlenebilir. Çocuklar arası nikah da yapılabilir. Büyük küçük nikahı da yapılabilir. Mesela 7 yaşında bir kız çocuğu 25 yaşında bir erkek veya 7 yaşında erkek, 25 yaşında bir kız evlenebilirler mi? Nikahlanabilirler mi diyelim. Nikah evlilikten daha hassas bir ifade. Evet nikahlanmalarında sakınca yoktur. Bütün mezheplere göre, Kuran’a iman eden bütün Müslümanlara göre, Kuran’a iman kelimesini açacağız biraz sonra evlilik için bir yaş söz konusu değildir. 10 yaşında, 7 yaşında, 6 yaşında, 78 yaşında yaşıyorsa 135 yaşında bir insan evlenmeye adaydır. Ne küçük yaşta olduğu için ne büyük yaşta olduğu için nikaha engel yoktur.”Şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.
Nurettin YILDIZ’ın söz konusu açıklamaları;küçük yaştaki çocukları evlilik müessesesine konu ederek aileler ve toplumu bu tür suistimallere teşvik etmekte ve hukuka aykırı bir sonuç ortaya çıkarmaktadır.
2-)Türk Medeni Kanununun Aile Hukuku , Evlenme Ehliyeti ve Engelleri Bölümünün Yaş başlığı adı altındaki 124. maddesi; “Erkek veya kadın on yedi yaşını doldurmadıkça evlenemez. Ancak, hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.”demektedir.
Türk Medeni Kanununa göre, 16 yaşından küçük bir çocuğun evlendirilmesi mümkün değildir. 16 yaşını doldurmayanların evlendirilmeleri halinde bu evlilik yok hükmündedir.Bu durumda ortada hukuken geçerli bir evlilikte olmayacaktır.
3-)5237 sayılı Türk Ceza Kanununda çocuğun tanımı,”henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişi”dir.(TCK.m.6).27 Ocak 1995 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca kanun hükmünde bulunan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 1. maddesi uyarınca; “Erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.” Türk Medeni Kanununun 11. maddesine göre; “Erginlik on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar.” Küçük yaştaki bir çocuğun henüz çoğu kavramı algılama yeteneği olmadığından, evliliğinin gündeme getirilerek suistimali de hukukumuzda ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Çocuğun cinsel istismarı olarak tanımlanan bu suç kavramı, Dünya Sağlık Örgütü’nce de “çocuğun sağlığını, fiziksel ve sosyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen bir yetişkin, toplum veya ülke tarafından bilerek ve bilmeyerek yapılan davranışlar” olarak ifade edilmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103. maddesi“ÇOCUKLARIN CİNSEL İSTİSMARI SUÇU” düzenleme altına alınmaktadır.Fiilin psikolojik ve hukuki açıdan anlam ve sonuçlarını kavrayamayacak yaşta çocukların evlendirilmek suretiyle birlikteliğe yönlendirilmelerine ilişkin bahsi geçen açıklamalar bu kapsamda Türk Ceza Kanununun 103. maddesinde tanımlanan çocukların cinsel istismarı suçunun gerçekleşmesine teşvik niteliğinde bir açıklamadır.

Bu bağlamda, Şüphelinin çocukla cinsel ilişkiye girmeye tahrik içeren hukuka aykırı açıklamalarının Türk Ceza Kanununun 214 ve 217. maddelerinde belirtilen “Suç İşlemeye Tahrik” ve “Kanunlara Uymamaya Tahrik”suçları kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

4-) Türkiye Barolar Birliği, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Birliğin Görevleri” başlıklı 110. maddesinin 17. bendi uyarınca, “Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak, bu kavramlara işlerlik kazandırmak” ile yükümlüdür. Danıştay 13. Dairesi, 2577 sayılı Kanunun 2. maddesinin 1/a fıkrasına atıfta bulunarak; yargı kararlarında ‘menfaat’ kavramının davacı ile iptalini istediği idari işlem arasındaki bağı, ilgiyi ifade ettiğinin belirtildiğini ve idari işlem ile dava açan kişi arasında meşru, güncel ve ciddi bir ilişki söz konusu ise, davada menfaat bağının bulunduğunun kabul edildiğini; bunun dışında ayrıca sübjektif bir hakkın ihlal edilmesi koşulu aranmayacağına karar vermiştir. (2007/7054 E., 2007/7684 K., 23.11.2007 T.; 2007/4549E., 2008/5019 K, 23.6.2008 T)

Bu çerçevede, şüpheli tarafından yapılan bahsi geçen açıklamaları, küçük yaşta çocukların evlilik müessesesine konu edilerek aileler ve hatta toplumun bu tür suistimallere teşvik edilmesi suretiyle hukuka aykırılık teşkil ettiğinden şüpheli hakkında kamu davası açılmasını talep ediyoruz.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Şüphelinin Türk Ceza Kanunu’nun 214 ve 217. maddelerine ve Savcılığınız nezdinde resen yapılacak araştırma neticesinde tespit edilecek diğer yasal mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil eden eylemi nedeniyleşüpheli hakkında gerekli kovuşturmanın yapılarak cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla vekâleten arz ve talep ederiz. ../../2016

Şikayet Eden

Kurucu Avukatımız Tülay Bekar'dan '' KARAMAN'IN KOYUNU '' !!!

KARAMAN'(IN KOYUNU)

 

karamandaki_sapik_mahkemede_devrimciyim-617x364

 

http://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/04/karamandaki_sapik_mahkemede_devrimciyim-617x364-300x177.jpg 300w" sizes="(max-width: 617px) 100vw, 617px" height="364" width="617">

 

 

Yargı faaliyetleri hakkında, kararlar kesinleşmeden ;
Yargıyı etkileyecek yorumlardan kaçınmak gerekir.

1982 tarihinden beri “Hukuk” çalışıyorum.

Kamu vicdanını rahatlatan veya acıtan kararları bir çok kez gördüm, yaşadım.
Bu yüzden bir hukuk kadını olarak rahatsızlıklarım var.

Malum” Geçtiğimiz günlerde Karaman’da bir Vakıf evinde;

Birçok erkek çocuğa, uzun süreli taciz, istismar yapıldığı tespit edildi

ve konu yargıya taşınmış oldu.

“Dosyası Sanığı”,20 Nisanda, tek celsede 508 yıl,3 ay hapis cezası ile cezalandırıldı.

Örnek bir karar(!)

30 yıllık meslek hayatımda bu hızla alınan bir kararı hiç görmedim! Tek celsede biten ağır ceza dosyası…

Sanık cezayı hak etmişti. Mağdurlar ve incinen, kanayan toplum vicdanı açısından mutluyum..

Lakin;
Soruşturma aşamasında,  Vakfının öğretmeni tarafından ve Vakıf bünyesindeki bir mekanda gerçekleşmiş bu dehşet olayın,

Vatandaş ile Devletin en yetkin temsilcilerini karşı karşıya getirmesi;

Yetkili bir kişinin yorumlama şekli, bilgi paylaşımı sıkıntılı ve tarafgir olmuştur.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakan’ı, Sayın Sema Ramazanoğlu’nun:

“…bir kere rastlanmış olması, hizmetleri ile öne çıkmış bir kurumu karalamak için gerekçe olamaz.” (Bu beyanlar neticesinde; Bakanlığının amacı çocuk ve kadınları korumak olan; Sayın Bakan hakkında, bir grup avukat tarafından suç duyurusunda bulunuldu.)

İktidar Partisinden bir kısım milletvekili;”inadına … Vakfına destek olacağız.” derke;

Sayın Başbakan Davudoğlu da; “Paralel yapı tarafından bir algı operasyon yapılmaktadır.” demişlerdir.

Bütün bunlar dikkate alınacak olursa;
Gelinen bu noktada; Acaba sadece buzdağının görünen yüzü mü erimiştir?

Dava, nasıl bu kadar kısa zamanda,  yangından kaçar gibi bitirilmiştir?

Yürütmenin, yukarıda belirttiğim sözleri ve başkaca söylemlerinin etkisi olmuş mudur?

Ceza ebetteki şahsidir, Fakat işverenin,
Çalıştıranın, kaldı ki kamu yararı olan bir hususta hiç mi sorumluluğu yoktur?

Acaba kısa Zaman’da bitirilmesi, kamu vicdanını tatmin,
Oyalama ;
Ve Ensar Vakfının ve benzer kurumların tartışılmasını engellemek için midir?

Amaç Gündemden düşürmek gibi görünmekte ve Büyük Buzdağı dipte kalmaya devam etmektedir.

Sonuçta;
Yüksek ceza verildi, gereken yapıldı mı denecektir?

Sonuçta, dava ve olay artık gündemden düşecektir.

Ceza tatmin edicidir;
Fakat kurum ve ona uygulanması gerekebilecek tedbirler tartışılmadan,
Enikonu değerlendirmeden verilen karar toplum vicdanını rahatlatmaktan uzak olmuştur.

Ayrıca ;
Sosyal Hukuk devleti bir kısım tarafın değil, tüm toplum vicdanının rahatlamasını ve sonuçtan tatmin olmasını hedefler.

Kaldı ki: yürütme;
Anayasa 41.Madde;”Devlet… Ananın ve çocukların korunması… için gerekli tedbirleri alır, teşkilat kurar.”düzenlemesi ile sorumludur.

Bu nedenle süreç dikkatle takip edilmelidir.
Bu da bizim hukukçu olarak vatandaşlık ödevimizdir.

Ve elbette, Çocuklarımızı korumak tüm toplumun görevi ise de;
Onlara yürekten dua etmek ,
Biz annelere düşmektedir.

Oyunları bozmak ise, dürüst, adil hukuk insanlarının görevidir.

Danışmanımız Canfer Balçık'tan...

 İŞGALCİLERE SUNULAN KURBAN

 

BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI MEHMET KEMAL BEY

Boğazlıyan Kemal Bey3

 

http://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/04/Boğazlıyan-Kemal-Bey3-300x187.jpg 300w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" height="437" width="700">

 

 

1877–1878 Osmanlı Rus Harbinde ve sonrasında Avrupa’nın büyük devletlerince icat edilen “Ermeni Sorunu” kapsamında, o tarihe kadar yüzlerce yıl bir arada huzur içerisinde yaşamakta olan Ermeniler ile Türkler arasında gittikçe artan bir gerilim ortamı oluşturulmuştur. (Ermeniler bu tarihten sonra yurdun değişik yörelerinde 40’tan fazla isyan çıkarmışlardır. Günümüzdeki isyanlarını ASALA’nın devamı niteliğindeki PKK’nın taşeronluğunda sürdürmektedirler.)

  1. Dünya Savaşı sürecinde, her fırsatta Rus ordularıyla koordineli ve onlardan cesaret alarak Türklere saldıran Ermenilerin, 16–17 NİSAN 1915 tarihlerinde Van yöresinde çıkardıkları büyük isyan sonrası Osmanlı Devleti ilave tedbirler almak zorunda kalmıştı.

Hem bu isyan, hem de Rus ordusunun Müslüman halkı perişan bir vaziyette köylerinden, kentlerinden göçe tabi tutmaları da karşı tedbirleri zaruri hale getirmişti. Tedbir olarak; Ermeniler ya Rusya sınırına, ya da Anadolu’nun diğer bölgelerine gönderilecekti.

Üçüncü Ordu Komutanlığı başta olmak üzere; çok sayıda askeri birlikten gelen telgraflarda;

“Ermenilerin sürekli olarak hem orduya hem de Müslüman halka yönelik aralıksız saldırılar düzenledikleri; Rus ordusundan cesaret aldıkları ve bu durumun askerlerin morallerini son derece olumsuz şekilde etkilediği, bu nedenle bölgede bulunan Ermenilerin emniyet içerisinde başka yerlere göç ettirilmesinin artık zorunlu hale geldiği” bildiriliyordu.

Ermeni ve Rumların Müslüman halka yapmış oldukları her türlü saldırıyı, yüzyılımızın son çeyreğinde olduğu gibi, büyük bir hoşgörüyle karşılayan Avrupa Devletleri, Müslüman halkın meşru müdafaadan kaynaklı karşı koymalarını katliam ölçüsünde değerlendiriyordu.

27 MAYIS 1915 tarihinde “Sefer Zamanında Hükümet İcraatına Karşı Gelenler İçin Alınacak Tedbirler Hakkında Geçici Kanun (Sevk ve İskân Kanunu veya Tehcir Kanunu)” çıkarıldı.

Bu kanuna göre; ordu, kolordu ve tümen komutanlıkları; “bölgelerinde tecavüz ve mukavemette bulunanları” şiddetle etkisiz hale getirmeye yetkili ve görevli kılındılar. Yine bu komutanlıklara, casusluk yapan, ihanet içerisine giren yerleşim birimlerindeki halkı tek tek veya topluca diğer bölgelere sevk ve iskâna tabi tutabilme yetkisi verildi.

Tehcir öncesi ve sonrası; Ermenilerin her türlü saldırılara karşı muhafazası için azami tedbirler alınmasına karşın; göç kafilelerinin güzergâhındaki çeşitli eşkıya gruplarının zaman zaman yaptıkları saldırıların önüne geçilememiştir.

Tehcire tabi tutulmayan Ermeni ve Rumların da güvenliklerinin sağlanmasına büyük özen gösterilmiştir.

Yozgat bölgesi Ermenilerin en yoğun yaşadığı bölgeler arasındaydı. Yozgat merkezinde 13.359, Akdağ bölgesinde 3.208 ve Boğazlıyan’da da 14.680 nüfusa kayıtlı Ermeni bulunmaktaydı. (Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri, Gnkur. ATASE Bşk. lığı, Cilt 1, S. 148)

Bu Ermeniler arasında 300 kişilik bir çetenin etraftaki Müslüman yerleşim bölgelerine yönelik yoğun saldırılar içerisinde bulunduğuna dair bilgiler alınıyordu. Söz konusu saldırılar neticesinde; İçişleri Bakanlığı’nca bu bölgedeki Ermenilerin Suriye’ye göç ettirilmesine karar verildi. Sevkler 21 TEMMUZ 1915’te başlayıp, AĞUSTOS ayı ikinci yarısında sona erdi.

Doğu Anadolu’da Sarıkamış Felaketi, ardından Rus desteğindeki Ermeni çetelerinin sergiledikleri vahşet vicdanları derinden yaralıyordu. Bu saldırılar sonucu on binlerce Müslüman göç etmek zorunda kalmıştı. Hepsi sersefil, perişan haldeydi. Çoğu donarak ve hastalıktan ölmüştü. Köylere saldıran Ermeni çeteler; Müslümanların sadece kafalarını değil ellerini, ayaklarını kesiyor, gözlerini oyuyor, tecavüz ediyor, yakıyordu… Bütün Anadolu dehşet içindeydi. İzmit’ten Van’a kadar her yerde baltalarla doğranan, yakılan, binlerce Müslüman vardı.

Mehmet Kemal Bey; “Tehcir Yasası’nın çıkarılmasından sadece 12 gün önce” 15 MAYIS 1915’te Boğazlıyan Kaymakamlığı’na atanmıştı.

Görev bölgesinde bazı Ermenilerin öldürüldüğüne dair İçişleri Bakanlığı’na yapılan şikâyetler üzerine; bölgeye bir “Tahkik Heyeti” gönderilir. Oysa yapılan; Ermeni çetelerinin saldırılarının önlenmesine yönelik, yine bu çetelerle girişilen mücadeledir. Çok tabidir ki; çatışmalarda bu çetelerden çok sayıda Ermeni öldürülmüştür.

Kemal Bey 23 NİSAN 1916’da Boğazlıyan Kaymakamlığı’ndan ayrılır. Dış Devletlerin ve içerdeki şer odaklarının baskısıyla 08 OCAK 1917’de, Ankara İdare Meclisi, 12 NİSAN 1917’ de de Devlet Şurası, Kemal Bey’i yargılama kararı alır.

Bu sırada Kemal Bey İzmit Sancağı Muhacirler Müdüriyetinde görev yapmaktadır.

Suçlandığı konu; Ermeniler tarafından terk edilmiş bulunan mallarla ilgili suiistimaldir.

Bu gerekçeyle 13 HAZİRAN 1917’de görevinden alınır.

07 EKİM 1917’de Boğazlıyan İstinaf Mahkemesi tarafından; “Memur sıfatıyla terk edilmiş mallardan satın aldığı” gerekçesiyle “3 ay hapis, 4 ay rütbe ve memuriyetten uzaklaştırma” cezasına çarptırılır.

Konya İstinaf Mahkemesi’ne “söz konusu malların, memurlar tarafından satın alınamayacağına dair herhangi bir kanun veya emir olmadığı” gerekçesiyle itirazda bulunur. 25 TEMMUZ 1918’de “oybirliği” ile beraat ettirilir.

30 EKİM 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra İttihat ve Terakki Yönetimi çekilir. Enver, Cemal ve Talat Paşa’lar yurtdışına çıkmak zorunda kalır. İttihat ve Terakki yöneticilerinin aleyhinde yoğun bir linç kampanyası başlatılmıştır. Refik Halit (KARAY), Refii Cevat ve Ali Kemal gibi yazarlar; İttihat ve Terakki mensuplarının idam edilmelerini isteyen yayınlar yapmaya başlarlar.

Yeni Sadrazam Tevfik Paşa, yoğun baskılar altında, 23 KASIM 1918’de bir inceleme komisyonu kurdurur. Anadolu’yu 11 bölgeye ayırırlar ve her bölgeye birer komisyon gönderilir. Meclis-i Vükela tarafından; 14 ARALIK 1918’de Tehcir esnasında suç işledikleri tespit edilen memurların Harp Divanı’nda yargılanmalarına karar verilir. Seri tutuklamalar başlar. Harp Divanı’nın Başkanlığı’na Mahmut Hayrettin Paşa getirilir. Üyeler arasında Rum, Ermeni ve Yahudiler de vardır. Yeniden hayat sahası bulan Hürriyet ve İhtilaf Partisi taraftarları gün yüzüne çıkmaya başlar. İtilaf Devletleri ile yakın temasa geçerler. Öncülüğü Damat Ferit yapmaktadır.

Tevfik Paşa kabinesinden yoğun idamlar, cezalandırmalar bekleyen İtilaf Devletleri ve yerli işbirlikçileri; tam bir ortaklık tesis ederek, Ermeniler ve İtilaf Devletlerinin isteklerini fazlasıyla yerine getirebilecek yeni bir iktidara; 4 MART 1919’da Damat Ferit Paşa kabinesini işbaşına getirerek, kavuştular.

Bağımsız veya federe bir Ermeni Devletinin mutlaka kurulacağına dair söz veren Damat Ferit Paşa; Kemal Bey de dâhil, aralarında jandarma subaylarının da bulunduğu, çok sayıda kişiyi tutuklattırır. 5 ŞUBAT 1919’da Kemal Bey ve diğer sanıkların yargılanmasına başlanır. Savcının isnat ettiği suçlar, hiçbirinin değil işlemek, akıllarından bile geçiremeyeceği türdendir:

  • “Ermenileri öldürmek ( katil çeteci Ermeniler dışında hiç kimse, sadece Ermeni olduğu için, hedef alınmamıştır.)”
  • “Mallarını gasp etmek”
  • “Irz ve namuslarına tecavüz vb.”

Oysa Kemal Bey; Konya İstinaf Mahkemesi tarafından tüm bu suçlardan beraat etmişti…

7 NİSAN 1919’a kadar devam eden yargılamada, Mahkeme Ermenilerden toplam yirmi sekiz tanık kabul ederken, sanıklar lehine sadece ve sadece üç tanık dinledi. Buna rağmen Ermeni tanıkların on yedisi Kemal Bey’in bu suçları işlediklerine dair bir görgülerinin olmadığını ifade etti.

Kemal Bey’in lehine tanıklık yapanlar dönemin Yozgat Muhasebecisi Vehbi Bey, Yozgat Milletvekili Şakir Bey ve Bahri Bey’dir.

Kemal Bey’e; “Parmaktan çıkmayan yüzüğü kolunu kesip çıkarmakla” suçlanacak kadar, alçakça iftiralarda bulunulmuştur.

Yargılama sürecinde; işbirlikçi basın ve Ermeni “Jamanak Gazetesi” kamuoyunu ve mahkemeyi etkileyici yayınlarına devam etmiştir.

Kemal Bey’in savunması karşısında gözyaşlarına engel olamayan ve üyelerini de dizginleyemeyen Mahkeme Başkanı Hayret Paşa başkanlıktan istifa eder. Başkanlığa Nemrut Mustafa Paşa getirilir.

Mahkeme heyeti son derece yanlı ve yoğun baskılar altında görev yapmıştır:

  • Tanıklar ifadelerinde, Kemal Bey’in aleyhinde yönlendirilmiş.
  • Tanıkların çelişkili ifadeleri; tespit edilmesine rağmen, usulünce tutanaklara geçilmemiş.
  • Kemal Bey’i gördüğünü iddia eden tek tanık “Artin” isimli 12 yaşındaki bir çocuktur. İfadeleri son derece çelişkilidir. Öldürülen akrabalarının isimlerini söyleyemeyince; heyet üyesi Nemrut Mustafa Paşa isimleri sıralamaya başlar.

Hükümet aslında Kemal Bey’i kurban olarak seçmiştir ve idamını istemektedir. Nemrut Mustafa Paşa, hükümetin isteği doğrultusunda beş duruşmada davayı sonuçlandırır.

Son duruşmada Kemal Bey’in yapmış olduğu savunma Türk Milleti’ne miras olarak bıraktığı bir ibret vesikasıdır (özet) :

“… Heyetiniz bugün tarihimizin sahifelerine milletimizin bir davasını tespit edecektir. Adalet ve vicdanınız yalnız bir tek meseleyi değil, bütün milletin mağduriyet alanını aydınlatacaktır…”

 

“Ermeni komitelerinin bağımsız bir Ermenistan vücuda getirmek emeliyle ilk önce Avrupa’da, daha sonra da nasıl aktif olarak çalıştıkları ve devletin gaileli zamanlarında ekseriya zaafından istifade ederek ne gibi kötü olaylara sebebiyet verdikleri bilinmektedir!”

“Ermeniler her ne pahasına olursa olsun devletimizin zararına bir bağımsızlığı başlıca amaç edinmişlerdi.”

“… Bogos Nubar Paşa’nın teklifi üzerine fırka ihtilafları ortadan kaldırılarak bütün Ermeniler, müşterek düşman belledikleri Türkler aleyhine birleştiler. Ermenilerin çeşitli cephelerde düşmanlarımızla birleştikleri ve bu sayede istiklale hak kazandıklarını yine kendileri itiraf ettiler.”

“Ermeniler vicdansız cinayetlerine Van, Karahisar, Muş hadiselerini gerçekleştirmeye, Müslümanları ve ordunun sevkiyat kollarını imhaya başladılar. Bu kadar büyük cinayetlerin müdafaasız ve hamisiz kalmış olan bu safhası tetkik olunmadıkça ve bugün yüce heyetinizin meşgul olduğu hadise bu bakış açısından muhakeme edilmedikçe verilecek hüküm, İslamiyet ve insaniyetin vicdanını aydınlatamaz.”

“Ermeni Milleti, İslam’a, orduya, her sınıf ve yaştan kadın, erkek bütün Müslümanlara saldırıyor. Rus ordularının öncülüğünü yaparak koca bir masum unsuru kesip mahvediyordu…”

“Harpte mağlup durumumuzun aleyhimize husule getirdiği hezeyanı durdurmak maksadıyla, iddia makamının da talebi üzere, kurbanlar verilmesi bir siyaset iktizası farz ediliyorsa, bu kurban ben olamam; siz kurban seçmekle değil, ancak hak ve adalete binaen hükmetmek vazifesiyle mükellef bir yüce heyetsiniz…”

 

Hakikaten kimseyi öldürmediğim resmi kayıtlarda ve diğer incelemeler ile yüce heyetinizce inanılmış olduğu gibi binlerce halk tarafından balta ve kazma ile Ermenilerin katledildiğine dair vaki olan şahitlikler ve iddia üzerine bendeniz tarafından katliam icrası için ahaliye balta ve kazma ve silah verilmesi suretiyle İslam ahaliyi tahrik ve kışkırtmış olduğuma dair mahkeme huzurunda hiçbir şey cereyan etmemiş, yalnız meydana geldiği iddia olan olay mahallinde elimde kılıçla, nargile, içki ve dümbelekle ahaliyi bizzat katliama sevk ettiğim belirtilmiştir. Bu şahitliklerin ise, yukarıda arz ettiğim incelemeler ile gerçek dışı olduğu yüce heyetinizce de sabit olmuş ve esasen hiçbir ferde ve herhangi bir maksatla silah, balta, kazma ita edilmemiştir.”

“Gasp ve yağma yaptıklarını tespit ettiğim şahısları Kayseri Harp Divanı’na sevk ettim… Köylere bekçi tahsis ederek korunmasına çalışılmıştır.

 

“Nüfus katli eylemi konusunda hiçbir ferde kesinlikle emir verilmemiştir. Bu konuda da herhangi bir şahit bulunmamaktadır.”

 

“Ordunun önünde, arkasında vatanın müdafaası için hükümetin emniyet ve itimadıyla ellerine verdiği silahların vatanın bağrına, devletimin mevcudiyet ve istiklaline, İslam ahalinin hayatına, ırz ve malına tevcih eden Ermeni ihtilalcilerinin şehrimdeki fesatları ve ihtilal ateşinin yayılmasından korumak için merkezi hükümetçe verilen emir mucibince bunları tehcir ettim. Sevk esnasında ihtimal ki bir takım olumsuzluklar meydana gelmiştir.”

 

“Bu Ermeni cinayetleri; Ermenilerin insanlara yaptıkları kötülüklerin Müslümanların kalplerinde meydana getirdiği hislerin bir sonucudur… Ahaliyi de yekdiğeri aleyhine ne tahrik ve ne de kışkırttım.”

Savcı Bey böyle bir şeyi tasavvur buyuruyorlarsa, onu, Ermenilerin yer yer ortaya çıkan hıyanetlerinde ve yankılanması gökyüzünü tutan kötülüklerinde araması lazım gelir…”

 

“Bugün benim yerime mahkeme huzurunda bir Ermeni ihtilalcisi bulunsaydı devletin hâkimiyetine karşı Ermeni ahaliyi Müslümanlar ve ordu aleyhine tahrik ve teşvik eden o adam hakkında 56ncı maddenin hükümlerinin (idamı öngörüyor) tatbikini savcı bey talep edecekler miydi?”

 

Kemal Bey savunmasını yapar; ama mahkeme hükümetten talimatlıdır ve sonuçta idama mahkûm olur. (8 NİSAN 1919)

Damat Ferit idam kararını gecikmeden imzalayıp Padişah Vahdettin’in onayına gönderir. Vahdettin; halkın tepkisinden çekindiğinden, kararı dini bir temele dayandırmak maksadıyla, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’den fetva ister.

Fetvanın tam olarak hazırlanması beklenmeden, karar 9 NİSAN 1919’da padişah tarafından onaylanır. Günlerden Çarşambadır. Kararın 11 NİSAN Cumaya denk gelmesi nedeniyle, 10 NİSAN Perşembe günü infaz edilmesinin kararlaştırıldığı bildirilir. Oysa Kemal Bey’in kaçırılabileceğini ileri süren İçişleri Bakanı Mehmet Ali, Adliye Müsteşarı ve İngiliz Muhipleri kararın erken çıkmasını sağlamışlardır. İdam akşama doğru Beyazıt Meydanı’nda gerçekleştirilecektir.

İdam esnasında etrafta polis ve jandarmalar, Harbiye nezareti etrafında da İngiliz ve Fransız askerleri vardır. Çok büyük bir kalabalık Kemal Bey’i uğurlamaya gelmiştir.

Kendi süngülü askerlerinin arasında, vatanın bağrına hançer sokan İtilaf Devletlerinin baskısı, işbirlikçi, satılmışların teslimiyeti sonucu idam sehpasına doğru yürüyen Kemal Bey metanetle cellâdın uzattığı beyaz gömleği giyer. Ve son sözleri ile bugünlere de, geleceğe de tarihi bir gönderme yapar:

“Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet!”

 

“Benim sevgili kardeşlerim! Asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet elbette onlara bakacaktır. Vatanı uğruna cephede ölen bir insan gibi şehit gidiyorum. Allah vatan ve milletimize zeval vermesin! Yaşasın millet!” diyerek sehpaya kendi çıkmış, boynuna ilmeği kendi geçirmiştir.

Halk hıçkırıklar içerisinde öfkeyle dolu ağlamaktadır. Oğlunun idamından habersiz babası Arif Bey oğluna yemek götürmekteyken kalabalığı görür. Ne olduğunu sorar. Oğlunun idam edildiğini görünce feryatlar içerisinde haykırır. Oğlunu koklar, koklar, koklar!..

Boğazlıyan kemal Bey Cenazehttp://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/04/Boğazlıyan-kemal-Bey-Cenaze-300x207.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" height="442" width="640">

11 NİSAN Cuma günü Kemal Bey’in naaşı Soylu Türk Gençliğinin omuzlarında, öfkeyle yollara dökülen halkının arasındadır. Elinde bir demet çiçekle konuşan tıbbiye öğrencisi;

“Dinle ey millet!”

“Dinleyin ey Müslümanlar!”

“İngiliz’i Odesa’dan attılar; haydin biz de İstanbul’dan kovalım. Ne bekliyoruz? İngiliz’i atmak zorundayız. Felaketimizi hazırlayan İngiliz’i yok etmek zorundayız. Allah’ın yardımıyla yakında İngiliz’in kafasını ezeceğiz!”

Bir başka tıbbiyeli;

“Kemal! Sen, şu anda toprağa verdiğimiz bir çiçeksin. Orada büyüyecek, dalların o kadar dikenli olacak ki, sizi bu akıbete layık görenlerin hepsini paramparça edecektir…” (Genç haklıdır ve geleceği çok iyi görmüştür. Sarı saçlı, mavi gözlü bir dev Samsun’dan yola çıkmış ve karanlık zihniyeti birkaç yıl içerisinde bertaraf etmiştir.) İngiliz İstihbarat Subayı Yüzbaşı E. La Fountain cenazeyle ilgili raporunda özetle şöyle diyordu:

“… Kemal Bey için Kadıköy’de bugün saat 12.00’de büyük ve görkemli bir cenaze töreni yapıldı… Tabutun omuzlarda taşınması adet olduğu halde, törene daha büyük önem vermek amacıyla, bu kez tabut başlar hizasından daha yukarıda, eller üzerinde taşındı… Hükümetin böyle bir törene izin vermekle gösterdiği güçsüzlük, affedilemez… İslam törelerine tamamen aykırı olarak, üzerlerinde ‘Milletin masum kurbanına’ yazılı çelenkler vardı…”

Cenazede gösterilen böylesi büyük tepki; İngilizleri çok telaşlandırmış olacak ki; idamı beklenen çok sayıda vatanseveri; idam yerine, Malta’ya sürgüne göndermek zorunda kalmışlardır.

KEMAL BEY “VASİYETNAMESİNDE:

  • “Oğlumun yanında, Kadıköy Kuşdili Çayırındaki Kabristanda gömülmemi istiyorum.”
  • “Defin masrafı teyzem tarafından ödensin.”
  • “Kabir taşım Hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşlerim tarafından dikilsin ve üzerine “Millet ve Memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna Fatiha” diye yazılsın.”
  • “Perişan zevcem (eşim) Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerrefe muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyrulmasını vatandaşlarımdan beklerim…”( Kemal Bey’in o zaman bebek olan Adnan isimli bir oğlu vardır.)
  • “Türk Milleti ebediyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah millet ve memlekete zeval vermesin. Fertler ölür, millet yaşar. İnşallah Türk Milleti ebediyete kadar yaşayacaktır.” 30 MART 1335 (1919).

İdamı eleştiren gazetelerden Tasvir-i Efkâr kapatıldı.

Alemdar ve Sabah Gazeteleri; idama değil, sadece Kemal Bey’le diğerlerinin de idam edilmemesine üzülüyorlardı.

Ermeniler büyük sevinç içerisindeydiler.

Kemal Bey’in idamının ardından 15 MAYIS 1919’da İzmir’in işgal edilmesi; hem işgal devletlerine, hem İstanbul Hükümeti’ne, hem de yerli işbirlikçilere olan öfkeyi arttırmış; Kuvay-ı Milliye ruhunun en büyük ateşleyicisi olmuştur.

Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal; Türk Milleti’nin Mehmet Kemal Bey’e olan büyük vefasını göstermesini sağladı. 14 EKİM 1922’de Kemal Bey’e “Milli Şehit” unvanı verildi ve ailesine maaş bağlandı.

(Taha Niyazi KARACA ve Yozgat Valiliği; dönemin Valisi Gökhan SÖZER; Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey isimli eseri yayımlamakla bu alandaki boşluğun doldurulmasına büyük katkı sağlamıştır. Yukarıda özetlenen yaşam öyküsünde; bu eserden önemli ölçüde alıntılar yapılmıştır.)

Günümüzde Yunanistan sınırları içerisinde bulunan Yenişehir’de doğan ve Türk Milleti için büyük fedakârlıkların timsali olmuş Kemal Bey; en sonunda “Hayatını da feda eyleyerek” en yüksek mertebe olan şehitlik mertebesine yükselmişti.

Tarihin adalet terazisi hiç şaşmaz.

Kahraman Kemal Bey; “Milli Şehit” unvanıyla; O’nu bir kurban olarak düşmanlara sunanlar ise “Milli Hain” olarak tarihteki yerlerini almışlardır.

Kemal Bey’i o günlerde yargılayıp idama mahkûm eden zihniyet, daha sonra da Mustafa Kemal’i idama mahkûm ettirmiştir ki; o Mustafa Kemal’e Yüce Allah onları da, işgalcileri de silip süpürmeyi nasip etmiştir.

Günümüzde de nam-ı diğer Nemrut Mustafa Paşaların zihniyetine özenenler boşu boşuna heveslenmesinler. Asil Türk Milleti zihniyetlerinin farkındadır ve bağrında da her zaman o zihniyeti bertaraf edebilecek milyonlarca cevher barındırmaktadır.

KEMAL BEY’LER MİLLETİN ÖZÜDÜR!

 

KEMAL BEY’LER MİLLETİN ATİYE VERİLMİŞ SÖZÜDÜR!

 

KEMAL BEY’LER ŞİMDİ CUDİ’DE, GABAR’DAKİ… MEHMETLE-RİMİZDİR!

 

KEMAL BEY’LER SEMADA AY YILDIZLI UÇAKLARLA SÜZÜLEN KAHRAMANLARIMIZDIR!

 

KEMAL BEY’LER KIBRIS’TAKİ MÜCAHİTLERİMİZDİR!

 

KEMAL BEY’LER GÖREVİNİ ÖZVERİYLE YAPAN MEMURLA-RIMIZDIR, İŞÇİLERİMİZDİR, ESNAFIMIZDIR, ÜRETEN KÖYLÜLERİ-MİZDİR!

 

KEMAL BEY’LER CESUR YÜREKLİ KADINLARIMIZDIR.

 

KISACASI; KEMAL BEY’LER VATANINI, MİLLETİNİ SEVENLE-RİMİZDİR!

 

SİZ KEMAL BEY’SİNİZ! KEMAL BEY SİZSİNİZ!

ALLAH BU MİLLETİ HİÇBİR ZAMAN KEMAL BEY’LERSİZ, YANİ SİZLERSİZ KOYMASIN!

 

ONLAR ÖZÜ MİLLETİN

Onlar özü, gözü milletin

Atiye verilmiş sözü milletin

Onlar fermanıdır her tür illetin

Onlar kökleridir Cumhuriyet’in

Onlar vatan için başın koydular

İlden ile gezen turna oldular

Semalarda süzülen kartal oldular

Gazi oldular… Şehit oldular…

Bu millete her zaman yürek oldular

Dağlarında ülkemin aslan oldular

“Bükülmez!” denilen bilek oldular

Gazi oldular, Şehit oldular, bayrak oldular

Anaya ve yâre hasret kaldılar

Vatana, bayrağa can adadılar

Geride başı dik yetimler bırakıp

Toprak oldular, çiçek oldular

Günü geldi soysuzlara tufan oldular

Her biri Kemal Bey, Gazi Kemal oldular

Deryada bir yunus, Kıbrıs’ta Rauf DENKTAŞ,

Türk Milletine öncü, yoldaş oldular

Şehit oldular…

Gazi oldular…

Yürek oldular…

Bilek oldular…

Taninler’de güneş, Edirne’de ırmak oldular

Arap çöllerinde vaha, Sakarya’da tufan oldular…

Topraklara bereket, yağmur oldular

Gökyüzünde bir bir kayan yıldız oldular

Şehit oldular…

Gazi oldular…

Hainlerin düşlerinde kâbus oldular

Her zaman milletin gözü oldular

Yargılandı, asıldı, yaftalandılar

Ebediyen var olmanın sözü oldular

Ve verdikleri söze sadık;

Gazi oldular…

Şehit oldular…

Sema oldular…

Derya oldular…

Toprak oldular…

Bayrak oldular…

Vatan oldular…

Dipnot: CANFER BALÇIK’IN “SEN ÖLMEDİKÇE VATAN BÖLÜNMEZ” ADLI KİTABININ 289-300. SAYFALARINDAN ALINTIDIR.

1 Mayıs 2016 Dolunay Dergi '' ERGENEKON '' Yazımız!

ERGENEKON

 

karaman

 

http://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/04/karaman-768x576.jpg 768w, http://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/04/karaman-1024x768.jpg 1024w, http://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/04/karaman.jpg 1280w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" height="375" width="500">

 

 

Değerli Okur,

Rutin bir hayatı özlüyorum;
Yazmak için Çiçek böcek arayacağım;
Düşünmek için konu arayacağım,
Çözmek için sorun arayacağım;
Lakin… Heyhat!

Yazımda üç destandan bahsedeceğim size;

1-M.Ö 4.yy;
Siraküza hükümdarı ve yakın dostu;
Demokles ;arasında geçen bir diyalog sonucu;
Hükümdarın bir günlük taht ve tacını Demokles’e bırakması konu edilir.
Demokles tahtta oturduğunda; tahtın üzerinde; at kılına bağlı keskin bir kılıcın
sallandığını görür;
Demokles’in kılıcı deyimi de buradan gelir.

2-Ergenekon destanı;
500-1000 yılları arasında;
Türk’lerin; dirilişini ,
yeniden doğuşunu anlatan; büyük bir Türk destanıdır

3-Ergenekon Kumpas yüz karası da;
2005’de başlatılan
Ve Türkiye Cumhuriyet tarihinde kötülerin yaptığı; kötü bir dönem olarak anılacaktır.

Neler olmadı ki bu süreçte?
Para kasası olarak tutuklanan;
Kuddusi Okkır’ın cenazesi, parasızlıktan belediye tarafından kaldırıldı.
Deniz yarbayı Ali Tatar ;
İddialara dayanamayıp; hayatına son verdi.
Daha birçok can gitti,
O kadar çok acı vardı ki;
Gök kubbe dayanmazdı.

Özel kurulmuş mahkemenin :
16.600 sayfalık gerekçeli karar? Değil suç delili vardı.
Ona göre;
Ergenekon ;
TSK içerisinde, Gül ve Erdoğan hükümetlerini devirme hareketleri için ,yapılanmış bir örgüttü,

Safsatanın mucitleri;
Kutsal kitaplardaki tüm suçları işlediler.
O kadar çoktu ki suçları;
Bizleri günahsız bıraktılar;?

Sonuçta;
Yargıtay bu kumpası durdurdu.

 

Ali Ağaoğlu'na, Emsal Olması Açısından 1 TL'lik Tazminat Davası

Ali Ağaoğlu'nun kadınların kişilik haklarını zedeleyen ağır sözleri karşısında emsal olması açısından 1 TL'lik tazminat davası açtık.

Söz konusu davanın masrafı meblağından daha fazla olmakla birlikte sizler isterseniz söz konusu meblağı arttırarak tazminat davası açabilirsiniz.

Örnek dilekçemizi ekte sizlerle paylaşıyoruz.

BAKIRKÖY NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ'NE

DAVACI :

DAVALI : Ali AĞAOĞLU
AĞAOĞLU Şirketler Kurulu Yönetim Kurulu Başkanı/İstanbul
KONU : Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat talebimizdir.
DAVA DEĞERİ : 1 TL

AÇIKLAMALAR :

 

Davalı Ali Ağaoğlu basın yolu ile vermiş olduğu röportajda “TEK GECELIK ILIŞKILERDEN HOŞLANMAM, HOŞLANSAYDIM İSTANBUL’DA KADIN KALMAZDI” şeklinde ifadelerde bulunarak kadınlara yönelik olarak hakaret ve cinsiyet ayrımı yapmak suretiyle de onları aşağılamış ve buna istinaden hakkında soruşturma başlatılmıştır.
Davalı basın yolu ile söylemiş olduğu ifadelerle tüm kadınları cinsiyet ayrımı yapmak suretiyle aşağılamış ve kişilik haklarını zedeleyerek onları manevi zarara uğramıştır. Tarafımında aynı şekilde zarara uğramış ve kişilik haklarım zedelenmiş olup sembolik olarak işbu davayı açma zaruretim hasıl olmuştur.

Burada önemli olan uğranılan manevi zararın tazmininden çok bunun emsal bir karar olarak herkes açısından örnek teşkil etmesidir. Zira takdir edileceği üzere tarafımızca zararın tazminin istenmesi halinde 1 TL’lik değil, 1 milyon TL’lik dava açma hakkımız da bulunmaktadır.

İşbu dava, davalı ve benzeri kişiler için emsal teşkil edecek olup kişiler söz konusu hakaret içerikli söylemlerden kaçınacaklardır. Burada amaçlanan kişilerin basın önünde veya dışarıda konuşmalarında argo kullanılan ve cinsiyet ayrımı yapmak suretiyle aşağılayıcı sözlerden ve düşüncelerden uzak durmasıdır.

Davalı toplumun yapı taşlarından biri olan “KADIN” ve “KADINLARA” karşı alenen hakaret ve kişilik haklarını zedeleyen aşağılayıcı söylemlerde bulunmuştur. Davalının bu suça konu bu söylemleri cezasız kalmayacağı gibi işbu dava ile de emsal oluşturacaktır. Kaldı ki davalı Anayasa belirtilen ve tarafı olduğumuz Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi ile de güvence altına alınan EŞİTLİK İLKESİ’ne aykırı hareket etmiş olup toplumdaki tüm kadınların kişilik haklarını zedelemiştir. Zira burada önemli olan İstanbul’da yaşamak değil, önemli olan “KADIN” olmaktır. Bende bir kadın olarak buna kayıtsız kalmayıp ve emsal oluşturması açısından işbu davayı açmaktayım.

YUKARIDAN BERI SAYILAN NEDENLERLE BÖYLESINE HAKARET IÇERIKLI VE AŞAĞILAYICI SÖYLEMLERDE BULUNAN DAVALI VE BENZERI KIŞILER AÇISINDAN EMSAL OLUŞTURMASI GEREKTIĞI KANAATIYLE IŞBU DAVAYI AÇMA ZARURETIM HASIL OLMUŞTUR.

DELİLLER :Davalının basın yolu ile kullanmış olduğu ifadeler

HUKUKİ SEBEPLER :TMK. md. 24,25, TBK md. 58, Basın Yasası ve ilgili mevzuat

TALEP SONUCU :Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın mahkemenizce re’sen gözetilecek nedenlerle emsal olması açısından öncelikle HAKLI DAVAMIZIN KABULÜ ile 1 TL manevi tazminatın davalının basın yolu ile işbu açıklamaları yaptığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, yargılama harç ve masrafları ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz…/…/2016

Davacı

Sayın Mehmet Görmez Hakkında da Suç Duyurusunda Bulunduk!

Biz Era Hukuk olarak, Sayın Mehmet Görmez hakkında da suç duyurusunda bulunduk, sizler de bulunabilirsiniz.

DUYARSIZLIK,
DÜŞMANIN ELİNDEKİ EN GÜÇLÜ SİLAHTIR...
Av.Tülay BEKAR

İlkokul 3.sınıftan beri oruç tutarım,hiç bırakmadım.
lakin Ergenekon yargılaması sırasında,oruçlu olduğumu telefonda dahi söylemedim,döneme uyuyor demesinler diye.,

iİnanç vicdan ile başlar,Rabbe ibadet dışında önemli olan,diğer canlıların yaşam hakkına saygı ve sevgidir.

laiklik,müslümanlık ile bağdaşmaz,diyen Sayın Diyanet İşleri Başkanı,
benim maneviyatıma hakaret etmiştir.

Laiklik,demokrasi,insan hakları ve Cumhuriyet için olmazsa olmazdır.

ben de Elhamdülillah müslümanım ve aynı zamanda laik temellere oturtulmuş bir Cumhuriyet devletinde yaşamak istiyorum.

Değerli hukukçu arkadaşlarım,her gün ama her gün Cumhuriyetin altını oyan,insan haklarını hiçe sayan bir söylem mutlaka var,
gelin biz her söylemde harekete geçelim ve vatandaşlara örnek olalım.

bu nedenle Sayın Başkan hakkında ERA hukuk bürosu olarak suç duyurusu da bulunduk,
suç duyurusunda bulunmak isteyen arkadaşlar örnek alabilirler.

unutulmamalıdır ki,Duyarsızlık en büyük günahtır...

Av.Tülay BEKAR

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

ŞİKAYET EDEN :
ŞÜPHELİ : Mehmet GÖRMEZ ( Diyanet İşleri Başkanı)
SUÇ : Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma, TCK. 219
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama, TCK.216

SUÇ TARİHİ :15.12.2015

SUÇ YERİ : Basın Yolu ile

AÇIKLAMALAR

Anayasamızda 2. Madde ile güvence altına alınarak belirtildiği gibi “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, LÂİK ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Anayasanın 136. maddesinde; "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir" hükmü yer almaktadır.

Anayasa ile güvence altına alınarak belirlenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri bir takım yetkililer tarafından dini duygular sömürülmek ve ayrımcılık yapmak sureti ile tehlikeye atılmaya çalışılmaktadır.

25.12.2015 tarihinde Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in basın yolu ile yapmış olduğu açıklamada; “ Laiklik dinlerden kaynaklanan şiddetti de geride bırakarak dünyayı topyekün bir savaşın içine soktu.”şeklinde ifadelerde bulunmuştur. Söz konusu ifadeleri ile görevini ifa ederken Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en önemli niteliklerinden olan Laiklik ilkesini açıkça takbih ve tezyif etmiş, halkı kin ve nefrete sürüklemiştir.

Mehmet Görmez’in söz konusu ifadeleri Türk Ceza Kanunu’nun 219. Maddesi uyarınca “Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma” suçunu ve yine TCK 216. Madde gereği “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunu oluşturduğu açıkça görülmektedir. Nitekim Kanuna göre; dini reislerden biri vazifesini ifa sırasında alenen hükümet idaresini ve Devlet kanunlarını takbih ve tezyif ederse cezalandırılır.

Söz konusu açıklamalar karşısında Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli ilkelerinden biri olan ve Anayasa ile güvence altına alınmış olan” Laiklik” ilkesini takbih ve tezyif etmiş, bu sistemin Devleti savaşa soktuğunu belirtmiş olup halkı laiklik ilkesine karşı nefrete sürüklemiştir. Söz konusu beyanların kabul edilebilir nitelikle olmadığından Diyanet İşleri Bakanı Mehmet Görmez’in eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 216 ve 219. Maddesi uyarınca cezalandırılması gerekmektedir.

Yukarıdan beri açıklamış olduğumuz nedenlerle Anayasa ve Yasalar çerçevesinde görevi sırasında sayın Başkan’ın Türkiye Cumhuriyet’inin Anayasa ile güvence altına alınan niteliklerini takbih ve tezyif etmek suretiyle halkı kin ve düşmanlığa yönlendirenve suç teşkil eden sözleri ile ilgili Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hasıl olmuştur.

SONUÇ VE İSTEM:Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve Sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. .../.../2016


Şikayet Eden

EK: Basında çıkan Haberler

http://www.taraf.com.tr/gormez-laiklik-tum-dunyayi-savasa-…/
http://www.cumhuriyet.com.tr/…/Diyanet_isleri_Baskani_Gorme…
http://www.mynet.com/…/diyanet-isleri-baskani-gormezin-sozl…

Ali Ağaoğlu'nun Söylemleri Doğrultusunda Bulunduğumuz Suç Duyurusu

Era Hukuk Bürosu olarak Ali Ağaoğlu'nun söylemlerinin tüm kadınları ilgilendirdiği kanaatindeyiz.

Bizler buna kayıtsız kalmayarak suç duyurusunda bulunduk.

Türkiye'nin neresinde yaşarsa yaşasın tüm kadınları da bu aşağılama ve hakaret içerikli söylemler karşısında kayıtsız kalmayarak bunu yapmaya davet ediyor ve örnek suç duyurumuzu aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.

Av.Gökçe ATABEK

.................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

MÜŞTEKİ :

ŞÜPHELİ : Ali AĞAOĞLU
AĞAOĞLU Şirketler Kurulu Yönetim Kurulu Başkanı/İstanbul

SUÇ : Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama, TCK. 216
Hakaret, TCK. 125
SUÇ YERİ : Basın Yolu ile

AÇIKLAMALAR

Şüpheli Ali Ağaoğlu’nun basın yolu ile “GECELİK İLİŞKİDEN HOŞLANSAYDIM, İSTANBUL DA KADIN KALMAZDI” şeklinde beyan etmiş olduğu ifadeleri ile ilgili Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır. Şüpheli söz konusu ifadeleri ile Anayasamız ve tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan Eşitlik İlkesine aykırı olacak şekilde cinsiyet ayrımı yaparak toplumu oluşturan yapı taşlarından biri olan “KADIN” kimliğini ve “KADINLARI” aşağılamış ve hakaret etmiştir. Söz konusu eylemi suç teşkil etmektedir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir husus İstanbul ilinde Türkiye’nin her bölgesinden gelen kadınların yaşamakta olduğudur. Burada önemli olan İstanbul’da yaşamak değil, CİNSİYETİN KADIN OLMASIDIR. Şüpheli açıkça cinsiyet ayrımı yapmış olup “EŞİTLİK İLKESİNE” aykırı şekilde KADIN kimliğini aşağılamıştır. Bu halde şüphelinin söylemi Türkiye’nin her bölgesinde ki kadınlara sirayet etmektedir. Kadınların kişilik haklarını zedeliyici ve aşağılayıcı bu söylemler kabul edilebilir nitelikte değildir. Şüpheli ayrım yaparken yaşanılan bölgeyi değil açıkça kadınları kastetmiştir.

Kaldı ki şüphelinin yaşam tarzı, birden fazla kadın ile kamuya açık bir şekilde aleni olarak bir hayat yaşaması ve buna ilişkin açıkça söylemlerde bulunması kendisinin bu konuya bakış açısını da ortaya koymaktadır. Daha önce yine basın yolu ile vermiş olduğu bir röportajında da “Benim ortanca hanım”şeklinde bir ifade de bulunarak yasal olmayan şekilde birden fazla kadın ile birlikte olduğunu da sabitlemiştir. Bu durum kişinin saygısızca ve hakaret içerikli söylemlerine devam edeceğini de göstermektedir.

Bu nedenlerle şüphelinin söylemleri Türkiye’de yaşayan tüm kadınları aşağılar ve onlara hakaret eder niteliktedir. Bu bağlamda söz konusu ifadeler neticesinde ilgili soruşturma da Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan tüm kadınlar suçtan zarar gören sıfatına haizdir.

........ ilinde ikamet eden bir KADIN olarak şüphelinin söz konusu söylemlerinden ötürü suçtan zarar görmem sebebi ile Sayın Savcılığınıza suç duyurusunda bulunma zaruretim hasıl olmuştur. Zira suça konu eylem basın yolu ile işlenmiş olup Türkiye’nin her bölgesi bu konuda yetkilidir. Sayın Savcılığınızca gerekli görüldüğü halde işbu soruşturma dosyası Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden soruşturma dosyası ile birleştirilebilir.

YUKARIDAN BERİ İZAH EDİLEN NEDENLERLE SÖYLEMLERİ İLE TÜRKİYE’DE YAŞAMAKTA OLAN TÜM KADINLARA HAKARET EDEN VE ONLARI AŞAĞILAYARAK İFADELERDE BULUNAN ŞÜPHELİNİN SUÇA KONU EYLEMLERİ NEDENİYLE TÜRK CEZA KANUNU İLGİLİ MADDELERİ GEREĞİNCE CEZALANDIRILMASI GEREKMEKTEDİR.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın Savcılığınızca re’sen gözelicek sebeplerle şüpheli hakkında gerekli kovuşturmanın yapılarak eylemine uyan TCK. Maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmasına, gerekli görüldüğü takdirde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca devam eden soruşturma ile birleştirilmesine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. .../05/2016


Müşteki

23 NİSAN ATA'MIZI ZİYARET

Mehmed'im ve Hayat Ağacı ;
Elele;
Gönül gönüle;
ATA'mızın huzurunda idik ;
Minnetle;
Ruhları şad olsun.
23 nisan...

 

web.jpg

Kişisel Verilerin Çalınması Hakkında

Era Hukuk Bürosu olarak, kamuoyunda da duyulan 50 milyona yakın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının nüfus bilgilerinin bulunduğu veri tabanının çalınması ve thanksgiving.who.ec isimli sitede yayınlanması üzerine bu kişilerin tespit edilip cezalandırılmaları için suç duyurusunda bulunduk.


Tüm vatandaşlarımızın bu süreçteki gazeteye ilan vermelerini, suç duyurusunda bulunmalarını ve kullanmış oldukları sosyal medya hesaplarından da bu hususu duyurmalarını önermekteyiz.


Gazete ilan metni ve suç duyurusu dilekçemiz ekte sunulmuştur.
Bilgilerinize sunarız.

Era Hukuk Bürosu

 

Dilekçe Örneğimiz;

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYETÇİ             :

ŞÜPHELİ                  :  Tespit edilecek kişler

SUÇ                           : Kişisel verileri ele geçirme ve yayma

AÇIKLAMALAR    :

Basın yayın organlarından haberdar olduğumuz, 05.04.2016 tarihinde yayınlanan haberlerden edindiğimiz üzere 46 milyondan fazla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının nüfus bilgileri veri tabanı çalınmış, thanksgiving.who.ec isimli sitede yayınlanmıştır. Bu kişiler içinde ben de bulunmaktayım. Yayınlanan bilgilerim içinde T.C. Kimlik numaram, anne adı, baba adı, doğum yerim ve tarihim, nüfusa kayıtlı olduğum yer ve adresim yer almaktadır.

Bu bilgilerin kötü niyetli kişilerce kullanılması ve beni mağdur etmesi oldukça muhtemeldir.

Bu bilgileri yayan, bu bilgilerin korunmasından ve saklanmasından sorumlu olup kasten veya ihmalen bu yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişiler hakkında suç duyurunda bulunma zorunluluğu doğmuştur.

HUKUKİ  NEDENLER: TCK mad.136 ve ilgili mevzuat.

İSTEM SONUCU    :Açıklanan ve re’sen gözetilecek nedenlerle; sorumlu kişilerin tespit edilmesini ve eylemlerine uyan TCK 136. maddesi hükümleri uyarınca KAMU DAVASI AÇILMASINA VE CEZALANDIRILMALARININ SAĞLANMASINA karar verilmesini saygıyla talep ederim.

                                                                                                                     

                                                                                                                                            Şikayet Eden

 

Gazete İlanı Örneğimiz;

Kimlik bilgilerim internete sızdırılmış, veri tabanlarında yayımlanmıştır. Bilgim dışında yapılan her türlü hukuki işlem hükümsüzdür.

 

 

5 Nisan Avukatlar Günümüz, Gününüz Kutlu Olsun!

 Bugün avukatlar günümüz dolayısıyla kutlama mesajları alıyorum beni duygulandıran... Ve mesaj çeken herkese çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle;
Kadın Avukat olarak;görev yapabilmemi ve kendimi ifade edebilmemi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına borçluyum;
Ruhları şad olsun;
Minnettarım.

Adaletin temsilcisi olarak kendimi ifade edebilmişim; ne mutlu bana!

Hakim, savcı, avukat meslektaşlarımdan aldığım mesajların yanında beni en çok duygulandıran;
Kadına şiddet, çocuk istismarı, Hayat Ağacı Projesi, Gelincik Projesi, Mehmed'im Projesi nedeniyle almış olduğum güzel mesajlar.

Dünyaya yeniden gelsem;
Yine,
Yeni,
Yeniden
Avukat olurdum.

Toplumun vicdanı adalettir. Adalete ulaşmak ise avukatların birinci görevi ve sorumluluğudur.

Adalet kokan günlere ulaşmak dileğiyle...
Günümüz, gününüz kutlu olsun, kutlansın.

Av. Tülay BEKAR

av2.jpg

'' Sadece Hayır! ''Diyerek Yaşamı Keşfediyoruz.

 

3 Nisan Pazar günü Kadıköy'de Türkiye Motosiklet Platformu'yla buluştuk. Konumuz, TBB'nin uyuşturucu ile mücadele eksenli projesi Hayat Ağacı kapsamında yaptıklarımız ve hep birlikte yapacaklarımız. 

12472788_10153970146528726_8090128851462592172_n.jpg

Dolunay Dergisi Mart Ayı Yazımız

 

EMPERYALİSTLER SESLENİYOR DUYUYOR MUSUNUZ?

 

   sirtlan_858http://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/03/sirtlan_858.jpg 695w" sizes="(max-width: 695px) 100vw, 695px" height="440" width="695">

Osmanlı İmparatorluğunun sonunu kendi eli ile kendisine yaptırdılar. Hatırlayın tarihi; her taraftan “etnik kimlik” sesleri geliyordu. Osmanlı İmparatorluğu topraklarını tek tek vermek zorunda kaldı. Emperyalistler; ikili anlaşmalarla ağabeyiniz dediler, son dönemde bütün kaynakları teslim aldılar. “Sevr ” zehrini şerbet gibi içirdiler. Atalarımız bozdu oyunları.

Emperyalistler sesleniyordu uzun zamandır, duymuyordunuz sevgili halkım; iktidarı siz belirlediniz. Şimdi kulağımızın dibinde bağırıyorlar.

BOP dediler iyi bir şey sandınız, sizi “Osmanlı Torunusunuz “diye kandırarak. Askerinin başına çuval geçirdiler. Senin ve Amerika’daki din Adam’ı sanılan kişi eliyle; anayasal Kurumlarımızı dönüştürüp, Terörle Mücadele’yi başarmış tek ordu olan ordumuzu, çete ilan edip cezaevine tıktınız, “kendi ifadenizdi”. Tabii ki konuşan bizleri de. Hâlbuki uyarmaktan başka bir şey yapmamıştık.

Ortadoğu da sözde; ” Demokrasi ve insan hakları” götürdüğü tüm ülkelerde ki; kan ve gözyaşını gördünüz, bir kısım mültecilerin durumuna şahit oldunuz, her gün oluyorsunuz. Yine ve hala “biz güçlüyüz “diyorsunuz.

Mart 2011 sonrası “İŞİD” görücüye çıktı. Sünni-Şii Savaşı’nı körüklemek için,
Kuran onlardı, ajanları “İngiliz Lawrence” gibi başları ve içlerindeydi. Onlar kurdular, beslediler, büyüttüler sana da yardım ettirdiler. PKK’yı hala besleyen onlar, neler yaptılar sana, evlatlarıma ve vatanıma görüyorsun. Suriye’de PKK uzantısı PYD ile senin aleyhine, denize ulaşan Kürdistan’ı inşa ettiler.

Sesler artık kulağımızın dibinde bas bas bağırıyorlar duy!

Irak ‘a 11 Eylül saldırısını bahane ederek girdiler. Afganistan’a, kendi kurdukları Taliban’ ı bahane ederek girdiler. Oradaki halk yaşayan ölü haline geldi; dön bir bak!

Duy artık! bas bas bağırıyorlar duy, yoksa kendi elinle ipini sana çektirecekler. (Boğazlıyan Kaymakam’ı Kemal Bey’i Ermeni Katliamı yalanı ile sana astırdıkları gibi.)

Duy! Duyalım artık.

ABD; Türkiye’deki üslerinden bütün aileleri tahliye etti. Diyarbakır-İncirlik’e uçak yığmakta devam ediyor. Vatandaşlarına 9 Kasımdan sonra, Türkiye’ye gitmeyin dedi. İngiliz Kanalları bir süredir; Türkiye’yi “İŞİD”i büyüten ülke olmakla suçluyor. Diğer Avrupa ülkeleri de öyle. Fransa Televizyonları ve basın organları; Türkiye’nin “İŞİD”i, kurup, kolladığını, silah ve teçhizat yardımı yaptığını ve lojistik destek verdiğini söylüyorlar, Paris Katliamından beri.

ABD başkan yardımcısı; Joe Biden “Türkiye terör örgütlerine milyonlarca dolar ve-dikkat edin- kamyonlarca silah verdi” dedi ve çok yakın zamanda yapmış olduğu ziyaretlerde ‘’Kürdistan’’ kurulması için görüşmeleri yapıp, talimat verip gitti.

Her gün; evlere yangın düşüyor duy artık! Kınalı kuzularımızı her gün yolluyoruz. Genç subaylarımızı; terör konusunda tecrübeli zihinlerini yok ediyorlar. Güney sınırlarımızda; Rusya, Amerika, dışında İran, Kanada, Çin, Almanya, İtalya, Fransa askerleri ve silahları var. İncirlik üssünü biz kullanamıyoruz, Suudi Arabistan kullanıyor. Ve Joe Biden gibiler, sürekli direktif veriyorlar; “Sakın; sınır dışına çıkmayın. “

Unutulmamalıdır ki; Emperyalizm kendi çıkarları için, kendi vatandaşlarını, öz evlatlarını bile kurban etmekten kaçınmadı, kaçınmayacaktır. İçimizdeler, yanımızda saçlarımızı okşayıp, sırtımızı sıvazlıyorlar, sırıtarak bekliyorlar, duy artık!

Duy ki; Atalarımıza yakışır şekilde, farkında olup, kenetlenip bize yakışanı yapalım. Köklerimiz kuvvetli; kenetlenelim! Sevgi ve saygıyla kalın.

Bakan Hakkında Suç Duyurusu

Sevgili dostlar;

Başkanım,Sema Aksoy'un öncülüğünde,bir grup meslektaşımla;
Yapmış olduğumuz suç duyurusu,
Basında geniş yer bulmuştur.

Başta Başkanım olmak üzere ;emeği geçen herkese yürekten teşekkürler;

Av.Tülay Bekar

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Türk Metal Sendikası kadınları muhteşemdi.

Onlarla 8 Mart'ı geçirmek bir kadın olarak bana onur ve gurur verdi.

                                                  Av. Tülay BEKAR

 

IMG-20160308-WA0017.jpg

Dolunay Dergi 2

http://www.dolunaydergi.com/2016/01/25/eski-yeni-oyun/ ' daki yazımız ektedir.

GÜNDEM / SİYASET / TÜRKİYE
ESKİ, YENİ OYUN
YAZAR: TÜLAY BEKAR · 25 OCAK 2016

GÜN AYDIN OLSUN, GÜNLERİMİZ AYDIN OLSUN;

Sevgili dostlar, değerli arkadaşlarım;

1.Dünya Savaş’ı 28 Temmuz 1914 tarihinde; Avusturya-Macaristan Veliaht Prensi, Ferdinand’ın bir Sırp Öğrencisi Tarafından öldürülmesiyle başlar. Amaçlar arasında, ekonomik amaçlar dışında; Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması ortak hedefi de vardır. İtilaf devletleri; İngiltere, Fransa, İtalya, ABD, Romanya, Yunanistan, Japonya vb.dir. İttifak devletleri; Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu, Bulgaristan’dır. Savaş ilanını; İtilaf devletlerinin oyunu ile ittifak devletleri yapar. 2.Dünya Savaş’ı, 1 Eylül 1939’da Almanlar’ın, Polonya’yı işgal etmesiyle başlar. Asıl amaç; daralan ekonomiler nedeniyle, sömürgelerin paylaşımıdır. Mihver Devletleri; Almanya, İtalya, Japonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan vb.dir. Müttefik kuvvetler; Büyük Britanya, ABD, Sovyetler Birliği, Çin, Fransa, Hollanda, Belçika, Brezilya, Avusturalya vb.dir.

Şimdi tam da Güney sınırlarımız da, enerji ve emperyal emeller uğruna düşürülen uçak bahanesiyle;2 grup ülke var. ABD, İngiltere hep vardı. Fransa ülkesindeki katliam bahanesiyle, Almanya ve Danimarka’da Fransa’ya destek bahanesiyle bir birlik oluşturdular. Akdeniz; büyük bir savaş gemisi gibi; İncirlik ve Diyarbakır hava üsleri yolgeçen hanı oldu. Zaten limanların hiç biri de Milli değil! Düşürülen uçak bahanesiyle Rusya bölgeye tam yerleşti; öyle ki Türkiye olası bir ihlâlde; kara ve hava harekâtı yapamayacak durumda. İran Suriye’nin Bütünlüğü için; Rusya ile birlikte hareket edeceğini; Çin’de Rusya’nın Yanında olduğunu açıkladı.

Tarih Tekerrür ediyor; Fransa’daki katliam ve düşürülen uçak görünen sebepler. Unutulmamalıdır ki; Afganistan’da Taliban önce yaratılıp, sonra da işgal edilmiştir. 11 Eylül Saldırısı (yalanı )Irak’a “demokrasi ihracı” götürülmesine neden gösterilmiştir. IŞİD önce yaratılıp bölgeye konuşlandırılmıştır. Ortadoğu’nun şekillendirmesi tamamlanmak üzeredir, yaşayan insanların kanı, canı dikkate alınmadan. İki grup ülke tüm zihinleri ile buradadır. İkisinin yetkilileri de; IŞİD’i mühimmat, lojistik olarak TC yetkililerinin beslediğini; yetkin ağızlarına söyletmektedir. Rabbim bizlere yardımcı olsun, Yetkili makamlara da düşünüp değerlendirme yeteneği versin. Tarih ne yazık ki tekerrürden ibarettir.

Saygı ve sevgiyle, sağlıklı kalın.

12508911_1683622498517549_743321575333101525_n.jpg

Dolunay Dergi

http://www.dolunaydergi.com/ ' daki yazımız ektedir.

HUKUK- İNSAN HAKLARI
Kadının Yurttaşlık Hakları…
YAZAR: TÜLAY BEKAR · 22 OCAK 2016
‘’Kadın Hakları önemli bir kavram’’; ama bir türlü içi doldurulamıyor.
Kadın haklarından bahsedebilmek için öncelikle ‘’Demokratik, Laik ve Sosyal hukuk Devleti’’ ilkelerini barındıran, insan haklarına saygılı devletlerin yurttaşı kadın olmak gerekiyor. Bu ilkeleri bünyesine oturtmuş, cumhuriyetle yönetilen bir devletin yurttaşı. Oysa bugün ‘’Cumhuriyet’’ adı altında ama bu ilkeleri ve unsurları barındırmayan onlarca devlet var. Bu ülkelerde demokrasinin varlığından, doğal olarak da kadın haklarından bahsedemeyiz.
İnsanlık tarihine bakarsak Milattan Önceki yıllarda birçok bölgede Ana tanrıçaların çok etkili olduğunu görürüz. Özellikle Kibele Anadolu kökenli bir tanrıçadır. Kibele doğurganlık ve bereketin timsaliydi. Amazon kadınları kendisini Kibele ile temsil etmişlerdir. Mezopotamya’da aynı işlev tanrıça İstar’a yüklenir. Görüldüğü üzere birçok bölgede kadınlar da erkekler gibi söz sahibiydi.
Türk tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’na kadar devlet yönetiminde kadının her zaman söz hakkı olurdu. Özellikle Orta Asya geleneklerinde kadınlar Kurultaylarda erkeklerle eşit söz hakkına sahipti. Şöyle bir olay anlatılır; Cengiz Han kurultayı toplar sağ yanına eşini alır. Bu da katılanlar tarafından garipsenir. Durumu Fark eden Cengiz Han ‘’Siz hanlar, ben hanlar hanı Cengiz Han. Bu da benim Han’ım’’ der. Günümüzdeki ‘’hanım’’ ifadesinin bu öyküden miras kaldığı söylenir.
Dinlerin toplum anlayışına yaygın olarak egemen olduğu dönemlerde yanlış yorumlarla kadın ikinci plana itilmiştir. 19. yy’a gelindiğinde 1857 yılında Endüstrinin gelişimi kadın harekatı başlatır. ABD’de dokuma işçisi kadınlar daha insanca bir yaşam isteğiyle, eşitsizliğe ve ayrımcılığa, uzun ve insanlık dışı çalışma koşullarına karşı 8 Mart’ta mücadeleye başlarlar. Bu kadın hareketin de direnişin de sembolü olur. 8 Mart 1977 Birleşmiş Milletler genel toplantısında Kadın Hakları ve Uluslar arası Barış günü olarak kararlaştırılır ve üye ülkelerde ‘’uluslar arası Kadın Günü’’ olarak kutlanmaya başlanır.
Dünya kadınları 1960’lara kadar cinsiyet ayrımının ve kadınlara özgü kısıtlamaların kaldırılması için uzun bir yol kat etmişlerdir.
Genç Türkiye Cumhuriyet’inde ise kadınlar 1930 yılında aktif 1934 yılında da pasif seçme hakkını elde etmişlerdir. Yine devrim kanunları ile kadınlar toplum içinde hak ettiği statüye kavuşmuşlardır.
Biz kadınlar şuanda meslek sahibi olabiliyorsak, yazabiliyorsak, konuşabiliyorsak, dinliyor ve dinleniliyorsak ve bize saygı duyuluyorsa bunu Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına borçluyuz.
Yasal olarak ayrımcılık kalkmış olsa bile biz kadınlar hala eşitlik için mücadele ediyoruz.
Şiddete uğrayan kadınlarımızı ne Türk Ceza Kanunu, ne de uluslararası sözleşmeler koruyabiliyor. Gün geçmiyor ki bir kadının dayak yediğini, hırpalandığını, öldürüldüğünü, taciz ve tecavüze uğradığını duyuyoruz. Yüreğimiz kanıyor hemcinslerimiz için. Birlikte olarak bu zorlu, dikenli ve taşlı yolu yürümeye devam edelim..
Ama başta belirttiğimiz gibi önce uygar bir devletin yurttaşı ‘’kadın’’ olalım.
Hemcinslerimize sağlıklı, mutlu nice günler dileğiyle…
(Aktif seçim hakkı: Seçime oy kullanarak katılma hakkı , Pasif seçim hakkı: Seçimlerde aday olma hakkı.)

12508911_1683622498517549_743321575333101525_n.jpg

Facebook Kullanım Koşulları

Facebuk kullanım koşullarını değiştirmeyecek.
O MALUM YAZI YİNE DOLAŞIMA ÇIKTI!
Şu tarihten itibaren facebuk sözleşme koşullarını değiştiriyor..... o öyle diyorsa ben de ona şunu derim, bu uyarıyı kopyala yapıştır, sakın paylaşma diyen o malum yazı...
YALAN!
Öyle olsa giriş kapısında ücretsizdir, her zaman ücretsiz kalacak yazmaz. Başka zamanlarda yaptığı küçük uyarılar gibi bir uyarı yazısı yazar sayfaya. Girmeden okur, anlarsın ne demek istiyor.

Ha niye ücretsiz bu sanal dünyayı kullanım derseniz, üyelik için baştan bu yana bizden niye para istemiyor derseniz halen anlamadıysanız, ya da ilk kez sormak geldiyse aklınıza ; o da tamamen kurucuları ve işleticilerin, her ülkede yasalara uygun kurmak zorunda olduğu temsilciliklerin vb. ticari kafasından.
Geçimini reklam verenlerden sağlıyor, reklam verenler de tıklanma sayısı çok olan sayfalara yönlendirilmesi için ödeme yapıyor. Al gülüm ve ver gülüm... Peki sayfalar nasıl çok tıklanır?
İşte orada saflıklarınızı ya da bile bile lades tıklamalarınızı sağlamak da ticaretin satış teknikleri, pazarlama kurnazlıkları hesabından, kitabından.
Acaip -hastalık filan-ya da bayrak-kitap-forma , din, iman...vs.aşkla ya da acımayla tıklanma garanti edilen- görüntülerle bi tık bi lira filan diyen sayfalar da trol, sayfa tıklanma sayısını artırıp, reklam alıyorlar sayfalarına.
Sayfamız kapanacak, tıklayın da kapanmasın diyenlerinki de yalan... Çünkü bir sayfayı kapatmak da tedbiren erişimi sınırlamak da facebuk yardım alanında yazılı koşullarda mümkün.

Her yıl yeniden yazıyorum ki berner konvansiyonu filan diye bi sözleşme yok.
Ülkemizde fikri haklar kapsamındaki üretimlerimiz bizim FSEK dediğimiz Fikri ve Sınai Haklar Kanunu açık isimli yasa ile korunur. Hepsi bu.
Ha; kişisel zararlarınız için size zarar verene karşı hakaret vs için şikayet ve tazminat davaları da her ülkenin kendi yasasına göre.
O nedenle sayfalarınızda herkese açık küfürler, hakaretler ederken de sonucu göze alın, edilirse de bizdeki hukuk işleyişinin hızını...
Sayfa arkadaşlarınızı da ona göre seçin.
UNUTMAYIN, üyesi olduğunuz bu sitede sayfanız ve sorumluluğu sizin, bu nedenle her paylaşım sizin hak ve borçlarınıza, cezai ve hukuki sorumluluklarınıza konu bir platform.

O NEDENLE;
Siz, sadece siz sorumlusunuz paylaşılandan, sayfanızı bu yüzden sadece kendiniz kullanın.
Başkalarına afiş, reklam panosu olarak kullandırmayın.

BU NE DEMEK? 
Etiket ayarını sınırlayın ki-onaya tabi tutun- siz ekleyin dilediğinizi; sizin sayfanızı kendisinin reklam panosu olarak kullanacağını sanan otomatik reklamlar ya da sayfa arkadaşlarınız kendi sınırlarında kalsın, pervasızca sizin sayfayı da kendi sayfası gibi kullanamasın.

BİR DE UYARI;
Her bulduğunuz bağlantıyı tıklamayın, güvenli olmayabiliyor, virüs yayılmalarına karşı gizlilik ayarında reklamları hiç kimse olarak ayarlayın, sayfanızdan sayfalara yayılmasın.
O yukarıdaki çark var ya...onun altındaki başlıklar siteyi nasıl kullanacağınız ve haklarınız konusunda ayrıntılar içeriyor...

BİR KEZ OLSUN UYANIK DAVRANIN; HEP KANDIRILMAYIN:
Hukukçu dostlarım bile yapıyor, hukukçu olmayan sayfa arkadaşlarıma diyecek söz bırakmıyorlar bu durumda...
Silin sayfalarınızdan o uyarıyı da, yayılıp durmasın.
Sözcük kodlama ile sayfalarınız, kopyalama sırasında bilgisayarınız denetime alınıyordur belki, bu benim bilmediğim bir teknik alan, ama paranoya değil, mümkündür, her kopyala diyene inanmayın.

İşte Facebuk kullanım koşulları:

https://www.facebook.com/policies?ref=pf

ACILARI KİTABA SIĞMADI...

SOMA2.jpg

Türkiye Barolar Birliği'nin Soma için başlattığı kampanyada toplanan 1.134.830 TL tutarındaki bağış, Türk Eğitim Vakfı (TEV) şemsiyesi altında 30 Soma'lı çocuğun eğitimi için kullanılacaktır. 
Ayrıca bu kitabın geliri de Soma'da babasız kalan çocukların eğitimine aktarılacaktır.

16.12.2015 Yemin Töreni

Av. Tülay Bekar büromuzun değerli stajyerleri Emrah Bedez ve Hüseyin Cevahir'e cüppelerini giydirerek hukuk camiasına iki değerli avukat daha kazandırmış oldu. Emrah Bedez ve Hüseyin Cevahir ile, artık büromuz da avukat olarak çalışmaya devam edeceğiz. .

Ve tekrar Av. Tülay Bekar değerli bir stajyer daha olan Zeynep Yıldız'ı da hukuk camiasına kazandırmış bulundu.

Hepsine hayrılı olsun dileklerimizi iletiyoruz ve bundan sonraki yaşamlarında başarılar diliyoruz.

ERA HUKUK BÜROSU

Era Hukuk Bürosu Kamuoyu Bilgilendirme

Kamuoyuna,

Son iki hafta içinde "ERA HUKUK BÜROSU" ismi kullanılarak para talep edilip ödenmemesi halinde icra takibi tehdidinde bulunulduğuna dair birden çok şikayet  büromuza ulaşmıştır. Bu duyarlı insanların ifadelerine dayanarak tedbiren konuyu adli makamlara aksettirme zorunluluğu oluşmuştur.

Öncelikle insanların mağdur olma ihtimallerinin önüne geçmek ayrıca büromuzla hiçbir ilgisi bulunmadğını açıklamak amacıyla yaptığımız bu suç duyurusunu bilgilerinize sunarız.

 

Era Hukuk Bürosu

 


webpaylasim