KORUYUCU MASKE BAŞTA OLMAK ÜZERE BAZI MALLARIN ÖN İZNE BAĞLANMASINA DAİR TEBLİĞ VE FİYATLARIN FAHİŞ ARTIŞI HAKKINDA DEĞERLENDİRME

KORUYUCU MASKE BAŞTA OLMAK ÜZERE BAZI MALLARIN ÖN İZNE BAĞLANMASINA DAİR TEBLİĞ VE FİYATLARIN FAHİŞ ARTIŞI HAKKINDA DEĞERLENDİRME

Bilindiği üzere "Corona Virus (Covid-19) olarak bilinen solunum yolu bulaşıcı hastalığı, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) 9 Mart 2020 tarihli raporuna göre 100'den fazla ülkede 109 bin (her geçen gün vaka sayısı artmaktadır) teyit edilmiş küresel vaka ile pandemi olarak kayıtlara geçmiştir. Bu salgın nedeni ile ülkemizde belli malzemelerin bulunması zorlaşmış ve fiyatları hızla artış göstermiştir.

Ticaret Bakanlığı, Covid-19 nedeni ile ihracatı yoğun olarak yapılan kişisel koruyucu donanım ile bazı tıbbi malzemelere ilişkin olarak bazı önlemler almıştır. Bu çerçevede Ticaret Bakanlığı, kişisel koruyucu donanım, tıbbi eldiven, maske, gözlük gibi mallara ilişkin olarak ihracatı ön izne tabi tutmuştur.

Ülkemizde, bazı ürünlerin ihracatı yasak olup bazıları ön izne tabidir. Bu malların durumu; ‘İhracı Yasak ve Ön İzne Bağlı Mallara İlişkin Tebliğ’ ile belirlenir. Buna göre 04.03.2020 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan İHRACI YASAK VE ÖN İZNE BAĞLI MALLARA İLİŞKİN TEBLİĞ (İHRACAT: 96/31)’DE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ şu şekildedir:

MADDE 1 – 19/9/1996 tarihli ve 22762 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İhracı Yasak ve Ön İzne Bağlı Mallara İlişkin Tebliğ (İhracat: 96/31)’in ekinde yer alan (EK:2) İhracı Ön İzne Bağlı Mallar Listesine 27-32 nci sıralar olarak aşağıdaki maddeler eklenmiştir.

MADDE 2 – Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.

Bu tebliğ ile Covid-19 salgını nedeni ile bulunması zorlaşan koruyucu ve tıbbi maskeler ‘ihracı ön izne bağlı mallar’ arasına eklenmiştir. Ticaret Bakanı Ruhsar PEKCAN bu konu ile ilgili; ‘amaçlarının öncelikle iç talebin karşılanmasını sağlamak’ olduğunu belirtmiştir. Bu düzenleme ile salgın sonucunda talep artışı yaşanan ve bulunmasının giderek zorlaştığı koruyucu maske, tulum, sıvı geçirmez önlük, gözlük , tıbbi ve cerrahi maske, tıbbi steril/non-steril eldivenin ülkede daha kolay bulunması ve ihtiyaçlara cevap verebilmesinin önü açılmıştır.

Değinilmesi gereken bir başka konu ise ülkemizde koruyucu madde başta olmak üzere dezenfektan, kolonya ve bazı gıda ürünlerinde salgın ortaya çıktıktan sonra bu maddelere talebin artması neticesinde fiyatlarda fahiş artışların yapılmış olmasıdır. Fiyat artışları ile ilgili de başvurular üzerine denetim yaparak gerekli önlemleri alan Ticaret Bakanlığı, 26.03.2020 tarihinde resmi web sitesinden bu konu ile ilgili paylaşımda bulunmuştur. Bu yazıya göre bakan PEKCAN;

-tüm dünyayı etkileyen corona virüs nedeniyle koruyucu maske başta olmak üzere dezenfektan, kolonya ve bazı gıda ürünleri fiyatlarında fahiş miktarlarda artış yapıldığına ilişkin başvurular üzerine 81 ilde denetimler yapıldığını,

-Bunun yanı sıra Bakanlığın Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü de internet sitesi üzerinden satış yapan firmalar hakkında re’sen incelemeler başlattığını,

-Reklam Kurulu tarafından yürütülen inceleme neticesinde 189 firmanın  uygulamalarının 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a aykırı olduğu tespit edilmiş olup bu firmalar hakkında toplam 9.147.031 TL idari yaptırım uygulanması kararı alındığını,

Bu kapsamda söz konusu idari yaptırım kararının ayrıntılarına bakıldığında;

  • İnternet üzerinden satış yapan 76 ticari işletmeye, her bir firma hakkında 104.781 TL olmak üzere toplam 7.963.356 TL,
  • Fahiş fiyat uyguladığı tespit edilen 113 diğer işletmeler hakkında ise her bir firma hakkında 10.475 TL olmak üzere toplam 1.183.675 TL idari yaptırım uygulandığını,
  • İdari yaptırıma konu uygulamaların 111’ inin maske, 6’ sının maske ve dezenfektan, 1’ inin maske ve kolonya, 36sının dezenfektan, 26sının kolonya, 1’ inin ıslak mendil ve kolonya, 2’ sinin ıslak mendil ve 6’ sının gıda ürünleri ile ilgili olduğunun görüldüğünü

-Böylece Reklam Kurulunca Mart ayında yapılan iki toplantıda haksız fiyat artışı uyguladığı tespit edilen 198 firma hakkında 10.090.060 TL idari para cezası uygulandığını, söz konusu aykırılıkların devamı halinde para cezasının 10 katına kadar arttırılması imkanı bulunduğunu belirtmiştir.

            Ticaret Bakanlığınca yapılan bu denetimler ve verilen cezalar çok yerinde olup bu yaptırımların artırılması gerekmektedir. Bulunduğumuz zor süreçte bazı maddelerin ‘nasıl olsa alınacak’ mantığı ile fiyatlarının bir anda arttırılması adeta ‘fırsatçılıktır’. Ayrıca ülkedeki ihtiyaç duyulan malların, ülke ihtiyacını karşılayamaz duruma gelmişken ihracatının zorlaştırılması da alınması gereken önlemlerden olup bu tebliğin yayımlanması yerinde olmuştur.

Av. Narin Ceren DİNÇER TURAN

7226 SAYILI KANUNUN 25.03.2020 TARİHLİ DEĞİŞİKLİKLERİ

7226 SAYILI KANUNUN 25.03.2020 TARİHLİ DEĞİŞİKLİKLERİ

 

7226 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda 25.03.2020 tarihinde kabul edilen, 26.03.2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren değişiklikler esasen pek çok farklı kanunda yapılan pek çok değişikliği içermektedir.

”Torba” halinde yapılan değişiklikleri takip etmek ve uygulamak ise hukukun her an içinde olan avukatlar, hakimler ve savcılar için dahi bir hayli zor olmakta iken vatandaşlar için neredeyse imkansız olmaktadır.

“Torba” yasalar ile sık sık değiştirilen kanunlara yani hukuka ve hukuki işleyişe ayak uydurmak ve devamla güvenmek artık neredeyse mümkün olmamaktadır. Hukuk devleti ilkesi ise bu şartlar altında ne yazık ki güncelliğini koruyamamaktadır.

Tüm bunların yanında ülkemizde de vakaların görülmesi ise bazı önlemlerin alınmaya başlandığı Covid-19 salgını nedeniyle getirilen düzenlemeler de 26.03.2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğüne girmiştir. Bunlardan özellikle avukatları bakımından önem taşıyanlar ise şöyledir;

          Ø41. maddede yer verilen 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklenen Geçici Madde-23 ile işçi çıkarmayan ve yeni koronavirüs (Covid-19) kaynaklı zorlayıcı sebep gerekçesiyle çalışma sürelerinde azaltmaya giden veyahut da faaliyeti bir süreliğine durduran işverenlerin işçileri kısa çalışma başlama tarihinden önceki son 60 gün hizmet akdine tabi olanlardan son üç yıl içinde 450 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödenmiş olması şartları ile kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilecekler. Sigortalı çalışan avukatların da yararlanabildiği ödeneğin bu madde öncesindeki şartları ise kısa çalışma başlama tarihinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olanlardan son üç yıl içinde 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödenmiş olması şeklinde idi.

          30/6/2020 tarihine kadar işverenler kısa çalışma ödeneği başvurusunda bulunabilecektir. Online yapılabilen başvuru ile ilgili ayrıntılı bilgi için işverenlerin İŞKUR’un resmi sitesini ziyaret etmeleri yeterlidir.

          Düzenleme genel itibariyle lehe olsa da 450 gün sigortalı çalışma şartı hali hazırda pek çok sigortalı çalışanı kapsamı dışında bırakarak mağdur etmektedir.

  • Geçici Madde-1 ile hukuki sürelerin durdurulmasına karar verilmiştir. Buna göre; dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzerebirhakkındoğumu,kullanımıveyasonaermesineilişkintümsüreler ileusulhükmüiçeren diğerkanunlardataraflarbakımındanbelirlenensürelervebukapsamdahâkimtarafındantayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden; İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlardabelirlenensürelervebukapsamdahâkimveyaicraveiflasdaireleritarafındantayin edilen süreler; nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, 22/3/2020 (bu tarih dâhil)tarihinden itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar duracaktır. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren ise kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır.

Bu süreçlerde yeni tebligat yapılmayacağı gibi yukarıda da açıklandığı üzere daha önce yapılan tebligatlar bakımından ise süreler durdurulmuş durumdadır. Ancak lehe işlemlerin yapılmasına devam edilebilecektir. Örnek vermek gerekirse; icra dosyasına borçlu tarafından yapılan ödemeler kabul edilecektir, yahut da ödeme emri tebligatı yapılmaması gerekirken tebligat yapılmışsa borçlu şikayet hakkını kullanabilecektir.

Yine bu süreçte işverenlerce en çok merak edilen konu olan maaş haczi ile ilgili ise getirilen düzenlemede herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir. Bu konuda Oğuz ATALAY ve Muhammed ÖZENKES makalelerinde maaş haczi kesintilerinin yapılmaması gerektiğini söylerken Hakan PEKCANITEZ makalesinde üçüncü kişi konumundaki işverenin işleminin karar kapsamında durdurulan taraf ve takip işlemi olmadığından maaş haczi kesintilerinin yapılmaya devam edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Maaş haczi bu karardan önce yapılan bir icra işlemi ise –ki bu karar ile birlikte icra işlemleri durduğundan karardan sonra zaten maaş haczi gönderilemeyecektir- devam eden bir icra işlemi olması ve yukarıda da belirtildiği üzere icra dosyalarına ödeme alınmaya devam edilecek olması nedenleri ile işverenlerin maaş haczi kesintilerini yapmaya devam etmesi gerektiği söylenebilir.

  • Geçici Madde-2 ile ise 1/3/2020tarihinden30/6/2020tarihinekadarişleyecekişyerikira bedelinin ödenememesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebioluşturmayacağı düzenlenmiştir.

Tabi bu düzenleme yapılırken kira alacağı için icra takibi yapılması konusunda icra işlemelerinin durdurulduğu bir an için unutulmuş olmalıdır. Aksi takdirde kiraya verenlerin yaşayacağı zor durumları, kanun koyucunun dikkati nazara almadığı sonucuna varılabilecektir. Ancak kanun koyucunun her şeyden önce Anayasal eşitlik ilkesine riayet etmesi gerektiğinden bu ihtimalin gerçeği yansıtmaması gerektiği söylenmelidir.

                                                                               Av. Ayşegül KARAGÖZ

CEZA İNFAZ KANUNU BAŞTA OLMAK ÜZERE YAPILMASI PLANLANAN DEĞİŞİKLİKLERE İLİŞKİN TASLAK

CEZA İNFAZ KANUNU BAŞTA OLMAK ÜZERE YAPILMASI PLANLANAN DEĞİŞİKLİKLERE İLİŞKİN TASLAK

            Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, İnfaz Hâkimliği Kanunu ve Türk Ceza Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunu olmak üzere toplam 10 farklı kanunda değişiklik yapılması ile ilgili taslak metninin önemli detayları aşağıdaki gibidir:

1- Ceza infaz kurumlarında geçirilmesi gereken sürelerin kısaltılması planlanıyor. Şöyle ki;

Koşullu salıverilmede uygulanacak oran 2/3'ten 1/2'ye (%67'den %50'ye) indirilmektedir. Böylelikle, koşullu salıverilme oranı kural olarak 1/2 (%50) olarak uygulanacaktır.
Kasten öldürme suçu bakımından 2/3 ve terör suçları ile örgütlü suçlar bakımından 3/4'lük koşullu salıverilme oranında herhangi bir değişiklik yapılmamaktadır.
Mükerrirler ve buna bağlı olarak cinsel suçlar ve uyuşturucu ticareti suçları bakımından 3/4'lük koşullu salıverilme oranı 2/3'e (%75'den %67'ye) indirilmektedir.

2- Denetimli serbestlik uygulamasında yapılması planlanan değişiklikler ise şu şekildedir:

Tüm hapis cezaları için 1 yıllık sabit bir denetimli serbestlik süresinin uygulanması, toplumda cezasızlık algısına yol açtığı gibi hakkaniyete aykırı bir infaz rejiminin ortaya çıkması sonucunu da doğurmaktadır.Hal böyle olunca denetimli serbestlik kriterleri değiştirilerek, herkese maktu 1 yıl uygulamak yerine, ceza adaletini sağlamak amacıyla hükmolunan ceza ile orantılı olarak (koşullu salıverilmeye esas alınacak sürenin (1/2'nin) 1/5'nin denetimli serbestlikte geçirilmesi yönünde) bir düzenleme yapılacaktır. Böylelikle, her hükümlünün en az % 40 oranında ceza infaz kurumunda kalması sağlanmış olacaktır.

3- 1 yıl olan denetimli serbestlik süresi geçici olarak 3 yıla çıkarılmaktadır.

3.1. Geçici bir düzenleme ile belirli bir tarihten önce işlenen terör, kasten öldürme ve özel hayatın gizliliğine ilişkin suçlar hariç tüm suçlar bakımından denetimli serbestlik süresi 1 yıldan 3 yıla çıkarılmaktadır.

3.2 Belirli bir tarihten önce işlenen suçlar bakımından, terör suçları, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve özel hayatın gizliliğine ilişkin suçlar hariç olmak üzere;

- Sıfır-altı yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile yetmiş yaşını bitirmiş hükümlüler hakkında 105/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "iki yıl"lık sürenin, "dört yıl" olarak uygulanması,

- Maruz kaldıkları ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyen altmışbeş yaşını bitirmiş hükümlülerin koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken sürelerin, azami süre sınırına bakılmaksızın 105/A maddesinde düzenlenen denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilmesi
öngörülmektedir.

3.3. Yukarıda belirtilen hükümler, iyi halli olmak koşulu ile kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler hakkında da uygulanacaktır.

3.4. Belirli bir tarihten önce suç işleyen çocuk hükümlülerin 18 yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdikleri 1 günün 3 olarak kabul edilmesi öngörülmektedir.

4- Özel infaz usullerinin kapsamı genişletilmektedir.

4.1. Hapis cezalarının hafta sonu ve gece ceza infaz kurumunda kalmak suretiyle infaz edilebilmesine ilişkin 6 aylık sınır, kasıtlı suçlar bakımından 1 yıl 6 aya, ölüme neden olma hariç taksirli suçlar bakımından ise 3 yıla çıkarılmaktadır.

4.2. Kadınlar ve yaşlılar için öngörülen konutta infaz usulünün uygulanacağı hapis cezalarının sınırı artırılmaktadır. Çocuklar da buraya dahil edilmektedir.
Bu kapsamda konutta infazın sınırı;
a)Kadın, çocuk ve 65 yaşını bitirmiş erkeklerde 6 aydan 1 yıla,
b)70 yaşını bitirmiş kişilerde 1 yıldan 2 yıla,
c)75 yaşını bitirmiş kişilerde 3 yıldan 4 yıla,
çıkarılmaktadır.

4.3. Toplam 5 yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkum olan veya adli para cezası
infaz sürecinde hapis cezasına çevrilen hükümlülerden maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyeceği Adli Tıp Kurumu raporuyla tespit edilenlerin cezasının konutunda çektirilmesine imkan sağlanmaktadır.

4.4. Yeni doğum yapan ve toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkum olan ya da adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilen hükümlü kadınların cezasının konutunda çektirilmesine imkan sağlanmaktadır.

5. İyi hal incelemesinin infazın tüm aşamalarında yapılması yoluna gidilecektir.

5.1. Hükümlülerin tutum ve davranışlarının değerlendirilmesine (iyi halin belirlenmesine) ilişkin esaslar yeniden belirlenmekte ve hükümlülerin iyi hal incelemesinin infazın tüm aşamalarında yapılması sağlanmaktadır.

5.2. Hükümlülerin ceza infaz kurumlarında bulunduğu tüm aşamalarda, idare ve gözlem kurulu tarafından iyi hâlin belirlenmesine esas olmak üzere en geç 6 ayda bir değerlendirmeye tabi tutulması sağlanmaktadır.

5.3. Toplam 10 yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkum olanlar ile terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya üye olmak suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkûm olanlar hakkında yapılacak açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin değerlendirmelerde idare ve gözlem kuruluna Cumhuriyet başsavcısı veya belirleyeceği bir Cumhuriyet savcısı başkanlık edecektir. Ayrıca, idare ve gözlem kuruluna Cumhuriyet başsavcısı tarafından belirlenen bir izleme kurulu üyesi ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı il veya ilçe müdürlükleri tarafından belirlenen birer uzman katılacaktır.

6.İnfaz hakimliğinin görev ve yetkileri genişletilmektedir.

İnfaz aşamasında verilecek tüm kararların infaz hâkimleri tarafından verilmesi sağlanmaktadır.
Cumhuriyet savcısının infaza ilişkin verdiği kararlara karşı infaz hakimliğine şikayet başvurusunda bulunulabilmesine imkan tanınmaktadır.

7.  İnfaz Kanununda yapılan düzenlemelerle infaz hizmetleri iyileştirilmesi planlanmaktadır.

7.1. Açık ceza infaz kurumuna ayrılma koşulları yeniden belirlenmektedir.
Toplam 10 yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkum olanlar ile terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya üye olmak suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkûm olanların açık ceza infaz kuruma ayrılması infaz hakiminin onayına tabi tutulmaktadır.

7.2. Hükümlünün, duruşma, sağlık, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle geçici olarak cezaevi dışında bulunduğu yerlerde gerçekleştirdiği disipline aykırı eylem ve sözleri nedeniyle de disiplin yaptırımlarının uygulanabilmesine imkan tanınmaktadır.

7.3. Zorunlu ve çok ivedi durumlarda, Cumhuriyet başsavcılığının hapis cezasının infazına 6 ay ara verebilmesine ilişkin yetkisi 1 yıla çıkarılmakta, ayrıca, hükümlünün eş veya çocuklarının sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle bakıma muhtaç olmaları halinde de infaza ara verilebilmesine imkan tanınmaktadır.

7.4. Yeni doğum yapan kadınların cezası 6 ay yerine 1 yıl 6 ay ertelenebilecektir.

7.5. Çocuk hükümlülere verilebilecek ödül imkanının kapsamı genişletilmektedir.

7.6. Hükümlülerin, hediye kabul etme hakkı genişletilmekte, ayrıca, çocuk ve altmış beş
yaşını tamamlamış hükümlüler ile beraberinde çocuğu bulunan kadın hükümlüler bakımından, belirli zaman dilimi dışında da hediye alabilme imkan sağlanmaktadır.

7.7. Hükümlünün bakıma muhtaç çocuklarının barındırılmasına ilişkin hükümlerin tutuklular bakımından da uygulanabilmesine imkan tanınmaktadır.

7.8. Hükümlülerin kamu kurum ve kuruluşlarının iş alanlarında, geceleyin bu kurum ve kuruluşlar tarafından barındırılmak koşuluyla çalıştırılabilmelerine imkan tanınmaktadır.

7.9. Açık ceza infaz kurumunda olanlara verilen üç günlük mazeret izni yedi güne çıkarılmaktadır.

7.10. Hükümlülerin mazeret iznini kullanabilmesi için ceza infaz kurumlarında iyi halli olarak geçirmesi gereken süre kısaltılmakta, hasta ziyareti amacıyla verilen mazeret izni hakkı bir defadan ikiye çıkarılmaktadır.

7.11. Açık ve kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlülerin salgın hastalık halinde de kuruma ait telefon ve faks cihazından derhâl yararlandırılmasına imkan tanınmaktadır.

8. Diğer kanunlarda yapılan düzenlemelerle bir takım sorunların giderilmesi planlanmaktadır:

8.1. Yurtdışına çıkış yasağı gibi adli kontrole ilişkin bazı tedbirlerin takibine ilişkin şekli görevler, denetimli serbestlik müdürlüğünün görevleri arasından çıkarılmaktadır.

8.2. Yaralama suçunun canavarca his saiki ile (örneğin; kezzap atmak suretiyle) işlenmesi durumunda ceza artırılmaktadır. Azami verilecek ceza 13 yıl 6 aydan 18 yıla çıkarılmaktadır.

8.3. Kaçakçılık suçlarında malın değerinin azlığı indirim nedeni olarak kabul edilmekte ve kovuşturma evresi için de etkin pişmanlık imkanı getirilmektedir.
Kaçakçılık suçlarında malın değerinin hafif veya pek hafif olması halinde cezadan oransal bir indirim yapılması öngörülmektedir.
Ayrıca, kovuşturma evresi için de etkin pişmanlık getirilerek kaçakçılık konusu malın değerinin iki katı parayı Devlet Hazinesine ödediği takdirde cezada belli bir oranda indirim yapılması sağlanmaktadır.

2. YARGI PAKETİ HMK DEĞİŞİKLİKLERİ

2. YARGI PAKETİ HMK DEĞİŞİKLİKLERİ

          Öncelikle belirtmek gerekir ki 2. yargı paketi henüz meclise yeni sunulmuş olmakla birlikte yapılan değişiklikler sonucunda karşımıza yepyeni bir HMK çıkmayacak. Genel itibariyle düzenlenmiş, ifadeleri netleştirilmiş ve özellikle Yargıtay içtihatları ile şekillenen ve uygulamada zaten kendisine yer bulan düzenlemelerin de kanun metnine alındığı bir HMK ile karşılaşacağız. Bu nedenle yeni HMK’ya esasen yeni demek çok zor olacak ve alışıp uyum sağlamakta zorluk yaşamayacağız gibi görünüyor.

          Değişikliklere madde bazında göz atmak gerekirse;

  • Görevsizlik ve yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemlerle ilgili 20.maddede çok önemli diyemeyeceğimiz ancak karışıklıkları engelleyecek iki değişiklik yapılmış.

İlki; bu karar (görevsizlik veya yetkisizlik kararı) verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurularak dosyanın yetkili veya görevli mahkemeye gönderilmesi istemi hakkında yapılan “ekleme”dir. Hali hazırda kullanmış olduğumuz HMK’nın bu cümleye ihtiyacı olduğu söylenebilir. Her ne kadar bu cümleye “ekleme” demiş olsam da esasen kanunun eski metninde bu cümle karar (görevsizlik veya yetkisizlik kararı) verildiği anda kesin ise bu tarihten itibaren şeklinde düzenlenmekte iken Anayasa Mahkemesi’nin 10/2/2016 tarihli ve E:2015/96, K:2016/9 sayılı Kararı ile bu ibare iptal edilmiş olduğundan kanundan çıkarılmış yerinde “boşluk” kalmıştı. Anayasa Mahkemesi’nin kararına da uygun olarak bu boşluk doldurulmuş ve böylece karışıklık yaratacak bir madde, daha uygulanabilir bir hal almıştır.

İkincisi; bu süre içerisinde dosyanın yetkili veya görevli mahkemeye gönderilmesi istenmemesi halinde dava açılmamış sayılır ve mahkemece bu konuda resen karar verilir şeklinde yapılan “değişiklik”tir. Aslında bu maddeye ekleme demek de gerekebilir mahkemece bu konuda resen karar verilir ibaresi eklendiği için ancak maddenin eski hali de mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir şeklinde olduğu için mahkemenin kendiliğinden yapması gereken ve esasen uygulamada da kendiliğinden yaptığı bir işlemin “resen” vurgusu ile daha da somutlaştırıldığını görmekteyiz. Bu nedenle bu maddede sadece bir ifade değişikliği yapıldığını söyleyebiliriz.

  • Aleniyet ilkesinin düzenlendiği 28.maddede önemli ve esaslı bir değişiklik yapılarak madde metnine yahut yargılama ile ilgili kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde ilgilinin talebi üzerine ibaresi eklenerek aslında Yargıtay içtihatları ile şekillenen ve uygulama kendine yer bulan davanın taraflarının korunmaya değer menfaatlerinin bulunması halinde duruşmanın gizli yapılması hususu böylece HMK’ya girmiş oldu. Bu düzenleme ile daha çok boşanma davaları gibi aile ve özel hayatı içerisinde bolca bulunduran dosyalarda ihtiyacımız olan gizli duruşma taleplerimiz artık tam anlamıyla yasal bir zemine oturmuş bulunmaktadır.
  • Hakimin ret sebeplerinin düzenlendiği 36. maddeye arabuluculuk ve uzlaştırmanın hayatımıza girmesi ile uyuşmazlıkta arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapmış bulunması ibaresi “eklenerek” dosyada daha önce arabulucu yahut da uzlaştırmacı olarak yer alan hakimin de reddedilebilmesi sağlanarak bu konuda önemli bir ihtiyaç giderilmiştir.

Bu noktada değinilmesi gereken önemli bir diğer husus da bilirkişinin görevini yapmaktan yasaklı olması ve reddini düzenleyen 272.maddede hakimler hakkındaki yasaklılık ve ret sebeplerine atıf yapılması ile dosyada daha önce arabulucu yahut da uzlaştırmacı olarak yer alan bilirkişinin de reddedilebileceğidir. Özellikle pek çok bilirkişinin aynı zamanda arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapıyor olması dikkate alındığında bu değişiklik küçük görünen ama uygulamada etkili bir değişiklik olacaktır.

  • Ret usulünün düzenlendiği 38. maddedeki “Ret sebebi sabit olmasa bile, merci bunu muhtemel görürse, ret talebini kabul edebilir” şeklinde düzenlenen 6.fıkra, “Ret sebepleri hakkında yemin teklif olunamaz.” şeklinde düzenlenen 7.fıkra ve “Bu kararlar aleyhine ancak hükümle birlikte kanun yollarına başvurulabilir.” şeklinde düzenlenen 9.fıkra “çıkarılmıştır.” Çıkarılan fıkraların yeni uygulamasının nasıl yapılacağı hakkında ise bir düzenleme getirilmemiştir. Özellikle karar aleyhine başvurunun nasıl yapılacağı konusunda bir “boşluk” yaratılması uygulamada bazı sıkıntıları karşımıza çıkaracaktır.
  • Ret sebeplerinin incelenmesinin düzenlendiği 42.maddede önemli bir “değişiklik” yapılarak “Reddi istenen hâkim, ret hakkında merci tarafından karar verilinceye kadar o davaya bakamaz. Şu kadar ki, gecikmesinde sakınca bulunan iş ve davalar bunun dışındadır. Daha önce hakkındaki ret talebi mercice reddolunan hâkimin, aynı durum ve olaylara dayanarak yeniden reddedilmesi hâli, hâkimin davaya bakmasına engel oluşturmaz.” İbaresi ÇIKARILMIŞTIR. Çıkarılan bu ibarenin yerine ise herhangi bir düzenleme getirilmemiş olması bu konuda uygulamada pek çok sıkıntının bizi bekleyeceğini düşündürmektedir. Bu ibarenin çıkarılması reddi istenen hakimin ret hakkında karar verilinceye kadar o davaya bakabileceğini düşündürse de unutmamak gerekir ki kanunda bu konuda da bir düzenleme olmayıp açıkça bir “boşluk” yaratılmaktadır.
  • Kesin sürenin düzenlendiği 94.maddenin 2.fıkrasında bir “değişiklik” yapılarak hakimin tayin ettiği sürenin kesin olmasına karar vermesi halinde yapması gereken işlem olarak “Bu takdirde hakim tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiç bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder.” ibaresi eklenmiştir. Esasen Yargıtay içtihatları ile şekillenen ve uygulamada hakimlerin hukuki sonuçları açıklayarak parantez içinde ihtarat yapıldı şeklinde duruşma zaptına geçirmeleri ile kendine yer bulan düzenleme idi ve şimdi kanun metninde de kendine yer bulmuş olmaktadır.
  • Belirsiz alacak ve tespit davasının düzenlendiği 107.maddede öncelikle madde adı olmakla birlikte birkaç “değişiklik” yapılmıştır.

İlki; 2.fıkradaki karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğunda düzenlemesinin devamına “hakim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde” ibaresinin “eklenme”si ile davacının iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesinin süreye tabi kılınmasını içeren değişikliktir. Uygulama tıpkı davacının davasını ıslah ederken süre istemesi üzerine hakimin tayin ettiği süre içerisinde davasını ıslah etmesi gibi işleyecek bir kesin süre tayini gibi karşımıza çıkacaktır.

İkincisi; ve maddenin adının değişmesine yol açan değişiklik ise “Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” Düzenlemesi içeren 3.fıkranın madde metninden “çıkarılması”dır.

          Belirsiz alacak davası ile kısmi alacak davası arasında uygulamada hala karışıklığa neden olan hususlar ile ilgili ne yazık ki yeni bir düzenleme yapılmadığı görülmektedir.

  • İlk itirazların düzenlendiği 116.maddede yer alan “iş bölümü itirazı” madde metninden “çıkarılmış”tır. İş bölümü itirazının esasen bir görev itirazı olması, mahkemenin resen değerlendirmesi gerekmesi ve taraflarca da her aşamada ileri sürülebilmesi nedeniyle ilk itirazlar arasından çıkarılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle uygulamayı çok etkileyecek bir değişiklik değildir.
  • Harç ve avans ödenmesinin düzenlendiği 120.maddeye “Taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen delil avansına ilişkin 324. madde hükümleri saklıdır.” İbaresi 3.fıkra olarak eklenmiştir.
  • Davanın geri alınmasının düzenlendiği 123.maddeye “Bu takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.” İbaresi “eklenerek” yine uygulamada kendine yer bulan bir düzenleme kanun metnine girmiştir. Uygulamada, davadan feragat edilmesi halinde davanın feragat nedeniyle reddine karar verilirken davanın geri alınması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmekte idi. Davanın geri alınması halinde aynı konu ve şartlar altında yeniden dava açılması da bu şekilde mümkün olmaktadır.
  • Dava konusunun devrinin düzenlendiği 125.maddedeki davacı davayı kazanırsa ibaresi “dava davacı lehine sonuçlanırsa” ibaresi ile “değiştirilmiş”tir.

Ayrıca 2.fıkraya “Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.” İbaresi “eklenerek” davanın davacı veya davalı tarafından devri halinde yargılama giderleri bakımından denge sağlanmıştır.

  • Cevap dilekçesini verme süresinin düzenlendiği 127.maddeye “cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak üzere” ibaresi “eklenerek” bir boşluk doldurulmuştur. Cevap süresinin uzatılması hakkında düzenleme esasen cevap süresi bitiminden itibaren ek süre verilmesi amacıyla düzenlenmiş olsa da tebligatın gecikmesi halinde hakimler tarafından inisiyatif alınarak “tebliğ tarihinden” itibaren denilmekte idi. Bu konuda kanunda bir boşluk olması nedeniyle bu ibarenin ara karara eklenmesinde bir mahsur yoktu. Ancak getirilen yeni düzenleme ile tebligatın ne zaman ulaştığı önemsiz olmakla birlikte ek süre cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlayacaktır. HMK m.317 de bu doğrultuda yeniden düzenlenmiştir.
  • Ön inceleme duruşmasına davetin düzenlendiği 139.maddede yer alan ve çıkarılacak davetiyede ihtar edilecek hususların yer aldığı paragraf halindeki maddenin bentler halinde yazılarak düzenlendiği görülmektedir.

Ancak sayılan bentlerden “ç” bendinde “ekleme” ve “çıkarma” yapılarak yeni bir düzenleme getirildiği görülmektedir. “Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilediklerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirilecek belgelerin getirilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları bu hususların verilen süre içerisinde yerine getirilmemesi halinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği” ibaresi eklenmiştir. Aslında bu durum özellikle iş mahkemelerinde karşımıza çıkan ve esasen mahkemelerce uygulanan ama her ne kadar tarafımıza bu konuda davetiyenin tebliği ile süre verilmiş olsa da ön inceleme duruşmasında HMK m.140/5 uyarınca delillerimizi sunmak için süre alıyorduk. Ancak yeni düzenleme ile bu mümkün olmayacak. Zira aşağıda da değinildiği üzere HMK m. 140/5’te de bu konuda önemli bir değişiklik mevcut.

İkinci değişiklik ise ön incelemeye taraf ile ilgili “diğer tarafın, onun muvafakati olmadan iddia ve savunmasını genişletebileceği yahut değiştirebileceği ayrıca ihtar edilir” ibaresinin “çıkarılması” ile yapılmıştır. Aşağıda da değinildiği üzere HMK m. 141’de yapılan değişiklik ile artık ön inceleme duruşmasında iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi mümkün olmadığından bu ibarenin çıkarılması gerekmiştir.

  • Ön inceleme duruşmasının düzenlendiği 140.maddenin 2.fıkrasındaki sulh veya arabuluculuğa ibaresi “sulh ve arabuluculuğun esasları süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatarak” ibaresi ile değiştirilmiştir. Uygulamada yine parantez içinde aydınlatıldı ibaresi yazılarak veya süreci ile hukuki sonuçları duruşma zaptına geçirilerek karşımıza çıkacaktır.

Diğer değişiklik ise yukarıda da değinilmiş olduğu üzere 5.fıkrada yapılmış ve 5.fıkra “139. madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.

  • İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesinin düzenlendiği 141.maddesinin 1.fıkrasındaki ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir ibaresi 139.madde ile uyumlu olarak “değiştirilmiş” ve “Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia ve savunma genişletilemez yahut değiştirilemez” ibaresi eklenerek de açık bir şekilde dilekçeler aşamasından sonra iddia ve savunmanın değiştirilmesi yahut genişletilmesi yasaklanmıştır.
  • Tarafların duruşmaya davetin düzenlendiği 147.maddenin 1.fıkrasına “ve sözlü yargılama” ibaresi ve 2.fıkrasına “tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi halinde taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve 150. madde hükmü saklı kalmak kaydıyla yokluklarında hüküm verileceği” ibareleri “eklenmiş”tir. 186.maddede de aynı doğrultuda yapılan değişiklik ile sözlü yargılama için ayrıca duruşma açılması ve tarafların davet edilmesi usulü HMK’dan kaldırılmış olmaktadır.
  • Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasının düzenlendiği 149.maddede öncelikle madde adı olmakla birlikte “değişiklik” yapılmıştır. Maddenin adı “Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla ve başka yerde duruşma icrası” olarak “değiştirilmek”le madde metni de bütünüyle “değiştirilmiş”tir.

Yeni haliyle eskisine nazaran daha ayrıntılı düzenlendiği söylenebilir. Bu düzenleme ile SEGBİS’in hukuk mahkemelerinde de etkin kullanılmasının amaçlandığı söylenebilir.

  • Duruşma düzeninin düzenlendiği 151.maddenin 1. fıkrasındaki avukatlar hariç ibaresi “taraf avukatları hariç” şeklinde “değiştirilmiş”tir ve devamla “Taraf avukatları hakkında ise 79. madde hükmüne göre işlem yapılır.” ibaresi “eklenerek” 79.maddeye gönderme yapılmıştır. Bu düzenleme ile huzurdaki davada vekil olarak yer almayan avukatların hakim tarafından duruşma salonundan çıkarılmasına izin verilmektedir.
  • Islahın zamanı ve şeklinin düzenlendiği 177.maddesinin 2. fıkrası 3. fıkraya taşınarak tartışmalı bir 2.fıkra eklenmiştir.

Yargıtay’ın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesi’nin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.” Şeklinde düzenlenen yeni fıkranın bozma ve kaldırma kararından sonra ıslaha izin vermesi görülmektedir. Bu durum ise davada hatalı hareket eden davacının bozmadan veya kaldırma kararından sonra hatasını telafi etmesinin önünü açarken davalı bakımından hak kaybına sebebiyet verebilecek bir düzenlemenin getirildiğini göstermektedir. Bozmadan sonra ıslah yapılmaz gibi temel bir kuralın değişmesine uyum sağlamak bir hayli zor olacaktır.

  • Toplu mahkemelerde tahkikat m.183/A olarak kanuna “eklenmiş”tir. Esasen toplu mahkemelerde tahkikata ilişkin bir düzenleme bulunmaması HMK’nın bir eksikliği olup bu eksiklik giderilmiştir.
  • Sözlü yargılamanın düzenlendiği 186.maddenin 1.fıkrası tümüyle değiştirilerek “Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez.” Şeklinde düzenlenmiş ve 147. maddede de bahsedildiği üzere sözlü yargılama için ayrıca duruşma açılması ve tarafların davet edilmesi usulü HMK’dan kaldırılmıştır.
  • İmza atamayanların durumunun düzenlendiği 206.madde okuma yazma bilmediği için imza atamayanlar ile okuma yazma bildiği halde imza atamayanlar olarak ikiye ayrılarak yeniden düzenlenmiştir. Okuma yazma bilmediği için imza atamayanlar için noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlı olma koşulu korunurken okuma yazma bildiği halde imza atamayanlar için noterler tarafından onaylanmasına veya düzenlenmesine bağlı olma koşulu düzenlenmiştir.

Bu düzenlemeye bağlı olarak da kanunun son fıkrasına “onaylanacak veya” ibaresi eklenmiştir.

  • Belgelerin halefler aleyhine kullanılmasının düzenlendiği 215.maddeye 2.fıkra “eklenerek” adi senetle ilgili tarihlerin üçüncü kişilere nasıl sirayet edeceği düzenlenmiştir.
  • Ticari defterlerin ibrazı ve delil olmasının düzenlendiği 222.maddenin 3.fıkrasında değişiklik yapılmıştır. Aslında genel itibariyle maddeye “diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi” ibaresi “eklenmiş”tir. Bu düzenleme ile karşı taraf ticari defterini ibraz etmediğinde ibraz eden tarafın ticari defter kayıtlarının doğru kabul edilerek doğrudan kendi lehine delil teşkil etmesi sonucu doğacaktır. Bu düzenleme özellikle ticari davalar için önem arz edecektir.
  • Bilirkişi raporuna itirazın düzenlendiği 281.maddenin 1.fıkrasına “Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkansız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi halinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir.” ibareleri “eklenmiş”tir. Metinde açıkça da belirtildiği üzere maddenin yeni hali ile hazırlanmasının çok zor veya imkansız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi halinde HMK m. 127’de cevap dilekçesi için yapılan düzenlemede olduğu gibi ek süre talep edilmesi mümkün hale gelmiştir.
  • Keşfin yapılmasının düzenlendiği 290.maddenin 1.fıkrasına “kapsamı”, 2.fıkrasına “Tutanağa, hakimin keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemleri de yazılır.” ibareleri “eklenerek” hakimin keşifte daha etkin rol almasını sağlayacak şekilde “değişiklik” yapılmıştır.
  • Hükmün tamamlanması m.305/A olarak kanuna “eklenmiş”tir. Buna göre “Taraflardan her biri, nihai kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurabilir.

Bu düzenlemeden önce hakkında karar verilmeyen hususlarla ilgili tavzih başvurusunda bulunmak zorunda kalınıyordu ve tavzihin düzenlemesinde bu hususlar belirtilmediği için başvurular reddediliyordu. Hükmün tamamlanmasının kanuna girmesi ile bu konuda yaşanan sıkıntılar da giderilecektir.

Eklenen bu düzenlemeye bağlı olarak da beşinci kısmın ikinci bölümünün başlığı “hükmün tashihi, tavzihi ve tamamlanması” şeklinde “değiştirilmiş”tir.

  • Tavzih talebi ve usulünün düzenlendiği 306.maddede öncelikle madde adı olmakla birlikte “değişiklik” yapılmıştır. Kanuna eklenen m.305/A hükmün tamamlanması uyarınca yeniden düzenlenerek madde adı “tavzih ve tamamlama talebi ile usulü” olarak “değiştirilmiş”, 1. ve 3. fıkralara “veya tamamlama” ibaresi “eklenmiş”tir.
  • Feragat ve kabulün zamanının düzenlendiği 310.maddenin 1.fıkrasında her ne kadar hüküm kesinleşinceye kadar her zaman düzenlemesi mevcut ise de bu maddeye istinafa başvurulmasından sonra yapılan feragat ve kabullerle ilgili Bölge Adliye Mahkemesince karar verilmesini içeren 2.fıkra ile temyize başvurulmasından sonra yapılan feragat ve kabullerle ilgili Yargıtayca karar verilmesini içeren 3.fıkra “eklenmiş”tir.
  • Sulhun zamanının düzenlendiği 314.maddede maddenin 1.fıkrasında her ne kadar hüküm kesinleşinceye kadar her zaman düzenlemesi mevcut ise de bu maddeye istinafa başvurulmasından sonra yapılan sulhle ilgili Bölge Adliye Mahkemesince karar verilmesini içeren 2.fıkra ile temyize başvurulmasından sonra yapılan sulhle ilgili Yargıtayca karar verilmesini içeren 3.fıkra “eklenmiş”tir.
  • Dilekçelerin verilmesi düzenlendiği 317.madde cevap dilekçesini verme süresinin düzenlendiği 127.maddeye eklenen “cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak üzere” ibaresi doğrultusunda yeniden düzenlenmiş ve aynı ifade 2.fıkraya “eklenmiş”tir.
  • Yargılama giderlerinin kapsamının düzenlendiği 323.maddedeki celse harcı ibaresi “başvurma” harcı ibaresi ile değiştirilmiştir.
  • Esastan sonuçlanmayan davada yargılama giderinin düzenlendiği 331.maddede görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme şeklinde düzenlenen ibareden “veya gönderme” ibaresi “çıkarılmış”tır.
  • İstinaf yoluna başvurulabilen kararlarındüzenlendiği 341.maddesinde yer alan paragraf halindeki 1.fıkranın bentler halinde yazılarak düzenlendiği görülmektedir. Ayrıca aynı maddeye “karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlar, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz” ibareleri eklenerek yüze karşı verilen kararlar ile yokluğunda verilen kararlar arasında fark gözetilmediği kanun metnine girmiştir.
  • Duruşma yapılmadan verilecek kararların düzenlendiği 353.maddede a bendinin 6. fıkrasına “ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması” ibaresi “eklenmiş”tir. Böylece Bölge Adliye Mahkemesi talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olduğunu tespit ettiğinde kararı kaldırarak davanın yeniden görülmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verecektir.
  • Duruşma yapılmasına karar verilmesinin düzenlendiği 356.maddede madde adı “duruşma yapılması ve karar verilmesi” olarak “değiştirilmiş”tir.

Maddeye “Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dahil gerekli kararları verir.” şeklinde bir 2.fıkra eklenmiştir. Bu fıkra ile Bölge Adliye Mahkemesinin duruşma yapılmasına karar verdiği dosyalarda duruşma sonunda karar vermesi hususu kanuni bir düzenleme haline getirilmiştir.

  • Duruşmaya gelinmemesi ve giderlerin ödenmemesinin düzenlendiği 358.maddedeki gerekli gider avansının duruşma gününe kadar yatırılması ibaresi “iki haftadan az olmamak üzere verilecek kesin süre içinde” ibaresi ile “değiştirilmiş”tir.

Bu değişikliğe bağlı olarak da 3.fıkranın başına “belirlenen giderin, verilen kesin süre içinde yatırılmış olması kaydıyla” ibareleri “eklenmiş”tir.

  • Karar ve tebliğinin düzenlendiği 359.maddeye “Bölge adliye mahkemesi, başvurunun esastan reddi kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerini özetlemek ve ret sebeplerini açıklamak kaydıyla, kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermekle yetinebilir.” İbarelerini içeren bir fıkra 3.fıkra olarak eklenmiş ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından zaten bu şekilde uygulanan ancak gerekçeli karar hakkını ihlal ettiğini sık sık dile getirdiğimiz bu uygulamaya kanuni bir dayanak getirilmiş olmaktadır. Ancak bu yeni düzenleme de gerekçeli karar hakkını ihlal etmektedir.

Bu fıkranın eklenmesi ile 3.fıkra, 4.fıkra haline gelmiş ve tebliğe çıkarılır ibaresinden önce “resen” ibaresi “eklenmiş”tir.

  • Temyiz edilemeyen kararların düzenlendiği 362.maddesinin 1.fıkrasının c bendindeki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek için verilen kararlar ibaresi “görev ve yetkisi hakkında verilen kararlar” şeklinde, merci tayinine ibaresi “yargı yeri belirlenmesine” ibaresi ile “değiştirilmiş”tir. Anlamı aynı olmakla birlikte madde daha anlaşılır şekilde düzenlenmiştir.

353. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar” ibaresi de g bendi olarak “eklenmiş”tir. 353. maddenin 1.fıkrasının a bendinde zaten bu kararların kesin olarak verileceği belirtilmiş olduğu için yapılan bu ekleme esaslı bir değişiklik değildir.

         

  • İhtiyati tedbir talebinin düzenlendiği 390.maddenin 1.fıkrasına “eklenen” “Esas hakkında yabancı devlet mahkemesinin, hakemin veya hakem kurulunun görevli ve yetkili olması halinde, ihtiyati tedbir, bu talebe konu hak veya şeyin bulunduğu yer Türk mahkemelerinden talep edilir.” ibareleri ile bu konudaki “boşluk” doldurulmuştur.
  • İhtiyati tedbir kararının düzenlendiği 391.maddenin 3.fıkrasına “İhtiyati tedbir talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilir.” ibaresi eklenerek gerekçeli karar hakkına uygun bir düzenleme getirilmiştir.

Bu düzenleme Türk Ticaret Kanununun 258.maddesinde de yansımasını bulmuş ve bu madde de aynı doğrultuda yeniden düzenlenmiştir.

Ayrıca “Yüzüne karşı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf da kanun yoluna başvurabilir.” ibareleri “eklenerek” yüze karşı verilen kararlar ile yokluğunda verilen kararlar arasında fark gözetilmediği kanun metnine girmiştir.

  • İhtiyati tedbir kararının uygulanmasının düzenlendiği 393.maddenin 1.fıkrasındaki verildiği tarihten ibaresi “bu kararın, tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğinden” ibaresi ile “değiştirilmiş”tir. Bu değişiklik ile yüze karşı verilen ile yokluğunda verilen kararlar arasındaki denge sağlanabilecektir.
  • İhtiyati tedbir kararına karşı itirazın düzenlendiği 394.maddenin 2.fıkrasına “Esas hakkında dava açıldıktan sonra yapılan itiraz hakkında, bu davaya bakan mahkemece karar verilir.” İbaresi “eklenmiş”tir.
  • İhtiyati tedbiri tamamlayan işlemlerin düzenlendiği 397.maddesinin 1.fıkrası ihtiyati tedbir kararının yetkili yabancı devlet mahkemesi, hakem veya hakem kurulu nezdinde dava açılmasından önce verilmiş olması halinde de aynı şekilde düzenlenerek 2.fıkra olarak eklenmiştir. Devam eden fıkralar da birer fıkra numarası kaymıştır.
  • Tedbire muhalefetin cezasının düzenlendiği 398.maddenin 1.fıkrasının Anayasa Mahkemesinin 11/7/2018 tarihli ve E.:2018/1 K.:2018/83 sayılı kararı ile iptal edilmiş olduğundan ayrıntılı ve yeni bir düzenleme getirilmiştir.
  • Delil tespiti talebi ve kararın düzenlendiği 402.maddeye “Tespitin yapılmasından sonra tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği mahkemece karşı tarafa resen tebliğ olunur.” ibarelerini içeren 4.fıkra eklenmiştir. Sulh Hukuk Mahkemelerinden talep edilerek yaptırılan delil tespitlerinden karşı tarafın haberi olmaması ile tespit raporuna itiraz edilememesine ve hak kaybına sebebiyet vermekte idi. Bu düzenleme ile henüz tespit aşamasında iken karşı taraf da haberdar olacak ve dahil olabilecektir.
  • Hakem kararının tavzihi, düzeltilmesi ve tamamlanmasının düzenlendiği 437.maddesinin 2.fıkrası ile çelişen 3.fıkrası “çıkarılarak” yerine bambaşka bir düzenleme olan “Hakem kararı, hakem, hakem kurulu başkanı veya ilgili tahkim kurumu tarafından taraflara bildirilir. Ayrıca kararın aslı dosya ile birlikte mahkemeye gönderilir ve mahkemece saklanır.” ibareleri “eklenmiş”tir.
  • Hakem ücretinin düzenlendiği 440.maddede 5.fıkradaki hakem kararının ibaresinin başına “aksi kararlaştırılmadıkça” ibaresi “eklenmiş”tir.

Yukarıdaki şekilde madde madde özetlenen 2. Yargı Paketindeki HMK değişiklikleri şimdilik bu kadar. Giriş yaparken de belirtmiş olduğum üzere birkaç madde dışında esaslı bir değişiklik yapılmamış. En önemli esaslı değişiklikler ise ön inceleme ve ıslah ile ilgili maddelerde yapılmıştır. Ön inceleme duruşmaları uygulamada kendisinden bekleneni veremediği için yapılan değişiklikler ile yavaş yavaş kaldırılacak gibi görünüyor.

Bunların dışında HMK değişiklikleri için genel itibariyle mevcut düzenlemeler korunmuş ancak daha anlaşılır hale getirilmeye çalışılmış ve uygulamada özellikle Yargıtay içtihatları ile şekillenen bazı uygulamalar HMK’da kendine yer bulmuş denebilir. Hangi maddelerin meclisten ne şekilde geçeceğini ise ilerleyen günler gösterecek.

Av. Ayşegül KARAGÖZ

2020 Yılında Yaşanan Küresel Krizin Türkiye'ye olan Etkileri

2020 YILINDA YAŞANAN KÜRESEL KRİZİN TÜRKİYE EKONOMİSİNE ETKİLERİ

Dünyada bir süredir var olan küresel krizi üç aşamaya ayırırsak, üçüncü aşama en zor ve etkileri uzun döneme yayılacak kısım görünüyor.

İlk iki aşamada ABD, Euro Bölgesi ve İngiltere finans piyasaları etkilendi krizden. Krizin gelişmiş ülkeleri vuran ilk iki aşamasının reel kesim üzerindeki etkisi finansal aşamadaki etkisiyle karşılaştırılamayacak kadar düşük kaldı. Bazı büyük finans kuruluşları battı, bazıları el değiştirdi, bazılarını devlet kurtardı ama reel kesim kuruluşlarında büyük sorunlar ortaya çıkmadı. İlk yıl reel kesim kuruluşları bazı küçülmeler nedeniyle işten çıkarmalara gitti, bir süre sonra eski büyüklük ve istihdamlara geri döndüler.

Bugün gelinen noktada ise krizin üçüncü ve en vurucu ayağı olan sağlık kriziyle karşı karşıyayız. Dünyada ve ülkemizde yaşanan finansal krize ek olarak sağlık krizi eklendiğinde finansal krizde katlanarak artacak ve bir sonraki mali dönemlere ciddi bir enkaz bırakacak.

Binlerce kişinin hayatını kaybettiği corona virüs salgını nedeniyle bazı ülkelerde hayat durma noktasına gelirken, salgının küresel ekonomiye olası etkileri de ortaya çıkmaya başladı. Kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s, salgın nedeniyle Asya-Pasifik piyasalarından 211 milyar doların silinebileceğini belirtti. S&P'den yapılan açıklamada Avustralya, Hong Kong, Singapur, Japonya, Güney Kore ve Tayland'ın bu yıl ya resesyona gireceği ya da resesyona çok yakın düşük bir büyüme göstereceği duyuruldu. "Kovid-19 ne kadar yayılırsa Asya-Pasifik'teki ekonomiler üzerindeki ekonomik yansımalar da o kadar uzun sürecek" ifadelerine yer verilen açıklamada oluşacak ekonomik zararın hane halkı, şirketler, bankalar ve hükümetler tarafından da üstlenileceği hatırlatıldı.

Bu süreçte ülkemizde yaşanması muhtemel etkileri şu şekilde sıralayabiliriz.

-Talep ve ihracat düşeceği için ekonomi küçülür.

-Ekonomiye destek vermek için kamu harcamaları artacağı, vergiler düşeceği için kamu borçlanması artar.

-İthalat, ihracat ve turizm gelirlerindeki gidişe bağlı olarak büyük olasılıkla ödemeler dengesi cari fazla verir.

-Virüs nedeni ile seyahat kısıtlamaları uygulanacağı için, turizm gelirleri düşecektir.

-Gıda, oyuncak, otomotiv sektörü, turizm, sinema, teknoloji, akıllı cihazlar endüstrisi, çip üretimi, havacılık, sinema, alışveriş ve daha birçok ürün ve hizmet Çin'den temin edildiği için bu sektörlerde ciddi düşüş yaşanacaktır.

-Şirketlerin kazanç kaybı nedeni ile küçülmeye gitmesi ve işsizlik oranlarının artması.

Bu nedenle sıkı maliye politikaları oluşturulmalı ve sekteye uğratılmadan uygulanmalıdır. Yapılacak en önemli şey krizleri kontrol altına alabilmek ve ders çıkartmaktır.

Küresel virüs salgını, 'geri dönülmesi imkansız' şekilde hayatlarımızı değiştirecek gibi görünüyor. Kapitalizm, bu krizden tarihi bir ders çıkarmazsa, yok olacak. Devletler ve toplumlar ise, bu krizden çıkardıkları derslerle, yepyeni bir gelecek oluşturdukları ölçüde var olacaklar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bu krizden dersler çıkartarak başarıyla bu sınavı atlatacağımıza inanıyorum.

                                                                                                              ESRA KALAYCIOĞLU

 

Yararlanılan Kaynaklar: Mahfi Eğilmez, Kendime Notlar.

                                           

TARİHTEN IŞIK SAÇAN SAYFALAR

TARİHTEN IŞIK SAÇAN SAYFALAR İLE GÜZEL GÜNLER CAN DOSTLARIM!

 

3b7d401c-5527-483a-a83f-650d4512fe92.jpg

 

 

Bugünü düşününce içim yanıyor;

Ne ATATÜRK’ÜN altı ilkesinin kıymetini bildik;

Ne hukuk devletinin “silah ve güçten”daha koruyucu bir kalkan olduğunu.

ATATÜRK DER Kİ;

"HER ŞEY KANUN YAPMAKTAN İBARET DEĞİLDİR;

AKSİNE HERŞEY O KANUNLARI UYGULAMAK VE UYGULATTIRMAKTAN İBARETTİR.

UYGULAYAN ,YERİNE GETİREN,DAİMA KARAR  VERENDEN DAHA KUVVETLİDİR."

Tabii ki Bağımsız Yargı söz konusu ise,

Hukuk güvenliği ve hukuk üstünlüğü egemen ise...

FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜ MEDYA BAĞLANTILARININ TAHLİYE VE BERAAT ETMELERİ canımı oldukça yaktı VATANIM ve VATANSEVERLER adına.

...

Geçmiş Cumhuriyet tarihine gidelim mutlu olalım.

6 kasım 1920 önemli bir tarih;daha adı konmamış CUMHURİYET temsilcisi TBMM önemli bir anlaşmaya imza atar.

Doğu cephesinde Rusya ile ilişkiler akıllı bir strateji ve milli dış politika ile yürütülür.

"Rusya’nın güttüğü Ermenistan ile MİLLİ GÜÇLER"arasında  silah bırakışması istenir.

Doğu cephesi Rusya ile varılan mutakabat neticesi kapanır.

Akıllı bir strateji ile savaşılan cepheler azaltılır.

Batıdaki emperyalistler ile savaş düşman VATAN’dan atılana dek sürecektir.

...

6 Kasım 1927 tarihi DEVLETÇİLİK ve aynı zamanda HALKÇILIK adına MİLLİ bir projenin başlangıç tarihidir.

ATATÜRK’ÜN isteği ile SÜMERBANK'A yıllarca kumaş üretecek 

“BÜNYAN DOKUMA FABRİKASI" açılır...

...

6 Kasım 1936 tarifindeyiz.

ATATÜRK “KAĞIT”ne kadar önemlidir bilir.

Eğitim ve öğretim için önemi kadar devletin geleceği için de önemlidir.Bu nedenle devlet “kağıt üretimine”el atmalıdır.

ATATÜRK ister;

Gereklidir;

İZMİT'E BİRİNCİ KAĞIT VE KARTON FABRİKASI AÇILIR...

Şimdilerde hiç bir fabrika kalmadı devletin olan.

 

334b2faa-a1f6-4123-ab20-7ce4a47a60fb.jpg

...

Sevgili dostlar,

Kalkınma:ekonomik,kültürel,

siyasi gelişmeler çağdaş eğitim ile birlikte olmazsa gerçekleşmez.

"Adalet gerçekleşti" duygusu da toplumun çalışma,üretme isteğini kamçılar ...

TARİHTEN DERS ALARAK TARİHTE KALALIM!

Kİ GELECEK NESİLLERDE TARİHTE YERLERİNİ ALABİLSİNLER! 

YOKSA TARİHTE YER ALAMAYIZ!

RABBİM KORUSUN!!!

Av.Tülay Bekar

Sevgili dostlar merhabalar!

Ben 1 Kasım’da İstanbul-Üsküdar 

Zeynep Kamil Hastanesinde doğmuşum. 

Ve hep derim ki ben doğdum Saltanat kaldırıldı...

...

1 Kasım 1922 önemli bir tarih.

1922 Eylül ayında,”Düşman denize dökülmüş ve vatan kurtulmuştur.”

Barış için İtilaf devletleri ile görüşmeler başlar.

Lakin DÜŞMAN BARIŞ MASASINDA,

SEVR ANLAŞMASINI İMZALADIĞI;

SON OSMANLI SALTANATININ olması için ısrar etmekte ve ANKARA HÜKÜMETİNİ TEMSİL EDEN,VATANI KURTARAN TBMM’NE Ali-Cengiz oyunları oynamaya kalkışmaktadır.

LOZAN BARIŞ KONFERANSINA “SALTANAT TEMSİLCİLERİ”DE ÇAĞRILMIŞ;

“PADİŞAH VAHDETTİN”SANKİ VATANI KURTARMIŞ GİBİ DAVRANMAYA BAŞLAMIŞTIR.

BU DURUMA İZİN VERİLEMEZDİ!

ATATÜRK hemen gerekli çalışmaları yaptırdı ve  CUMHURİYET’İN önünü açacak adımları attı.

1 Kasım 1922’de SALTANAT KALDIRILDI.

Artık SALTANATIN DEVRİ BİTMİŞTİR;

YENİ DEVLET,”TÜRK”

asilini bünyesinde bulunduran 

TÜRKİYE CUMHURİYETİDİR.

VATANI KURTARAN,KÖTÜ TALİHİNİ DEĞİŞTİREN ise Padişah ve Saraylarda oturan şürekası değil ATATÜRK’ÜN BAŞKOMUTANLIĞINDA Kİ TÜRK MİLLETİDİR...

1 Kasım 1922 Saltanatın kaldırılmasının yıldönümünde “SALTANATIN KALDIRILMASI”tartışmalarının 1.Meclis binasında TBMM’de oldukça çetin geçtiğini de belirtmeden geçmeyelim.

Konuya,MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN TBMM'de SALTANATIN KALDIRILMASI

TARTIŞMALARI YAPILIRKEN NUTUK'DA DA GEÇEN TARİHİ KONUŞMASI İLE NOKTA KOYALIM...

"Efendiler hakimiyet ve saltanat kimse tarafından hiç kimseye ilim icabıdır diye görüşmeyle tartışmayla verilmez.

Hakimiyet ve saltanat kuvvetle kudretle 

zorla alınır.

Osman oğulları Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına zorla el koymuşlardır.

Bu haksız durumu altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdir.

Şimdi de Türk milleti bunlara hadlerini bildirerek hakimiyet ve saltanata isyan ederek idareyi kendi eline almış bulunuyor.

Bu bir oldu bittidir. 

Konumuz millete saltanatı bırakmak yada bırakmamak değildir.

Mesele zaten olup bitmiş bir gerçeği ifade etmekten ibarettir.

Bu derhal olacaktır.

Burada toplananlar meclis ve herkes meseleyi olduğu gibi görürse doğru olur.

Aksi takdirde gerçek yine gerektiği şekilde belirtilecektir.

Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”

...

1 Kasım 1928 tarihi “TÜRKÇE” için çok önemli;

“Türk ABC’si”yasalaştı.

...

1 Kasım 1928 tarihinde de ,TÜRK DİL KURUMU çalışmaları ve TÜRKÇE’nin gelişimi için ATATÜRK yıllık söylevini yeni alfabeye ayırdı...

...

Cumhuriyet tarihi ile kalınız dostlar...

1919 yılı KURTULUŞ için hazırlık yılıdır

Sevgili dostlar güzel hafta sonları olsun...

1919 yılı KURTULUŞ için hazırlık yılıdır Cumhuriyet tarihimizde.

ATATÜRK’ÜN SAMSUNA ÇIKIŞI İLE BAŞLAR;

AMASYA TAMİMİ,ERZURUM VE SİVAS KONGRELERİ İLE CÜMLE ALEME:

“VATAN BÜTÜNDÜR;BÖLÜNEMEZ;İŞGAL EDİLEMEZ;BU UĞURDA GEREKİRSE ÖLÜNÜR”diye haykırılır...

20 ekim 1919 tarihi,

Amasya Tamimi ,Erzurum ve Sivas kongrelerinin sonuçlarından korkan ,

KURTULUŞ MÜCADELESİNİ ENGELLEMEK VE BAŞLAMADAN BİTİRMEK İSTEYEN

İşgalci Emperyallerin ;

kuklaları olan son Osmanlı padişahı ve Damat Ferit hükümeti emri ile 

Konya'nın Bozkır yöresinde ,

MİLLİ KUVVETLERE karşı başlatmış oldukları ,

2.BOZKIR AYAKLANMASININ BAŞLADIĞI KARA SAHİFELERDİR KURTULUŞUMUZUN TARİHİNDE...

Öyle ki hainler,ele geçirmiş oldukları üç TÜRK ASKERİNİ türlü işkencelerle katletmişlerdir.

Bu hain isyan 4 Kasım 1919'da,

Yarbay Arif Bey komutasındaki MİLLİ KUVVETLER İLE TAMAMEN BASTIRILIR;

Sorumlular da cezalandırılır.

EMPERYALİZM BU ÇOĞRAFYADA DİNİ MENFAATİ-ÇIKARLARI İÇİN KULLANAN UŞAKLARI KULLANDI HEP.

Benim de hayatta en çok nefret ettiklerim;

"MENFAAT,YALAKALIK,PARA KARŞILIĞI"

KENDİLERİNİ EMPERYALLERİN EMRİNE SUNAN PARALI HAİN UŞAKLAR;

PARALI HAİN UŞAKLARIN HALK NEZDİNDE İTİBAR GÖRMESİ İÇİN,HALKIN İNANCINI SÖMÜREN;

"DİN KİSVESİNİ KULLANAN YOBAZ,VATAN HAİNLERİ'DİR."Çoğu zaman bu vatan hainleri hoca kılığına girerler İskilipli Atıf gibi.

2.BOZKIR AYAKLANMASINI DA yine dini duyguları kullanan yobaz vatan hainleri başlatır daha sonra.

70 silahlı,200 taşlı-baltalı gruba liderlik eden

Hoca Abdullah,Hoca Sabit,

Hoca Abdülhalim’dir bu defa uşaklar.

Bu ayaklanmada bastırılır Milli güçler tarafından.

Cumhuriyet tarihindeki isyanlara baktığımızda da İngilizlerden çil çil altın alıp ruhlarını satan Seyit Rıza,Derviş Mehmet,Şeyh Said,Saidi Nursi ve benzerlerini gördük hep ihanet hırkası ile .

İngiliz Ajan Arabistanlı Lawrence’de bu durumu bildiği için dini kullanarak ARAPLARI TÜRKLERE(Osmanlı İmparatorluğuna)karşı yıllarca kullanmış;Ortadoğu’yu İngiliz çıkarları doğrusunda şekillendirmiştir.

Bu döngüyü bir tek Türkler ATATÜRK önderliğinde kırmış ve 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ kurmuşlardır.

İnanç-iman bireyin manevi dünyasını şekillendirir;vatan,namus,bağımsızlık,bayrak gibi kutsallarındandır.

İMAN VE İNANCINI YAŞAMAK İÇİN BİR ÖNCÜYE,ARACIYA İHTİYAÇ YOKTUR.

ÇÜNKÜ BENİM RABBİM DER Kİ;

"ARACIYA GEREK YOK !

BEN SANA ŞAH DAMARINDAN DAHA DA YAKINIM..."

Kutlu olsun CUMHURİYET BAYRAMIMIZ

CUMHURİYET TÜRK MİLLETİNE EN ÇOK YAKIŞAN YÖNETİM BİÇİMİDİR;KUTLU OLSUN BAYRAMIMIZ DOSTLARIM!

ATATÜRK TARİHLERE DİKKAT EDERDİ.
EMPERYALİZME VE UŞAKLARINA HEP CEVAP VERDİ KUTLU GÜNLERDE TARİHLER İLE.
Unutma ki Türk Milleti EMPERYALİSTLER ATATÜRK’ÜN bu tavrını hiç unutmadılar ve senden intikamlarını aynı şekilde almaya çalışıyorlar.(ABD’nin bağımsızlık günü 4 Temmuz’da 11 askerinin başına çuval geçirdikleri gibi 2003’de.)

-29 Mayıs 1453 İstanbul’un Fethi yıldönümünde BAYRAK KANUNU’nu yürürlüğe koydurmuştu 1936 senesinde.Çünkü 30 Ekim 1918 tarihinde İstanbul işgal kuvvetlerinin bayrakları ile donatılmıştı.

-Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922 tarihinde başladı;26 Ağustos 1071 Türklerin Anadolu’ya yerleşmesini sağlayan Malazgirt Zaferi’nin yıldönümü idi çünkü.”ANADOLU TÜRKÜN ÖZ YURDUDUR HER DAİM”cevapta öyle verildi Emperyalizme.

-1 Kasım’da önemlidir TÜRK TARİHİNDE İNKİLAPÇILIK ilkesi adına.
1 Kasım 1928 tarihinde yeni Türk Alfabesi kabul edilmiş,Türk dilinin Güneş Dillerinden olduğu ve bir çok dilin kaynağı olduğu bildirilmiştir cümle aleme.Çünkü ilk Türk resmi gazetesi Takvim-i Vekayi 1 Kasım 1831’de yayın hayatına beşbin adet basılarak girmişti.

Ve 30 Ekim 1918 hezimeti ve utancını Türk Milletine yaşatan ;işgal kuvvetlerinin isteklerini yerine getiren SALTANATA cevap 1 Kasım 1922 tarihinde “SALTANAT kaldırılarak” verilmiş oldu.

-Gelelim CUMHURİYETÇİLİK ilkesine.
30 Ekim 1918 TÜRK MİLLETİ için KARA GÜNDÜ TÜRK TARİHİNDE.
Ve ondan bir gün önce 29 EKİM 1923’de CUMHURİYET ilan edilerek hem EMPERYALİSTLERE hem de SALTANAT,HİLAFET yanlılarına:”CUMHURİYET HEP BİR ADIM ÖNDEDİR”mesajı verildi.

Kutlu olsun CUMHURİYET BAYRAMIMIZ...

CMK’DA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER HAKKINDA RAPOR

1

CMK’DA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER HAKKINDA RAPOR

Ceza Muhakemesi Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

Teklifinde yer alan madde numaralarıyla yazılmıştır. Kanun teklifine

https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem27/yil01/ss105.pdf linkinden ulaşabilirsiniz.

MADDE 18: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 102’nci

maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“(4) Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler

bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı

geçemez. Ancak, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci,

Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren

suçlar ve toplu olarak işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi

gösterilerek altı ay daha uzatabilir.

(5) Bu maddede öngörülen tutukluluk süreleri, fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmamış

çocuklar bakımından yarı oranında, on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise

dörtte üç oranında uygulanır.”

DEĞERLENDİRME:Eklenen 4. fıkrayla soruşturma aşamasında da tutukluluk süresi

düzenlenmiş ve kovuşturma ile soruşturma evrelerinde tutukluluk süreleri birbirinden

ayrılmıştır.

MADDE 19: 5271 sayılı Kanunun 171 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde

değiştirilmiş, üçüncü fıkrasında yer alan “,uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı kalmak üzere”

ibaresi madde metninden çıkarılmış, fıkranın (d) bendinde yer alan “uğradığı zararın,” ibaresi

“uğradığı ve Cumhuriyet savcısı tarafından tespit edilen zararın,” şeklinde değiştirilmiş ve

maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(2) Uzlaştırma ve ön ödeme kapsamındaki suçlar hariç

olmak üzere, Cumhuriyet savcısı, üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren

suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süre

ile ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören veya şüpheli, bu karara 173 üncü madde

hükümlerine göre itiraz edebilir.” “(6) Bu madde hükümleri; a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde

işlenen suçlar, b) Kamu görevlisi tarafından görevi sebebiyle veya kamu görevlisine karşı

görevinden dolayı işlenen suçlar ile asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar, c) Cinsel

dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, hakkında uygulanmaz.”

2

DEĞERLENDİRME: Kamu davasını açmada takdir yetkisini içeren maddede Cumhuriyet

Savcılarına ait yetkinin genişletileceği ve ön ödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere;

üst sınırı 2 yıl veya daha az süreli hapis gerektiren suçlardan dolayı kamu davasının

açılmasının 5 yıl süreyle ertelenmesine ilişkin yetkinin Cumhuriyet Savcılarına verilmiş

olması açıkça Anayasa'ya ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 6/3. Maddesine aykırıdır.

Siyasallaşan ve iktidarın etkisinde kalan soruşturma makamlarının bu yönlü bir yetkiyle

donatılmış olması hukuka uygun değildir. 5 yıl gibi bir süreyle kişi güvenliğine ve hürriyetine

bir tehdit olarak tutulması; kişinin hak ve hürriyetlerine aykırı bir durumdur. Ayrıca

masumiyet karinesinin ihlali anlamına da gelmektedir. İsnat edilen suç; bakımından savunma

hakkının kullanılması isnat edilen suçlamalara karşı sav ileri sürme olanağından kişiyi

mahrum bırakabileceği gibi, mağdurlar açısından da hakkın yerine getirilmesi açısından da

soruşturmanın askıda bırakılması hak ihlallerine neden olacaktır. Maddede her ne kadar CMK

173. maddeye göre itiraz hakkı öngörülmüşse de itirazı incelemeye yetkili Sulh Ceza

Hakimliklerinin yetkilerinin sınırlı olması ve dosya üzerinde inceleme yapmak suretiyle karar

vereceği gerçeği karşısında maddi bulguların değerlendirilip karara bağlanması olanağından

yoksun olduğundan etkili bir yargılama yöntemi olmayacaktır.

MADDE 20: 5271 sayılı Kanunun 174’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri

aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.

“b) Suçun sübûtuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,

c) Ön ödemeye veya uzlaştırmaya ya da seri muhakeme usulüne tâbi olduğu soruşturma

dosyasından açıkça anlaşılan işlerde ön ödeme veya uzlaştırma ya da seri muhakeme usulü

uygulanmaksızın düzenlenen,” “d) Soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe

bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen,”

MADDE 21: 5271 sayılı Kanunun 234’üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4)

Soruşturma veya kovuşturma evresinde, dava nakli veya adlî tıp işlemleri nedeniyle yerleşim

yeri dışında bir yere gitme zorunluluğu doğması hâlinde mağdurun yapmış olduğu

konaklama, iaşe ve ulaşım giderleri, 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu

hükümlerine göre Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır.”

MADDE 22: 5271 sayılı Kanunun 236’ncı maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

3

“(4) Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması

gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen

çocuk veya mağdurların ifade ve beyanları özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınır.

(5) Türk Ceza Kanununun 103’üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan

mağdur olan çocukların soruşturma evresindeki beyanları, bunlara yönelik hizmet veren

merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınır. Mağdur çocuğun

beyan ve görüntüleri kayda alınır. Kovuşturma evresinde ise ancak, maddi gerçeğin ortaya

çıkarılması açısından mağdur çocuğun beyanının alınması veya başkaca bir işlem

yapılmasında zorunluluk bulunması hâlinde bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip

hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilir. Mağdur çocuk yargı

çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın en yakın merkeze götürülmek suretiyle bu fıkrada

belirtilen işlemler yerine getirilir.

(6) Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur

olanların soruşturma evresindeki beyanları bakımından da beşinci fıkra hükmü uygulanır.

Ancak, beyan ve görüntülerin kayda alınmasında mağdurun rızası aranır. (7) Beşinci ve altıncı

fıkra kapsamında kayda alınan beyan ve görüntüler dava dosyasında saklanır ve gizliliği için

gerekli tedbirler alınır.”

MADDE 23: 5271 sayılı Kanunun mülga 250’nci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki

şekilde yeniden düzenlenmiştir. “SERİ MUHAKEME USULÜ MADDE 250 - (1)

Soruşturma evresi sonunda aşağıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının

ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanır: a) Türk Ceza

Kanununda yer alan;

1. Hakkı olmayan yere tecavüz (madde 154, ikinci ve üçüncü fıkra),

2. Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (madde 170),

3. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (madde 179, ikinci ve üçüncü fıkra),

4. Gürültüye neden olma (madde 183),

5. Parada sahtecilik (madde 197, ikinci ve üçüncü fıkra),

6. Mühür bozma (madde 203),

7. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (madde 206),

4

8. Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (madde 228, birinci fıkra),

9. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması (madde 268), suçları. b)

10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında

Kanunun 13 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları ile 15 inci maddesinin

birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen suçlar. c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı

Orman Kanununun 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen suç. d) 13/12/1968 tarihli

ve 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanunun 2

nci maddesinde belirtilen suç. e) 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun ek

2 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen suç.

(2) Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri, şüpheliyi, seri muhakeme usulü hakkında

bilgilendirir.

(3) Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif

edilir ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesi hâlinde bu usul uygulanır.

(4) CUMHURİYET SAVCISI, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında

belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen CEZANIN

ALT VE ÜST SINIRI ARASINDA TESPİT EDECEĞİ TEMEL CEZADAN YARI

ORANINDA İNDİRİM UYGULAMAK SURETİYLE YAPTIRIMI BELİRLER.

(5) Dördüncü fıkra uyarınca sonuç olarak belirlenen hapis cezası Cumhuriyet savcısı

tarafından, koşulları bulunması hâlinde Türk Ceza Kanununun 50’nci maddesine göre seçenek

yaptırımlara çevrilebilir veya 51’inci maddesine göre ertelenebilir.

(6) Bu maddeye göre belirlenen yaptırımlar hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından,

koşulları bulunması hâlinde 231’inci madde kıyasen uygulanabilir.

(7) Bu madde kapsamında yaptırım uygulanması, güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin

uygulanmasına engel teşkil etmez.

(8) Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasını yazılı

olarak görevli mahkemeden talep eder. Talep yazısında; a) Şüphelinin kimliği ve müdafii, b)

Mağdur veya suçtan zarar görenlerin kimliği ile varsa vekili veya kanuni temsilcisi, c) İsnat

olunan suç ve ilgili kanun maddeleri d) İsnat olunan suçun işlendiği yer, tarih ve zaman

dilimi, e) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama

5

tarihleri ile bunların süreleri, f) İsnat olunan suçu oluşturan olayların özeti, g) Üçüncü fıkrada

belirtilen şartların gerçekleştiği, h) Belirlenen yaptırım ile beşinci ve altıncı fıkra uygulanmış

ise bunlara ilişkin hususlar ve güvenlik tedbirleri, gösterilir.

(9) Mahkeme, şüpheliyi müdafi huzurunda dinledikten sonra üçüncü fıkradaki şartların

gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte

belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurar; aksi takdirde talebi reddeder ve

soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet

başsavcılığına gönderir. Mazeretsiz olarak mahkemeye gelmeyen şüpheli, bu usulden

vazgeçmiş sayılır.

(10) Seri muhakeme usulünün herhangi bir sebeple tamamlanamaması veya soruşturmanın

genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi

hâllerinde, şüphelinin seri muhakeme usulünü kabul ettiğine ilişkin beyanları ile bu usulün

uygulanmasına dair diğer belgeler, takip eden soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde delil

olarak kullanılamaz.

(11) Suçun iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün

uygulanmasını kabul etmemesi hâlinde seri muhakeme usulü uygulanmaz.

(12) Seri muhakeme usulü, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı ile sağır ve dilsizlik hâllerinde

uygulanmaz.

(13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste

bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde,

seri muhakeme usulü uygulanmaz.

(14) Dokuzuncu fıkra kapsamında Cumhuriyet savcısının talebi doğrultusunda mahkemece

kurulan hükme itiraz edilebilir.

(15) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan

yönetmelikle belirlenir.”

DEĞERLENDİRME: Yeni getirilen seri muhakeme usulünde Cumhuriyet Savcısının

doğrudan cezayı belirlemesi; yargılamanın üç sacayağından ikisini -iddia ve hüküm

makamını- birleştirerek engizisyon mahkemelerindeki itham sistemini hatırlatmakta ve

çelişmeli yargılama ilkesini de ihlal etmektedir. Bir diğer husus ise sanığa kanunda yer alan

cezanın yarısı verileceğinden suçu kabul etmeye iten bir durumu ortaya çıkabilecektir. Yine

6

düzenlemede suça iştirak hükümlerinin uygulanmasında toplu suçlarda birlikte hareket etme

mecburiyeti getiriliyor. Bu sistemden yararlanmak isteyen bir sanığın diğer sanığın beyanına

da bağlı tutulması bizce doğru değildir. Çünkü orada sanıklardan birisi bu sistemden

faydalanmak isteyebilir ama başka bir sanığın bu seri muhakeme usulünden faydalanmak

istememesi durumunda kanuni anlamda getirilen bir haktan da yararlanmama durumunu da

beraberinde getirecektir.

MADDE 24: 5271 sayılı Kanunun mülga 251’inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki

şekilde yeniden düzenlenmiştir. “BASİT YARGILAMA USULÜ MADDE 251 - (1) Asliye

ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki

yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün

uygulanmasına karar verilebilir.

(2) Basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği takdirde mahkemece iddianame;

SANIK, MAĞDUR VE ŞİKÂYETÇİYE TEBLİĞ EDİLEREK, BEYAN VE

SAVUNMALARINI ON BEŞ GÜN İÇİNDE YAZILI OLARAK BİLDİRMELERİ

İSTENİR. TEBLİGATTA DURUŞMA YAPILMAKSIZIN HÜKÜM

VERİLEBİLECEĞİ HUSUSU DA BELİRTİLİR. Ayrıca, toplanması gereken belgeler,

ilgili kurum ve kuruluşlardan talep edilir.

(3) BEYAN VE SAVUNMA İÇİN VERİLEN SÜRE DOLDUKTAN SONRA

MAHKEMECE DURUŞMA YAPILMAKSIZIN VE CUMHURİYET SAVCISININ

GÖRÜŞÜ ALINMAKSIZIN, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesi dikkate alınmak

suretiyle, 223 üncü maddede belirtilen kararlardan birine hükmedilebilir. MAHKÛMİYET

KARARI VERİLDİĞİ TAKDİRDE SONUÇ CEZA DÖRTTE BİR ORANINDA

İNDİRİLİR.

(4) Mahkemece, koşulları bulunması hâlinde; kısa süreli hapis cezası seçenek yaptırımlara

çevrilebilir veya hapis cezası ertelenebilir ya da uygulanmasına sanık tarafından yazılı olarak

karşı çıkılmaması kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.

(5) Hükümde itiraz usulü ile itirazın sonuçları belirtilir.

(6) Mahkemece gerekli görülmesi hâlinde bu madde uyarınca hüküm verilinceye kadar her

aşamada duruşma açmak suretiyle genel hükümler uyarınca yargılamaya devam edilebilir.

7

(7) Basit yargılama usulü, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik hâlleri ile

soruşturma veya kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlar hakkında

uygulanmaz.

(8) Basit yargılama usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla

birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz.”

DEĞERLENDİRME: Basit yargılama usulüyle getirilen yazılı savunma ceza yargılamamıza

hakim olan sözlü yargılama ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Ayrıca duruşma yapılmadan

karar verilmesi de yüzyüzelik - doğrudan doğruyalık ilkesine aykırıdır. Hüküm verilirken

Cumhuriyet Savcısının mütalaasının alınmaması çelişmeli yargılama ilkesine aykırıdır. Seri

yargılama usulünde iddia makamı hüküm makamının yerine geçerek “savcının

hakimleştiğini”, basit yargılama usulünde ise iddia makamının mütalaası alınmadığından

“hakimin savcılaştığını” söyleyebiliriz. Seri yargılama usulünde yarı oranında, basit yargılama

usulünde dörtte bir oranında düzenlenen cezada indirim hükümleri sebebiyle sanıklar bu

yargılama usullerine itilecek ve yukarıda açıkladığım ilkelerin ihlali nedeniyle adil

yargılanma hakları ihlal edilecektir.

MADDE 25: 5271 sayılı Kanunun mülga 252’nci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki

şekilde yeniden düzenlenmiştir. “Basit yargılama usulünde itiraz MADDE 252 - (1) 251’inci

madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen

hükümler kesinleşir. (2) İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece duruşma açılır ve genel

hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve

yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede

bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz

edilmemiş sayılır. (3) Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde

kapsamında basit yargılama usulüne göre verdiği hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık

dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca

yapılan indirim korunur.

MADDE 26: 5271 sayılı Kanunun 253’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin

mevcut (4), (5) ve (6) numaralı alt bentlerinden sonra gelmek üzere sırasıyla aşağıdaki alt

bentler eklenmiş ve bent numaraları buna göre teselsül ettirilmiş, üçüncü fıkrasına “birlikte”

ibaresinden sonra gelmek üzere “aynı mağdura karşı” ibaresi eklenmiş, on ikinci fıkrasında

yer alan “en çok yirmi gün daha” ibaresi “her defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla

iki kez” şeklinde değiştirilmiştir.

8

“5. İş ve çalışma hürriyetinin ihlali (madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c)

bendi),”

“7. Güveni kötüye kullanma (madde 155),”

“9. Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi (madde 165),”

DEĞERLENDİRME: İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçları da uzlaştırma kapsamına

alınmıştır. Anayasanın Sosyal, Ekonomik Haklar ve Ödevler kısmının48. Maddesi'ne göre;

herkes dilediği alanda çalışma hürriyetine sahiptir hükmü yer almaktadır. TCK'nın 117.

Maddesine göre; kişinin iş ve çalışma hürriyetine ilişkin ihlali halinde cezai yaptırım söz

konusudur. İş hukukunda işveren ve işçi ilişkilerinde gerek uygulamada ve gerekse mevzuatta

yer alan emekçilerin aleyhine olan hükümler gözetildiğinde, emekçilerin çalışma hürriyetine

karşı işlenebilecek suçların uzlaştırmaya tabi tutularak, emekçilerin aleyhine sonuç;

doğurabilecek bir uygulamaya sebep olacaktır. Öte yandan yine aynı metinde yer alan

TCK'nın 119. Maddesinin de uzlaştırmaya tabi tutulması da siyasi hakların; inanç, düşünce ve

kanaat hürriyetinin kullanılmasının engellenmesinin birden fazla kişi tarafından işlenmek

suretiyle ortaya çıkan fiille ilgili hususun uzlaştırma hükümlerinin içerisinde yer alması

anayasanın24.25.26. Maddeleriyle; Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'nin 8.9.10. Maddelerine

de açıkça aykırılık teşkil edecektir. Yargının siyasallaşmış olduğu ve tarafsızlığını yitirdiği bir

süreçte bu tür suçların uzlaştırmaya tabi tutulması hak ihlallerine neden olacaktır.

MADDE 27: 5271 sayılı Kanunun 280’inci maddesinin birinci fıkrasına (b) bendinden sonra

gelmek üzere aşağıdaki (c) bendi, mevcut (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (f)

bendi eklenmiş ve bentler buna göre teselsül ettirilmiştir. “c) Başka bir araştırmaya ihtiyaç

duyulmadan cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ya da

şahsî cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer

olmadığına karar verilmesini gerektiren hâllerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf

başvurusunun esastan reddine,” “f) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin

veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece

mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde

hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü

bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk

derece mahkemesine gönderilmesine,”

9

MADDE 28: 5271 sayılı Kanunun 282’nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent

eklenmiştir. “f) Sanık, müdafii, katılan ve vekilinin davetiye tebliğ edilmesine rağmen

duruşmaya gelmemesi hâlinde duruşmaya devam edilerek sanığın sorgu tutanakları anlatılmak

suretiyle dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, 195’inci madde hükümleri saklı kalmak

üzere, sanık hakkında verilecek ceza, ilk derece mahkemesinin verdiği cezadan daha ağır ise,

her hâlde sanığın dinlenmesi gerekir.”

MADDE 29: 5271 sayılı Kanunun 286’ncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(3) İkinci

fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile aşağıda sayılan

suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz

edilebilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra),

2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213),

3. Suç işlemeye tahrik (madde 214),

4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama

(madde 216),

6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217),

7. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299),

8. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300),

9. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama

(madde 301),

10. Silâhlı örgüt (madde 314),

11. Halkı askerlikten soğutma (madde 318), suçları. b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı

maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. c)

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci

maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar.”

10

DEĞERLENDİRME: Bazı suçlar açısından istinaf sınırında olsa bile temyiz yolunun

açılması öngörülmüştür. Anayasanın eşitlik ilkesinden kaynaklı olarak buradaki suçların

sayısı yetersizdir. Ayrıca TMK kapsamındaki bütün cezalara karşı temyiz yolunun açılması

gerekmektedir. Bağlı suçlar açısından da, birisi açısından temyiz yolu açıksa, diğer suç

açısından da temyiz yolunun açık olduğu kabul edilmelidir. Birden fazla kişinin olduğu

dosyalarda bir kişi açısından temyiz yolunun açık olması durumunda, diğer sanıklar açısından

da temyiz kapsamında olmasa bile temyiz yolunun açık olması gerekmektedir. Bölge Adliye

Mahkemeleri'ne giden dosyaların detaylı ve adil bir incelemeden geçirilmediği uygulamada

dile getirilmektedir. Bazı cezaların istinafta kesinleşmesi Bölge Adliye Mahkemelerini

“küçük Yargıtaycıklar” olarak nitelendirilmesine yol açmıştır. Ülke genelinde içtihat birliğini

sağlamak adına tüm suçların temyize tabi tutulması gerektiği kanaatindeyim.

MADDE 30: 5271 sayılı Kanunun 308/A maddesinin birinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü

cümleleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiştir. “Daire,

mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse

dosyayı itirazı incelemek üzere ceza daireleri başkanlar kuruluna gönderir. Kurula gönderilen

itiraz hakkında, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından

kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanır.” “Kurulun itirazın kabulüne ilişkin kararları,

gereği için dairesine gönderilir. Kurulun verdiği kararlar kesindir. Dörtten fazla ceza dairesi

olan bölge adliye mahkemelerinde Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından daire başkanları

arasından belirlenen ve dört üyeden oluşan başkanlar kurulu bu incelemeyi yapar. Başkanlar

kurulunun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları, Hâkimler ve Savcılar Kurulu

tarafından belirlenir.”

MADDE 31: 5271 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “GEÇİCİ MADDE 5-

(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla;

a) 102’nci maddede yapılan düzenleme, bu maddenin yayımlandığı tarihten itibaren üç ay

sonra uygulanır.

b) 236’ncı maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında yapılan düzenleme uyarınca kurulması

gereken merkezler, en geç 1/9/2020 tarihine kadar faaliyete geçirilir. Bu tarihe kadar mevcut

uygulamaya devam olunur.

c) 250’nci maddede düzenlenen seri muhakeme usulü ile 251 ve 252’nci maddelerde

düzenlenen basit yargılama usulüne ilişkin hükümler, 1/1/2020 tarihinden itibaren uygulanır.

11

d) 1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş

dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.

e) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla; 1. Kovuşturma evresine geçilmiş dosyalarda

kamu davasının açılmasının ertelenmesi hükümleri, 2. Hükme bağlanmış veya kesinleşmiş

dosyalarda, suçun bu Kanunla uzlaştırma kapsamına alındığı gerekçesiyle uzlaştırma usulü, 3.

Hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda, suçun bu Kanunla ön ödeme kapsamına

alındığı veya taksit imkânı getirildiği gerekçesiyle ön ödeme hükümleri, uygulanmaz.

f) 286’ncı maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yayımlandığı

tarihten itibaren on beş gün içinde talep etmek koşuluyla aynı suçlarla ilgili olarak bölge

adliye mahkemelerince verilmiş kesin nitelikteki kararlar hakkında da uygulanır. Bu bendin

uygulandığı hâlde, cezası infaz edilmekte olan hükümlülerin, 100 üncü madde uyarınca

tutukluluğunun devam edip etmeyeceği hususu, hükmü veren ilk derece mahkemesince

değerlendirilir.

g) 308/A maddesinde yapılan değişiklikle bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet

başsavcılığınca yapılan itirazların incelenmesine ilişkin getirilen usul, bu maddenin

yayımlandığı tarihten önce itiraz yoluna başvurulup reddedilmiş olan itirazlar hakkında

uygulanmaz.

h) Aile mahkemeleri ile çocuk ve çocuk ağır ceza mahkemelerinde görev yapan psikolog,

pedagog ve sosyal çalışma görevlilerine ilişkin düzenlemeler, bu maddenin yayımlandığı

tarihten itibaren altı ay sonra uygulanır.”

Sevgili dostlar Merhaba!

Sevgili dostlar Merhaba!
20 yıl önce 21 Ekim 1999’da,
GÜN KARA İDİ...
Aydınlarımızdan,ışık yayan yıldızlarımızdan,
Prof.Dr.Ahmet Taner KIŞLALI,
evinin önünde bombalı bir saldırı ile katledildi...
Kızı daha 29 günlük idi...
Her katledilen aydınımız,
Geleceğimizin on yıllarını alıp,
Ülkemi karanlıklara sürüklediği gibi
21 Ekim 1999’da da on yıl geri gittik!
Ne demişti ki,siyaset bilimci,bilim adamı,yazar 
AHMET TANER KIŞLALI:
“EĞER TÜRKİYE’DE BİR DİN DEVLETİ KURMAK İSTİYORSANIZ,MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ‘E SALDIRMANIZ ELBETTE Kİ TUTARLIDIR.
EĞER TÜRKİYE’NİN BİR BÖLGESİNİ AYIRIP IRKÇI DEVLET KURMAK PEŞİNDEYSENİZ,MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E SALDIRMANIN ELBETTE TUTARLI BİR YANI VARDIR.
AMA “ÇAĞI YAKALAMA”ARAYIŞI;
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK OLMADAN OLAMAZ...”
“KEMALİZM,GEÇMİŞİN BEKÇİLİĞİ DEĞİL 
GELECEĞİN ÖNCÜLÜĞÜDÜR...”
“DİNİN ÖZÜ İYİLİK YAPMAK,KÖTÜLÜKTEN KAÇINMAKTIR...”
Ve yine kendi söylediği gibi gitti:
“HİÇ BİR DÜŞÜNCE SİLAHLA YOK EDİLEMEDİ,EDİLEMEYECEK DE.
SİLAH DEĞİL,KALEM KULLANIYORUZ.
HEM DE EN YÜREKLİSİNDEN...”
Ruhu şad olsun...

HEDİYENİZ “NUTUK” OLSUN

Günaydın Dostlarım!

Hüzünlü buruk yanık yüreğim şehitlerimizden dolayı. Ruhları şad olsun mekanları cennettir elbet.

Barış Pınarı Harekatı bizi haberleri öğrenmek için teknolojik aletlerin etrafına kilitledi.

Haberleri izle; Değerlendir.

Çıkan sonuç DIŞ POLİTİKADA 

TÜRKİYEM TEK BAŞINA.

İçeride hain çok aramızda.

Ama bir olmak zorundayız bu zamanlarda.

Rabbim yardımcımız olsun!

...

Değerli dostlar,

TARİH YAPRAKLARINDAN EĞİTİCİ, HAYRANLIK UYANDIRICI, GURURLANDIRAN BİR SAYFA!

15 EKİM 1927 tarihinde TBMM’ndeyiz.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK KURTULUŞ VE KURULUŞUN ESERİ NUTUK'u okumaya başlar.

Kurtuluş Savaşını gerektiren sebeplerden başlayarak;

Süreci, zafere ulaştıran çetrefilli yolu; 

zaferden sonra yapılması gereken devrim ve yenilikleri içeren değişiklikleri;

belgeleri ile ve kronolojik sıralamasına göre aktarır...

36 saat süren okuma,

20 EKİM 1927'de ATATÜRK'ün ÜNLÜ SÖYLEVİNİ TÜRK GENÇLİĞİNE ATFETMESİ;

CUMHURİYETİ TÜRK GENÇLİĞİNE EMANET ETMESİ İLE SONLANIR...

HER TÜRK GENCİ OKUMA-YAZMAYI ÖĞRENDİĞİ ANDAN İTİBAREN NUTUK'U OKUMALI VE ANLAMALI;

ATASINA VERDİĞİ SÖZÜ, VAZİFESİNİ YERİNE GETİRMELİDİR...

ÇÜNKÜ HEPİMİZ,

KURTULUŞ SAVAŞINI GERÇEKLEŞTİREN VE ZAFERE ULAŞAN ATALARIMIZA BORÇLUYUZ; GÜNÜMÜZÜ...

ÇÜNKÜ HEPİMİZ, YARINLARIN SAHİBİ ÇOÇUKLARIMIZA BORÇLUYUZ GELECEĞİ;

ÇÜNKÜ BİZ TÜRK TARİHİNİ YAZAN ECDADIMIZA BORÇLUYUZ DÜNÜMÜZÜ!!!

VATAN, MİLLET, BAYRAK İÇİN TOPRAĞA DÜŞMÜŞ HERKESLE BİRLİKTE;

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE SİLAH ARKADAŞLARININ DA RUHLARI ŞAD OLSUN !!!

NUTUK TÜRKİYE CUMHURİYET’İNDEKİ HERKESİN BAŞUCU KİTABI OLARAK;

BAŞUCUNDA, ÇANTALARDA, İŞYERLERİNDE,

SONUÇTA BEYİNLERDE YERİNİ ALMIŞ OLSA İDİ!

ÜLKEMİZ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ;

BUGÜN YAŞADIĞI SIKINTILARI YAŞAMAZ;

BUGÜN Kİ KUŞATILMIŞLIK İÇERİSİNDE OLMAZDI...

GEÇ DEĞİL EY TÜRK MİLLETİ!

HEDİYENİZ “NUTUK” OLSUN;

“NUTUK”ÇANTANIZDA MUHAKKAK BULUNSUN...

Tarih derstir;

Tarih pusuladır;

Yönümüzü belirler...

ATATÜRK’ÜN GÜVENDİĞİ VE VATANI, CUMHURİYETİ emanet ettiği TÜRK GENÇLİĞİ maalesef size çok iş düşüyor.

NUTUK’UN SONUNDAKİ GENÇLİĞE HİTABE ile TÜRK GENÇLİĞİNE ATAM HİTAP ETSİN VE ÜNLÜ HİTABI TEKRAR HARIRLAYALIM, HATIRLATALIM.

...

“Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kasdedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”

...

Asla unutmayın Türk Gençliği bu söylevi, zihninize kazıyın; çünkü içeride ve dışarıdaki düşmanlar ve EMPERYALİZM asla emellerinden vazgeçmeyecekler.

EMPERYALİST TUZAĞA DÜŞMEYELİM

CANFER BALÇIK

E. J. Kur. Alb Canfer Balçık 


Milli duyguların dorukta olduğu zamanlarda; bütün fitne odakları etnik ateşleri yakar ve milliyetçi kesimlerce körüklenmesi için olağanüstü çaba  gösterirler.

Amaç; ayrışmayı çok yönlü olarak körüklemektir. 

Türkiye’de,  orta vadede sözde bir Kürt, uzun vadede de Arap otonom veya bağımsız devleti kurmayı düşleyenler,  böyle süreçleri büyük bir maharetle  fırsata dönüştürürler.

Barış Pınarı Harekatı ile ilgili yapılan bazı yorum ve paylaşımlar, çoğu kasıt olmaksızın, maalesef bu amaca hizmet eder niteliktedir.

Unutmayalım ki; Arap kökenli üç milyon civarında kendi vatandaşımız var ki; bunların kahir ekseriyeti devlete sadakatle bağlıdır. Doğu ve Güneydoğu kökenli vatandaşlarımızın büyük bir çoğunluğu da Türkiye sevdalısıdır. 

Elbette ki; Arap dünyasının ihanetini unutmayacağız, elbette ki; içimizdeki hainlerin tavırlarını bir köşeye yazacağız.

AMA; BÖYLE ZAMANLARDA, TİLKİDEN KURNAZ, ASLANDAN DA DAHA CESUR OLMAK GEREKTİĞİNİ DE ASLA UNUTMAYACAĞIZ.!

Kurtuluş tarihimizde önemli bir gün bu gün

MERHABALAR DOSTLAR...

YÜREĞİMİZ BARIŞ PINARI HAREKATINDA GÖREV ALANLAR İÇİN ÇARPIYOR VE DUA EDİYORUZ MUZAFFER OLUP SAĞ-SALİM DÖNSÜN MEHMETLERİMİZ DİYE.

ŞEHİTLERİMİZ VAR YÜZLERİNE BAKMAYA DOYAMADIĞIMIZ; RUHLARI ŞAD OLSUN, MEKANLARI CENNETTİR ELBET.

...

Kurtuluş tarihimizde önemli bir gün bu gün.

13 EKİM 1923’de ANKARA, TBMM’NİN ÇIKARDIĞI BİR KANUN İLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN BAŞKENTİ OLDU.

ÖNGÖRÜ, İNANÇ, MEYDAN OKUMA, BAĞIMSIZLIK, ATA'MIN KARAKTERİDİR.

BUNUN İÇİN ANKARA BAŞKENT OLMUŞTUR.

...

ATATÜRK NEDEN ANKARA’YI BAŞKENT YAPTI ANILARINDAN DİNLEYELİM.

ANKARA'YI NEDEN BAŞKENT YAPTIM?

"Sıcak bir günün akşamında yanında bazı ileri gelenler ile Çankaya Köşkü'nün bahçesinde dolaşıyordu. Ben de o sıralar eski Köşk’ün tavan dekorlarıyla meşguldüm. Tozlu ve sisli bir akşam Ankara'nın üzerine çökmüştü. Yer yer toz hortumları semaya doğru yükseliyor ve manzaraya daha boğucu bir hava ekliyordu. 

Bize:

 -Ankara'yı hükümet merkezi yapmakla iyi mi ettim? diye sordu. 

Tabii herkes müspet cevap verdi. 

Arkasından:

 - Neden? suali gelince, kimi stratejiden, kimi siyasetten bahsetti. Hatta birisi”kayalık güzeldir "gibi bir estetik nazariye de ortaya attı.

Atatürk :

 - "Şimdi dalkavukluğu bırakın" diye münakaşayı kapattı.

 -"Ankara'nın hükümet merkezi olmak için saydığınız meziyetleri beni ikna etmeye yetmez. Ben Ankara'yı hükümet merkezi yapmakla büsbütün başka bir hedef güttüm. 

Türk'ün imkansızı imkan haline getiren kudretini dünyaya bir kere daha tekrar etmek istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar, yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasından uzanan yeşil sahalar asfaltlarla bezenecek. 

Hem bunu hepimiz göreceğiz. 

O kadar yakında olacak. "

Kaynak: Anekdotlarla Atatürk, Em.Tümg. Muzaffer Erendil

...

ATATÜRK İLE KALIN.

YARGI REFORMU HAKKINDA RAPOR

YARGI REFORMU HAKKINDA RAPOR

Avukatları en çok lgilendiren savunma hakkıyla ilgili kısımdan başlamayı tercih ettik.Bu kısım; Yargı Reform Stratejisi belgesinde “Savunma Hakkının Etkin Kullanımının Sağlanması” başlığı altında düzenlenmiştir.

1.                  Niteliğin artırılması hedefi çerçevesinde avukatlık mesleğine giriş usulü                                      değiştirilecektir.

a)     Avukatlıkstajınabaşlamakiçin“HukukMesleklerineGirişSınavı”ndabaşarılıolma şartıgetirilecektir.

b)   Avukatlıkstajınınsüresiveverimliliğihususlarındaçalışmalaryapılacaktır.

c)          Avukat    stajyerlerinin  staj   süresince   sigortalı   olarak   çalışabilmelerine       ilişkin düzenlemeleryapılacaktır.

2.                  Savunmanın yargılamalara etkin katılımısağlanacaktır.

a)     Avukatların bilgi ve belge temin etmelerine ilişkin yasal yetkilerinin genişletilmesi sağlanacaktır.

[Avukatlık kanunu m. 2/3: “…kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesinesunmaklayükümlüdür.”Hükmügereğigibiuygulansabuyeniliğeihtiyaç bilekalmayacak.]

b)     Hukuki güvenliğin artırılması için bazı iş ve işlemlerin avukat aracılığıyla yapılması sağlanacaktır.

[Tapuya ilişkin işlemlerin, gayrimenkulün aynına ilişkin sözleşmelerin, bazı kira sözleşmelerinin sadece avukatlar tarafından yapılması, bu işlemlerin hem hukuka uygun olmasını sağlayacak hem de uyuşmazlık çıkmasını önleyerek adliyelerdeki iş yükünü azaltacaktır.]

c)    Bazıdavalardaavukatlatemsilzorunluluğuhususununyargıkamuoyundatartışılması sağlanacakvebukonudabiryaklaşımgeliştirilecektir.

d)   Avukatların sundukları belgelere güvenin esas olduğuna, makul gerekçeye dayanan taraf itirazıhâlindebelgeninincelemekonusuyapılacağınailişkindüzenlemeyapılacaktır.

e)        Vatandaşların adalete erişim hakkının güçlendirilmesi için avukatlık hizmetleri üzerindeki vergi yükü yenidendeğerlendirilecektir.


3.                  Yargınınkurucuunsuruolansavunmayıtemsiledenavukatlarınmesleklerinidaharahat ifaedebilmelerineyönelikyeniuygulamalargeliştirilecektir.

a)   Kamuavukatlarınınçalışmaesaslarınaveözlükhaklarınayönelikmevzuattaiyileştirme yapılacaktır.

b)      Mesleklerini icra ederken avukatlara adli ve idari yargı hizmet binalarında gerekli kolaylıklarsağlanacaktır.

[Bu düzenlemenin reformda yer alması avukatlara karşı muamelenin itirafı niteliğindedir. Adliyedeki görevlilerin avukata olan bakış açısı değişmeden bu yeniliğin hayata geçmesi olanaksızdır.]

c)       Avukatların hususi damgalı pasaport alabilmeleri gibi farklı alanlardaki hakları geliştirilecektir.

[Bellikıdeminüzerindeki(15yılolabilir)avukatlarayeşilpasaportkullanmaimkânı getirilecek.]

Raporda ve muhtemel düzenlemede dikkat çeken belli başlı yeniliklere de değinelim.

4.                  Hukukfakülteleri5yılaçıkarılacak,başarısıralaması190binden100bineyükseltilecek, hukuk mesleklerine giriş sınavıgetirilecek.

[Hukukfakülteleriyleilgilisondönemdeençokilerisürüleneleştirininfakültevemezun edilenöğrencisayısınınfazlalığıolmasınarağmentümbueleştirileringözardıediliptek probleminfakültedeeğitimsüresivebaşarısıralamasıolarakalgılanmasıproblemlerin çözümüolmayacaktır.Aksineaçılmayadevamedilenhukukfakülteleriileişsizhukuk fakültesimezunlarıgrubuyaratılmayadevamedilmektedir.]

5.                  Azamitutukluluksüresineilişkinhükümler,soruşturmavekovuşturmaaşamalarıiçin ayrı ayrıdüzenlenecektir.

[CMK’ya tutuklulukla ilgili getirilen en büyük eleştirilerden biri tutukluluk süresininuzunluğuvebusürenincezamuhakemesininaşamalarıolansoruşturmave kovuşturmaevreleriarasındankademelendirilmemesidir.Yapılacakdeğişikliklebusorun çözülmeyeçalışılmışancakuzunolantutukluluksüreleriindirilmemiştir.]

6.                  Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru üzerinden verdiği ihlal kararlarının, usul kanunlarındayargılamanınyenilenmesisebebiolarakyeralmasısağlanacaktır.

[Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararları durum tespitinden ileri gitmiyordu. Cüzi


miktarda tazminatlarla yapılan hak ihlali de ortadan kalkmıyordu. Bu yeniliğin yürürlüğe geçmesiyle hak ihlalleri geç de olsa ortadan kaldırılabilir.]

7.                  Terörle Mücadele Kanunu'nun "propaganda" başlıklı 7. Maddesine, "Haber verme sınırlarınıaşmayanveyaeleştiriamacıylayapılandüşünceaçıklamalarısuçoluşturmaz" ifadesieklenecek.

[Türkiye’degeçmiştengünümüzeentartışmalıhaklardanbiriifadeözgürlüğüdür.Söz konusudeğişikliklemevcutkanundüzenlemesideğiştirilecekolsadayapılandeğişiklikzaten anayasayla güvence altına alınan hakkın tekrardan kanuna yazılmasından ileri gitmemektedir.Dolayısıylahalkabilhassagazetecilerebahşedilmişyenibirhakvarmışgibi lanseedilsedesözkonusudeğişiklikanayasatarafındanzatenkorunmaktaolanhakkın tekrardan kanuna yazılması olup ifade özgürlüğü konusunda yeni bir şey sunmamaktadır.]

                 8.   Makulsüredeyargılanmahakkınınihlalikonusundakibaşvurularıincelemekvetazmin etmek üzere etkili bir mekanizmaoluşturulacaktır.

9.                  HâkimveCumhuriyetsavcısıkararlarının,AYMveAİHMkararlarınauygunluğunun meslekteyükselmesüreçlerivedenetimlerindegözetilmesisağlanacaktır.

[BöylecehakimlerveCumhuriyetsavcılarıAYMveAİHM’iniçtihatlarındanhaberdar olurlar ve içtihatlara uygun kararverirler.]

                         10.          Belirlibirmeslekikıdemesahiphâkimvesavcılariçincoğrafiteminatgetirilecektir.

[Hakimvesavcılaryargıerkinitemsiledensüjelerolupgüçlerayrılığınınbenimsendiği sistemlerdebusüjelerinteminatlarınınolmasımahkemelerinbağımsızlığıvetarafsızlığıiçin çok önemlidir. Her ne kadar anayasamız hakimlik teminatı öngörmüş olsa da bu teminatlarhakimlerinmesleğinitarafsızvebağımsızbirşekildegelecekkaygısıtaşımadan yürütmelerini sağlamamaktadır. Dolayısıyla söz konusu düzenleme çok önceden yapılmasıgerekenancakyinedehakimlikvesavcılıkmesleğiiçinyeterliolmayanbir teminattır.BununyanındatümHSKkararlarınakarşıyargıyolununaçılmasıgerekir.]

11.          Hâkimvesavcılıkmesleklerinegiriştekimülakatsınavınıngeniştemsiledayalıbirheyet tarafından yapılmasısağlanacaktır.

[Hâkimlikvesavcılığagiriştekienbüyüktartışmakonusumülakatınvarlığıvereferansadı altındayapılanuygulamalarikenmülakatınbaşkabirkurultarafındanyadabaşkaüyeler tarafındanyapılmasısözkonususüreceolangüveniarttırmayacaktır.]


12.          Türkyargısisteminehâkimvesavcıyardımcılığımüessesesikazandırılacaktır.Hukuk Fakültesi mezunlarının hâkim-savcı yardımcısı, noter yardımcısı olabilmeleri ve avukatlık stajına başlayabilmeleri için “Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı”getirilecektir.

[Hâkimlik ve savcılık mesleği ile ilgili hukukumuzda eleştirilerden biri de hakim ve savcılarıntecrübesizolmasıdır.Hernekadar2senelikbirstajdönemiöngörülmüşolsada çokağırbireğitimsürecindengeçippratiktehenüzherhangibirdeneyimkazanmamış kişilerindoğrudanhâkimsavcıolmasıeleştirikonusudur.Sözkonusudeğişikliklehem hukuk mesleğinde yeni bir istihdam alanı yaratılmış olacak hem de daha deneyimli kişilerin hâkim veya savcı olmasısağlanacaktır.]

                       13.          HukukFakültesimezunlarınınhâkim-savcıyardımcısı,noteryardımcısıolabilmelerive avukatlık stajına başlayabilmeleri için “Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı”getirilecektir.

                        14.          HukukMesleklerineGirişSınavı’ndabaşarılıolanlarınhâkimvesavcıyardımcılığıile noteryardımcılığınamahsussınavlaragirebilmelerisağlanacaktır.

                    15.          Bu kadroda geçen belli süreden sonra hâkimlik ve savcılık mesleğinegeçişiçinayrıca bir sınavyapılacaktır.

                          16.          Hâkimlerin meslek hayatları boyunca ceza ve hukuk hâkimi olarak ayrışmaları ve bu yönde ihtisaslaşmalarısağlanacaktır.

                       17.          İhtisasgerektirençevre,imarveenerjigibialanlardaözelmahkemelerkurulacaktır.

                       18.          Yeni bölge adliye mahkemeleri faaliyetegeçirilecektir.

19.          İstinafmahkemeleriarasındaoluşankesinniteliktekikararfarklılıklarınıgiderecekbir sistemin kurulmasısağlanacaktır.

[Hukuksistemlerindeusulekonomisigereğibazısuçlarvecezasınırlarıiçinyüksekyargı merciine başvurmadan kesinleşme öngörülmüştür. Gerekçe her ne kadar usul ekonomisi olsadakişilerinsavunmavemahkemeyeerişimhakkınınkısıtlandığıdüşünüldüğündebu uygulamaların sınırlı tutulması gerekir ancak hukuk sistemimizde bu sınırlar yüksek tutulmuşbirçoksuçiçintemyizyolukapatılmıştır.Budeğişikliklekişilerintemyizyoluna başvurarak mahkemeye erişim ve savunma hakkını kullanabilmesi tekrardan sağlanmıştır.BöyleceyargıbirliğisağlanmışolupBölgeAdliyeMahkemelerininküçük birerYargıtaycıkolmasınasebebiyetverendurumortadankalkmışolacak.]

                        20.          Asliyecezamahkemelerindeduruşmasavcılığıuygulamasınayenidengeçilecektir.


[Böylece çelişmeli yargılama ilkesini ihlal eden uygulama ortadan kalkıyor.]

21.          Duruşma saatlerinin aynı ya da çok kısa aralıklarla verilmesi uygulamasına son verilecek.

                          22.          Hukuk mahkemelerinde SEGBİS uygulamasıyaygınlaştırılacaktır.

23.          Adli ve idari yargıda adalete erişimin kolaylaştırılması için başvuru süreleri yeniden düzenlenecekvesüreçlerdekibelirsizliklerortadankaldırılacaktır.

24.          Soruşturmalarınkalitesininartırılmasıiçinhukukfakültesimezunlarınınadlikollukta belirli bir oranda istihdamısağlanacaktır.

[Kolluktaoperasyonyapanbirimlerin(Terörlemücadele,kaçakçılıkveorganizeişlerle mücadele vs.) amirlerinin hukuk fakültesi mezunlarından alınması kolluktaki hukuksuzluklarınönünegeçmesiiçinfaydalıbiruygulamaolabilir.]

25.          Hükmünaçıklanmasınıngeribırakılmasımüessesesiilebukararlarakarşıkanunyolu, adil yargılanma hakkı çerçevesinde gözdengeçirilecektir.

[Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz kanun yoluna gidiliyordu.İtirazmerciininverdiğikararlarisekesindi.HAGB'yekarşıkanunyolunun açılmasıbukararlarınmaddivehukukiacıdanincelenmesinisağlayacaktır.]

26.          Bazı ağır suçlar hariç olmak üzere 15 yaşından küçük çocukların ilk defa işledikleri fiillerin soruşturma ve kovuşturmaya konu edilmeden çocuklara özgü koruma mekanizmaları içerisinde değerlendirilmesisağlanacaktır.

27.          Suça sürüklenen çocuklara özgü kamu davasının açılmasının ertelenmesi modeli geliştirilecektir.

             28.          Adlisicilarşivkayıtlarınınsilinmesi,ayrıbirmahkemekararınaihtiyaçduyulmaksızın gerçekleştirilecek ve silinme sürelerikısaltılacaktır.

29.          Asliye hukuk ve sulh hukuk mahkemeleri arasındaki görev ayrımı, yeniden belirlenecektir.

30.          Bazıçekişmesizyargıişleriilehenüzdavanınaçılmamışolduğudönemlesınırlıolmak üzeredeliltespitininnoterliklertarafındandayapılabilmesisağlanacaktır.

31.          Yeni icra dairesi modeli yaygınlaştırılacak ve sanal icra dairesi uygulamasına başlanacaktır.


                          32.          İdariyargıdabazıuyuşmazlıklardatanıkdinlenebilmesisağlanacaktır.

 

Stj. Av. FurkanGÜL

Stj. Av. Melike Hafsa MUCUK

Belge Metni İçin:

https://www.kisa.link/M9Vl

 
   

ŞEKER TADINDA KALIN!

Can dostlar şeker tadında ama GERÇEK-DOĞAL ŞEKER tadında bir pazar geçirmenizi dilerim.

Dün ameliyatlardan sonra ilk defa işe tekrar başladım;biraz yoruldum gibi;lakin çok mutlu oldum.

Bugün değineceğim konu çok önemli!

ŞEKER-KAPİTALİZM KARDEŞLİĞİNİ ANLATACAĞIM.

2001 yılı idi dinleyici olarak katıldığım bir konferansta konuşma yapan harika bir kadın dinledim ve EKONOMİK EMPERYALİZMİ tam olarak kavradım.Mesleğim gereği 
HUKUKİ EMPERYALİZMİ,KÜLTÜREL EMPERYALİZMİ,SOSYAL EMPERYALİZMİ anlıyordum.Ama ekonomik Emperyalizmin içeriğini tam olarak bilmiyordum.O günden sonra anladımki onlar dört kötü kardeşler birlikte doğan ve hep birlikte hareket ediyorlar ve ASKERİ EMPERYALİZM ile de son buluyor göz diktikleri ülkenin hayatı.Tabii onlara SİVİL ÖRÜMCEKLER olan SOROS benzeri yapıların arkasında olduğu SİVİL TOPLUM KURULUŞLARIDA destek veriyor;Amerika Mandası-İngiliz Himayesi İsteyen MÜTAREKE BASINI misali SATILIK BASINDA yollarını açıyor-kamuoyunu ve halkı bu duruma hazırlıyorlardı.
Gelelim 2001’deki konferansa dostlar!
Prof.Dr.Birgül AYMAN GÜLER’di dinlediğim kadın.CARGİLL ve şeker üretimi ile ilgili konuşuyor,bölge kalkınma ajanslarından bahsediyor;CARGİLL'in TÜRKİYE'ye ÜRETİCİ olarak girmek istediğinden söylüyordu.

Gerçekten de CARGİLL TÜRKİYE ŞEKER PİYASASINI ELE GEÇİRDİ devamında.
2004 ve sonrası
Şeker üst kurulu hazırlıkları yapıldı  ve 
Şeker üst kurulu kuruldu.

CARGİLL'in büyük bir fabrika kurması için TARIM ARAZİLERİ'ne yakın bir yerde,büyük bir arazi satın alması gerekliydi.
LAKİN DEVRİM KANUNLARINDAN BİRİ OLAN "KÖY KANUNU"BU DURUMA İZİN VERMİYORDU ve değiştirilmesi gerekliydi.

ABD BAŞKANI BUSH 
o zaman ki Başbakan 
Sayın TAYYİP ERDOĞAN'a
20 dakikalık meşhur buluşmada;
"CARGİLL 'in işini de hallet" demişti...

Ve sonuçta KÖY KANUNUNUN aksine,o zamanki Cumhurbaşkanı  Sayın Ahmet Necdet SEZER’in ilk vetosuna rağmen,BURSA'da 800 dönüm tarım arazisi  Cargill'e özel kanunla tahsis edildi.
...
Türkiye’de SAHTE ŞEKER yolculuğu böyle başladı dostlarım.
Şeker üretimi, şeker kamışı veya şeker pancarından yapılır dostlarım .

Şeker kamışı tropik bölgelerde yetişir.

Türkiye'de şeker pancarı üretimi uygundur. 
...
2004 sonrası hızla devam eden 
Şeker pancarı kota uygulamaları;
Üreticiyi canından bezdirir;yerli şeker üretimini bitiş noktasına getirir.
...
ŞEKER PANCARI KOTASI ÇOK YÜKSEK!

2016 ve sonrası CARGİLL'e % 0 GÜMRÜK UYGULANDIĞINI 
VE ŞEKER ÜST KURULU'nda ETKİLERİNİN DAHA DA ARTTIĞINI BİLİYORUZ...

Ve geldiğimiz noktada CUMHURİYET DÖNEMİNDE KURULAN ŞEKER FABRİKALARININ TÜMÜ ÖZELLEŞTİRİLDİ;YOK FİYATA SATILDI;YANİ ARTIK ŞEKER ÜST KURULUNA İHTİYAÇ KALMADIĞI İÇİN KHK İLE ONLARDA KAPATILDI.

Yani CARGİLL KAPİTALİZMİ ve EKONOMİK EMPERYALİZM kazandı;biz kaybettik.
...
BEN ŞEKER ALIRKEN;
% 100 ŞEKER PANCARINDAN ÜRETİLMİŞTİR,
YAZISINI OKUYUP ÖYLE ALIRIM;
SEVDİKLERİME VE DOSTLARIMA DA AYNI ŞEYİ YAPMALARINI TAVSİYE EDERİM;UYARIRIM.

VE DİYORUM Kİ!
ŞEKER PANCARINDAN ÜRETİLMEYEN ,
ŞEKER KULLANMAYALIM;
ÇÜNKÜ BEN ;GDO'lu olan ve MISIR NİŞASTASINDAN ÜRETİLEN DOĞAL OLMAYAN ŞEKERLERİ TÜKETMEYECEĞİM.
...
ŞEKER PANCARI DIŞINDAKİ TÜRKİYE'DE ÜRETİLENLER;(ucuz olduğu için HALKIM tercih ediyor)
YERLİ ÜRETİMİ VE ÇİFTÇİYİ BİTİRME DIŞINDA;
SAĞLIĞIMIZA ZARAR VERİYOR;
KANSER HÜCRELERİNİ BESLİYOR;
OBEZİTEYİ ARTTIRIYOR.

KAZANAN;
Amerika'da mısır üreten çiftçi(YERLİ MISIR NİŞASTASI ŞEKER ÜRETMEYE ELVERİŞLİ DEĞİL);CARGİLL ;KAPİTALİZM OLUYOR.

ŞEKER TADINDA KALIN;
SAHTE ŞEKER TÜKETMEYİN.

ATATÜRK VE CUMHURİYET TARİHİNDE KALIN

Günaydın sevgili Dostlarım!
Güzel hafta sonları...
Geçmişte bugüne bakalım mı?
...
AYDINLIK BİR GÜN 20-21 EYLÜL 1920 TARİHİ BOZCAADA İÇİN...
BOZCAADA'ya TÜRK ASKERLERİ ÇIKAR!
Kurtuluş günün kutlu olsun BOZCAADAM...
.../...
Sanat ruhu besler,kötülüklerden arındırıp yüceltir...

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 21 Eylül 1937'de,
İstanbul'da aşağıdaki sözleri söyleyerek ilk 
TÜRK RESİM GALERİSİ'NİN AÇILIŞINI YAPAR:

"TÜRK SANATKARLARI!
SENİN ESERLERİNLE DOLDURACAĞIN BU SARAY GİBİ DAHA NE BÜYÜK YERLERİN VARDIR VE OLACAKTIR!
TÜRKÜN ELİ İŞLER,GÖZÜ GÜZELİ GÖRÜR,HİSSİ HEYECANDA OLURSA,O YALNIZ KENDİ ULUSUNA DEĞİL,CİHAN KÜLTÜRÜNE DE ÖRNEKLER VE ŞAHASERLER VERECEK KUDRETLER GÖSTERECEKTİR..."

ATATÜRK VE CUMHURİYET TARİHİNDE KALIN!
UMUTLU KALIN...

Haberleşme devletin elinde ve Milli OLMALIDIR

Sevgili dostlar merhaba!

Hastanedeyim yine.

İyiyim merak etmeyin...

“BAĞIMSIZLIKTAN YOKSUN BİR ULUS, UYGAR İNSANLIK KARŞISINDA UŞAK OLMAKTAN KURTULAMAZ.”

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 

Tarihe dönelim mi bugüne.

Önce kara bir gün,

20 EYLÜL 1919’dayız.

1919'da itilaf devletleri yurdun dört tarafında

İşgal, yağma, öldürme, işkence, tecavüz ile meşguller...

Sırtlan kan emici vahşiler olarak,ağızlarından salyalar akıtarak saldırıyorlar silahsız MASUMLARIN üzerine...

Masum halk malından geçmiş, canını ve namusunu korumaya çalışıyor...

Masum halk kızgın,çaresiz öfke içerisinde...

PADİŞAH VAHDETTİN 20 EYLÜL 1919'da,

-HALKIN İSTANBUL HÜKÜMETİNE YARDIMCI OLMASINI;

-silahların işgal kuvvetlerine teslimini ve işgal kuvvetlerine zorluk çıkarılmamasını emreden;

-ve HALKIN "İTİDAL VE SÜKUNETİNİ MUHAFAZA ETMESİNİ İSTEYEN..."BEYANNAME YAYINLAR...???

Sarayından çıkmadan verdiği emirdir HALKINA!

Halkının neler çektiğini umursamıyordur bile.

...

Lakin TÜRK HALKI KURTARICISINI 

19 MAYIS 1919'da BULMUŞ VE SIKI SIKI KUCAKLAMIŞTIR...

BU KUCAKLAMA SONSUZLUĞA DEĞİN SÜRECEKTİR!!!

...

Bir diğer 20 EYLÜL aydınlık.

20 EYLÜL 1923'de,

Kapitülasyonların öngördüğü yabancı POSTANELERİN TÜMÜ KAPATILIR...

Haberleşme devletin elinde ve Milli OLMALIDIR; Bu “DEVLETÇİLİK” ilkesinin gereğidir çünkü.

.../...

Günümüzde iletişim ve haberleşme 

MİLLİ DEĞİL ARTIK...

TÜRK TEKEKOM SATILDI...

TELSİM İNGİLİZ ŞİRKETİ,

VODAFONE’a DEVREDİLDİ...

AVEA İTALYANLARDA...

TÜRKCELL HİSSELERİNİN ÇOĞU YABANCI ŞİRKETLERİN ELİNDE...

EN SON PTT KHK İLE VARLIK FONUNA DEVREDİLDİ..

Yani haberleşme ve iletişim tamamen YABANCILARIN kontrolünde...

.../...

Olağanüstü hal, savaş hali olduğunda!

OSMANLI İMPARATORLUĞUNDAKİ ATALARIMIZ GİBİ "POSTA GÜVERCİNLERİ"

KULLANIRIZ ARTIK HABERLEŞME İÇİN...

 

MİLLİ KALIN; GÜVENDE KALIN.

GAZİLERİMİZİ SAYGIYLA ANIYORUZ

 

WhatsApp_Image_2019-09-19_at_10.42.34.jpeg

 

Sevgili dostlar günaydın!

Sanıyorum 1 ay sonra artık  çalışmaya da başlayabileceğim.Dualar ve güzel dilekler iyileştirdi beni.

Şanlı tarihimize dönelim:

Tarih 19 Eylül 1921.

22 gün 22 gece sürmüş ve TÜRK MİLLETİNİN MAKUS TALİHİNİ DEĞİŞTİRMİŞ 

SAKARYA MEYDAN SAVAŞI'nın

BAŞKOMUTANI MUSTAFA KEMAL'E;

TBMM'de çıkarılan özel bir kanunla

"MAREŞALLIK" rütbesi,

Savaş sırasında yaralandığı için de "GAZİLİK" ünvanı verilir.

ATATÜRK'e "GAZİLİK" ÜNVANININ verildiği gün olan 19 eylül"de,

"GAZİLER ANILMAYA BAŞLANIR VE BU TARİH GAZİLER GÜNÜ OLARAK KABUL EDİLİR...

GAZİLERİMİZ BAŞTACIMIZ;

GAZİLERİMİZ ONURUMUZ-ŞEREFİMİZ-NAMUSUMUZ!

ONLARIN İSTEDİKLERİ SADECE HATIRLANMAK...

Gaziler gününde bu vatan için kolunu,gözünü,

bacağını,herhangi bir uzvunu kaybetmiş

GAZİLERİMİZİ SAYGI İLE ANIYOR;

EN DERİN HİSLERLE VATANIM ADINA MİNNET VE TEŞEKKÜRLERİMİ İLETİYORUM...

.../...

BAŞKOMUTANLIK MEYDAN SAVAŞI İLE ZAFERİN KESİN KAZANILMASI ;

artık vatanın işgal edilemeyeceğini yedi düvele göstermiştir. 

Bunu ilk farkedenlerden olan Fransız ve İtalyanlar Çanakkale'nin Anadolu Yakasını 19 Eylül 1922'de boşaltırlar.

...

BİZ BARIŞ İSTERİZ ;AMA ÖZGÜR OLDUĞUMUZ TAKDİRDE...

 " BİZ BARIŞ İSTİYORUZ DEDİĞİMİZ ZAMAN; TAM BAĞIMSIZLIK İSTİYORUZ DEDİĞİMİZİ HERKESİN BİLMESİ LAZIMDIR. BUNU İSTEMEYE HAKKIMIZ VE KUDRETİMİZ VARDIR. 10 SENE, 20 SENE SONRA AŞAĞILAŞARAK ÖLMEKTEN İSE ŞİMDİDEN ŞEREF VE HAYSİYETLE ÖLMEYİ ÜSTÜN TUTMALIYIZ. " 

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 

RUHLARI ŞAD OLSUN...

Sevgiyle kalın.

Av. Tülay Bekar

Dostlarım Merhaba!

Bir süredir yine uzak kaldık;

İyiyim merak etmeyin.

98 yıl önce 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihleri arasında 22 gün 22 gece uyumadı ATA'larımız.

BAŞKOMUTANIMIZ

Ulu Önder MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.

Yer ise Ankara çayı ve Ilıca dereleri arasında 

100 km. genişliğinde bir cephe hattı.

Tarih:23 Ağustos 1921-13 eylül 1921 arası.

5 Ağustos 1921 tarihinde,

TBMM  “Başkomutanlığa”Mustafa Kemal ATATÜRK 'ü getirir.

ATATÜRK o gün Meclis'te şöyle seslenir:

"EFENDİLER,ZAVALLI MİLLETİMİZİ ESİR ETMEK İSTİYEN DÜŞMANLARI BEHEMEHAL MAĞLUP EDECEĞİMİZE DAİR OLAN EMNİYET VE İTİMADIM BİR DAKİKA OLSUN SARSILMAMIŞTIR..."

...

SAKARYA MUHAREBESİNİN

SLOGANI ATATÜRK'ÜN SÖYLEDİĞİ:

"HATTI MÜDAFAA YOKTUR,SATHI MÜDAFAA VARDIR.BU SATIH BÜTÜN VATANDIR.

VATANIN HER KARIŞ TOPRAĞI VATANDAŞ KANIYLA SULANMADIKÇA VATAN TERK OLUNAMAZ."

Gerçekten öyle de olmuştur.

...

Sakarya muharebesinde 

“Subay”kaybı çok olduğu  için;

Bu muharebeye "Subay muharebesi"de denir.

...

Mustafa Kemal ATATÜRK bu muharebe için,

"SAKARYA MELHAME-İ KÜBRASI "yani "kan gölü-kan deryası "der ,

Zafer kazanıldıktan sonra ...

...

Yunanlılar 25.000 asker kaybı ve bütün ağır silah ve teçhizatı bırakarak "TAM BİR BOZGUN"ile geri çekilmek zorunda kalırlar.

Geri çekilirken,Türk sivil halkına karşı kalleşçe gerçekleştirdikleri;tecavüzler,kundaklamalar,

yağmalar sonucu 1 milyonun üzerinde sivil TÜRK mağdur olur,evsiz kalır.

...

İSMAİL HABİP SEVÜK anlatımı ile:

"Sakarya meydan muharebesi öyle bir muharebedir ki;13 EYLÜL 1683'de 

Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünü başlatan VİYANA geri çekilmesinden 238 sene sonra;

TÜRK halkı Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde,makus talihini değiştirir"der...

...

Yetkisini Türk halkının sevgisi ile TBMM'den alan Mustafa Kemal ATATÜRK;

Kahraman Türk Ordusuna önderlik ederek;

Kendisinden kat kat silah-teçhizat ve sayıca kuvvetli bir düşmanı kesin yenilgiye uğratır.

...

VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'e

Muharebe sonrası,

GAZİ ÜNVANI VERİLİR;

MAREŞAL RÜTBESİNE TERFİ ETTİRİLİR...

...

TARİHTEN DERS ALINMALI!

KURULAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ,

1920'de açılan Meclis'te bulunanlar ve Türk halkının haklı savaşı sonucu kurulmuştur...

O ZAMANI,

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ASKERİ KİMLİĞİNİ VE ÖNEMİNİ İNKAR;

GÜNDEN VE GELECEKTEN KAYIPTIR.

VE EGEMENLİĞİ MİLLETİNE VE ONUN TEMSİLCİLERİNE BIRAKAN ATATÜRK'ÜMÜZE, MANEVİ ŞAHSİYETİNE,KUTSAL HATIRASINA YAPILAN HAKARETLER KABUL EDİLEMEZ!

EN AĞIR ŞEKİLDE CEZALANDIRILMALIDIR...

AKSİ HALDE TÜRK HALKI GEREKEN CEZAYI VERMEYİ DE BİLİR...

TÜRK YURDUNUN GEÇİLMEZ OLDUĞUNU;

DOSTA-DÜŞMANA GÖSTEREN;

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİNİN 98.YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN!

Günümüzde yaşayanlar ;

O günlerden feyz alsınlar.

Sakarya muharebesinin önemini unutmayalım;

Unutturmayalım...

Bir ihanet öyküsü tarihten...

Can dostlar merhabalar!

Paylaşımlar dışında yorumlarınıza cevap, beğeni yapamadım 30 Temmuzdan beri. Nekahet dönemim devam ediyor.

Tek taraflı bir diyalog oldu;

Affınıza ve anlayışınıza sığınıyorum...

10 eylül 1919  tarihi,

Bir ihanet öyküsü tarihten...

1919 yılına gidersek;Amasya Tamimi ile seslenir Mustafa Kemal önderliğinde Türk Milleti: ”MİLLETİN İSTİKLALİNİ, YİNE MİLLETİN AZİM VE KARARI KURTARACAKTIR”.

Devamında Erzurum kongresi ile ”MİLLİ SINIRLAR İÇİNDE, VATAN BİR BÜTÜNDÜR; PARÇALANAMAZ” diye devam eder. Ve nihayetinde Sivas Kongresi ile

“YA İSTİKLAL; YA ÖLÜM” kararını alır 

TÜRK MİLLETİ ULU ÖNDERİN BAŞKOMUTANLIĞINDA.

İngilizler ve İtilaf devletleri rahatsızdır  bu gelişmelerden;emperyal istekleri ve iştahlarının önünde engeldir çünkü bu 

KUTSAL MİLLİ DİRENİŞ.

Emir  verirler PADİŞAH VE İSTANBUL HÜKÜMETİ̇NE!

"MUSTAFA KEMAL'İ DERHAL DURDURUN...”

Son padişah Vahdettin ve Damat Ferit ne yapacağını şaşırır .

Mustafa Kemal ve arkadaşlarını durdurmak gereklidir.

Elazığ valisi Ali Galip hainini görevlendirirler.

Ali Galip'in yanısıra,

Malatya mutasarrıfı Halil Bey ve İngiliz istihbarat binbaşısı Covbertin Noel'de görevlidir bu hain planda.Ayrıca Kürt Teali Cemiyetinin kurucularından Kürt Aşiret reisinin oğullarıda ihanet sarmalının içindedir.

AMAÇLARI MUSTAFA KEMAL'İ ÖLDÜREREK; DURDURMAKTIR...

...

MUSTAFA KEMAL VE ARKADAŞLARI SİVAS KONGRESİNİ BAŞLATIR VE 11 EYLÜL 1919'da KONGRE SONUÇLANIR.

"VATAN BİR BÜTÜNDÜR VE İŞGAL KABUL EDİLEMEZ; BUNUN İÇİN TOPYEKÜN SAVAŞILMALIDIR”KARARI ALINIR...

VATAN KURTARMA İSTEĞİ O KADAR GÜÇLÜDÜR Kİ TÜRK MİLLETİNİN;

HAİNLER AMAÇLARINI GERÇEKLEŞTİREMEZ VE BAŞARISIZ OLUR;

NİHAYETİNDE DE MALATYA'DAN KAÇARLAR...

HAİNLERİN YAPABİLECEĞİ VE YAPTIKLARI HEP BUDUR.

KAÇMAK -KAÇMAK VE DE KAÇMAK...

TABİİ Kİ KAÇABİLİRLERSE.

VATANINI DÜŞÜNEN;

BAYRAĞI İÇİN ÖLÜMÜ GÖZE ALANLARDIR,

TARİHİ YAZANLAR...

ARTIK SİVAS KONGRESİ KARARLARINI UYGULAMAYA GEÇİRMEYE VE TÜM MİLLETİN BİRLEŞEREK TÖPYEKÜN MİLLİ DİRENİŞE BAŞLAMASINA GELMİŞTİR SIRA.

Hiç vakit kaybedilmez;

11 Eylül 1919’da ANADOLU VE RUMELİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ KURULUR

VATAN SAVUNMASI İÇİN.

Ve 11 Eylül 1919’da SİVAS'ta,İstanbul hükümetinin “kurtuluşu engelleme çabaları"kafa karıştırmasın diye İSTANBUL HÜKÜMETİ ile TÜM BAĞLANTININ KESİLMESİ KARARI ALINIR.

KARAR İSTANBUL HÜKÜMETİNE 

13 EYLÜL 1919'da TEBLİĞ EDİLİR.

"VATAN/BAYRAK" adına ANADOLU VE RUMELİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİNİ KURANLARA SELAM OLSUN...

AZİZ HATIRALARI ÖNÜNDE, BAŞTA ATATÜRK OLMAK ÜZERE SAYGI İLE EĞİLİYORUM...

...

GELELİM GÜNÜMÜZE;

DÖRT BİR YANDAN KUŞATILDIK YİNE.

LAKİN BİZ KORKMAYIZ ATALARIMIZ GİBİ;

SEVE SEVE DE CANIMIZI FEDA EDERİZ VATAN-BAYRAK YOLUNDA.

BU MİLLET BÜTÜNDÜR; BÖLÜNEMEZ !

10919_sali_t.bekar.jpg

 

İyi haftalar dostlarım!

İyileşmem için stres yapmamam da gerekli; mümkün mü bu ortamda...

Bir şehidimiz var Mardin Özel Harekat Şube Müdürü Trabzon’lu Tufan KANSUVA.

Kız çocukları ile fotoğrafını gördüm,yüreğim parçalandı acıdan...

Şehidimizin ruhu şad olsun;mekanı cennettir elbet...

...

Kadınlar, bilinçli kadınlar eğer haklarını kullanır iseler çıkarız bu girdaptan. (eş - ana - işçi - sanatçı - emekçi vs ne olursa olsun)

Diyarbakır’lı Hacire AKAR’da analığın kutsal hakkını kullandı; oğlunu Mehmet’ini geri aldı hain PKK’dan. Oğlunu kaçırmış diğer annelerede çağrı yaptı. 13 anne bekliyor şimdi PKK ile işbirliği içerisinde olan HDP binası önünde.

BU MİLLET BÜTÜNDÜR; BÖLÜNEMEZ sözlerimizi desteklercesine, oğlunu-canparesini hain teröre vermiş şehit aileleride destek vermeye başladı bu eyleme.

ANNELER “ANALIK HAKLARINI” kullanıp yavrularını geri alacaklardır Rabbimin izniyle...

...

Ve bir başarı öyküsü TÜRK KADINI gücünü gösteren. FİLENİN SULTANLARI VALEYBOLCU KADINLARIMIZ ARTIK FİNALDE.

Kendilerine yüzümüzü güldürdükleri için teşekkür ediyor; nice başarılar diliyoruz.

...

Ve şimdi gelelim tarihe,tarihteki VATANI yavrusu-namusu belleyen KAHRAMAN TÜRK KADINLARINI anmaya...

HACER NİNE var bugün tarihin sayfalarından gelen; HACER NİNE ve HACER NİNE’NİN ATATÜRK sevgisi.

Biz Türk Kadınlarıda HACER NİNEMİZ gibi ATATÜRK'den feyz alıp;

ATATÜRK'ün IŞIKLI YOLU'ndan yürüyoruz dostlarım.

Keşke Mustafa Kemal ATATÜRK bugünlerde yaşasa da biz ATA'mızın gözlerinin içine bakıp, huzur bulsak...

...

HACER NİNE!

Türk kadını vatana hizmette, asla erkeğinden geri kalmamış, hatta ondan ileri olmuştur. Göz bebeği evlatlarını vatan uğrunda şehit vermeyi şereflerin en yücesi kabul edip, acılarını içine gömmesini bilmiştir. O, kimi zaman kocasını ve evlatlarını cepheye gönderip evinin nafakasını tek başına çıkaran, kimi zaman cephane taşıyan, kimi zaman yaralıların yaralarını saran, kimi zaman da cephede bizzat savaşan kahramanlık, sevgi ve şefkatin temsilcisi Türk anasıdır. Aşağıdaki anının kahramanı Hacer Nine de kocasını, evlatlarını ve torunlarını şehit vermiş, şehitlerin sevgisini, Atatürk sevgisiyle özdeşleştiren yüce ‘Türk Kadınının’ temsilcisidir.

“Hacer Nine yine bunalmıştı. İçi içine sığmıyordu. Beş gözlü evinin içi yine birkaç gündür zindan kesilmişti. Düşündükçe yüreği yerinden kopuyordu. Yetmiş yaşındaki bu kimsesizlik ona büsbütün koymuştu. Kocasını Yemen’de kaybetmişti. Bir oğlu Balkanlarda ikisi de çöllerde kalmıştı. Bir gelini üç torunu vardı. Gelini hastalıktan ölmüş, torunlarından biri de büyük muharebede şehit düşmüştü. Birisi 2. İnönü’den dönmemişti. En son torununu daSakarya’ya göndermişti. 

Bir gün haber aldı ki en son delikanlısı da Duatepe’de öteki ağabeylerinin yanına göçüp gitmişti. Çok ağlamıştı. Fakat ‘Sakarya kazanıldı’ haberi gelince ağlaması durmuş, gülmeye başlamıştı. Ondan sonra vakit vakit böyle bunalırdı. Saatlerce yürüyerek ikindi zamanı Ankara’ya geldi, doğruca Büyük Millet Meclisi’nin kapısının önüne çömeldi. Sordular:

-“Nine ne istiyorsun?”

-“Hiçbir sey.” 

Sonunda öyküsünü anlattı ve dedi ki:

-“ İste böyle, ara sıra çok bunaldıkça buraya gelirim. O, Millet Meclisi’nden çıkarken gözlerine bakarım. Mavi gözbebeklerinde bütün şehitlerimin gözlerini görür gibi olurum. Sonra; içime bir ferahlık dolar, kalkar köyüme giderim.”

İşte siperlerde evlat, torun gömmüş Türk ninesi buna derler.

Atatürk ve Unutulmaz Anıları

Ahmet Gürel, Bülent Türker, Nisan 2009

...

Siz de ağlayın dostlarım;

Ben her okuduğumda ağlıyorum.

“UYUYAN MİLLETLER YA ÖLÜR;YA DA KÖLE OLARAK UYANIRLAR.”

Can dostlar Merhaba!

Çok geride  değil  ki tarihler unutulsun!

Türk Milletinin dün gibi aklında olmalı ve aklından çıkmamalı.

20 temmuz 1920 tarihi,

YEŞİL BURSA İÇİN KARA BİR  GÜN!!!

Hatırlayalım:Osman Gazi'nin kabri bulunan 

Yeşil Bursa'mıza Yunan bayrağı çekilir.

Ankara'nın kalbi buz keser.

Zaten her gün üzülmektedir,gelen her işgal haberinde...

Her gün işgal ,

Her an zulüm;İtilaf devletleri tarafından yurdun dört yanında.

Lakin İşbirlikçiler daha çok acıtır yürekleri...

23 nisan 1920’de kurulan Genç Meclis'in kürsüsüne Kapkara bir örtü serilir,bu işgali hatırlatan !

Örtüye "devamlı yas "anlamına gelen 

PUŞİDE-İ SİYAH adı verilir .

Ve o örtü,

Kesin Zaferden  sonra ,

Ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK 'ün isteği ile 7 eylül 1922'de kaldırılır.

1918-1919-1920 her an zulüm -işgal haberleri ile sarsılan yürekler;

1922, 26 ağustos-9 eylül arası her an "KURTULUŞ"haberleri almıştır...

5 eylül 1922,Bilecik için kurtuluş günüdür.

Aynı zamanda Aydın Kuyucak'ın...

6 eylül,Balıkesir,İnegöl ve Söke'nin...

KURTULUŞ GÜNLERİ KUTLU OLSUN ŞEHİRLERİMİZİN,BELDELERİMİZİN...

KURTULUŞU GERÇEKLEŞTİRENLERİN BAŞTA;MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 

olmak üzere:Ruhları şad olsun.

Aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum .

...

ÜLKEMİZ ZOR GÜNLER GEÇİRİYOR.

ARAMIZDAKİ İŞBİRLİKÇİLERİ TESPİT EDİP ,

UYANIK OLMAK ZORUNDAYIZ VE KESİNLİKLE 

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ İLELEBET MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMELİYİZ ..

RABBİM BU MECLİSTE KARA ÖRTÜ SERDİRMESİN BİR DAHA BU MİLLETE...

O günler asla hafızamızdan silinmesin ...

SİLİNMESİN ÇÜNKÜ “UYUYAN MİLLETLER YA ÖLÜR;YA DA KÖLE OLARAK UYANIRLAR.”

YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM!

Can dostlar günaydınlar!

Atatürk ile ilgili bir anıyla güne başlayalım.

ATATÜRK BÜYÜK BİR SORUMLULUK ALMIŞTI ÜZERİNE;VATANI VE TÜRK MİLLETİNİ KURTARMAK UĞRUNA.CANINI-KANINI-AİLESİNİ UNUTMUŞTU BU YOLDA.

SORUMLULUK ÖYLE BÜYÜKTÜ Kİ;

BAŞARILAMASAYDI TEK SORUMLU O OLACAKTI.BUNU BİLEREK YOLA ÇIKMIŞTI.

Aşağıdaki anekdot bu durumu anlatır.

Ve bu anekdot ATATÜRK’ÜN NE KADAR YALNIZ OLDUĞUNU VE AYNI ZAMANDA NASIL BÜYÜK BİR ÖNDER OLDUĞUNU DA ORTAYA KOYAR.Çünkü SORUMLULUĞU tek başına üstüne almıştır.

Lakin sonuçta HERKESİ BAŞARIYA ORTAK ETMİŞTİR.

TÜRK MİLLETİ DE  SİLİNMEMEK ÜZERE YÜREĞİNE KAZIMIŞTIR ATASINI.

Gözleriniz yaşarmadan okuyamayacaksınız.

...

YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM!

Bir aralık konu İstiklâl Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, bir gün önce olmuş gibi hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu!

Fakat bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında hiç abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine müthişti ki,hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. 

Anlatışlarını şöyle bağladı:

- İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.

Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk, bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:

- Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak;yalnız bana ait olacaktı.

Bu görüntü karşısında gözyaşlarımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine maleden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.

Ord. Prof. Sadi IRMAK

Atatürk'ten Anılar, 1978

ATATÜRK GENÇLİĞE GÜVENİYORDU

Merhaba dostlarım!

Şaşkınlık içerisindeyim;

Şaşkınlık içerisinde olmam kemiklerimin ağrısını hissetmeme engel oldu televizyon izlerken...

Hangi kanalı açsam SİVAS KONGRESİ haberleri ve MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’DEN bahsediyorlardı...

Ne güzel sonunda ATATÜRK RUHU olmadan ülkenin selamete ermeyeceğini anlamışlardır inşallah...

4 Eylül 1919 tarihi ,

YA İSTİKLAL!YA ÖLÜM!kararının ,

MUSTAFA KEMAL PAŞA önderliğinde yüce TÜRK MİLLETİNCE SİVAS KONGRESİNDE alınmasının yıldönümü idi...

Bir anektod ile devam edeceğim 

SİVAS KONGRESİ hatıralarına.

...

YA İSTİKLAL!YA ÖLÜM!

4 eylül 1919 tarihindeyiz;

Kongreye yurdun dört yanından katılanlar 

söz alıyor.

Tıbbiyeliler adına katılan Askeri Tıbbiye öğrencisi Hikmet (BORAN)Bey 

“MANDA TARTIŞMALARI"yapılırken söz alarak şöyle der:

-“PAŞA'M mensubu bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya İSTİKLAL DAVAMIZI BAŞARMAK YOLUNDAKİ mesaiye katılmak üzere gönderdiler.MANDAYI KABUL EDEMEM.EĞER KABUL EDECEK OLANLAR VARSA,BUNLAR HER KİM OLURSA OLSUN,ŞİDDETLE RET VE AYIPLARIZ.FARZ-I MAHAL MANDA FİKRİNİ SİZ DAHİ KABUL EDERSENİZ SİZİ DE REDDEDER,MUSTAFA KEMAL'İ VATAN KURTARICISI DEĞİL,VATAN BATIRICISI OLARAK ADLANDIRIR VE İLAN EDERİZ..."

MUSTAFA KEMAL PAŞA,

Genç tıbbiyelinin bu heyecanı karşısında duygulanır ve aynı heyecanla şu karşılığı verir:

-“ARKADAŞLAR GENÇLİĞE BAKIN!

TÜRK MİLLİ BÜNYESİNDEKİ ASİL KANIN İFADESİNE DİKKAT EDİN!!!

EVLAT MÜSTERİH OL.GENÇLİKLE İFTİHAR EDİYORUM VE GENÇLİĞE GÜVENİYORUM.BİZ AZINLIKTA KALSAK BİLE MANDAYI KABUL ETMEYECEĞİZ.PAROLAMIZ !

TEKTİR VE DE DEĞİŞMEZ!!!

YA İSTİKLAL !YA ÖLÜM!..."

Kongre de tıbbiyeyi askeri üniforması ile temsil eden genç yerinden kalkıp;PAŞA'nın elini öper.

PAŞA'da genci alnından öper;

Şu tarihi sözler dökülür dudaklarından!

"GENÇLER !VATANIN BÜTÜN ÜMİT VE İSTİKBALİ SİZE!GENÇ NESİLLERİN ANLAYIŞ VE ENERJİSİNE BAĞLANMIŞTIR.."

ATATÜRK GENÇLİĞE GÜVENİYORDU.

Tarih gurur verir;

Tek Ülkü ve tek istek;

VATAN-BAYRAK ise!

Av.Tülay Bekar

Not:HİKMET BORAN BİZİM NESLİN TANIDIĞI VE SEVDİĞİ KIYMETLİ İNSAN ORHAN BORAN'IN BABASIDIR...

4 Eylül 1919 EMPERYALİZME MEYDAN OKUMA GÜNÜ

Sevgili dostlar tekrar Merhaba!

Hala tam olarak ayaklanamamak kötü!

Uğur Mumcu, Turan Dursun, Bahriye Üçok ve diğer katledilen aydınlarımızı düşünmek, hatırlamak mutsuzluk ve stres yarattı.

Sivas Şehrimizi ve Sivas Kongresi’ni düşünmek mutlu etti; lakin 1990 sonrası karanlık Sivas Şehri görüntüsü canımı sıktı.

1990 sonrası YOBAZLARIN sesinin daha çok çıktığı!

ATATÜRK'ün ifadesi ile:

"CUMHURİYET'İN TEMELLERİNİ BURADA ATTIK" dediği;

Güzel şehrimiz SİVAS'ın,

SİVAS KONGRESİNİN SONUÇLARININ AÇIKLANDIĞI;

4 EYLÜL 1919 tarihine dönelim; MUTLU OLMAK İÇİN!!!

Üstelik İTİLAF DEVLETLERİNİN:

"KONGRE TOPLANIRSA ŞEHRİ İŞGAL EDERİZ" tehditlerine rağmen 2 Eylül’de toplanmıştı Kongre.

4 Eylül 1919 tarihinde 100 yıl önce SİVAS KONGRESİN'de çok önemli kararlar alındı ve tüm dünyaya ilan edildi ki:

1- TÜRK VATANI BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR VE TÜRK VATANININ KURTULUŞU VE TÜRK HALKININ SELAMETİ; ANCAK TÜRK YURDU İÇİN SAVAŞMASI İLE MÜMKÜNDÜR...

2- SAVAŞMAK VE ÖRGÜTLENMEK İÇİN TÜM MİLLİ CEMİYETLER BİRLEŞMELİDİR.

3- TÜRK MİLLETİNİN BÜTÜNÜNÜN ÖRGÜTLENMESİ SAĞLANMALI; MİLLET VE VATAN ÜZERİNDEKİ KARA BULUTLAR DAĞITILMALIDIR...

4- HEYET-İ TEMSİLİYE OLUŞTURULMUŞ;

BAŞKANLIĞINA DA MUSTAFA KEMAL SEÇİLMİŞTİR...

KUTLU GÜNLER KUTLU OLSUN; KUTLU GÜNLERİ GERÇEKLEŞTİRENLERE SELAM OLSUN; AZİZ HATIRALARI ÖNÜNDE MİNNET VE SAYGI İLE EĞİLİYORUM...

 WhatsApp_Image_2019-09-04_at_13.16.11.jpeg

Bu kararların dosta-düşmana ilan edildiği 1919 Eylül'ün den çok değil üç sene sonra, BÜYÜK ZAFER KAZANILMIŞ Ve İZMİR'e ilerleyen TÜRK ORDUSU yolunun üzerindeki  Afyonkarahisar, Bilecik, Uşak illerini kurtarmıştır...

5 gün içinde de 9 Eylül 1922'de, Güzel İZMİR'e ulaşacaktır...

ZAFERİ VE KURTULUŞU kendi canları, malları, kanları pahasına yazan KAHRAMANLARIN,

Başta ULU ÖNDER ATATÜRK olmak üzere RUHLARI ŞAD OLSUN, MEKANLARI CENNETTİR ELBET...

 

4 Eylül 1919 EMPERYALİZME MEYDAN OKUMA GÜNÜ kutlu olsun...

2 Eylül Sivas Kongresi açılışının 100. yılı kutlu olsun; kutlansın...

İyi haftalar dostlarım!

Hala nekahet döneminde olmanın dayanılmaz ağırlığı içerisindeyim.

Ama bugün çok önemli bir gün!

Sivas Kongresinin 100.yılındayız bugün...

Ve gelin hep birlikte tarihe dönelim;

Nefeslenelim;neşelenelim!

...

Eylül ayı 30 Ağustos Zaferinin akabinde İZMİR’E KUTLU YÜRÜYÜŞÜN ayı 1922 yılı için...

TARİH UNUTMAZ VE SADECE ATATÜRK’Ü KISKANMIŞTIR “TARİHİ”GÖLGEDE BIRAKTIĞI İçin.KURTULUŞ TARİHİMİZ;İNSANLIK TARİHİ VE DÜNYA TARİHİ ATATÜRK’Ü YAZMADAN GEÇEMEZ!

Tarih  öğretici,güne ışık tutan;

düşünsel ufkumuzu açan kocaman derya;

İçimizi ferahlatan ılık rüzgar;

bazen bir fırtına yüreğe oturan...

.../...

Sevr anlaşması 10 ağustos 1920 tarihinde İstanbul hükümeti ve padişah Vahdettin tarafından imzalanmıştı...

19 Ağustos 1920 tarihinde 

ANKARA’da TBMM,

bir kanun yürürlüğe koydu.

Kanun:Sevr İDAM FERMANINI imzalayan,akteden,onaylayanları

 “VATAN HAİNİ”ilan ediyordu.

Hala Sevr imzalanmadı ki !”LOZAN HEZİMETTİR”diyenlere tekrar duyurulur!

.../...

1919 KURTULUŞ MÜCADELESİNİN BAŞLADIĞI ANLARA DÖNELİM...

1919 yılı Ağustos ayı ERZURUM KONGRESİ SONUÇLARINI HATIRLAYALIM:

-VATANIN TEHLİKEDE OLDUĞUNU TESPİT!

-VATANIN BÖLÜNEMEZ BİR BÜTÜN OLDUĞUNU TESPİT!

-İSTANBUL HÜKÜMETİ VE PADİŞAH VAHDETTİN'İN İTİLAF DEVLETLERİ İLE BİRLİKTE VATANIN BÖLÜNMESİNE,TUTSAK EDİLMESİNE HİZMET ETTİĞİ 

TESPİTİ! YAPILDI...

VATANIN NASIL KURTARILACAĞI SİVAS KONGRESİ İLE KARARLAŞTIRILACAKTI...

.../...

İstanbul Hükümeti,Padişah Vahdettin ve İtilaf Devletleri açısından haziran,temmuz,ağustos 1919 endişe verici idi!!!

Haziran 1919'da "MUSTAFA KEMAL'İ GERİ ÇAĞIRINIZ"emri verildi İngiliz'ler tarafından Padişah'a...

Padişah Emre hemen uydu;"MUSTAFA KEMAL'İ GERİ ÇAĞIRDI..."

Ağustos ayında:AMERİKAN MANDASI VE/VEYA İNGİLİZ HİMAYESİ GÖRÜŞÜLÜYORDU İSTANBUL'DA!!!

SİVAS KONGRESİ TOPLANIRSA "ŞEHRİ İŞGAL EDERİZ"TEHDİTLERİNE BAŞLADILAR İTİLAF DEVLETLERİ!!!

.../...

SİVAS KONGRESİ 2 EYLÜL 1919'da,

MUSTAFA KEMAL'İN KONGRE AÇIŞ KONUŞMASI İLE BAŞLADI.

ULU ÖNDER ,Siyasi birlikten daha çok 

MİLLİ BİRLİK vurgusu yaparak tarihi bir konuşma yaptı kongre açılışında...

Tarihi konuşmadan satır başları:

 "      Saygıdeğer efendiler!

Yurdun ve ulusun kurtuluşunu amaçlayan zorunlu nedenler,sizleri bunca sıkıntılar ve engeller karşısında SİVAS'ta topladı...

Yiğitçe davranışınızdan dolayı sizi kutlar;

"Hoş geldiniz"demekle Mutlu olduğumu bildirmek isterim..."

...

"Efendiler ulusumuzun sizler gibi uyanık ve şerefli kişileri,bu kaygılı karanlık görüntülerden umutsuzluğa düşmediler.Çünkü onlar bilirler ki;Tarih:bir ulusun varlığını hiç bir zaman inkar edemez.Çünkü onlar kuvvetli bir iman ile inanırlar ki;haksız bir görüşte yurdumuza ve ulusumuza karşı verilen hükümler,ortaya sürülen kanılar er geç iflas edecektir..."

"Efendiler!itilaf devletlerinin haksızlıkları ile İstanbul Hükümeti'nin basiretsizliği karşısında Ulusumuz;varlığını belirtmek ve bu saldırılara karşı namusunu ve bağımsızlığını korumak gerektiğine hükmetmek zorunda kaldı..."

...

"Efendiler!burada büyük bir üzüntü ile yüce topluluğunuza belirtmek zorundayım ki;ülkenin ve ulusun kutsal varlıklarını korumaktan güçsüzlükten,

miskinlikten,basiretsizlikten ve dolayısıyla teslimiyetten başka bir şey gösterememiş olan İstanbul Hükümeti;ulusu hep yenilmiş,

bitmiş göstermek gibi ;düşmanlarımızın çıkarına işleyen aykırı davranışlarda;ancak gücünü gösterebildi.

Bu hal ulusal tarihimiz de elbette ki İstanbul Hükümeti hesabına ,lekeli bir sahifedir..."  

...

"...Erzurum ve Sivas Kongrelerinin birbiri ardı sıra;birbirinden daha yetkili toplanmış olması,herhalde iyiliğin ve esenliğin müjdecisidir..."

"Sözlerime son verirken;Yurdun ve Ulusun KURTULUŞ ve YÜKSELİŞ amacına bağlı olan topluluğumuzun hayırlı ve başarıya ulaşmasını YÜCE TANRI'dan DİLERİM."

.../...

ATAMIN AÇIŞ KONUŞMASI İLE BAŞLAYAN;

SİVAS KONGRESİNDE TOPYEKUN SAVAŞ; KARARI ALINMIŞTIR...

TOPYEKUN SAVAŞ İÇİN ÖNCE SAVAŞI YÜRÜTECEK;"MİLLİ MECLİS VE MİLLİ HÜKÜMET"OLUŞTURULMALI;

SAVAŞ HAZIRLIKLARI YAPILMALIDIR...

Bunun için :

MUSTAFA KEMAL SİVAS KONGRESİ'N de BAŞKAN SEÇİLİR...

.../...

AYDINLIK sahifeler ruhumu arındırdı ve aydınlattı;

Ben de Yüce Tanrı'dan dilerim ki;

ÜLKEM 1923 AYDINLIĞINA;

ULUSUM 1919 SAMSUN RUHUNA DÖNSÜN...

.../...

MERAK ETTİĞİM VE SESLENECEĞİM ;

ERZURUM VE SİVAS'IN AYDIN RUHLU,

MÜCADELECİ 1919 RUHU SERGİLEMİŞ HALKI;NEREDESİNİZ???

Aranıza Nasıl daha sonra yobaz ve vatan hainlerini aldınız!!!

.../...

“KADIN CİNAYETLERİ”

WhatsApp_Image_2019-08-25_at_16.03.42_1.jpeg

 

Merhaba dostlarım!

Tedavi sürecim devam ediyor 30 temmuzdan beri.

Dualar,güzel dilekler ve RABBİM yanımda idi biliyorum.

Doktorum kızar mı kızar belki!

Ama dünkü “KADIN CİNAYETLERİ” hakkındaki yazımın devamını yazmak zorundayım.

 TESPİT EDELİM Kİ: ATATÜRK’Ü sevmeyen, hakaret eden yobaz-hain densizler; VATAN-BAYRAK DA sevmiyorlar; KADIN ve ÇOCUKLARIDA nesne olarak görüyorlar, sevmiyorlar; UNUTMAYIN DOSTLARIM!!!

-Kadın cinayetleri,çocuk istismarı ve tecavüzlerin bir nedeninin,Toplum içinde Kadın ve çocuğun yerinin gerilerde, arap zihniyetine yakın bir yerlerde görülmeye, gösterilmeye başlamasından kaynaklandığını;

Kanaat önderi gibi İSLAM DİNİ adına konuşanların bu süreci hızlandırdığını tespit etmiştik önceki yazımda.

Nedeniyse, ÇAĞDAŞ EĞİTİM ve ATATÜRK İLKELERİ ile ATATÜRK’ÜN IŞIKLI YOLUNDAN uzaklaşılmasıdır.

-Bir diğer neden TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ne vatandaşlık bağı ile bağlı bulunan TÜRKLER dışında,aramızda yaşayan SURİYELİ ve ARAP yabancılardır. Öyle ki milyonlarca ifade edilebilecek sayıda olup; TÜRK HALKININ örf,adet,ahlak,dünyaya bakışını etkilemeye başlamışlar; TÜRKLER onları asimile edeceğine yabancı Arap ve Suriyeliler Türkleri etkilemiş; KADIN-KIZ ÇOCUKLARA 

GERİCİ-YOBAZ ARAP bakışı ile TÜRKİYE CUMHURİYETİ vatandaşlarına kötü örnek olmuşlar ve olmaya da devam etmektedirler.

Üstelik bir çoğu bunu “İslam Dini” gereği diye adlandırmaktadırlar.

WhatsApp_Image_2019-08-25_at_16.03.42_2.jpeg

 

...

 Halbuki ATATÜRK’ÜNDE söylediği gibi:

“İSLAM DİNİNİ YAYAN-TEBLİĞ EDEN HZ. MUHAMMET en büyük devrimcidir; kadın hakları,çocuk hakları konusunda da çağının ötesinde devrim yaratmıştır...”

Ve HZ. MUHAMMET (S.A.V) der ki:

“Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir; Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür..”

Yine VATAN konusunda da Sevgili Peygamberimiz der ki:

“VATAN sevgisi imandan gelir...”

...

Bu nedenle İSLAMİYETİ içselleştirmiş olan gerçek din alimleri KADIN-ÇOCUK hatta HAYVANLARIN RABBİN yarattığı varlıklar olarak;korunması-kollanması-sevilmesi gerektiğini söylerler RIFAT BÖREKÇİ gibi,

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK gibi...

VE KESİNLİKLE GERÇEK DİN ALİMLERİ HZ. MUHAMMET MUSTAFA gibi” ÖNCE VATAN” derler...

...

Kendilerini din alimi gibi gösteren yobaz sahtekarlar ise ATATÜRK’Ü hiç sevmezler aydınlığından dolayı.

ATATÜRK’Ü sevmedikleri gibi VATANIDA sevmezler; hatta o kadar ileri götürürlerki söylemlerini: “KEŞKE YUNAN GALİP GELSE İDİ” bile derler.

Onlara göre KADIN-ÇOCUK HAKLARINDAN DA bahsetmek mümkün değildir; onları da sevmezler çünkü...

...

Sevgili dostlarım Mustafa Kemal ATATÜRK’de;

Askeri stratejilerini övdüğü HZ. MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V) gibi ÖNCE VATAN demiştir.

TÜRK KADININI DA,ÇAĞDAŞLARINDAN ÇOK ÖNCE MUASIR MEDENİYET SEVİYESİNE ÇIKARMIŞ VE EKLEMİŞTİR:

“EY KAHRAMAN TÜRK KADINI!

SEN YERDE SÜRÜNMEYE DEĞİL; 

OMUZLAR ÜZERİNDE GÖKLERE YÜKSELMEYE LAYIKSIN!!!”...

EY TÜRK KADINI SENDE ATAMIN SANA VERDİKLERİNDEN DAHA AZINA RAZI OLMA;

HAKLARINA SAHİP ÇIK;YOBAZ-SAPIK ZİHNİYETDEN KENDİNİDE, ÇOCUKLARINIDA KORU!

Not: Ekte gerçek din alimlerinide; göreceksiniz dostlarım.

Bu arada İlber ORTAYLI hocanın kadın ve ATATÜRK düşmanı Ömer Tuğrul İNANÇER’in elini öpmesini de adlandıramadım her neyse?

ELEŞTİRİM ÖNCE TÜRKİYE HALKINA!!!

Merhaba dostlarım!

Hasta yatağımda dehşet içinde izliyorum yaşananları.

İç siyaset kaos ;

Dış siyaset berbat.

Lakin gündemim ve yazma nedenim:

KOCALARI TARAFINDAN ÇOCUKLARININ GÖZLERİ ÖNÜNDE ÖLDÜRÜLEN KADINLAR.,,

-ELEŞTİRİM ÖNCE TÜRKİYE HALKINA!!!

Gözünüzün önünde gelişen olayları görmüyorsunuz,engellemeye çalışmak bir yana ÇIĞLIKLARI bile duymuyorsunuz!!!

-YİNE ELEŞTİRİM TÜRK HALKINA!!!

ELEŞTİRİM BASIN-YAYIN KURULUŞLARINA,

ELEŞTİRİM Nurettin YILDIZ,Kadir MISIROĞLU,İhsan ŞENOCAK,Tuğrul İNANÇER gibi densizlere mevki-paye verip konuşturanlara...

Çünkü kadını bu densizler mutfağa,yatak odası ve banyoya layık görüyorlar söylemleri ile.

Ne diyorlardı hatırlayalım:

“-Alevi kadınlar ...dır,

-Annenizin diz kapağı sizi tahrik edebilir,

-Asansörde kadın ile erkeğin yalnız kalması doğru değil,

-Ketçap şehvet uyandırabilir,

-Hamile kadının sokakta dolaşması terbiyesizliktir,

-6 yaşından büyük kız çocuğunuzu kucağınıza almayın babalar,

-8 yaşındaki kız çocuğu ile evlenilebilir.. .”

Daha binlerce örnek var sayabileceğim;

Ama hastalık daha fazlasına izin vermiyor kusura bakmayın dostlar..,

-BU NEDENLE ELEŞTİRİM TOPLUMSAL HAYAT İÇERİSİNDE KADININ YERİNİN BU HALE GELMESİNE İZİN VEREN YÖNETENLERE!!!

Ekteki haberler sadece son yıllarda yaşananların küçük bir özeti.. 

İşte bu nedenle EMİNE BULUT ve diğer bütün kadınların ölümünden sorumlusun TÜRKİYE HALKI ve TÜRKİYE HALKINI YÖNETENLER...

Uyanın,duyarlı olun,engelleyin ki sonra timsah gözyaşları dökmeyin...

Acısız günler dileği ile...

Malazgirt Zaferi

Günaydın dostlarım!

Yine yazacağım ama cevap veremeyeceğim affınıza sığınıyorum.

Dün Malazgirt Zaferinin yıldönümü;

TATİL, GÜVENLİK SAĞLAYAMAYIZ, BAYRAM denmeden ve bahaneler üretilmeden;

Üst düzey protokol ile bütün yurtta törenlerle kutlandı; Üstelik üç günlük etkinlik içerisinde.

Hiç bir sözüm yok; Çünkü ALPARSLAN şöyle hitap etmişti Türklere:

“Öyle bir yurt aldım ki sizlere;ebediyen sizin olacak...”

ANADOLU benim ebedi yurdum olacak elbet;

Lakin benim yurdum olarak kalmasını sağlayan  30 Ağustos ZAFER BAYRAMI’nın da aynı şekilde, hatta daha büyük kutlamalarla hatırlanmasını istemek;

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN kadın yurttaşı olarak en doğal hakkım...

...

Tarihe baktığımız da;

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün 1920 tarihinde kurulmuş;MEŞRU TBMM eli ile KURTULUŞ SAVAŞINI GERÇEKLEŞTİRDİĞİNİ VE BUNA ÖZELLİKLE DİKKAT ETTİĞİNİ GÖRÜYORUZ...

ULU ÖNDER!

Mücadelesini;HALKI ve onun temsilcileri olan milletvekillerinin oluşturduğu TBMM BAŞKANI ve TBMM'nin kendisine verdiği;

"BAŞKOMUTAN"sıfatı ve yetkisi ile gerçekleştirmeyi tercih etti...

Biliyordu ki;bu durumda kendisine bir şey olsa;

SAVAŞI gerçekleştirme ve sonuçlandırma iradesi olan TÜRK HALKININ :TEMSİLCİSİ TBMM KURTULUŞU GERÇEKLEŞTİRME ÇABASINI SÜRDÜRECEKTİ;SONUÇLANDIRACAKTI...

"TEK ADAM" politikası ;

"TEK ADAM" gidince MİLLETİN SONU DA OLABİLİRDİ!!!

Bu nedenle :

TÜRK HALKININ seçtiği milletvekillerinden oluşan TBMM

ve onun seçmiş olduğu yürütme Kurulu,

ATATÜRK önderliğinde "KURTULUŞ MÜCADELESİNİ"başarıya ulaştırdı...

.../...

26 Ağustos 1922 tarihinde,

Ulu Önder ATATÜRK;

Mavi gözlü dev;

"ORDULAR İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ"diye haykırdı AFYON SEMALARINDAN;

Ses yankılandı;

Sel olup aktı YUNAN'ın üzerine TÜRK ORDUSU!!!

Ve Dünya tarihçilerinin de söylediği gibi;

"ATATÜRK OLMASA İDİ;

TÜRK ORTA ASTA STEPLERİNDE BELKİ OLURDU AMMA!

ANADOLU'DA TÜRKÜN YURDUNDA TEK TÜRK KALMAZDI!!!"

.../...

30 AĞUSTOS 1922'de kesin zaferle sonuçlanan BÜYÜK TAARRUZ;

TÜRKÜN KANI İLE,CANI İLE YURDU ANADOLU'DA KALMASINI SAĞLADI...

ATATÜRK VE KUTLU MÜCADELEYİ GERÇEKLEŞTİRENLERİN RUHLARI ŞAD OLSUN;

AZİZ HATIRALARI ÖNÜNDE MİNNETLE EĞİLİYORUM...

ZAFERİMİZ DE KUTLANSIN!

KUTLU OLSUN!

.../...

26 Ağustos 1071'de ;

Bir başka Türk "ALPARSLAN"önderliğinde yurt edinmişti ANADOLU'yu TÜRK MİLLETİ...

"MALAZGİRT ZAFERİ"de ;

KUTLANSIN!

KUTLU OLSUN!!!

ATALARIMIZIN RUHLARI ŞAD OLSUN!

.../...

Nice 26 Ağustoslar geçse de ;

KANIMIZ AKAR-CANIMIZ GİDER;

TÜRK MİLLETİ;

Bütün tuzaklara rağmen bu topraklardan gitmez!!!

BÖYLE TARİH DERMANDIR!!!

SEVGİLER DOSTLAR!

YANIK YÜREKLERE,

OLUMSUZ GELİŞMELERE ve 

HASTALIKLARA;

TARİH !

BÖYLE TARİH DERMANDIR!!!

23 Ağustos 1921 tarihi,

Sakarya Meydan Muharebesinin başladığı tarihtir.

Atatürk anlatımlarında:

Sakarya Meydan savaşından,

çok büyük ve kanlı savaş anlamına gelen;

“Melhame-i Kübra”ifadesi ile bahseder.

Mustafa Kemal Paşa 12 Ağustos 1921’de Polatlı’daki Cephe Karargahına giderek bizzat askerinin başına geçmiştir.

Üstelik birkaç kaburga kemiği kırığına rağmen,

Cepheden-askerinin başından ayrılmayarak savaşı idare etmesi;

ZAFERİ KAZANMAMIZDA EN ÖNEMLİ ETKENDİR.

Çünkü TÜRK ASKERİ başında CESUR KUMANDAN görmek ister;

Cesur komutanla olmazları/olmaz;

Yokları-yoklukları/var haline getirir;Sakarya Savaşında da öyle olmuştur.

Ayrıca Sakarya Savaşında;SUBAY ŞEHİTLERİNİN çok olması;

“Subay Savaşı”olarak adlandırılmasına da neden olmuştur...

...

Bir anekdot ile tamamlayalım anlatımımızı:

Halide Edip Adıvar Kurtuluş Savaşı anılarını kapsayan “Türkün Ateşle İmtihanı” adlı eserinde, Sakarya Meydan Savaşı sırasında Duatepe’nin alınışını şöyle anlatır:

“Mustafa Kemal Paşa’nın muharebeyi idare ettiği siperlere girdiğimde; 

“Gelin Hanımefendi, harbediyoruz, Duatepe’ye hücum ediyoruz”dedi. 

Biraz sonra Duatepe alınmıştı. Üstünde bir tek Türk askerinin, güneşin altında, elinde bayrakla ayakta durduğunu gördüm. İşte o an, Türk’ün makus talihinin artık değiştiğini hissettim.”

LOZAN ŞANLI ZAFERİN ADI

Merhaba dostlarım!

Tarihte bugün LOZAN ŞANLI ZAFERİN adı.

Tarihte bugün,

ATATÜRK ve TÜRK MİLLETİNİN

EMPERYALİZME,TOKAT GİBİ CEVAP VERDİKLERİ GÜNDÜR...

10 Ağustos 1920’de 

imzalanmış idi

Padişah ve şürekası tarafından;

433 madde-700 sahifelik TÜRK MİLLETİNİN yokediliş belgesi Sevr muahedesi...

23 Ağustos 1923 tarihi’de:

24 Temmuz 1923’de imzalanan ve Sevr Muahedesini yırtıp atarak;TÜRK MİLLETİNİN boynundaki ilmeğin çıkarılmasını akit haline getiren LOZAN ANTLAŞMASININ;

TBMM’de onaylanarak yürürlüğe konulduğu kutlu tarihtir...

Ulu Önder ATATÜRK’ün:Emperyalizm,o dönemdeki temsilcileri İtilaf Devletleri ve uşaklarına cevap verirken yaptıkları ile;

TARİHLERE dikkat ettiğini görürüz hep...

Bu nedenle Temmuz-Ağustos ayları seçilmiş olmalıdır...

Üstelik İzmir’in kurtuluşu ve Lozan Antlaşmasının müzakere/imzalanması süreçleri içerisinde;

İngiltere,2 uçak gemisinin de bulunduğu bir donanmayı;

ABD’de,13 yeni savaş gemisini Türkiye sularına göndermişti.Ayrıca Amiral Bristol komutasındaki USS Scorpion gemisi,

istihbarat amacı ile de;

1908-1923 arası sürekli İSTANBUL’da idi.

NE OLDU?

ATATÜRK’ÜN SÖYLEDİĞİ GİBİ:

“GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER...”

Emperyalizme bugünde akıllı dış siyaset,doğru bir strateji ile cevap verilmelidir;

ATATÜRK’ÜN IŞIKLI YOLU TAKİP EDİLEREK.

...

Av.Tülay Bekar

Anafartalar Zaferi

Merhaba dostlar!

İyileşme sürecim devam ediyor...

Tarihte bugün kutlu bir bayram var;kazanılan bir zaferin bayramı...

Tarihe gidelim,

Eğer kazanılmamış olsa;

Tarihçiler ve o dönem siyasetçilerin 

söylediği gibi:

“Birinci Dünya Savaşı başlamadan biter;

Boğazlar ve İstanbul alınır;

Osmanlı paramparça olurdu...”dediği;

“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ”Zaferine...

10 Ağustos’da kazanılmıştı 

Birinci Anafartalar Zaferi;

Mustafa Kemal Paşa komutasında...

İkincisi de gecikmedi;

21 Ağustos 1915,

İkinci ANAFARTALAR ZAFERİNİN yine 

MUSTAFA KEMAL PAŞA komutasında KAZANILDIĞI kutlu tarihtir...

İtilaf Devletleri ÇANAKKALE’nin geçilemeyeceğini bu zaferden sonra iyice anlamışlardır.

Zafer LİDERİN ÖNGÖRÜSÜ ve LİDERİN ÖLÜMÜ UMURSAMAYAN CESARETİ ile kazanılmıştı...

Mustafa Kemal,sıtma nöbetleri geçirmesine,zayıflamasına ve uykusuz olmasına rağmen GÜCÜNE VATAN SEVGİSİ ile 

GÜÇ eklemiş;

MUSTAFA KEMAL’İN bu GÜCÜNDEN askerleri de GÜÇ almıştı.

Şöyle seslenmişti askerlerine:

“Askerler!Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur.Fakat siz acele etmeyin.Evvela ben ileri gideyim.SİZ BEN KIRBACIMLA İŞARET VERDİĞİM ZAMAN HEP BERABER İLERİ ATILIRSINIZ...”

Askerlerinin önüne geçen bir kumandan;

O’nun bir kırbaç işareti ile ölüme koşan MEHMETÇİK!

ZAFERİN ÖZETİ BUDUR!!!

İKİNCİ ANAFARTALAR ZAFERİNİN 104.YILI KUTLU OLSUN;KUTLANSIN!

KUTLANSIN SARI PAŞA ATATÜRK’ÜN RUHU ŞAD OLSUN!

ÇÜNKÜ O OLMADAN ÇANAKKALE ZAFERİ KAZANILAMAZDI!!!

Av.Tülay Bekar

Erzurum Kongresinin 100.yılındayız

Günaydın dostlarım!

Sevr anlaşmasının kabul edildiği 22 Temmuz 1920 tarihinden bir sene öncesi bir gün sonrasına gidelim tarihte. 23 Temmuz 1919 tarihinde ERZURUM KONGRESİ toplandı.

Kutlu bir gün  100 yıl önce bugün;KURTULUŞ SAVAŞININ ayak sesleri iyice duyuluyor artık ve ATATÜRK sivil elbise giyiyor.Çünkü 9.Ordu müfettişlik görevinden istifa etmiş;İstanbul’a dönmemek ve Kurtuluş mücadelesini devam ettirmek için.Yani ATEŞTEN GÖMLEK giyerek kendisini TÜRK MİLLETİ’ne vakfetmiş.Aziz hatırası  önünde minnetle eğiliyorum tekrar.

...

Gelelim tarihe!

Muhakkak ki ,

22 Temmuz 1920 tarihinde Sevr Anlaşması imzalanması üzerine ATATÜRK üç sene sonra;

Aynı tarihlere denk gelecek şekilde,

24 Temmuz 1923’de,

-EMPERYALİZM’e cevap olarak- 

LOZAN BARIŞ ANLAŞMASI ile TÜRK MİLLETİNİN BAĞIMSIZLIĞINI İLAN ETMİŞTİR...

...

Mondros Mütarekesi ile

Türk milletine yutturulmaya çalışılan zehirden sonra;

23 Temmuz 1919'da tam 100 yıl önce düzenlenen Erzurum Kongresi;

Türk milletine içirilmeye çalışılan zehre engel olmuştur. 

Türk milletine kutlu olsun.

23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi kararları çok açık ve nettir düşmanların anlayacağı şekilde.

Erzurum Kongresi kararları:

1- Milli sınırlar içerisinde vatan bir bütündür;

parçalanamaz.

2- İşgallere karşı topyekûn savunmaya geçilecektir.

3- Osmanlı hükümeti vatanın bütünlüğünü koruyamazsa geçici bir hükümet kurulacak;

bu hükümet üyeleri milli kongre tarafından seçilecek;milli kongre toplanana kadar hükümet görevi yapacak olan temsil heyeti oluşturulacaktır.

4- Milli kuvvetleri etkili;milli iradeyi hakim kılmak esastır.

5- Azınlıklara milli birliğimizi ve sosyal dengemizi bozacak haklar verilemez.

6- Manda ve himaye kabul edilemez.

7- Osmanlı ve Mebusan Meclisi'nin bir an önce toplanmasına çalışılacaktır.

8- Doğu Anadolu'daki cemiyetler, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir.

Gelin günümüzde de aynı cümleleri kuralım eksik kaldığımız noktada ve şanlı tarihimizi hatırlayalım!

Tarihi HATIRLAYIN ki;

Yazacak tarihiniz olsun...

100 yıl sonra Amasya Tamimi yine gerekli!

1919’dan Merhaba DOSTLARIM!

Tarih Işıktır şanlı ise...

22 Haziran 1919 tarihinde AMASYA’dayız;

AMASYA HALKI ATATÜRK’Ü BAĞRINA BASMIŞ...

Amasya_Heyeti.jpg

KURTULUŞ için yapılması gereken tespitler ve dünyaya haykırılacak GENELGE hazırlanmış:

"1-vatanın  bütünlüğü,Milletin İstiklali tehlikededir.

2-İstanbul hükümeti 

üzerine aldığı sorumluluklarını yerine getirememektedir.

3-Milletin istiklalini,yine milletin azim ve  kararı kurtaracaktır.

4-Milletin içinde bulunduğu bu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir.

..."

Kurtuluşumuzun ilk adımlarından ,

İlk yazılı belgesi;

Amasya Tamimi ...

Günümüze ışık tutmuyor mu?

Aynı koşullarda mıyız?

Etrafımız sırtlan,çakal,çiyanlarla sarılı değil mi?

Takdir Türk Milletinin!!!

Sevgili dostlar Amasya genelgesinin amacı:

Milletin bağımsızlığa kavuşmasıdır,

Bağımsızlığı sağlayacak olan da yine milletin kendisidir.

Gerekçe ise:İstanbul hükümetinin kukla hükümet olmasıdır.

Amasya Genelgesi,

22 haziran 1919'da imzalanarak dosta düşmana duyurulmuş;

tüm yurdun,

Yurdum insanlarının ışığı ve yol haritası olmuştur.

Tarihi hatırlayınca günüm aydın oluyor,

umut,huzur,mutluluk doluyorum...

100 yıl önce bugün,

ATATÜRK'ün 19 MAYIS 1919'da,

Samsun'da yakmış olduğu meşale;

Amasya'da daha da şavklanmıştır...

22 Haziran 1919’da

Ulusal Egemenliğe dayalı TÜRKİYE CUMHURİYETİ'nin kuruluş belgelerinden olan,

AMASYA TAMİMİ yayınlanır...

VATAN BÜYÜK TEHLİKE İÇİNDEDİR...

EGEMENLİK ULUSTA'dır...

İTİLAF DEVLETLERİNİN ÜLKEYİ İŞGALİ KABUL EDİLEMEZ...

KARANLIK OLAN DEVLETİN DURUMU;VATANIN DURUMUDUR...

Padişahla yola devam etmenin imkanı yoktur...

MİLLETİN KADERİNİ YİNE MİLLETİN AZMİ VE KARARI TAYİN EDECEKTİR...

KUTLU OLSUN,KUTLANSIN KURTULUŞ ADIMLARINDAN BİRİ DAHA;

HATIRLANSIN,FEYZ ALINSIN...

...

Ülkemizin içinde bulunduğu bu karanlık günlerde;

Şanlı tarihimizi daha çok hatırlamaya ihtiyacımız var...

Günümüzde bu kaotik ortamda yolumuz ATATÜRK’ÜN AYDINLIK YOLU olmalı.

Ülkemin 1919’da çizilen Aydınlık tarihinin kararmasına izin vermemek HEPİMİZİN,TÜRK MİLLETİNİN elinde...

Sevgiyle aydınlık günlerde kalın.

Unutmayalımki;

 

Uluslar kendi kaderlerini kendileri belirler!!!

TÜRK MİLLETİ İLE NELER YAPILMAZ Kİ!

 

WhatsApp_Image_2019-07-03_at_10.35.57.jpeg

 

 

Günaydın dostlarım!

Çocuklarımızı-kadınlarımızı bile koruyamıyoruz sapıkların,yobazların elinden...

Dün yine bir kadın ağır yaralandı Kızıltepe-Mardin’de.6 yaşlarındaki kızları çığlık çığlığa “ANNE”diye haykırırken babası boşandığı eşini bıçaklıyordu büyük bir hınçla...

Şiddet her yerde;ŞİDDET EMPERYALİZMİN TOPLUMU BİRBİRİNE DÜŞÜRMEK İÇİN ÜRETTİĞİ BİR SENARYODUR AYNI ANDA;KORKUDA İKTİDARIN SORGULAMAYAN HALK YARATTIĞI İÇİN KULLANDIĞI SOPADIR!

Kendimizi koruyamaz,birbirimizin haklarına saygı duymadan birlikte;

Vatanımızı nasıl koruyacağız?

Atalarımızın yüzüne öteki alemde nasıl bakacağız?

...

Tarihin aydınlık sayfalarını hatırlayalım;

Belki ışık olur karanlığımıza...

Tarihimizin yazıldığı ,kaderimizin değiştiği günlere götüreceğim sizleri ...

3 Temmuz 1919 tarihinde ,

9.ordu müfettişi olan

Mustafa Kemal ATATÜRK,

Rauf Beyle Erzurum'a varır. ..

Cevat Dursunoğlu'nun kaleminden;

Tarihi anın anlatımını ve o günü hayal edelim...

"Erzurumlular ,batı semtinden gelen misafirlerini şehrin ilk göründüğü nokta olan,Ilıca'dan karşılar;

İkindi üzeri Ilıca'ya varan Mustafa Kemal ve arkadaşlarına;gölgede kahve ikram edilir.. 

Bir kafile görünür,uzaktan;

Başlarında iri ve Dinç bir ihtiyarın olduğu...

Misafirlerin ehemmiyetli kimseler olduğunu anlayan ihtiyarın gözleri parlar...

Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal sorar:

-Ağa böyle nereden geliyorsun?

İhtiyar:

-Paşam Çukurova'da muhacirdim,şimdi köyüme dönüyorum.

Mustafa Kemal sorar:

-Ağa yoksa oralarda geçinemedin mi?

İhtiyar cevap verir:

-Hayır Paşam;

Çukurova cennet gibi bir yer.Bir eken yüz biçiyor.

Hamdolsun uşaklar da çalışkandır.Geçimimiz padişahta bile yoktu.

Yalnız son günlerde işittim ki;İstanbul'daki "ırzıkırıklar" bizim Erzurum'u Ermenilere vereceklermiş.

Geldim ki göreyim,kimin malını,kimlere veriyorlar?

Bu sözler üzerine

Büyük Devlet adamı yaşlı gözlerle,

Arkadaşlarına şöyle der;

"BU MİLLETLE NELER YAPILMAZ!""

...

Vatan,toprak-bayrak için karşılık beklemeden hizmet eden;

Bu milletle neler YAPILMAZ...

Tarihin şerefli sayfalarından şeref alalım,

Geleceği aydınlık çizelim ve yine gözlerim doldu Sevgili dostlarım!

Av.Tülay BEKAR

SICAK OLUR TEMMUZ AYLARI

Merhaba Dostlarım!

Yobaz-gerici-sapık zihniyet eskilerin deyimi ile; “İNSANI DİNDEN-İMANDAN ÇIKARTIYOR.”

Aslında bu yobaz-gerici zihniyet DİN ADINA” hareket ediyorum derken EMPERYALİZM’E, EMPERYALİZMİN İDEALLERİ OLAN BÜYÜK İSRAİL (BAĞLANTILI ERMENİSTAN-KÜRDİSTAN) idealine hizmet ediyor; farkında olarak (bu da İngiliz altını ile oluyor) ya da farkında olmadan.

BU YÜZDENDİR Kİ İSLAM ÇOĞRAFYASI YÜZYILLARDIR CAYIR CAYIR YANIYOR.

“ŞİDDET” EMPERYALİZMİN MİLLETLERİ YOK ETMEK; DÖNÜŞTÜRMEK, KÖLE YAPMAK İÇİN ÜRETTİĞİ BİR SENARYODUR DOSTLARIM!

Maşallah bizim halkımız ulu Önder ATATÜRK ebediyete göçtükten sonra bu “TUZAĞA” hep düşmüş.

Gün olmuş Sünni-Alevi demişiz kavganın adına;

Gün olmuş Türk-Kürt-Çerkez-Laz...

Gün olmuş Müslüm-gayrimüslim...

Gün olmuş Laik-anti laik;

Gün olmuş sağ-sol!

Ve bu ayrışma hiç gün yüzü göstermemiş bize;

Hep bir öfke, ayrışma, kavga, acı içinde dönüp durmuşuz bir adım dahi ilerleyememişiz ATATÜRK’den sonra...

GENELDE DE “DİN” ARGÜMANINI KULLANAN EMPERYALİZM EN KOLAY İDARE EDEBİLECEĞİ, beyni boş, inancı zayıf, yobaz zihniyeti köle olarak kullanmış kendisine.

KÖTÜLÜK DE İYİLİK GİBİ BULAŞICIDIR DOSTLARIM!

LAKİN DİNİ KULLANAN KÖTÜLER BİR ANDA SEL OLUP, YANGIN OLUP ÖNÜNE GELEN HER CANI YOKEDERLER ACIMADAN.

WhatsApp_Image_2019-07-03_at_11.24.59_1.jpeg

MENEMEN GİBİ, SEYİT RIZA VE ŞEYH SAİT İSYANI GİBİ,SİVAS KATLİAMI GİBİ, MARAŞ-ÇORUM-MALATYA KATLİAMLARI GİBİ.

İlk bahsedeceğim vahşet;

Sıcak temmuzdan göklere ulaşan çığlıklar ile daha sıcak olan 2 Temmuz 1993 tarihi.

İnsanlık adına “utancın” adı MADIMAK OLAYI.

Üstelik MİLLİ MÜCADELENİN EN ÖNEMLİ ADIMLARINDAN OLAN SİVAS KONGRESİNİN YAPILDIĞI, KAHRAMAN ŞEHİR SİVAS’TA BU KAHREDEN,YÜREK PARÇALAYAN UTANÇ GÜNÜ.

YOBAZLAR HER YANIMIZDA DOSTLAR;

ARAMIZDA KORKMADAN DOLAŞIYORLAR!

Oruç tutmayanların öldürülmesi gerektiğini savunup, 8 yaşındaki kız çocuğu ile evlenilir deyip; erkek çocuklarına tecavüz ediyorlar...

wp.jpeg

KÖTÜLÜK KAPLADI HER YANI DOSTLAR!!!

İyilik genelde kötülüğün yanıbaşında olduğunu farketmediği,önlem almadığı için kaybeder 

KÖTÜLÜĞÜN KARŞISINDA...

Her gün gelen şehit haberleri yanında;

Yobazların düşüncelerinin yansıması ölüm, istismar, tecavüz haberleri duyuyoruz;

HER GEÇEN GÜN ağlıyor yüreklerimiz.

Bizim erkeklerimiz Arap-Suriyeli mültecileri eğitip, Türk toplumuna uyum sağlatacaklarına;

Aramızdaki yobaz zihniyet,

BENCİL-KENDİNDEN BAŞKA  HİÇ BİR CANA YAŞAM HAKKI TANIMAYAN ARAP ZİHNİYETİNİ sahiplenmiş durumda.

Gitgide araplaşıyor toplum.

Geceleri bu haldeyim dostlar!

Bekliyorum, Türkiye'min dört yanından gelecek kötü haberleri.

Haber beklemek; olabileceğini düşünmek bile Ortadoğu bataklığı zihniyetinde olduğumuzun açık kanıtı!!!

26 SENE ÖNCE SİVAS'ta bulunan YOBAZ, KAN İÇİCİ VE AYNI ZAMANDA VATAN HAİNİ ZİHNİYET, artık eylemlerini ve söylemlerini HER GÜN AMA HER GÜN GÖZÜMÜZÜN İÇİNE BAKA BAKA GERÇEKLEŞTİRİYOR.

...

2 temmuz 1993 !

Karanlığın-kötülüğün-şeytanın günü.

Üstelik yine gerici,yobaz,dini alet eden ama dinle alakası olmayan kalabalığın, sözde din adına 35 Canımızı, göz göre göre yaktıkları “Kara tarihtir...”

Madımağın, yangını gören isli duvarlarından, Utanç asla çıkmayacak; Kapkara bir leke olarak vicdanlarda kazılı kalacaktır.

Ve toplumun beynine de  ölüm kokuları sinmiştir asla çıkmamacasına.

...

Can dostlarım ben yazmaktan yoruldum;

Katledilmiş masum ruhlar yorulmadı bugün!

Çok karanlık bir sahife tarihten;

Türkiye Cumhuriyeti için utanç dolu, yüz karası;

KÖMÜR KARASI, ZİFİRİ sayfalar...

Tarihe dönerek can yakan günlere bakalım;

Temmuz ayında katledilmiş-unutamadığımız, masum diğer canlarımızı hatırlayalım...

Hava sıcak idi; lakin CANİLER insanlıklarını derin dondurucuya çıkarmamak üzere kaldırmışlardı...

İNSANLIK ADINA BİR UTANÇ SAYFASI idi;

ALEVİ-SOL GÖRÜŞLÜ TÜRK VATANDAŞLARIYDI KURBANLAR!

Farketmediler, anlayamadılar başlarına gelenleri , bedenleri parçalandıktan sonra bile.

28 mayıs -10 temmuz 1980 tarihleri arası.

Çorum'da Alevi katliamı yapıldı;

Üstelik herkesin gözü önünde...

İNSANLIK SINIFTA KALDI VE 57 sol görüşlü yurttaşımız katledildi...

Gazeteler haberi: "ÇORUM'da bu kez ekinler değil, İNSANLAR YAKILDI" başlığı ile verdiler..."

Ramazan ayı idi...

Belediye hoparlöründen: "komünistler suları zehirledi; sakın su içmeyin..." anonsları ile katliam başladı...

Rab rahmet eylesin katledilenlere;

Yapan ve yaptıranları da affetmesin!

Çünkü RAB BUYURUR Kİ:

"EY İnananlar bir karıncayı bile öldüremezsiniz!

Allah'ın verdiği canı yine ALLAH alır.,,"

...

Bugünlerde yine,bir yerlerde din kullanılıp imam nikahı yapılıyor;

Bir çocuk 60 yaşındaki bir sapığın elinde kanamadan ölüyor.

Başka bir yerde, yine din adına,

Kız çocukları okula gitmesin diye, okullar bombalanıp; Çocuklar öldürülüyor.

Başka bir yerde,benim dinimden- mezhebimden olmayan kadını, satarım-cariye yaparım diye kadınlar-çocuklar zincirlenip açık arttırmaya çıkarılıyor.

Kafalar kesiliyor din adına.

Cinayetler, katliamlar yapılıyor.

Doğruyu söyleyenler, din adına linç ediliyor;

Recm ediliyor, kırbaçlanıyor, idam ediliyor.

...

Saymakla bitmez!!!

Din-inanç adına, kendi hayvani isteklerini gerçekleştirmek için, yakıyor, yıkıyor, kesiyor, yokediyor kötülük.

DİN ADINA DİNİ KULLANIYORLAR.

İNANCI SÖMÜRÜYORLAR.

ASLINDA EN BÜYÜK GÜNAHKARLAR;

CEHENNEMİN SONSUZ ÇUKURUNDAN ÇIKAMAYACAKLAR CAN YAKTIKLARI İÇİN.

Ve bu yaptıkları kötülükleri, birilerinin adına-emperyalizm yararına; kukla gibi yaptıklarını bilmiyorlar..

Rabbim! Din adına dinsizlik yapan sapık-gerici yobazların şerrinden, sevdiklerimizi, bizleri, iyi insanları koru!!!

Görünen o ki, dünya döndükçe din  adına yapılan dinsiz katliamlar devam edecek..

Yobazların 2 Temmuz 1993 de Sivas’ta katlettikleri 35 CANIMIZI, Çorum’da katlettikleri 57 CANIMIZI ve diğer haksızlığa uğramış CANLARIMIZI rahmetle, yürek yangını ile anıyorum; ruhları şad olsun.

4 TEMMUZ 2003’ü TÜRK MİLLETİ UNUTMAYACAK

Merhaba dostlarım!

4 Temmuz bugün.

ABD’nin bağımsızlık günü imiş...

BENİM UNUTAMADIĞIM BİR 4 TEMMUZ VAR HAYATIMDA VE ASLINDA TÜRK MİLLETİNİN UNUTMAMASI GEREKEN 

4 TEMMUZ 2003 TARİHİ...

TÜRK ÖZEL KUVVETLERİNİN 3 SUBAY 8 ASTSUBAY,11 ASKERİNİN;

IRAK’IN SÜLEYMANİYE ŞEHRİNDE;

ABD’Lİ ASKERLER TARAFINDAN BAŞLARINA ÇUVAL GEÇİRİLMESİ OLAYI...

ABD VE EMPERYALİZMİN YILLARDIR PLANLADIĞI TÜRK  ORDUSUNU

YIPRATMA SENARYOSUNU ,

UYGULAMAYA KOYABİLDİĞİ  GÜN 

O KARA GÜN.

BEN BİR TÜRK KADINI OLARAK 4 TEMMUZ 2003 TARİHİNİ ASLA UNUTMADIM VE 

KAT’A UNUTMAYACAĞIM...

O gün İstanbul’daki  iş toplantımı yarıda kesip;

Ağlayarak Ankara’ma dönmüştüm...

Ülkeyi yönetenler de müttefikimiz gözüken

ABD’nin yaptığı bu hainlik için:

“Nota veremeyiz;

Çünkü bu müzik notası değil ki...”demişlerdi...

O dönemde ülkemin Genelkurmay Başkanı’da

Türk Özel Kuvvetleri’ne:

“Mukavemet etmeyin...”diye emir buyurmuşlardı...

2003 yılında Türk Ordusu yaklaşık 700.000 askerden oluşuyordu.

KARA KUVVETLERİ,DENİZ KUVVETLERİ VE HAVA KUVVETLERİ,HARP OKULLARI VE AKADEMİLERİNDE SIKI EĞİTİMDEN GEÇEN SUBAYLAR İLE DOLUYDU.

ASKERİN SUÇU HALKDAN KOPUK YAŞAMASI VE İÇİNE TERÖRİSTLERİN SIZDIĞINI FARKETMEMESİ İDİ.

EMPERYALİZM ÖNCE KUMPAS DAVALARI HAZIRLATTI  TÜRKİYEDEKİ UŞAKLARINA.

“ŞAK ŞAK”YAPACAK MÜTAREKE BASINIDA HAZIRDI GÖREVLERİNE.

ERGENEKON-BALYOZ KUMPAS DAVALARI VATANSEVER,ŞEREFLİ ASKERLERİN ÜZERİNE BALYOZ GİBİ İNDİ VE TÜRK ORDUSU 2.DARBEYİ ALDI.

3. DARBE 15 TEMMUZ İDİ;

ASLINDA 15 TEMMUZ HAİN KALKIŞMASI TÜRK ORDUSUNUN GÜVENİLİRLİĞİNE VURULAN SON DARBE İDİ.

4 Temmuz 2003,

Kumpas davaları 2006,

15 Temmuz 2016 tarihlerinin hepsi,

EMPERYALİZMİN TÜRK ORDUSUNU YIPRATMA,MİLLETİNİN GÖZÜNDEN DÜŞÜRME planlarının sonuçları idi.

ANAYASAL KURUMLAR ile oynamayalım dediğim UYUM PAKETLERİ düzenlemeleri sonrasında;zaman keşke beni haklı çıkarmasaydı.

Geldiğimiz noktada asker sayımız 

oldukça azaldı geçmişe göre.

Harp okulları ve Akademiler kapatılmış,sivil kurumlara devredilmiş.

1.5 yıl olan askerlik süresi 6 aya indirilmiş ve sürekli bedelli olmuş.

Gönüllülük esas.

2000 öncesi ASKERLİK YAPMAYAN KENDİNİ GİZLEMEK ZORUNDA KALIRKEN AYIPLANACAĞI İÇİN VE HATTA KENDİNE EŞ SEÇEMEYECEĞİNDEN;

GÜNÜMÜZDE PARASI OLAN ASKERLİKTEN KAÇMA DERDİ VE HEVESİNDE...

JANDARMA İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA BAĞLANIP,TÜRK ORDUSUNUN DİĞER BİRİMLERİNDEN FARKLI STATÜYE TABİ OLDU.

Hatırlarmısınız!

2004 sonrası ,

“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”

Yazılarını ve TC ibarelerini kaldırmıştık her yerden.

“TÜRKLÜĞE KARŞI HAKARET”suç olmaktan çıkmıştı,hatta TÜRKÜM demek suç addediliyordu sanki.

İşte bugünleri hazırlayan aslında o günlerdi;

Farketmedik,algılayamadık, ya da hep birlikte kandırıldık değil mi???

ARTIK KANMA-KANDIRILMA LÜKSÜMÜZ YOK!

Etrafımız kuşatılmış durumda.

S-400 füze sistemi akıllıca;

Fakat savaş uçakları olmadan Hava Kuvvetlerinin ve Ordunun caydırıcı güç olması imkansız.”Savaş uçaklarımız var ama” dediğinizi duyar gibiyim.Bildiğim F 35’lere acil ihtiyacımızın olduğu.Elimizdeki uçakların ömrünü tamamlamak üzere oldukları ve acilen modernize edilmeleri gerektiği.

ANAYASAL KURUMLARIN SUÇU YOKTU YAŞANANLARDA;SUÇ İÇERİSİNDEKİ HAİNLERDEYDİ.HAİNLERİN TEMİZLENMESİ GEREKİRKEN ;BİZ KURUMLARI KAPATARAK;DÖNÜŞTÜREREK;DEĞİŞTİREREK BAŞARACAĞIMIZI ZANNETTİK.

YİNE HAKLI ÇIKMAK İSTEMİYORUM!

Öncelikle FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SİYASİ AYAĞININ DA DİKKATLE TAKİP EDİLMESİNİ TALEP EDİYORUM YÖNETENLERDEN..,

SONRA TÜRK MİLLETİ MUTLAKA SİLKİNİP,TOPARLANACAK TEKRAR

 “TÜRK MİLLETİ ORDUSU”OLACAK VE ASKERİNE SAHİP ÇIKACAKTIR.

Ben asla 4 Temmuz 2003’ü unutmadım;

4 TEMMUZ 2003’ü

Sizler de unutmayın dostlarım!

Av.Tülay Bekar

ATATÜRK' ÜN YARGI KARARINA SAYGISI..

 

ataturk_16_9_1555610279.jpg

Merhaba dostlarım!

Bir önceki yazımda 15 Haziran 1926 tarihinde ATATÜRKÜMÜZE yönelik “İzmir Suikasti’nden”bahsetmiş ve TÜRK MİLLETİ ile bir olan ULU ÖNDER’İN bu hain saldırıyı atlattığını,

hain  planın sorumlularını anlatmıştım sizlere.

Sonuçta TÜRK MİLLETİ İLE ÖZDEŞLEŞMİŞ ATATÜRK’E yapılan saldırıların TÜRK MİLLETİ’NE SALDIRI olduğunu söylemiştim.

Bu yazımda 15 Haziran 1926 tarihinde gerçekleşen bu olayın diğer önemli kısmını bir anektod ile aktaracağım sizlere.

Cumhuriyet yeni kurulmuş idi;

YARGI BAĞIMSIZLIĞI-

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ-

KİŞİLERİN HUKUKİ GÜVENCESİ ve Bütün bu ilkeleri kapsayan HUKUK DEVLETİ kavramlarından bihaberdi TÜRK MİLLETİ.

Yeni yeni öğreniyordu ATA’SI ile özgür-birey olmayı.

ATATÜRK kendisine karşı girişilen hain suikast teşebbüsü sonrası yapılan yargılamada;

“YARGI BAĞIMSIZLIĞI’NI” hareketleri ile gösterdi herkese...

“YARGI BAĞIMSIZLIĞI’MI” diyor bugün birileri!!!

Geçmişe bakalım ATATÜRK ne demiş?

.../...

Atatürk’ün yargıç kararına saygısını anlatır bu anekdot.

Ölümünden iki yıl önce,

Atatürk’ün canına kıymak için kurulan bir tertip meydana çıkarılmıştı.

Hem bu suikastı düzenlemekle suçlanan kişi  ‘Milli Mücadele’den beri Atatürk’ün yolunda çalışmış,sevgi ve güvenini kazanmış, birçok iyiliklerini de görmüş”biri idi.

Haber yurtta şaşkınlık ve tiksinme yaratmıştı. Herkes bunu konuşuyor;

“Nasıl olur, nasıl olur!”diyor;

Olanları bir türlü herhangi bir nedene bağlayamıyordu.

Sanık yakalandı;adalete teslim edildi. 

Fakat Atatürk, olaydan haberi yokmuş gibi, bu konuda ne düşündüğünü açıklamak için ağzını açmadı;

Adalet son sözünü söyleyinceye kadar sustu.

Atatürk’ün bu suskunluğu çeşitli yorumlara uğramıştı;

Kimi “bu üzüntülü olayı anmak istemiyor”;

Kimi de “bunun doğru olduğuna inanmıyor”; diye düşündü.

Sanığa yükletilen suç yargı yerinde ispat edilemediği için adam aklandı.

İşte ,yargıç kararını bu yolda verdikten sonradır ki,Atatürk bu konuda ağzını ilk ve son kez olarak açtı ve yalnız şunu dedi:

-“Suça girişilmiştir, ancak yargıç buna kanacak ölçüde kanıt bulmuş değildir.”

Mehmet Ali Ağakay, Atatürk’ten 20 Anı.

...

HAKİMİN ÖZGÜR KARAR VEREMEDİĞİ VE KENDİNİ BAĞIMSIZ-TARAFSIZ HİSSETMEDİĞİ BİR YERDE;ADALET TARAFSIZ DEĞİL;DEVLETDE HUKUK DEVLETİ DEĞİLDİR.

Siz yine de adaletli kalın dostlarım!

Karşılaştırmalı Yeni Askerlik Yasası..

bayrak.jpg
Merhaba dostlarım!
 
​Bir önceki makalemde “askerlik yasasının değişmesine” ve niçin bu değişikliğe gerek duyulduğunu anlamadığımı anlatmıştım.
26.06.2019 tarihinde “Bedelli Askerlik yasası” yürürlüğe girdi artık.
 
Bugün bende 1918 yılına gidip,Mondros Mütareke’si ve Sevr Anlaşması’ndaki askerlik ile ilgili hükümleri anlatacağım.
 
Yanılmış olmayı çok istiyorum hissettiklerimde;sanık olmama neden olan FETÖ, Balyoz-Ergenekon hususlarında söylediklerimin doğru çıkmasının aksine.
Bu nedenle “askerlik yasası” konusunda ve hissettiklerimde yanılmış olmayı diliyorum Rabbimden.
 
Geçmişten bir anı ile başlayalım anlatıma.
1919’da karanlık bir gün.
Fahrettin Altay Paşa Konya Kolordu Komutanı.
Mondros mütarekesinin  imzalanması akabinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun silahlarına el konulduğunda şöyle anlatıyor o günleri Fahrettin Altay Paşa:
​“Konyaya bir ingiliz subayı geldi, demir yolunun denetimini eline aldı, bütün cephane ve silah depolarının kapısına kilit taktırdı, silahların mekanizmalarını  toplayıp bir sandığın içine doldurdu ve yerine işgal mührünü bastı.”
Ne acı bir anı değil mi?
 
Sevr Antlaşmasının 150-170. maddeleri arası; “Osmanlı İmparatorluk ordusunun silahsızlandırılması, cephanelerinin toplatılması, askerliğin zorunlu değil gönüllü hale gelmesi, subayları yetiştiren harp okullarının kapatılmasını”ister.
Osmanlı donanmasının tasfiyesine başlanır; Marmara Bölgesinde askeri tesis bulunamayacağı belirtilir.
50 bin kişilik askeri birlik dışındaki asker terhis edilecek;askerlik gönüllü olacak; azınlıklar da askerlik yapabilecek ve askerlik süresi 12 aya indirilecektir.
 
Türkiye Cumhuriyeti askeri, ekonomik ,kültürel ve sosyal açıdan Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde halkı ile birlikte müthiş bir devrim gerçekleştirdi CUMHURİYET ilanı sonrası.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ GÜÇLENMİŞTİ;
DÜNYANIN 4 BÜYÜK ORDUSUNDAN BİRİ İDİ TÜRK ORDUSU VE TÜRK ORDUSU TÜRK MİLLETİNİN ORDUSUYDU. GEREKTİĞİNDE KIZI-KIZANI, GENCİ-YAŞLISI İLE MİLLETİN HER BİR FERDİNİN İÇİNDE OLDUĞU BİR ORDU. 
 
​Bir önceki yazımda Güney Kıbrıs’ın dahi Türkiye’ye horozlandığı ve Doğu Akdeniz’de bulunan personelimiz hakkında tutuklama kararı verebilecek kadar  edepsizlik yaptığını aktarmıştım. 
 
EMPERYALİZM SON 20 YILDIR ORDUMUZ VE ASKERİMİZ ÜZERİNDE OYUN OYNUYOR; OYUNLAR YAPTIRIYOR TERÖR ÖRGÜTÜ UŞAKLARINA.
 
​11 askerin başına çuval geçirilidği 2003 yılından itibaren; Ergenekon-Balyoz Kumpası ile Türk ordusunun şerefli subayları ve şerefli askerleri zindanlara atılarak yerlerine vatan hainleri yerleştirilerek ordunun kuvveti zayıflatıldı.
Aslında yaşananlar planlı ve programlı emperyalizm projesi idi 1918’den beri unutulmayan.Ermenistan,Kürdistan,Büyük İsrail hayallerinin önünde engeldi çünkü 
Türk ordusu. 
 
​İşte tam da bu nedenle diyorum ki:
“şu anda askerlik yasasının değiştirilmesine ihtiyaç var mıdır?​“
​Geldiğimiz noktada sıcak savaşın kapımızda olduğunu düşündüğümüz bir ortamda,ikinci dünya savaşı sırasında otuz milyonluk Türkiye’de bir buçuk milyon asker barındıran Türk ordusunun; şu anda üçyüzbin askerinin olması;yürürlüğe giren yasa ile yüzaltı bin askerin hemen terhis edilecek olması; Sevr Anlaşması ile 12 aya indirilen askerlik süresinin daha da aşağılara altı aya çekilmiş olması;
beni çok  düşündürüyor-kaygılandırıyor.
 
Ayrıca bedelli askerliğin sürekliliği-askerliğin gönüllü olması;
-Türk Milletinin “Mehmetçiğine”atfettiği kutsallığı gölgelemeyecek midir?
-Şehadet mertebesinin önemi azalacak mıdır acaba paraya ihtiyacı olanların yapacağı iş haline geleceği için.
-Zengin-fakir arasında keskin bir ayrım olacak mıdır?
-“Askerlik yapmayana kız bile verilmez “
geleneğimiz;diğer TÜRK MİLLETİNE özgü Emperyalizmi kıskandıran geleneklerimiz gibi rafamı kalkacaktır!!!
 
 Bu sefer yanılmayı diliyorum Rabbimden;inşallah düşündüklerimiz gerçekleşmez; Her şey TÜRKİYEM için çok güzel olur...
 
Saygı ile kalın dostlar.
Av.Tülay Bekar

SAVAŞ ÇANLARI ÇALARKEN, TÜRKİYE DE ASKERLİK YASASI...

 
 
Günaydın dostlarım!
 
Öfkeliyim, o yüzden yazamıyorum güne dair;
 
O yüzden hep yazıyorum geçmişe dair.
 
...
 
Dün haberlerde:
 
İRAN-ABD arasındaki gerginlik vardı.
 
Belli ki bir süredir sıra İRAN’da ve sonra TÜRKİYE’de.
 
Uyanık mıyız ne gezer! Derin uykudayız.
 
Şimdi dışarıya bir bakalım:
 
-ABD İRANA SALDIRMAK ÜZERE!
 
-DOĞU AKDENİZDE Kİ GEMİ PERSONELİMİZ HAKKINDA TUTUKLAMA KARARI ÇIKARAN KENDİNİ BİLMEZ GÜNEY KIBRIS VAR!
 
-YUNANİSTAN ASLINDA İŞGAL ETTİĞİ ADALARI ASKERİ ÜS HALİNE GETİRMİŞ DURUMDA!
 
VE YİNE YUNANİSTAN SON ZAMANLARDA BİZE KARŞI HOROZLANMAKLA MEŞGUL!
 
-FRANSA HER ZAMANKİ GİBİ YUNANİSTAN VE GÜNEY KIBRIS İLE;
 
YANLARINDA TABİİ İSRAİL-ABD VAR!
 
-MISIR’DA BU SEREMONİYE KATILDI;
 
HERHALDE MÜSLÜMAN KARDEŞLER DEVRİK LİDERİNE YÖNETENLERİN BAĞLILIĞINDAN ETKİLENMİŞ OLMALI !
 
-KENDİ ÇÖPLÜĞÜMÜZDE -DOĞU AKDENİZDE NE İŞİN VAR DİYOR;KENDİLERİNİN ORADA İŞİ OLMAMASI GEREKEN ÜLKELER!
 
-KKTC KISTIRILMIŞ DURUMDA DÖRT YANDAN ;YÜZ BİR TARAFTAN!!!
 
-ABD YUNANİSTANIN BÜTÜN ASKERİ UÇAKLARINI GELİŞTİRMİŞ-EKSİKLERİNİ TAMAMLAMIŞ DURUMDA!
 
-UÇAK SIKINTIMIZ OLDUĞU AÇIK;
 
LAKİN YILLARDIR MÜTTEFİK DEDİĞİMİZ ABD;F 35’LERİ VERMEMEYE KARARLI!
 
-HAKLI BİR SAVUNMA İSTEĞİ İLE ALINAN
 
S 400 FÜZE SİSTEMİ NATO İLE ARAMIZIMI GERECEK!!!
 
...
 
Dış politikamız bu durumda;
 
Dışarıdaki gelişmeler böyle.
 
Ve geçmişte DÜNYANIN EN GÜÇLÜ 4 ORDUSUNDAN BİRİ OLAN TÜRK ORDUSUNUN;
 
11 ASKERİN BAŞINA ÇUVAL GEÇİRİLDİĞİNDEN BERİ YAŞADIKLARI ORTADA!!!
 
ANLIYAMADIĞIM ETRAFIMIZ BU KADAR SICAK İKEN;
 
ASKERLİK YASASINI DEĞİŞTİRMENİN VE BEDELLİ-GÖNÜLLÜ ASKERLİK YASASI ÇIKARMANIN ANLAMI NE!
 
NİÇİN BU ISRAR!
 
139.000 askerin hemen terhis olabileceğini söylüyor basın-yayın;
 
Peki altı aylık askerlik askerlik midir!!!
 
YAPMAYINIZ DÖNÜP SEVR ANTLAŞMASININ 150 ila 170 maddeleri arasına bakınız;bize 1918’de dayatılan, Osmanlı İmparatorluğu’na 1920’de imzalatılan hükümleri göreceksiniz!!!
 
YAPMAYINIZ ETRAF BU KADAR SICAK VE SICAK SAVAŞ KAPIDA İKEN ORDUYU DAĞITMAYINIZ;
 
ÇÜNKÜ SONRA KANDIRILDIK-YANILDIK DEME LÜKSÜMÜZ YOK .
 
ASKERLİK YASASINI DEĞİŞTİRMEK İÇİN EN AZINDAN SICAK ÇEVRENİN SOĞUMASINI BEKLEYİNİZ VE AKLI SELİM DÜŞÜNÜNÜZ.
 
Yarın SEVR ANLAŞMASI ve TBMM’de görüşülen ASKERLİK YASASI arasındaki benzerlikleri anlatacağım...

Türk Tarih Kurumu Resmi Web Sitesi Olan Www.Ttk.Gov.Tr Adresinde Bulunan “ Sultan Vahdettin Ayrılış “ Adlı Belgeselin Kaldırılması Ve Bu Konuya İlişkin İdari İşlemin İptali Talebi

TÜRK TARİH KURUMU BAŞKANLIĞI’ NA

                                          ANKARA

BAŞVURUCU       :

ADRES               :

KONU                : Türk Tarih Kurumu resmi web sitesi olan www.ttk.gov.tr adresinde bulunan “ Sultan Vahdettin Ayrılış “ adlı belgeselin kaldırılması ve bu konuya ilişkin idari işlemin iptali taleplidir.

AÇIKLAMALAR   :

Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’ nın resmi web sitesinde yer alan “ Sultan Vahdettin AYRILIŞ “ adlı belgesel tarafımca farkedilmiş ve manevi yönden tarafımı rahatsız etmiştir. Gazi meclis tarafından “ vatan haini “ ilan edilmiş bir Osmanlı Padişahının, bir vatan kahramanı gibi gösterilmesi en başta Gazi Musafa Kemal’ in ruhuna yapılmış bir saygısızlıktır. Türk Tarih Kurumu’ nun fikir babası ve kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün mirasına sahip çıkmak her Türk vatandaşının asli görevlerindendir. Nitekim Anayasa’ nın 176. Maddesi gereğince başlangıç kısmı Anayasa metni kapsamındadır. Başlanıç kısmının üç, on ve onbirinci paragrafları şöyledir.

“ Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda; anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, Türk Milleti tarafından, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur. “

Bu yüzden her Türk vatandaşı bu tür itirazlarda bulunabilir ve açılacak olan davalarda aktif dava husumeti bulunmaktadır.

Bu husus Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ nin 23.05.2013 tarih; 1994/ 8758 E., 1995/ 4355 K. Sayılı kararında açıkça ortaya konmuştur.

Bu sebeple aziz Türk milletinin bir evladı ve ferdi olarak bu belgeselin resmi web sitesinden ve yayınlandığı sair yerlerden kaldırılması için başvuru zorunluluğu doğmuştur. Şöyle ki;

Anayasa’ nın 134. Maddesinde belirtildiği üzere “ Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Atatürk'ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Cumhurbaşkanının görevlendireceği bakana bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzel kişiliğine sahip "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulur.”

Denmektedir. Buradan hareketle Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’ nın ayrı bir tüzel kişiliğe haiz olduğu aşikardır.

Ayrıca İYUK’ un ilgili 10. ve 11. Maddeleri gereği;

“ Madde 10 : İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler.

Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı,isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler. ”

“ Madde 11 – 1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.

Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.
İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. “

Buradan hareketle kurumunuz tüzel kişiliği nezdinde yapılan idari eylem veya işlemlere karşı; idari işlemin kaldırılması için kurumunuz tüzel kişiliğine karşı iş bu başvuruyu yapma zorunluluğu doğmuştur. Şöyle ki;

Türk Tarih Kurumu tarafından oluşturulan “ Sultan Vahdettin Ayrılış “ isimli video, gerek kurumun resmi web sitesi olan www.ttk.gov.tr adresinde gerekse youtube adlı web sitesinde 14/01/2014 tarihinde yayınlanmıştır. 20/12/2018 tarihi ile haberdar olduğumuz video içeriğine bakacak olursak; Ulu Önder Atatürk, Sultan Vahdettin'den, kutlu zafere ulaşma yolunda atacağı ilk adıma ilişkin direktifi almakta ve onun talimatıyla vatanın kurtuluşu için harekete geçmektedir. Bu husus ülkesini seven ve ülkesi için çeşitli çalışmalarda bulunmuş bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak tarafımca kabul edilemez. Bunun yanında söz konusu video içeriğinin Mustafa Kemal Atatürk hakkında oluşturduğu izlenimden ve tarihimizin gerçek olmayan bir şekilde çarpıtılarak halkımıza ve dünyaya arz edilmesinden oldukça büyük üzüntü ve endişe duymuş bulunmaktayım. 

Mustafa Kemal Atatürk'ün bizzat teşkil ettiği, devamlılığının sağlanması yolunda mirasının yarısını bağışladığı Türk Tarih Kurumu, bu videoyu oluşturup yayınlayarak, Mustafa Kamal Atatürk, Silah Arkadaşları ve Türk Milleti'nin hepbirlikte kazandığı kutlu zaferi, meclis kararı ile vatan haini ilan edilen, hakkında idam kararı verilen bir padişaha, Sultan Vahdettin'e atfetmiştir.  Bu oldukça can yakıcı bir ironidir. Görmekteyiz ki Türk Tarih Kurumu,  ilk kuruluş amaçları doğrultusunda hareket etmemiş, tarihimizi gerçek olmayan bir şekilde çarpıtarak halkımıza ve dünyaya arz etmiştir.

Sultan Vahdettin' in Sevri imzaladığı Nutuk' un 532. sayfasında şöyle dile getirilmiştir.

" Efendiler; Mondros Mutarekesinden sonra Türkiye' ye münhasım ( Düşman ) devletler tarafından dört defa sulh şeraiti ( şartları ) teklif edilmiştir. Bunların birincisi Sevr Projesidir. Bu proje, hiçbir müzakerenin mahsulü olmayıp Düvel-i İtilafiye ( İtilaf Devletleri ) tarafından Yunan Başvekili Mösyo Venizelos' un da iştirakiyle tanzim ve Vahideddin hükümeti tarafından 10 Ağustos 1920' de imza edilmiştir. "

Sultan Vahdettin' in onay ve Damat Ferit' in imzası ile kaleme alınmış idam fermanın da ise Ulu Önderimiz Mustafa Kemal hakkında şu ifadelere yer verilmiştir.

Kuvayı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi... ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzre, Mülkiye Ceza Kanunu’nun kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi ünvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.

Sultan Vahdettin ve hükümetinin milli mücadeleye karşı bakışı da herkesin malumudur. Bu konu hakkkında görüşlerini şu şekilde açıklamışlardır.

“ Hükümet Yunan ordusunun ileri hareketini protesto etmek niyetinde değildir. Çünkü Yunan ordusu bizim programımıza da uygun olarak Mustafa Kemal’ e ceza verme işini yapıyor. “ ( Adalet Bakanı Ali Rüştü Efendi, Peyamı Sabah 12 Temmuz 1920 )

Ayrıca Gazi meclisin Sultan Vahdettin’ in vatana ihaneti konusunda aldığı karar da tartışmasızdır. Buradan hareketle tarihin çarpıtıldığı, vatan haini olan birinin vatan kahramanı gibi gösterilmeye çalışıldığı aşikardır. Bu garabetin bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM       : Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; “ Sultan Vahdettin Ayrılış “ isimli belgeselin videolarının başta www. ttk. gov. tr adresi ve www. Youtube. Com adresinden olmak üzere yayınlandığı sair yerlerden kaldırılmasını, bu konulara ilişkin tesis edilen idari işlemlerin iptal edilmesini, aksi takdirde her türlü şikayet ve dava hakkımızı saklı tuttuğumuzu saygılarımla arz ve talep ederim.

EK-

$11-    Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ nin 23.05.2013 tarih; 1994/ 8758 E., 1995/ 4355 K.sayılı kararı

$12-   Nutuk

$13-   Sultan Vahdettin hükümetinin M. Kemal Atatürk hakkında çıkardığı idam fermanı

$14-   Vadettin hükümetinin milli mücadele konusundaki fikirleri

$15-   Meclisin Sultan Vahdettin hakkında aldığı karar

                                                                              

 

 

23 Kasım 2018 "ÇALIKUŞLARI ETKİNLİĞİ"

Sevgili dostlar; 23 Kasım 2018 tarihi Çalıkuşları Platformu için oldukça önemli bir gündü. Proje ismimizle kapsamlı bir etkinlik gerçekleştirdik. Etkinliğimiz; Yenimahalle Belediyesi’nin ev sahipliği yaptığı Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Merkezi’nde, Saat:18.00’da sevgili arkadaşım, sanatçı/ressam Handan Kayakökü’nün “Çalıkuşu… Feride…” isimli resim sergisi ile başladı. Açılışını Danıştay Önceki Onursal Savcısı Turgut Candan’ın yaptığı sergiye ilgi büyük oldu. Handan Kayakökü’ne desteklerinden ötürü teşekkürü borç bilirim. Sayın Esra Yıldız’ın sunuculuğunda etkinliğimize damga vuran isimler, bu zamana kadar “haklarını aramaktan asla vazgeçmemiş, adalete ulaşmak için çırpınmış, bu uğurda değer verdiklerini kaybetmiş” isimler… Nalan Arslan… Meslektaşım, üstadım Av. Serdar Öztürk, Gülsüm kadın diye hitap ettiğimiz Gülsüm Çolak ve hem müvekkilim, hem gücüne hayran olduğum insanlardan biri Aygül Şaripova… “Haklarını aradıkları için, vazgeçmedikleri için” kendilerine Çalıkuşları Platformu adına plaket takdim edildi. Dünyaca ünlü piyanist Gülsin Onay, onlar için çaldı, bizim için buradaydı. Aynı şekilde; kendisini “Atatürk’ün saçlarını okşadığı çocuk” olarak tanıtan, yazar Orhan Karaveli ve Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu sanatçılarından Arif Çelik ve Abdullah Gündüz saz eşliğinde şiir dinletisi ile bizimleydiler. Böylesine verimli bir etkinliğe ev sahipliği yapan Yenimahalle Belediyesi Başkanı Sayın Fethi Yaşar’a ve belediye bünyesindeki tüm arkadaşlarımıza canı gönülden teşekkür ederiz. Yola çıktığımız andan itibaren desteklerini bizlerden esirgemeyen, her daim yanımızda bizlerle birlikte yer alan, Başkent Üniversitesi’ne, Büro-İş Sendikası’na, Ankara Kulübü Derneği’ne, Kadın Muhtarlar Derneği’ne, Türk Motosikler Platformu’na, Anka Enstitüsü’ne, Medicana International Ankara Hastanesi'ne, Ulucanlar Sanat Sokağı’na, Lions 118-U Yönetim Çevresi’ne, Sayın İbrahim Kısacık’a, Sponsor destekleri için; Biletsell Seyahat Acentesi’ne, Orhan Altıntuğlu Kuyumculuk’a, Utopian’a, Yean Pide’ye, Muhteşem enerjileri, bitmek bilmeyen sabırları ve güzel yüreklerini bizler için ortaya koyan Çalıkuşları genç ekibine, Ve öncelikle özürlerimi ileterek isim isim sayamadığım nice güzel yürekli insanlara yürekten sonsuz teşekkürlerimizle… İyi ki bizimlesiniz, birlikte daha da güçlüyüz! Kadın için, çocuk için ve bize el uzatan tüm insanlar için buradayız. 2017’den beri sizlerleyiz, artık daha güçlü bir şekilde sizlerle olmaya devam edeceğiz.

 

LOGO.jpg

Lezgin Botan Hakkında Suç Duyurumuz

Eski HDP milletvekili Lezgin BOTAN tarafından, bu üzücü hadisenin ertesi günü olan 27.10.2018 tarihinde “Twitter” isimli sosyal medya platformundan terör örgütünü ve ulaşmak istedikleri amaçları över nitelikte bir paylaşım yapılmıştır. Bu paylaşımda şüpheli, şehit düşen askerlerimizin fotoğraflarını paylaşarak; “Bu fotoğraf, Kürtleri bitireceğim diye Kürtlere savaş açan Saray Rejiminin yenilgi fotoğrafıdır. Kürdistan’a sefer olur ama muzaffer olunmaz!” şeklinde ifadede bulunarak terör örgütü PKK ile onun kanlı eylemlerinin propagandasını yapmıştır. Bu nedenle büromuz adına suç duyurusunda bulunduk.

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

 

ŞİKAYET EDEN       :

 

ŞÜPHELİ                  : Lezgin BOTAN

 

SUÇ                            :Silahlı Terör Örgütü Propagandası Yapma, Kişinin Hatırasına        

 

  Hakaret, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin

 

  Kurum ve Organlarını Aşağılama, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik

 

  veya Aşağılama

 

SUÇ TARİHİ : 27.10.2018

 

SUÇ YERİ                 : Basın yolu ile (Twitter sosyal paylaşım sitesi)

 

AÇIKLAMALAR      :

 

            Bilindiği üzere 26.10.2018 tarihinde terör örgütü PKK’ya yönelik olarak Tunceli kırsalında düzenlenen operasyonda iki kahraman vatan evladımız donarak şehit düşmüşlerdir. Tüm vatanseverleri üzüntüye boğan bu elim hadise bazı kesimler tarafından ise terör örgütü propagandasına malzeme edilmiştir. Şöyle ki;

 

            Eski HDP milletvekili Lezgin BOTAN tarafından, bu üzücü hadisenin ertesi günü olan 27.10.2018 tarihinde “Twitter” isimli sosyal medya platformundan terör örgütünü ve ulaşmak istedikleri amaçları över nitelikte bir paylaşım yapılmıştır. Bu paylaşımda şüpheli, şehit düşen askerlerimizin fotoğraflarını paylaşarak; “Bu fotoğraf, Kürtleri bitireceğim diye Kürtlere savaş açan Saray Rejiminin yenilgi fotoğrafıdır. Kürdistan’a sefer olur ama muzaffer olunmaz!” şeklinde ifadede bulunarak terör örgütü PKK ile onun kanlı eylemlerinin propagandasını yapmıştır. Mevzubahis paylaşıma https://twitter.com/botan_lezgin/status/1056218558831755270 adresinden ulaşılabilecektir.

 

Bu paylaşım; ifade özgürlüğünün sınırlarını aşmanın yanı sıra hem şehit düşen vatan evlatlarının hatırasına, hem ülkemizde vatan, bayrak sevgisine sahip olan, onuruyla yaşayan Kürt kökenli yurttaşlarımıza hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne hakaret niteliğindedir. Bahse konu paylaşımdaki söylem ve anlatılmak istenen düşünce;

 

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu madde 7/2 Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”,

 

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 130 Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde, altıda biri oranında artırılır. (2) Bir ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”,

 

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 301 Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.” ve

 

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 216’ya Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” aykırılık teşkil etmektedir. Bu bağlamda şüphelinin cezalandırılması gerekmektedir.

 

SONUÇ VE TALEP : Yukarıda ayrıntılarıyla izah edilen ve tarafınızca re’sen gözetilecek sebeplerle; şüpheli Lezgin BOTAN hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmasına karar verilmesini saygı ile talep ederim.../.../....

 

Şikayet Eden

 

 

Ferhat Göktekin Hakkında Bulunduğumuz Suç Duyurusu

Bilindiği üzere 26.10.2018 tarihinde terör örgütü PKK’ya yönelik olarak Tunceli kırsalında düzenlenen operasyonda iki kahraman vatan evladımız donarak şehit düşmüşlerdir. Bu sarsıcı olay ile ilgili olarak şüpheli Ferhat GÖKTEKİN tarafından “Facebook” isimli sosyal paylaşım sitesinde suç unsuru içeren bir paylaşımda bulunulmuştur. Şüpheli tarafından donarak şehit düşen askerlerimizin fotoğrafı paylaşılmak suretiyle “Donarak geberdiler.”  şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Bahse konu bu ifadeler 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 130. maddesi uyarınca “kişinin hatırasına hakaret” suçuna vücut vermektedir. Bu nednele büromuz adına suç duyurusunda bulunduk.

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

 

ŞİKAYET EDEN       :

 

ŞÜPHELİ                  : Ferhat GÖKTEKİN

 

SUÇ                            : Kişinin hatırasına hakaret (Türk Ceza Kanunu madde 130)

 

SUÇ TARİHİ : Bilinmiyor

 

SUÇ YERİ                 : Basın yolu ile (Facebook sosyal paylaşım sitesi)

 

AÇIKLAMALAR      :

 

Bilindiği üzere 26.10.2018 tarihinde terör örgütü PKK’ya yönelik olarak Tunceli kırsalında düzenlenen operasyonda iki kahraman vatan evladımız donarak şehit düşmüşlerdir. Bu sarsıcı olay ile ilgili olarak şüpheli Ferhat GÖKTEKİN tarafından “Facebook” isimli sosyal paylaşım sitesinde suç unsuru içeren bir paylaşımda bulunulmuştur. Şüpheli tarafından donarak şehit düşen askerlerimizin fotoğrafı paylaşılmak suretiyle “Donarak geberdiler.”  şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Bahse konu bu ifadeler 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 130. maddesi uyarınca “kişinin hatırasına hakaret” suçuna vücut vermektedir. Bu bağlamda şüphelinin cezalandırılması gerekmektedir.

 

           

 

SONUÇ VE TALEP: Yukarıda ayrıntılarıyla izah edilen ve tarafınızca re’sen gözetilecek sebeplerle; şüpheli Ferhat GÖKTEKİN hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak, şüphelinin 5237 Sayı Türk Ceza Kanunu kapsamında “kişinin hatırasına hakaret” suçu ve tarafınızca tespit edilecek başkaca suçlardan dolayı cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmasına karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederim.../…/….

 

Şikayet Eden

 

Atatürk'e Hakaret İle İlgili Suç Duyurumuz!

26.10.2018 tarihinde Oda.tv internet sitesinde yayınlanan habere göre parsel sorgulama sistemine Ordu ili Kumru ilçesi bilgileri girilerek arama yapıldığında ilçede bulunan bir parkın adının “Atatürk O… Çocuğu Parkı” olarak göründüğü tespit edilmiştir. Bunun üzerine konu ile ilgili büromuz adına suç duyurusunda bulunduk!

 

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

 

ŞİKAYET EDEN       :

 

 

 

ŞÜPHELİLER          :Tespit edilecek şüpheliler

 

SUÇ                            :5816 Sayılı Yasaya Muhalefet

 

                                  

 

SUÇ TARİHİ :26.10.2018 ve öncesi.

 

SUÇ YERİ                 :İnternet ortamı.

 

AÇIKLAMALAR      :

 

 

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Zira söz konusu nitelikleri T.C. Anayasası ile de güvence altına alınmıştır.

 

31.07.1951 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 5816 sayılı yasaya göre Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden ve söven kişilerin cezalandırılacağı, söz konusu eylemi basın yolu ile işleyenlerin ise cezalarında artırım yoluna gidileceği kabul edilmiştir. 

 

Yine bilindiği üzere Türk Ceza Kanunu’nu ile de mağdurun gıyabında basın yolu ile işlenen hakaret suçlarının cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.

 

            Suç duyurusuna konu olay Oda.tv isimli internet sitesinde haber olarak paylaşılmıştır. Bu haberde; Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün “tkgm.gov.tr/tr” isimli resmi internet sitesinde “Parsel Sorgulama” isimli bir arama butonu bulunduğu belirtilmiştir. Mevzubahis sorgulama sisteminin amacı, Türkiye’nin herhangi bir yerindeki parsel durumlarının harita üzerinden incelenebilmesidir. İşbu sistemde il, ilçe, parsel ve ada numarası girilerek detaylı sorgulama yapılabildiği gibi sadece il ve ilçe bilgileri girilerek o ilin veya ilçenin sınırları ile sınırları içinde kalan park, bahçe bina vb. yapılar isimleriyle birlikte görülebilmektedir. 26.10.2018 tarihinde Oda.tv internet sitesinde yayınlanan habere göre parsel sorgulama sistemine Ordu ili Kumru ilçesi bilgileri girilerek arama yapıldığında ilçede bulunan bir parkın adının “Atatürk O… Çocuğu Parkı” olarak göründüğü tespit edilmiştir. Bahse konu internet haberi ve videoya https://odatv.com/devletin-sitesinde-ataturke-o.-cocugu-kufru-26101824.html adresinden ulaşılabilecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna duyulması gereken saygı ile şahsına ve hatırasına yönelik hakaretlerin suç olarak düzenlendiği de göz önüne alındığında; bahsi geçen parsel sorgulama sistemi kayıtlarında bu şekilde bir ibarenin yer almasında kast ve ihmali olan tüm yetkililer cezalandırılmalıdır.

 

Bu bağlamda sayın başsavcılığınızca tespit edilecek olan şüpheliler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi şahsiyetini tahkir etmiş ve alenen hakaret suçunu işlemişlerdir.

 

YARGITAY’IN YERLEŞİK İÇTİHATLARINA VE EMSAL KARARLARINA BAKILDIĞINDA DA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E HAKARET SUÇUNUN CEZALANDIRILDIĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR. NİTEKİM YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ’NİN 2003/16417 E. 2005/1184 SAYILI KARARI BU DOĞRULTUDADIR.

 

Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle tespit edilecek şüphelilerin alenen Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırasını tahkir edecek şekilde hakaret suçunu işlediği sabit olduğundan cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmektedir. Bahse konu nedenle Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hasıl olmuştur.

 

SONUÇ VE TALEP Yukarıda ayrıntılarıyla izah edilen ve tarafınızca re’sen gözetilecek sebeplerle; tespit edilecek şüpheliler hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak şüphelilerin 5816 Sayılı Kanun kapsamında ve tarafınızca tespit edilen başkaca suçlardan dolayı cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmasına karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederim…/…/….

 

                                                                                                         

 

 

 

5 Kasım 2018 "Cumhuriyet Hukukunda Kadının Yeri" Adlı Panelimiz!

Sevgili ÇALIKUŞLARI, projemize gönül veren ekip arkadaşlarım ve yüreği umutla, iyilikle, güzellikle dolu olan tüm canlar;

Dün bizler için oldukça önemli bir gündü. 5 Kasım 2018 günü, Saat:14.00-16.30 arası “Cumhuriyet Hukukunda Kadının Yeri” adlı panelimizi sonunda gerçekleştirmiş bulunduk. Haftalarca emek verilen, aylar öncesinden planlanan panelimiz nihayet başarı ile son buldu.

ÇALIKUŞLARI’nın öncülüğünde, Uluslararası LIONS 118-U Yönetim Çevresi’nin katkılarıyla hazırlanan panelimizin açış konuşmasını Ankara Barosu Başkan’ı Sayın Av. Erinç SAĞKAN yapmıştır. 
İki oturumdan oluşan panelimizin;
Birinci oturum, Prof. Dr. Kudret GÜVEN (Başkent Ünv. Hukuk Fakültesi Dekanı) başkanlığında başlamış olup, konuşmacılarımız yerlerini almıştır.
Prof. Dr. Şebnem AKİPEK ÖCAL (Ankara Ünv. Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi) alanında uzman olduğu “Medeni Hukuk Açısından Kadının Yeri” adlı sunumu, Prof. Dr. Recep TAYFUN (Başkent Ünv. Rektör Yard.) müthiş bir iletişimci olarak “Sosyal Hayatın İçinde İletişim” adlı sunuyu, Prof. Dr. Erhan BÜKEN (Başkent Ünv. Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı) ise uzmanlık alanı olduğu “Türkiye’de Kadının Karşılaştığı Adli Sorunlar” adlı sunuyu ele alıp, bizlerle paylaşmışlardır.

İkinci oturum, Av. Gülten AYANA (Ankara Barosu) başkanlığında başlamış olup, konuşmacılarımız tekrar yerlerini almıştır.
Dr. Ruhsar Demirel (MHP Milletvekili aynı zamanda ilk kadın genel başkan yardımcısı) “Cumhuriyet Döneminde Kadın ve Sağlık” adlı sunuyu, Prof. Dr. Öznur ÖZDOĞAN (Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi Anabilim Dalı Başkanı) “Cumhuriyet Döneminde Kadın ve Din” adlı sunuyu, Sanem ARIKAN (Kültür ve Turizm Bakanlığı Daire Başkanı) ise “Kültür ve Kadın” adlı sunuyu ele alıp, aynı zamanda 17 yaşlarında kendisinin kaleme aldığı “Ayşecik” adlı şiirini bizlerle paylaşmışlardır. 
Panelimiz konuşmacılarımıza takdim edilen plaketler eşliğinde başarılı bir şekilde son bulmuştur.
Bu güzel etkinliğimize katkı sağlayan, desteklerini bizlerden esirgemeyen başta Ankara Barosu Başkan’ı Av. Erinç SAĞKAN’a, Ankara Barosu Yönetim Kurulu Üyelerine, Ankara Barosu çalışanlarına, Uluslararası LIONS 118-U Yönetim Çevresi ekibine, oturum başkanlarımız Prof. Dr. Kudret GÜVEN ve Av. Gülten AYANA’ya, konuşmacılarımız Prof. Dr. Şebnem AKİPEK ÖCAL’a, Prof. Dr. Recep Tayfun’a, Prof. Dr. Erhan BÜKEN’e, Dr. Ruhsar DEMİREL’e, Prof. Dr. Öznur ÖZDOĞAN’a ve Sanem ARIKAN’a sonsuz teşekkürlerimizle…

 

45421906_2100284383635668_7844786095748284416_n.jpg

Sertifikalarımız!

Son zamanlarda edindiğimiz oldukça faydasını göreceğimiz sertifikalarımız...

45464824_2104918322901312_7935478891458592768_n.jpg45437925_2104918739567937_1913879530662002688_n.jpg

Başkent Üniversitesi'nde "İşçi Olmak" Adlı Sunuyu Gençlerle Paylaştık!

31.10.2018 tarihinde sevgili arkadaşım, meslektaşım Av.Gülten Ayana ve Kültür Bakanlığı eğitim uzmanı Ferda Çakmaklıoğlu ile Başkent Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi'nde idik. Öğrencilere "İşçi Olmak" başlıklı sunum hazırladık ve ders verdik. Konumuzda dünyada ve ülkemizde işçi olmayı, işçi haklarını, işçi-işveren sözleşmelerini anlattık.

Aslında Gençlerle kucaklaşarak yaralarımızı sardık,tazelendik,yenilendik,umut dolarak işimizin başına döndük...

 

 

Bizleri davet ettikleri için Başkent Üniversitesine gönülden teşekkür ederiz.

Sevgilerle kuşatılmış kalın...

Av.Tülay Bekar

F.jpgG.jpg

 

"FİKİRLER YARIŞIYOR" FİKRİMİZİ SUNDUK!

BUGÜNLERDE "NAFAKAYI" TARTIŞIYORUZ.

EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞÜNÜ TAM KAZANAMAMIŞ OLAN VE ÇALIŞMA HAYATINDA UZAKLAŞTIRILAN "KADININ"; EKONOMİK DESTEĞİ "NAFAKADIR."

ŞİDDET GÖSTEREN ERKEKLERE "ELEKTRONİK KELEPÇEYİ" TAKMAYI DÜŞÜNÜRKEN; NAFAKAYI KADININ ELİNDEN ALMAK, KADINA "ELEKTRONİK KELEPÇEDİR."

FİKRİM BUDUR, BEĞENİRSENİZ SEVİNİRİM DOSTLAR!

NOT: BU FİKİRDEN ELDE EDİLECEK GELİR, "ÇALIKUŞLARI PLATFORMUNUN GİDERLERİ" İÇİN KULLANILACAKTIR.

 

https://fonbulucu.com/fikir/Tulay-Bekar/1868?fbclid=IwAR3wWJcBv_pWBCj-AXWo6EhDmZXSB5IY-iWkOBW0PFqLN5qwnLjrwvO0kao

Yapılan Ziyaretler Bizleri Oldukça Mutlu Ediyor!

İman; Türkmen bir ailenin en küçük çocuklarından biri... 

Verilen destekler dolayısıyla hayatlarında refah seviyesi minicik de olsa arttı.

İman'ın annesi ve ağabeyiyle yapmış olduğu bu güzel sürpriz bizleri oldukça mutlu etti!

43033648_2054409711285507_3968489677731659776_n.jpg

ÇALIKUŞLARI PLATFORMUMUZ

ÇALIKUŞLARI ismini verdiğimiz bu serüvene; kurucu Avukatımız Tülay Bekar öncülüğünde ve bir çok gönüllü avukat/akademisyen, alanında yetkin uzmanlar desteğiyle, Ekim 2017 tarihinde başlamış bulunmaktayız.

Platformumuz kapsamında ilk toplantımızı Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Önceki Genel Müdür Sayın Enis Yavuz Yıldırım ile yapmış olduk ve gereken tüm destek Adalet Bakanlığınca tarafımıza verilmiş oldu.

Hedefimiz;

1) Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumlarında bulunan tutuklu/hükümlü, kadın ve çocuklara gereksinim duydukları maddi-manevi destek ve eğitim sağlamak,

2) Problemli bölgelerdeki okullara gerekli maddi-manevi destek ve eğitim sağlamak,

3) Ülkelerindeki savaşlardan dolayı ülkemize sığınan sığınmacılara hukuki destek sağlamak.

Yukarıda belirtilen hedeflerimize Ekim 2017’de başladık ve hala devam etmekteyiz. ÇALIKUŞLARI ismini verdiğimiz platformumuz;

-Ankara/Altındağ bölgesinde bulunan Tandoğan Şehit Mucip Arıgan Ortaokulu’na 1 haftalık periyotlarla düzenli olarak rol-model eğitimleri vermekte,

-Hakkari/Şemdinli bölgesinde bulunan Koçyiğit İlkokulu’na gerekli maddi-manavi destek sağlamakta,

- Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Ankara Eğitim Evi ve Sincan Çocuk ve Gençlik Ceza İnfaz Kurumu’na; akademisyenlerimiz, avukatlarımız, alanında yetkin uzmanlarımız ve Medicana International Ankara Hastanesi yakından destek vermekte ve üç kuruma da düzenli olarak eğitim programları uygulamakta.

 Daha nice bize uzanan ele, el uzatabilme ümidiyle…

 

26815323_1894100320920743_346737023140841591_n.jpg

25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü!

24 Kasım 2017 tarihinde;
Medicana International Ankara Hastanesi'ne "25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü" adına düzenlenen konferansa konuşmacı olarak davet edilmek büyük bir onurdu. Kadına Şiddete karşı büyük bir farkındalık oluşturduğumuzu düşünüyoruz. Emeği geçen herkese, özellikle Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü olan ve aynı zamanda Genel Cerrah, Op. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız'a teşekkür ederiz.

 

IMG-20171130-WA0018.jpg

19.11.2017 Türkmeneli Vakfı "Madde Bağımlılığı ile Mücadele Semineri"

19.11.2017 tarihinde Türkmeneli Vakfı'nda "Madde Bağımlılığı ile Mücadele" kapsamında verimli bir seminer gerçekleştirdik.
 
Seminerimize; Ankara Irak Türkmenleri Dernek Başkanı
Abbas TÜRKMEN ve Yönetim Kurulu, Ankara Oğuzboyları Dernekleri Federasyon Başkanı Bayazıt KARACAN,İsmail Hakkı KARGALI, Türk Boyları Konfederasyon Genel Başkanı Durhasan KOCA, Irak Türkmeneli İşbirliği Vakıf Başkan Yardımcısı Adil SELVİ, Ankara Bilecik'liller Dernek Başkanı Hasan AKGÜL, Irak Türkmeneli İşbirliği Vakıf Başkanı Fatih TÜRKAN, Türk Dil Kurumu Uzmanı Nevin BALTA eşlik ettiler. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
 
 IMG-20171119-WA0014.jpg

28.10.2017 TARİHLİ TOPLANTIMIZ

28.10.2017 Cumartesi tarihli yapılan toplantımızda konuşulan konuları özetleyecek olursak;
1) Ankara-Sincan Kadın Tutukevi eğitim programı üzerine tartışıldı; ilk eğitim 09.11.2017 ve akabinde 16.11.2017 tarihlerinde yapılacağı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanı Sayın Çelebi Bey’in de çalışmalarımıza iştirak edeceği bilgisi verildi.
09.11.2017 tarihli ziyaret; tutukevindeki kadınlarla tanışma toplantısı şeklinde karşılıklı sohbet havasında geçecektir. Ve bu görüşme sonucu kadın mahkumların eğitim ihtiyaçlarını tespit edip ona göre amaca uygun, geri dönüşüm alacak şekilde en az 1 senelik eğitim programı planlayacağız.
2) Tandoğan Şehit Mucip Arıgan Ortaokulundaki öğrencilere ilk ziyaretimiz sonrası sevgili Ferda hocamız ve Değer arkadaşımız sunum yaptılar.
07.11.2017 tarihli toplantıya da akademisyen emekli emniyet müdürü Fatih Eryılmaz ile sevgili Ebru arkadaşımız katılacaklardır.
Farkettiğimiz nokta ilk tanışma toplantısında bize “Yunus polis-Öğretmen” olmak istiyoruz diyen çocuklarımız; “Avukat-Hakim-Savcı” olmak da istediklerini beyan ettiler.
Bu nedenle çocuklarımızın düzgün rol modellere ihtiyaçları var.
Aynı cadde üzerinde Tandoğan Şehit Mucip Arıgan Ortaokulunun yanında altı adet ortaokul-ilkokul olduğunu düşündüğümüzde bu civardaki çocuklarımızın ne kadar korumasız, sevgiye muhtaç, maddi destekten yoksun olduklarını varsayarsak sadece bu bölgede eğitim çalışmaları ve sohbet toplantıları ile çocuklarımızın “HAYAL KURMA HAKLARINI VERECEK OLABİLİRİZ.”
3) Sığınmacı Türkmenler ve diğer sığınmacıların haklarını anlatacak minik bir el kitabı hazırlama fikri de sevgili Mualla hocamızdan geldi. Kendisine teşekkür ediyorum.

 

Av. Tülay Bekar

 

1.jpg

Kadir Mısıroğlu Hakkında Suç Duyurumuz

“DEMOKRASİYE GEÇİŞTEN BERİ SAPA SAPA KÖTÜLÜK AZALMAKTA, İYİLİK ÇOĞALMAKTADIR. İSTEDİĞİMİZ OLMUŞ DEĞİLDİR. YARI YOLDAYIZ. NASIL BLUĞA ERMEMİŞ ÇOCUĞA NİYE EVLENMİYORSUN DİYEMEZSEK HÜKÜMETE DE NİYE ŞERİAT İLAN ETMİYORSUN DİYEMEZSİN. VAKTİ VAR. SİZİN NESLİNİZ İSLAM’IN MUTLAK GALEBİSİNİ, KÜFRÜN MUTLAK YIKILIŞINI, HEYKELLERİN KÖPEK LEŞİ GİBİ SÜRÜKLENDİĞİNİ GÖRECEKSİNİZ.” ifadesi ile Atatürk’ü ve yüce Türk milletini aşağılayacak, aziz vatanımızın temellerini atan ölümsüz kahramanı ve akabinde vicdan sahibi her Türk evladını yaralayacak beyanlarda bulunan Kadir Mısıroğlu hakkında bulunduğumuz suç duyurusu örneğini aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.
ERA HUKUK BÜROSU

 

                                             ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

 

ŞİKAYET EDEN:

ŞÜPHELİLER: 1) Kadir MISIROĞLU ( Osmanlılar İlim ve İrfan Vakfı'nın Mütevelli Heyeti Başkanı, Sebil Yayınevi'nin Kurucusu ve Sahibi)
2) Faili meçhul

SUÇ: 5816 SAYILI YASAYA MUHALEFET

SUÇ YERİ: Basın Yolu ile

AÇIKLAMALAR

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. Söz konusu nitelikleri, T.C. Anayasası ile de güvence altına alınmıştır.

31.07.1951 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 5816 sayılı yasaya göre Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden ve söven kişilerin cezalandırılacağı, söz konusu eylemi basın yolu ile işleyenlerin ise cezalarında artırım yoluna gidileceği kabul edilmiştir.

Kadir Mısıroğlu isimli şahsiyet kadirmisiroglu.com internet sitesi üzerinden yayınladığı videolar aracılığı ile Atatürk’e açıkça hakaret etmekte/sövmekte, “DEMOKRASİYE GEÇİŞTEN BERİ SAPA SAPA KÖTÜLÜK AZALMAKTA, İYİLİK ÇOĞALMAKTADIR. İSTEDİĞİMİZ OLMUŞ DEĞİLDİR. YARI YOLDAYIZ. NASIL BLUĞA ERMEMİŞ ÇOCUĞA NİYE EVLENMİYORSUN DİYEMEZSEK HÜKÜMETE DE NİYE ŞERİAT İLAN ETMİYORSUN DİYEMEZSİN. VAKTİ VAR. SİZİN NESLİNİZ İSLAM’IN MUTLAK GALEBİSİNİ, KÜFRÜN MUTLAK YIKILIŞINI, HEYKELLERİN KÖPEK LEŞİ GİBİ SÜRÜKLENDİĞİNİ GÖRECEKSİNİZ.” ifadesi ile Atatürk’ü ve yüce Türk milletini aşağılayacak, aziz vatanımızın temellerini atan ölümsüz kahramanı ve akabinde vicdan sahibi her Türk evladını yaralayacak beyanlarda bulunmaktadır. Kullandığı ifadeler ile halkın dini duygularını sömürme ve halkı açıkça galeyana getirme kastı ile hareket eden bu şahıs, ifadelerinin içeriği ile 5816 sayılı kanunun 1.madde 1.fıkrasına, bu ifadeleri internette yayınlayarak da 2.madde 1.fıkraya aykırılık teşkil edecek fiillerde bulunmaktadır.

Yukarıda bahsi geçen Kadir Mısıroğlu’nun ifadelerine destek amaçlı kimliği bilinmeyen iki şahsiyetin “5816 SAYILI KANUN KALDIRILSIN. KEMALİZM YARGILANSIN. KADİR MISIROĞLU YALNIZ DEĞİLDİR. ATATÜRK’ÜN ANASINI SİKEYİM.” şeklindeki ifadeler ile açıkça Atatürk’ün annesini hedef alacak şekilde savurdukları küfür ile sonlanan video ile de 5816 sayılı kanuna dayanarak aynı suçlar işlenmiş bulunmaktadır. Bu ifadeler her Türk vatandaşını rahatsız edecek ağırlıkta olup kanunda açıkça cezai müeyyideyi gerektirdikleri görülmektedir.

YARGITAY’IN YERLEŞİK İÇTİHATLARINA VE EMSAL KARARLARINA BAKILDIĞINDA DA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E HAKARET SUÇUNUN CEZALANDIRILDIĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR. NİTEKİM YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ’NİN 2003/16417 E. 2005/1184 SAYILI KARARI BU YÖNDEDİR.

Yine Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2005/9628 E. 2006/7531 sayılı kararına göre; “Atatürk’ün büstüne “Vajina monologları” adlı tiyatro oyununa ait afişin yazılı kısmının bütün alın, burun ve yüz kısmını kapatacak şekilde konduğunu görmeleri üzerine kendilerini Emniyet Müdürlüğüne götürdüklerini beyan etmeleri, sanıkların da kısmen tanıkların anlatımlarını doğrulamaları karşısında, mahkumiyetleri yerine Atatürk’ün manevi şahsiyetini tahkir özel kastı ile hareket etmediklerinden bahisle beraatlerine karar verilmesi yasaya aykırıdır.”

Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle şüphelinin basın yolu ile alenen Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırasını tahkir edecek şekilde hakaret suçunu işlediği sabit olduğundan cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmekte olduğundan Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hâsıl olmuştur.

SONUÇ VE İSTEM: 5816 Sayılı Kanun’a açıkça aykırılık teşkil eden ifadelerin sahibi Kadir Mısıroğlu ve tespit edilecek faili meçhul kişilerin üzerlerine atılı suçtan cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. ../../2017

EK: https://www.cnnturk.com/…/son-dakika-kadir-misirogluna-atat…
EK: http://www.sozcu.com.tr/…/misirliogluna-destek-veren-iki-k…/

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı basın bürosunca, bazı basın yayın organlarında yer alan ve Kadir Mısıroğlu'na ait olduğu belirtilen video kaydında geçen sözlerle…
CNNTURK.COM

 

 

İhsan Şenocak Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk!

Son günlerde KADINLARA YÖNELİK ahlak dışı söylemleriyle gündeme gelen; Diyanet İşlerinde farklı görevlerde bulunmuş ve halen bir eğitim merkezinde görevli olarak çalışmaya devam eden İhsan ŞENOCAK hakkında üzerimize düşeni yaptık ve Era Hukuk Bürosu olarak suç duyurusunda bulunduk. 
Sizler de Türkiye'nin dört bir yanından aşağıda sizlerle paylaştığımız dilekçe örneği ile Cumhuriyet Savcılıklarımıza başvuruda bulunabilirsiniz.
Çağdaş ve aydınlık yarınlar dileriz.

 

 

                                                   ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

 

MÜŞTEKİ :

ŞÜPHELİ :İhsan ŞENOCAK (İlahiyatçı)

SUÇ : TCK.m.125, Hakaret
TCK.m.216, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama
TCK.m.219, Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma

SUÇ YERİ : Basın ve İnternet Yolu ile

SUÇ TARİHİ : 19.09.2017 – 05.10.2017

AÇIKLAMALAR
İhsan Şenocak isimli şüpheli, 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat bölümü mezunu olup, yüksek lisans ve doktora eğitimi ardından Diyanet İşleri gibi çok önemli bir kurumumuzda çeşitli kademelerde çalışmış ve fıkıh,tefsir,hadis gibi alanlarda kendisinin de eğitim verdiği İlmi ve Fikri Araştırmalar Merkezi’ni kurmuştur.

22.05.2007 -14.06.2016 tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Samsun Aşıkkutlu Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nde Eğitim Merkezi Müdürü olarak görev yapan İhsan Şenocak, bu görevinden yönetmelik gereği görev süresi dolduğu gerekçesi ile ayrılmış ve 15.06.2016 tarihinde yine aynı kurumda eğitim görevlisi olarak ataması yapılıp çalışmaya devam etmiştir. Halen bu kurumda internet sitesinde de görüldüğü üzere ‘faal eğitim görevlileri’ olarak görev yapmaktadır. (EK1)

Şüpheli İhsan Şenocak sürekli olarak kadınlar hakkında aşağılayıcı ve hakaret içerikli söylemlerde bulunmakta ve bulunmaya da devam etmektedir. Söz konusu söylemlerinin suç teşkil ettiği açıkça ortada olmasına rağmen bu ve benzeri davranışları korkusuzca sürdürmesinin en büyük sebebi caydrıcı şekilde hakkında yargılama yapılmamış olmasıdır. Ancak yine cinsiyet ayrımı yapmak suretiyle kadınlarımızı aşağılamış ve bunu alenen yapmış olması sebebi Sayın Savcılığınıza konu hakkında başvuru zaruretimiz hasıl olmuştur. 
İhsan Şenocak, 05.10.2017 tarihinde twitter isimli sosyal paylaşım sitesinde kişisel hesabından attığı bir tweet’te ‘İslam hukuku inancına göre annesiyle evlenen Mecusi’ye karışmaz.İslam esas alınsın;isteyen nikahını Müftülük’te,karşı çıkan kilisede kıysın.’ (EK2) Bu cümle İhsan Şenocak’ın onaylanmış, mavi tik içeren twitter hesabından atıldığı için şüphelinin yazıp yazmadığına dair hiçbir şüphe barındırmamaktadır. Kaldı ki İhsan Şenocak isimli şüpheli, zaten deyim yerindeyse hergün bir skandala imza atarak sarf ettiği sözlerle toplumun ahlaki değerlerini sarsmakta ve bu değerlere apaçık hakaret etmektedir.

İhsan Şenocak, 19.09.2017 tarihinde kurucusu bulunduğu İlmi ve Fikri Araştırmalar Merkezi’nin internet sitesi olan www.ifam.org.tr ‘de paylaşılan bir videoda skandal sözlere imza atmıştır. İnternet sitesine girilip video kısmından kesitler kısmı seçildiğinde ‘KIZ BABASI OLMANIN MESULİYETİ’ şeklinde paylaşılan videoda “Yani kızın şu sokaktan geçip de okula pantolonla giderken yüreğin parçalanıyor mu senin? 18 yaşında kaşını aldıran kızın üniversiteye giderken o halde, yüreğin parçalanmıyorsa vallahi kıyamet günü cehennem seni parçalayacak. Allah'ın emanetini ne hale getirdin? Sevindin üniversiteyi kazanınca; ODTÜ'ye, Boğaziçi'ye gidince sevindin. Doktor olacak, mühendis olacak, 5 milyar aylık alacak, arabaya binecek, eşine mecbur olmayacak, mahkum olmayacak… Peki onlara sevindin; kot pantolonuyla erkeklerin bakışı arasında kızın yürüyor, delikanlılar arkasına takılmışlar, arkasından gidiyorlar. Yavrunu cehenneme attın cehenneme...” şeklinde aşağılayıcı ve tahrik edici konuşmalarda bulunmuştur. (EK3)
Şüpheli kadınların sosyal hayattan dışlanması için açıkça kampanya yürütmekte ve her yerde kadınların sokağa çıkmasını, kıyafetlerini, okumalarını, çalışmalarını dini kullanmak suretiyle engellemeye çalışmaktadır. Kaldı ki işbu söylemlerini Cami’de vaaz verirken yapmakta ve görev sırasında din hizmetini alenen kötüye kullanmaktadır. 
Şüpheli sürekli olarak kadınlar hakkında dini kullanarak hakaret ve aşağılayıcı sözler söylemekte olup söz konusu söylemler TCK kapsamında açıkça suç teşkil etmektedir. Basına yansıyan ve video kaydı ile de sabit olan şüpheliye ait söylemlerin TCK uyarınca cezalandırılabilmesi için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde şüphelinin korkusuzca bu söylemleri devam edecek halk arasında kadınlara karşı ayrımcılık ve nefret oluşacaktır. Bu durumun engellenmesinin tek yolu ancak adalet ile sağlanabilir. 
EK-3 : https://www.youtube.com/watch?v=UIIJNlr4Rck
SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve Sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle şüphelinin eylemlerine uyan TCK maddeler uyarınca cezalandırılabilmeleri için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz… /../2017

 

 

                                                                                                                                       MÜŞTEKİ

 

Screenshot_20171012-114955.png
                                                                                                                                       

 

13 MART GÜVENPARK PATLAMASI 1. YIL ANMASI

 .

HAİN SALDIRIDA HAYATINI KAYBEDENLER ANILDI!

ANKARA - Ankara Güvenpark'ta 13 Mart 2016 tarihinde gerçekleştirilen bombalı terör saldırısında hayatını kaybeden 36 kişi gözyaşları arasında anıldı.
Kızılay Meydanı üzerindeki Güvenpark metro girişinin bulunduğu noktada bomba yüklü araç ile gerçekleştirilen terör saldırısının üzerinden bir yıl geçti. Terör örgütü PKK/KCK mensuplarınca, 13 Mart 2016 akşamı saat 18.45 sıralarında gerçekleştirilen terör saldırısında 36 kişi hayatını kaybederken, 349 kişi de yaralanmıştı. Patlamanın meydana geldiği noktada saat 16.00 sıralarında anma etkinliği gerçekleştirildi. Etkinliğe, saldırıda hayatını kaybeden vatandaşların aileleri ve sevenleri katıldı. Gözyaşlarına hakim olamayan aileler, yakınlarının fotoğraflarını öperek saldırıyı lanetledi. Bazı aileler ise hayatını kaybeden vatandaşların 'terör mağduru' sayılmalarına tepki göstererek, şehit sayılmalarını istedi. Ölen vatandaşların isimlerinin tek tek okunarak dua edilmesinin ardından alana karanfiller bırakıldı.
Hayatını kaybeden vatandaşların aileleri, terörü lanetlediklerini belirterek, kimsenin böyle bir acı yaşamasını istemediklerini söylediler. Aileler, saldırının ardından bir yıl geçmesine rağmen aynı acıyı yaşadıklarını ifade ettiler.
Aileler adına basın açıklaması yapan Avukat Tülay Bekar, saldırının ardından ne acının, ne de özlemin azalmadığını belirterek, "Sadece bizim değil, onlar hepimizin annesiydi, babasıydı, kardeşiydi. Gencecik geleceğimizin teminatı pırıl pırıl evlatlarımızdı. Buralarda ölen bizdik. Ziyaretten dönen bir anne, evine gitmeye çalışan memur, KPSS'ye hazırlanan bir genç kız, tesadüfen oradan geçen biri, otobüs bekleyen bir diğeriydik. Ekmek parası peşinde bir taksici ya da bir çaycıydık" diye konuştu.

17351037_987167311385527_67949215_n.jpg

 

AÇIK CEZA İNFAZ KURUMLARINA AYRILMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

22.02.2017 tarihi itbari ile Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren;

AÇIK CEZA İNFAZ KURUMLARINA AYRILMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK ile birlikte;

Toplam cezaları 5 Yıldan fazla olanlar cezalarının onda birini kurumlarda geçirmek durumunda iken söz konusu madde ile toplam cezaları 10 yıldan az olanlar cezalarının 1 ayını ve daha fazla olanlar ise onda birini kurumlarda geçirdikten sonra Açık Ceza İnfaz Kurumlarına ayrılabilecek hale gelmişlerdir.

Değişiklikle birlikte madde aşağıda ki hali almıştır.

Madde 6 - (1) Hükümlülerden; a) Toplam cezalarının yerine cezaları on yıldan az olanlar bir ayını, on yıl ve yukarı olanlar ise) onda birini kurumlarda infaz edip, iyi halli olan ve koşullu salıverilme tarihine yedi yıl veya daha az süre kalanlar, b) Müebbet hapis cezasına mahkum olup, koşullu salıverilme tarihine beş yıl veya daha az süre kalanlar, c) Cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilenlerden toplam cezalarının üçte birini bu kurumlarda iyi halli olarak geçiren ve koşullu salıverilme tarihine üç yıl veya daha az süre kalanlar, açık kurumlara ayrılabilir.

Era Hukuk Bürosu
Av. Gökçe ATABEK

Toplumu Ayrıştıran ve Nefret Suçu Oluşturan Tutum, Davranış ve Beyanlarda Bulunan Şahıslarla İlgili ERA HUKUK BÜROSU Olarak Suç Duyurusunda Bulunduk.

Yılbaşı kutlamaları ile ilgili sosyal medyada ve Kamuoyuna açık yerlerde yapılan ayrıştırıcı ve nefreti körükleyen paylaşım ve beyanların suç teşkil ettiğine dair ilgili makamlara yılbaşı öncesi uyarılarda bulunmuştuk.Üzülerek belirtmek gerekir ki geliyorum diyen vahşet önlememiştir. Toplumu ayrıştıran ve nefret suçu oluşturan tutum, davranış ve beyanlarda bulunan şahıslarla ilgili ERA HUKUK BÜROSU olarak suç duyurusunda bulunduk.Birlikten, dirlikten, huzurdan ve Cumhuriyet'ten yana olan herkesi de aşağıdaki dilekçe örneğinde belirtildiği şekilde suç duyurusunda bulunmaya davet ediyoruz.

Av. Tülay Bekar

 

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :
ŞÜPHELİLER : Murat Mücahit Yentür (Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürü)
Aydın İli Alperen Ocakları
Nazilli Alperen Ocakları
Ahmet Mahmut Ünlü ( Kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca)
Yeni Akit Gazetesi
Küçükçekmece Belediyesi ve yetkileri
Nurullah Arvas (Diyanet-Sen Van Şube Başkanı)
Ekrem Arslan(Diyanet-Sen K.Maraş Şube Başkanı)

SUÇ :TCK. 216, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama

AÇIKLAMALAR

Öncelikle yaşadığımız bu kötü günlerde bir kez daha hatırlatmak gerekir ki;Anayasamızda 2. Madde ile güvence altına alınarak belirtildiği gibi “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, LÂİK ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Anayasa ile güvence altına alınarak belirlenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri bir takım yetkililer ve kamuoyunda tanınan halkın belirli bir kesimine hitap eden kişiler tarafından dini duygular sömürülmek ve ayrımcılık yapmak sureti ile tehlikeye atılmaya çalışılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti ifade özgürlüğü olan demokratik bir hukuk devletidir. Ancak kişilere tanınmış olan bu özgürlüğün kötü niyetli olarak ve insanları aşağılar ve tahkir eder biçimde söylemlerde bulunularak kullanılması halinde Türk Ceza Kanununu uyarınca cezalandırılması gerektiği açıkça ortadadır.

Şüphelilerin Türk Ceza Kanunumuzda düzenlenen ve suç teşkil edecek şekilde halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmiş olmaları neticesinde Türkiye Cumhuriyeti olarak acı, hain ve vahim bir sonuçla karşı karşıya kalmış durumdayız.
1-Şüphelilerden Ahmet Mahmut Ünlü 26.12.2016 tarihinde sosyal medyada paylaşılan video ve bir kısım basın açıklamaları ile; “Sen gavurların icadı yılbaşı kutlaması yaparsan ALLAH'da sana ceza verir...Noel Babayı sünnet törenleri başladı, Noel kutlamalarına sıcak bakarak ne var ya gavur merasimini kutlamakta diyenler noel kutlaması yapmasa dahi kafirdir” şeklinde açıklamalar yaparak hitap ettiği kesimi 31.12.2016 gecesi yeni yıl kutlamak isteyen insanlara karşı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmiştir.
2-Şüphelilerden Nazilli ve Aydın Alperen Ocakları üyeleri ve yetkilisi 28.12.2016 tarihinde noel baba kıyafetleri ile işini yapan ve para kazanmaya çalışan bir vatandaşı darp edip yaraladıktan sonra kafasına silahlar dayayarak şiddet ve korku içerikli bir eylem yapmışlar, bu kişiler hakkında soruşturma dahi açılmamıştır. Herşeyden önce Anayasamız ile güvence altına alınarak her birimize silahsız ve saldırısız şekilde izin almadan toplantı gösteri yürüyüş hakkı verilmiş olup bir vatandaşın kafasına silah dayamak sureti ile eylem yapma hakkı kimseye hiçbir suretle verilmemiştir. Tüm bunların yanında haber sitelerinde boy boy efe kıyafetleri ile noel babanın kafasına silah dayandığı fotoğraflar paylaşımılmış Alperen Ocaklarının hitap ettiği kesimin tamamı yeni yıl kutlaması yapan kişilere karşı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik edilmiştir.


3-İstanbul ve İzmir ilinde “Bu kimin yılbaşısı bu kimin kutlaması” başlıklı bildiri; Maide suresinden “Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin onlar ancak birbirinin dostudur, im onları dost edinirse o da onlardandır. Bu Noel’e (yılbaşı gecesine) iştirak etmek, çam devirmek, hindi pişirmek mezeler hazırlayıp içkiler içmek, eğlenmek, televizyon programlarını seyretmek onlara benzemek değil de nedir?Biz bacadan hediye getiren Noel Baba’nın değil, yedi kat semadan namazı hediye getiren Muhammed Mustafa (S.A.V)’in ümmetiyiz” şeklinde olup halka dağıtılmıştır. Bu bildiri ile Türk Ceza Kanunu uyarınca halkın ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edilmiştir. Bu bildiriyi yayınlayan kişiler hakkında soruşturma başlatılmalı ve eylemlerine uyan TCK. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerekmektedir.

4-İstanbul ili Küçükçekmece ilçesine bağlı olan İkitelli’de sokağa asılan “Biz müslümanız yılbaşı kutlamalarına hayır” yazılı ve noel baba figürüne yumruk atan fesli bir osmanlı genci resmedilen dev bir pankart ile halkı alenen kin ve düşmanlığa tahrik etmiştir. Bu nedenle de İkitelli’nin bağlı bulunduğu Küçükçekmece Belediyesi ve yetkilileri eylemlerine uyan TCK maddeleri uyarınca cezalandırılmalıdır.


5-Şişli Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür imzası ile okullara; “Yaşanan terör olayları ve kültürel değerlerimize uygun olmaması nedeniyle Müdürlüğümüze intikal eden şikayetler göz önünde bulundurularak, yılbaşı nedeniyle öğrencilerin hediyeleşmesi, şans oyunları, süsleme, çekiliş vb. gibi Noel-yılbaşı etkinliklerinin yapılmaması ve herhangi bir aksaklığa mahal verilmemesi hususunda ikinci bir uyarıya mahal vermeden gereğini önemle rica ederim.” Şeklinde bir yazı göndererek hem öğrencilerin birbirleri ile ilişkilerinin kuvvetlenebileceği, kardeşlik duygularının artarak birbirlerine hediye verecekleri bir durumdan çıkararak kutlamaları iptal etmiş ve yılbaşı kutlaması yapan kişilere karşı halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmiştir.

6-Yeni Akit Gazetesi ise hergün yaptığı tüm haberlerle sürekli olarak yılbaşı kutlamaları yapan kişileri kendi hitap ettikleri kişilere karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmiştir. Yapmış olduğu haberlerden sonuncusu ise; “medeniyetiniz batsın” manşeti ile “haçlı batı mazlumların kanları üzerine inşa ettiği servet dağlarında zevk-ü sefa ile tepinmeye devam ediyor. Müslüman coğrafyalar zulüm, işkence ve ölümle yüzyüze kalırken, batı başkentleri katliamlara kulaklarını tıkarayarak türlü kepazeliklerle yeni yılı kutluyorlar.” Şeklinde olup yılbaşı kutlayan insanlara karşı halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmiştir. Bu nedenle Yeni Akit Gazetesi yetkililerinin eylemlerine uyan TCK. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerekmektedir.

7-Diyanet-Sen Van Şube Başkanı Nurullah Arvas ve Kahramanmaraş Şube Başkanı Ekrem Arslan basında yer alan açıklamalarında Yılbaşı kutlamalarının İslam dinininde yeri olmadığı, en büyük zenginliğin iman zenginliği olduğunu belirterek KANLI NOEL’E ALET OLMAYIN şeklindedir. Bu açıklamaların halkı alenen kin ve düşmanlığa tahrik ettiği de açıkça ortadadır.

YUKARIDAN BERİ BAHSEDİLEN ŞÜPHELİLER VE EYLEMLERİ NETİCESİNDE 31.12.2016 GECESİ MASUM İNSANLAR KATLEDİLMİŞTİR. HALKI GÜNLERCE YILBAŞI KUTLAMALARINA KARŞI KIŞKIRTIP, DÜŞMANLIĞA TAHRİK EDENLER BU KATLİAMINDA SORUMLUSUDUR. ÜSTELİK BİLİNDİĞİ ÜZERE BAHSEDİLEN EYLEMLERİN TAMAMI TCK KAPSAMINDA SUÇ OLARAK DÜZENLENMİŞTİR. BU İTİBARLA ŞÜPHELİLERİN EYLEMLERİNE UYAN TCK MADDELERİ UYARINCA CEZALANDIRILMALARI İÇİN SAYIN SAVCILIĞINIZA BAŞVURU ZARURETİMİZ HASIL OLMUŞTUR.

Bahsedilen şahısların eylemlerinin cezalandırılmaması halinde halk kendi içerisinde kin ve nefretle dolacak, hergün daha vahim olaylara sebebiyet verecektir. Ceza hukuku kişilerin eylemlerinin topluma zararlı olması halinde caydırıcılığını sağlamalıdır. Kaldı ki bu kişiler nefret suçu işleyerek başka vahim olayların azmettiricisi olmadan haklarında Sayın Savcılığınızca soruşturma başlatılması ve cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM:Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve Sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle şüpheliler hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. .../01/2017

Şikayet Eden

Atatürk'e Hakarete Suç Duyurusunda Bulunduk.

Mustafa Kemal Atatürk'ü aşağılayan ona hakaret eden kişiler hakkında suç duyurusunda bulunmaya devam ediyoruz. Bu kişiler bu korkunç eylemlerinden vazgeçmedikçe biz de vazgeçmeyeceğiz. Şikayetimizi aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.

.......................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :

ŞÜPHELİ : Mustafa Armağan (Türk araştırmacı, yazar)

SUÇ : 5816 Sayılı Yasaya Muhalefet

SUÇ TARİHİ : 22.12.2016

AÇIKLAMALAR

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Zira söz konusu nitelikleri T.C. Anayasası ile de güvence altına alınmıştır.

Yüce Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nce ATA’ya duyulan saygının koruyucusu olması amacıyla 25.07.1951 tarihinde 5816 sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Üzerine Kanun” çıkartılmıştır. Yargıtay’a göre bu suçun oluşması için Atatürk’ün adının doğrudan geçmesi önemli değildir.

22.12.2016 tarihinde Rize’de Mustafa Kemal Atatürk’ün heykeli vinçlerle yerinden sökülmüştür. Daha önce çay bardağı heykeli konulacak denilerek Atatürk heykeli Rize meydanından sökülmek istenmiş fakat tepkiler üzerine geri adım atılmıştır. Fakat söz konusu tarihte Rize Belediyesi; Rize Meydanında bulunan Atatürk heykelini, yerine başka bir heykel yapılacağı söylemiyle akşam saatlerinde sökmüştür. Söz konusu eylemleri sebebi ile şikayette bulunulmuş ve haklarında gerekli soruşturma devam etmektedir. Bunun üzerine tarihçi Mustafa Armağan söz konusu eylem hakkında Atatürk’ün anısına hakaret edecek şekilde sosyal medya üzerinden paylaşımlar yapmaya başlamıştır.

Atatürk heykeli; yerinden sökülürken tahrip edilmiştir. Bunun üzerine tarihçi şüpheli Mustafa Armağan sosyal medyadan paylaşımlarda bulunmaya başlamış ve alenen Atatürk’ün hatırasına hakaret emiştir. Mustafa Armağanın söylemleri incelendiğinde söz konusu eyleminin açıkça suç oluşturduğu aşikardır.(http://www.abcgazetesi.com/ataturk-dusmani-tarihci-mustafa-….)

5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Üzerine Kanun’un 1. Maddesi;

“Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir. yukarıki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.” Şeklindedir.

Atatürk heykelinin kaldırılması konusunda tarihçi Mustafa Armağan internet yolu ile “UÇAN HEYKEL 15 Temmuzdan sonra halkı istediğinin olacağı Türkiye’ye direnmenin manası yok isterseniz refendum yapalım Rizede Atatürk, heykeli toprağa vermiş bir ülkeyiz bugüne bugün putperestliğin şahikası bu gelecekte toprağı kazanlar heykel çıkaracaklar, bu giden heykelse onun nereye dikileceğini halk kararlaştırır HA YOK HEYKEL DEĞİLSE ORADA İŞİ OLMAZ Rizede Atatürk” şeklinde paylaşımlarda bulunmuştur.

YARGITAY’IN YERLEŞİK İÇTİHATLARINA VE EMSAL KARARLARINA BAKILDIĞINDA DA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN HEYKEL VE BÜSTLERİNE ZARAR VERME SUÇUNUN CEZALANDIRILDIĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2003/16417 E. 2005/1184 K. sayılı kararında; Atatürk heykeli üzerine asılan afişin Atatürk’ün manevi şahsına hakaret teşkil etmesi nedeniyle, sanıkların beraatlerine karar verilmesi yasaya aykırı bulunmuştur. Söz konusu karara göre Atatürk büstüne aşağılayıcı afiş asmak cezalandırılması gereken bir davranıştır ve buna göre Atatürk heykelinin tahrip edilmesi suçunda şüpheliler evveliyetle cezalandırılmalıdır.

Yukarıdan beri sayılan nedenlerle şüphelinin Atatürk’ün anısına alenen hakaret ve sövme suçlarını işlemiş olup hakkında eylemlerine uyan maddeler uyarınca kovuşturma yapılarak cezalandırılması gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek şüpheli Mustafa Armağan hakkında gerekli kovuşturma yapılarak eylemlerine uyan yasa maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. ../../.2017

Şikayet Eden

Suç Duyurusu Kin ve Düşmanlığa Tahrik

Yılbaşı kutlamaları ile ilgili sosyal medyada ve Kamuoyuna açık yerlerde yapılan ayrıştırıcı ve nefreti körükleyen paylaşım ve beyanların suç teşkil ettiğine dair ilgili makamlara yılbaşı öncesi uyarılarda bulunmuştuk.
Üzülerek belirtmek gerekir ki geliyorum diyen vahşet önlememiştir. Toplumu ayrıştıran ve nefret suçu oluşturan tutum, davranış ve beyanlarda bulunan şahıslarla ilgili ERA HUKUK BÜROSU olarak suç duyurusunda bulunduk.
Birlikten, dirlikten, huzurdan ve Cumhuriyet'ten yana olan herkesi de aşağıdaki dilekçe örneğinde belirtildiği şekilde suç duyurusunda bulunmaya davet ediyoruz.

Av. Tülay Bekar

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :
ŞÜPHELİLER : Murat Mücahit Yentür (Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürü)
Aydın İli Alperen Ocakları
Nazilli Alperen Ocakları
Ahmet Mahmut Ünlü ( Kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca)
Yeni Akit Gazetesi
Küçükçekmece Belediyesi ve yetkileri
Nurullah Arvas (Diyanet-Sen Van Şube Başkanı)
Ekrem Arslan(Diyanet-Sen K.Maraş Şube Başkanı)

SUÇ :TCK. 216, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama

AÇIKLAMALAR

Öncelikle yaşadığımız bu kötü günlerde bir kez daha hatırlatmak gerekir ki;Anayasamızda 2. Madde ile güvence altına alınarak belirtildiği gibi “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, LÂİK ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Anayasa ile güvence altına alınarak belirlenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri bir takım yetkililer ve kamuoyunda tanınan halkın belirli bir kesimine hitap eden kişiler tarafından dini duygular sömürülmek ve ayrımcılık yapmak sureti ile tehlikeye atılmaya çalışılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti ifade özgürlüğü olan demokratik bir hukuk devletidir. Ancak kişilere tanınmış olan bu özgürlüğün kötü niyetli olarak ve insanları aşağılar ve tahkir eder biçimde söylemlerde bulunularak kullanılması halinde Türk Ceza Kanununu uyarınca cezalandırılması gerektiği açıkça ortadadır.

Şüphelilerin Türk Ceza Kanunumuzda düzenlenen ve suç teşkil edecek şekilde halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmiş olmaları neticesinde Türkiye Cumhuriyeti olarak acı, hain ve vahim bir sonuçla karşı karşıya kalmış durumdayız.
1-Şüphelilerden Ahmet Mahmut Ünlü 26.12.2016 tarihinde sosyal medyada paylaşılan video ve bir kısım basın açıklamaları ile; “Sen gavurların icadı yılbaşı kutlaması yaparsan ALLAH'da sana ceza verir...Noel Babayı sünnet törenleri başladı, Noel kutlamalarına sıcak bakarak ne var ya gavur merasimini kutlamakta diyenler noel kutlaması yapmasa dahi kafirdir” şeklinde açıklamalar yaparak hitap ettiği kesimi 31.12.2016 gecesi yeni yıl kutlamak isteyen insanlara karşı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmiştir.
2-Şüphelilerden Nazilli ve Aydın Alperen Ocakları üyeleri ve yetkilisi 28.12.2016 tarihinde noel baba kıyafetleri ile işini yapan ve para kazanmaya çalışan bir vatandaşı darp edip yaraladıktan sonra kafasına silahlar dayayarak şiddet ve korku içerikli bir eylem yapmışlar, bu kişiler hakkında soruşturma dahi açılmamıştır. Herşeyden önce Anayasamız ile güvence altına alınarak her birimize silahsız ve saldırısız şekilde izin almadan toplantı gösteri yürüyüş hakkı verilmiş olup bir vatandaşın kafasına silah dayamak sureti ile eylem yapma hakkı kimseye hiçbir suretle verilmemiştir. Tüm bunların yanında haber sitelerinde boy boy efe kıyafetleri ile noel babanın kafasına silah dayandığı fotoğraflar paylaşımılmış Alperen Ocaklarının hitap ettiği kesimin tamamı yeni yıl kutlaması yapan kişilere karşı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik edilmiştir.


3-İstanbul ve İzmir ilinde “Bu kimin yılbaşısı bu kimin kutlaması” başlıklı bildiri; Maide suresinden “Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin onlar ancak birbirinin dostudur, im onları dost edinirse o da onlardandır. Bu Noel’e (yılbaşı gecesine) iştirak etmek, çam devirmek, hindi pişirmek mezeler hazırlayıp içkiler içmek, eğlenmek, televizyon programlarını seyretmek onlara benzemek değil de nedir?Biz bacadan hediye getiren Noel Baba’nın değil, yedi kat semadan namazı hediye getiren Muhammed Mustafa (S.A.V)’in ümmetiyiz” şeklinde olup halka dağıtılmıştır. Bu bildiri ile Türk Ceza Kanunu uyarınca halkın ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edilmiştir. Bu bildiriyi yayınlayan kişiler hakkında soruşturma başlatılmalı ve eylemlerine uyan TCK. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerekmektedir.

4-İstanbul ili Küçükçekmece ilçesine bağlı olan İkitelli’de sokağa asılan “Biz müslümanız yılbaşı kutlamalarına hayır” yazılı ve noel baba figürüne yumruk atan fesli bir osmanlı genci resmedilen dev bir pankart ile halkı alenen kin ve düşmanlığa tahrik etmiştir. Bu nedenle de İkitelli’nin bağlı bulunduğu Küçükçekmece Belediyesi ve yetkilileri eylemlerine uyan TCK maddeleri uyarınca cezalandırılmalıdır.


5-Şişli Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür imzası ile okullara; “Yaşanan terör olayları ve kültürel değerlerimize uygun olmaması nedeniyle Müdürlüğümüze intikal eden şikayetler göz önünde bulundurularak, yılbaşı nedeniyle öğrencilerin hediyeleşmesi, şans oyunları, süsleme, çekiliş vb. gibi Noel-yılbaşı etkinliklerinin yapılmaması ve herhangi bir aksaklığa mahal verilmemesi hususunda ikinci bir uyarıya mahal vermeden gereğini önemle rica ederim.” Şeklinde bir yazı göndererek hem öğrencilerin birbirleri ile ilişkilerinin kuvvetlenebileceği, kardeşlik duygularının artarak birbirlerine hediye verecekleri bir durumdan çıkararak kutlamaları iptal etmiş ve yılbaşı kutlaması yapan kişilere karşı halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmiştir.

6-Yeni Akit Gazetesi ise hergün yaptığı tüm haberlerle sürekli olarak yılbaşı kutlamaları yapan kişileri kendi hitap ettikleri kişilere karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmiştir. Yapmış olduğu haberlerden sonuncusu ise; “medeniyetiniz batsın” manşeti ile “haçlı batı mazlumların kanları üzerine inşa ettiği servet dağlarında zevk-ü sefa ile tepinmeye devam ediyor. Müslüman coğrafyalar zulüm, işkence ve ölümle yüzyüze kalırken, batı başkentleri katliamlara kulaklarını tıkarayarak türlü kepazeliklerle yeni yılı kutluyorlar.” Şeklinde olup yılbaşı kutlayan insanlara karşı halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmiştir. Bu nedenle Yeni Akit Gazetesi yetkililerinin eylemlerine uyan TCK. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerekmektedir.

7-Diyanet-Sen Van Şube Başkanı Nurullah Arvas ve Kahramanmaraş Şube Başkanı Ekrem Arslan basında yer alan açıklamalarında Yılbaşı kutlamalarının İslam dinininde yeri olmadığı, en büyük zenginliğin iman zenginliği olduğunu belirterek KANLI NOEL’E ALET OLMAYIN şeklindedir. Bu açıklamaların halkı alenen kin ve düşmanlığa tahrik ettiği de açıkça ortadadır.

YUKARIDAN BERİ BAHSEDİLEN ŞÜPHELİLER VE EYLEMLERİ NETİCESİNDE 31.12.2016 GECESİ MASUM İNSANLAR KATLEDİLMİŞTİR. HALKI GÜNLERCE YILBAŞI KUTLAMALARINA KARŞI KIŞKIRTIP, DÜŞMANLIĞA TAHRİK EDENLER BU KATLİAMINDA SORUMLUSUDUR. ÜSTELİK BİLİNDİĞİ ÜZERE BAHSEDİLEN EYLEMLERİN TAMAMI TCK KAPSAMINDA SUÇ OLARAK DÜZENLENMİŞTİR. BU İTİBARLA ŞÜPHELİLERİN EYLEMLERİNE UYAN TCK MADDELERİ UYARINCA CEZALANDIRILMALARI İÇİN SAYIN SAVCILIĞINIZA BAŞVURU ZARURETİMİZ HASIL OLMUŞTUR.

Bahsedilen şahısların eylemlerinin cezalandırılmaması halinde halk kendi içerisinde kin ve nefretle dolacak, hergün daha vahim olaylara sebebiyet verecektir. Ceza hukuku kişilerin eylemlerinin topluma zararlı olması halinde caydırıcılığını sağlamalıdır. Kaldı ki bu kişiler nefret suçu işleyerek başka vahim olayların azmettiricisi olmadan haklarında Sayın Savcılığınızca soruşturma başlatılması ve cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM:Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve Sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle şüpheliler hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.       .../01/2017

                                                                                                              Şikayet Eden

Era Hukuk Bürosu Olarak Mustafa Kemal Atatürk'e Açıkça ve Hiç Çekinmeden Hakaret Eden Bu Kişi Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk.

Toplumsal cinsiyet anlayışının bu denli vahim bir hale geldiği bu günlerde kadınların hak ve özgürlüklerini her gün ihlal eden ve kadını bir meta olarak gösteren bu programların kapatılması gerekmektedir. Zira bu programların içerisinde bulunan yarışmacıların da bu şekilde konuşması, programların aşağılayıcı ve vahim içeriklerinden de belli olmaktadır.

Era Hukuk Bürosu olarak Mustafa Kemal Atatürk'e açıkça ve hiç çekinmeden hakaret eden bu kişi hakkında suç duyurusunda bulunduk. Sizlerde artık bu ve benzeri olaylarla karşılaşmamız için bize ortak olun ve bulunduğunuz yer Cumhuriyet Savcılıklarından suç duyurusunda bulunun.

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA

ŞİKAYET EDEN :

ŞÜPHELİ : Yağmur AVCI

SUÇ : 5816 Sayılı Yasaya Muhalefet,

TCK m.130 kişinin anısına hakaret

SUÇ TARİHİ : 24.11.2016

SUÇ YERİ : Basın yolu ile ( Periscope sosyal paylaşım sitesi)

AÇIKLAMALAR

Türk Devleti'nin yasalarının koruyucusu ve dayanağı anayasamız, cumhuriyeti bize armağan eden, ulusumuzu muasır medeniyetler seviyesine çıkarmıştır. Mustafa Kemal ATATÜRK'e saygımızın koruyucusu olması amacıyla 25.07.1951 tarihinde 5816 sayılı "Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Üzerine Kanun" çıkartılmıştır. 5816 sayılı yasaya göre; Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden ve söven kişilerin cezalandırılacağı, söz konusu eylemi basın yolu ile işleyenlerin ise cezalarında arttırım yoluna gidileceği kabul edilmiştir.

Gerek gazetelerde gerekse sosyal ağlarda Atatürk'ün aziz hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimseler ile Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimselerle ilgili haberlere rastlamaktayız. Bunlardan biri ise geçtiğimiz günlerde 'periscope' uygulaması aracılığıyla videosunu paylaşan Yağmur AVCI isimli şahıstır.

24.11.2016 tarihinde Yağmur AVCI kullanmış olduğu Periscope uygulamasından çekildiği görülen görüntülerde, Atatürk için "O ZAMAN SİZİN ATANIZ DA ÖLÜSÜYLE İŞGAL ETTİĞİ 780 BİN METREKARELİK ANITKABİR'İ BOŞALTIP NORMAL BİR MEZARA DÖNSÜN. VAR MISINIZ? BU DA SİZE KAPAK OLSUN." ifadelerini kullanıyor.(EK1)

Periscope uygulaması üzerinden Yağmur AVCI isimli şahsın yapmış olduğu provokasyon niteliğindeki paylaşımlar halkı derinden üzmüş ve halkın tepkisini çekmiştir. Tüm bunların dışında Ulu Önder Atatürk'ün naşına aşağılar vaziyette ÖLÜ diyerek hitap eden, Anıtkabir'i, Atatürk'ün ölüsüyle işgal ettiğini beyan eden Yağmur AVCI'nın; Mustafa Kemal ATATÜRK 'ün manevi hatırasına apaçık hakaret suçu işlediği anlaşılmaktadır. Bunun aksinin düşünmek hukuk mantığıyla, 5816 sayılı yasanın amaç ve ruhuyla bağdaşmayacaktır. Nitekim söz konusu 5816 sayılı kanunun 1. Maddesi;

"Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..." şeklinde olup 2. Maddesi ise;

"Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtası ile işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır." Şeklindedir. İlgili maddeler ışığında şüpheli şahsın 5816 sayılı kanun kapsamında basın vasıtasıyla suç işlediği gözle görülür bir gerçektir.

Anayasamız her ne kadar kişilerin düşüncelerini beyan etmelerinde özgür olduğunu ifade etse de bu özgürlüğe bazı sınırlamalar getirmiştir. Anayasa'nın düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlıklı 26. Maddesi;

"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir...

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir" şeklinde olup anayasamızda, başkalarının şöhretlerini olumsuz etkileyecek düşünce açıklamalarının sınırlandırılacağı beyan edilmiştir. Bu nedenle Yağmur AVCI adlı şahsın paylaşımı açıkça anayasaya aykırılık teşkil etmektedir.

Yağmur AVCI'nın yayınladığı bir fotoğrafında Atatürk heykeli üzerinde oturduğu görülmektedir (EK2). 5816 sayılı Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanunun 1. Maddesi'nin 2. fıkrası;

"... Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir." Şeklinde olup Yağmur AVCI'nın Atatürk'ün heykeli üzerine oturmakla heykeli tahrip ettiği ve ona zarar verdiği sabittir.

Atatürk'ün hatırasına hakaret suçu, sözel ifade, yazılı beyan gibi düşüncenin dışa açıklanması yoluyla işlenebileceği gibi heykellerin, büstlerin kırılması gibi aktif eyleme dayalı davranış biçimleri ile de işlenebilir. Bu suçun işlenmesine örnek olarak verilebilecek durumlar, bazı Yargıtay kararlarında ele alınmıştır. Örneğin, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin E. 2005/9628, K. 2006/7531 sayılı 26.9.2006 tarihli kararında; "Atatürk'ün büstüne "Vajina monologları" adlı tiyatro oyununa ait afişin yazılı kısmının bütün alın, burun ve yüz kısmını kapatacak şekilde konduğunu görmeleri üzerine kendilerini Emniyet Müdürlüğü'ne götürdüklerini beyan etmeleri, sanıkların da kısmen tanıkların anlatımlarını doğrulamaları karşısında, mahkumiyetleri yerine Atatürk'ün manevi şahsiyetini tahkir özel kastı ile hareket etmediklerinden bahisle beraatlerine karar verilmesi yasaya aykırıdır."

denilmiştir. Görüleceği üzere, sanıklar, Atatürk'ün büstünün yüz kısmını Vajina Monologları yazısı ile kapatarak, kadın cinsel organından yola çıkıp Atatürk'ün şahsiyetine hakaret etmiş, kendisini küçük düşürmüşlerdir. Yine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 18.06.2013 tarih, 2012/4775 E., 2013/9266 K. sayılı kararında "sanığın suç oluşturan kaba

sövme niteliğindeki sözlerinin 6352 sayılı yasanın geçici maddesi kapsamında düşünce ve kanaat açıklaması olarak kabul edilemeyeceği" vurgulanmıştır.

Balıkesir'de 8. Sınıfta okuyan 14 yaşındaki bir öğrencinin, derste öğretmeninin "Kitapları çıkarın" sözü üzerine Atatürk'ü göstererek "Bu kitap bu inek tarafından getirildi. Bu inek olmasaydı kitap olmazdı" demesini, Yargıtay 11. Ceza Dairesi 'hakaret için genel kast yeter" diyerek Atatürk'e hakaret suçu olarak nitelendirmiştir. Demek ki; genel kast ile Atatürk'ü aşağılama, küçük düşürme ve hakaret içeren ifadelerle anma eylemleri, artık ifade özgürlüğü kapsamında ele alınamayıp 5816 sayılı yasa gereğince hapis cezasına çarptırılma yaptırımına tabi suç niteliği taşıyacaktır.

Bu kararlar göz önüne alındığında Yağmur AVCI adlı şahsın Atatürk'e sarfettiği kaba ve aşağılayıcı nitelikteki sözlerinin ifade özgürlüğü kapsamında nitelendirilemeyip suç teşkil ettiği sabittir.Ayrıca bu şahsın Atatürk heykeli üzerine oturması da açıkça ilgili kanun maddeleri ve Yargıtay kararları ışığında suçtur.

Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle şüphelinin basın yolu ile alenen Mustafa Kemal Atatürk'ün hatırasını tahkir edecek şekilde hakaret suçunu işlediği sabit olduğundan cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmekte olduğundan Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hasıl olmuştur.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın savcılığınızca re'sen gözetilecek sebeplerle, şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. .......2016

Şikayet Eden

İlgili suç delili izlence linki : https://www.youtube.com/watch?v=Tc9ibiemXoc HABER DETAY : http://tv.sozcu.com.tr/2016/magazin/video/gelin-adayindan-ataturke-hakaret?utm_source=sm_fb&utm_medium=free&utm_campaign=magazin

Suç Duyurusunda Bulunun!

Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret eden ve etmeye devam eden kişiler hakkında suç duyurusunda bulunmaya devam ediyoruz. Türkiye'nin her yerinden sizlerde suç duyurusunda bulunmak isterseniz örnek dilekçemizi aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.
Av.Tülay Bekar


.../...

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :

ŞÜPHELİ : Fatih TEZCAN (analizmerkezi.com sitesinin genel yayın yönetmeni)
SUÇ :5816 Sayılı Yasaya Muhalefet
Hakaret, TCK. 125

SUÇ TARİHİ : 10.11.2016

SUÇ YERİ : Basın yolu ile ( Twitter sosyal paylaşım sitesi)

AÇIKLAMALAR

Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığının ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünün siperi olan Anayasamız, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ anlayışıyla hazırlanmıştır. Anayasamızla birlikte; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin; toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu güvence altına alınmıştır.
Yüce Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nce ATA’ya duyulan saygının koruyucusu olması amacıyla 25.07.1951 tarihinde 5816 sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Üzerine Kanun” çıkartılmıştır. 5816 sayılı yasaya göre Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden ve söven kişilerin cezalandırılacağı, söz konusu eylemi basın yolu ile işleyenlerin ise cezalarında arttırım yoluna gidileceği kabul edilmiştir. Yargıtay kararlarına göre bu suçun oluşması için Atatürk’ün adının doğrudan geçmesi önemli değildir.
10.11.2016 tarihinde gazeteci Fatih TEZCAN; sosyal paylaşım sitesi olan Twitter’daki hesabı üzerinden ifade özgürlüğü hakkını kullanarak 08.32’de “Özlemle anıyoruz… Allah mekanını cennet eylesin… Amin...” paylaşımında bulunmuştur. Fakat saat 09.35’teki paylaşımında ise “Küstahlığa bak! Abdülhamid Han’ı anıyorum, Atatürk’e saygısızlık diyorlar. Adeta: Maktul’ü anıyoruz, Katil’e saygı istiyorlar! Bkz. 31 Mart” şeklinde ifadelere yer vermiştir. Atatürk’ün öldüğü günde, Twitter sitesi üzerinden Fatih TEZCAN isimli şahsın yapmış olduğu provokasyon niteliğindeki paylaşımlar halkı derinden üzmüş ve halkın tepkisini çekmiştir. Tüm bunların dışında Ulu Önder Atatürk’ü ‘katil’ sıfatıyla itham eden söz konusu şahsın, Mustafa Kemal ATATÜRK ’ün manevi hatırasına apaçık hakaret suçu işlediği anlaşılmaktadır.Bunun aksinin düşünmek hukuk mantığıyla, 5816 sayılı yasanın amaç ve ruhuyla bağdaşmayacaktır. Nitekim söz konusu 5816 sayılı kanunun 1. Maddesi;
“Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...” şeklinde olup 2. Maddesi ise;
“Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtası ile işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır.” Şeklindedir. İlgili maddeler ışığında şüpheli şahsın 5816 sayılı kanun kapsamında basın vasıtasıyla suç işlediği gözle görülür bir gerçektir. Ayrıca bilindiği üzere Türk Ceza Kanunu’nu ile de mağdurun gıyabında basın yolu ile işlenen hakaret suçlarının cezalandırılacağı sabitlenmiştir.
Anayasamız her ne kadar kişilerin düşüncelerini beyan etmelerinde özgür olduğunu ifade etse de bu özgürlüğe bazı sınırlamalar getirmiştir. Anayasa’nın düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlıklı 26. Maddesi;
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir…
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi… başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir” şeklinde olup anayasamızda, başkalarının şöhretlerini olumsuz etkileyecek düşünce açıklamalarının sınırlandırılacağı beyan edilmiştir. Bu nedenle Fatih TEZCAN adlı şahsın paylaşımı açıkça anayasaya aykırılık teşkil etmektedir.
YARGITAY’IN YERLEŞİK İÇTİHATLARINA VE EMSAL KARARLARINA BAKILDIĞINDA DA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E HAKARET SUÇUNUN CEZALANDIRILDIĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR. NİTEKİM YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ’NİN 2003/16417 E. 2005/1184 SAYILI KARARI BU YÖNDEDİR.
Yine Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2005/9628 E. 2006/7531 sayılı kararına göre; “Atatürk’ün büstüne “Vajina monologları” adlı tiyatro oyununa ait afişin yazılı kısmının bütün alın, burun ve yüz kısmını kapatacak şekilde konduğunu görmeleri üzerine kendilerini Emniyet Müdürlüğüne götürdüklerini beyan etmeleri, sanıkların da kısmen tanıkların anlatımlarını doğrulamaları karşısında, mahkumiyetleri yerine Atatürk’ün manevi şahsiyetini tahkir özel kastı ile hareket etmediklerinden bahisle beraatlerine karar verilmesi yasaya aykırıdır.”
Fatih TEZCAN isimli şahsın Atatürk’e sarf ettiği ‘katil’ sözünün her ne kadar milletimizin gözünde Atatürk’ün değerini düşürmeyeceği açık ise de bir kısım vatandaşımızı etkilediği de göz ardı edilemez.
Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle şüphelinin basın yolu ile alenen Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırasını tahkir edecek şekilde hakaret suçunu işlediği sabit olduğundan cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesi gerekmekte olduğundan Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hasıl olmuştur.

SONUÇ VE İSTEM :Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle, şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. ...11.2016

http://www.gercekgundem.com/…/fatih-tezcandan-kustah-paylas…

Mustafa Kemal Atatürk'ün aramızından ayrılışının 78. yılında yandaş medya kalemşörleri Ata'ya yönelik kinlerini çekinmeden kusmaya devam ediyor.
gercekgundem.com

ATA'mıza Hakarette Bulunan Her Şahıs İçin Suç Duyurusunda Bulunmaya Devam Edeceğiz!!!

Mustafa Kemal Atatürk'ün izinden gitmemiz onun değerlerine sahip çıkmamız gereken zamanlarda hala böylesine vahim şekilde paylaşımlarda bulunmaya devam eden kişiler hakkında suç duyurusunda bulunmaya devam ediyoruz. Bu ve benzeri olaylara bir vatandaş olarak sessiz kalmamız gerektiğini düşünüyor, sizlerle de bulunduğunuz şehirden Savcılığa başvurmak isterseniz diye suç duyurumuzu aşağıda paylaşıyoruz. Bilgilerinize sunar, daha aydınlık ve güzel günler dileriz.

Era Hukuk Bürosu

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :

ŞÜPHELİ : Erkan KARA

SUÇ : 5816 Sayılı Kanuna Muhalefet
TCK. m. 130


AÇIKLAMALAR

Tüm dünyada sosyal medya çeşitlerinden en çok kullanılan Facebook içerisinde kendisine “Erkan Kara” ismi ile açmış olduğu hesaptan TCK ve 5816 sayılı kanun uyarıca suç teşkil eden eylemlerde bulunan kişi hakkında Sayın Savcılığınıza başvuru zaruretimiz hasıl olmuştur.

Bir Türk vatandaşı olarak Mustafa Kemal Atatürk’ü korumak ve ona karşı suç teşkil eden eylemleri şikayet etmek vatandaşlık görevimiz olup Ceza Hukuku kapsamında da ihbar yükümlülüğümüz mevcuttur. Böylesine vahim bir şekilde Atatürk’e yapılan tüm saldırıların cezalandırılması gerekmektedir.

Yukarıda bahsedilen Facebook’un “Erkan Kara” adlı tüm herkese açık bir hesap tarafından “Ne Kadar Ön Sezi Sahibi Bir Ata :D” şeklinde paylaşımda bulunarak altına ise photoshop programı kullanılarak Mustafa Kemal Atatürk’ün büstünün olduğu ve büstün altında ise; “BEN RUHUMU TESLİM ETTİKTEN EVVEL SONRA, İZİMDE OLDUĞUNU İDDİA EDEN BİR TAKIM FANİLER KABRİMİN YANINA SABİ PARKI YAPTIRACAKLAR, EVVEL SONRA O AYNI FANİLER O GÜZELİM PARKI YIKTIRACAKLAR. BRE GAFİLLER! MADEM YAPTIRIYORSUNUZ, NİYE YIKTIRIYORSUNUZ BENAMUSLAR!..” yazılı fotoğrafı paylaşmak suretiyle aşağılanmıştır. (EK1)

Şüphelinin söz konusu eylemi açıkça Atatük’le alay eder nitelikte olup onun hatırasına saygısızlık yapmak suretiyle aşağılamaktadır.

5816 sayılı kanuna göre; Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Şüpheli hem Atatürk’e alenen hakaret edip onu aşağılamış hem de büstünü tahrip ederek Mustafa Kemal Atatürk’ün ileri görüşlülüğü ile alay etmek suretiyle suç işlemiştir. Üstelik bunu herkes tarafından görülecek yazılı ve görüntülü ileti ile bir hesapta internet aracılığıyla yapmıştır. Söz konusu eylemler alenen suç teşkil etmekte olup şüphelinin tespit edilerek cezalandırılması gerekmektedir.

Yukarıdan beri sayılan nedenlerle Facebook hesap adı verilen “Erkan Kara” isimli şüphelinin IP adresi aracılığıyla tespit edilerek eylemlerine uyan maddeler uyarınca kovuşturma yapılarak cezalandırılması gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle Facebook adlı internet sitesinde “Erkan Kara” adlı kullanıcının IP adreslerinden kimliği tespit edilmesi, şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak eylemlerine uyan TCK. maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.../../2016

Şikayet Eden

Avukatımızdan Komisyonda Olan Kanun Teklifi Değerlendirilmesi

Avukatımız Gökçe Atabek'in halihazırda komisyonda olan kanun teklifini değerlendirmesi aşağıdadır. Avukatımıza teşekkür ediyoruz.

Bilindiği üzere Hukuk camiasında fetö terör örgütüne üye olmaktan ve bu örgüte yarar sağlamak iddiasıyla binlerce hakim savcı tutuklanıp meslekten ihraç edildi.

Söz konusu hakim ve savcıların görev yaptıkları mahkemelerde yargılanan ve cezalandırılan binlerce vatandaşın uğradıları hak kayıplarının giderilmesi adına Ceza Muhakemesi Kanununumuzun 311. Maddesinde düzenlenen yargılamanın iadesi müessesinden yararlanması zarureti ortaya çıkmış durumdadır. CMK’nın 311. Maddesinin 1. Fıkrasının c bendine göre; Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise yargılamanın iadesi yoluna gidilir. Bu yola başvurabilmek için kararın kesinleşmesi gerektiği gibi yerel mahkemece talebin kabule değer olup olmadığı hakkında da değerlendirme yapılarak bir karar verilir.

Ancak halihazırda tutuklanan ve ihraç edilen hakim ve savcıların binlerce olması ve bu kişiler tarafından yapılan yargılamaların yenilenmesi halinde oluşacak iş yoğunluğuda göz önüne alınarak taleplerin kabule değer olmadığı ve bu bağlamda da reddedilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.

22.09.2016 tarihinde teklif edilen ve halihazırda komisyonda değerlendirmede bulunan Ceza Muhakemesi Kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifleri incelendiğinde; bahsedilen hakim ve savcılar tarafından yapılan yargılamalarda taraf olan ve hak kaybına uğrayan vatandaşların söz konusu hak kayıplarının giderilmesi için başvuru yapıldığı ve fetö terör örgütüne üye olduğu hükmolunan hakimlerin baktığı davalarda ceza alan vatandaşların yeniden yargılama hakkı alması ve bu davaların bağımsız mahkemelerde adaletle yeniden görülmesi amaçlanmıştır. Söz konusu kanun teklifinin kabul edilmesinin hak ihlallerinin önüne geçirilmesini sağlayacak nitelikte olduğu kanaatindeyiz.

Bunun dışında geçtiğimiz gün Bekir Bozdağ yapmış olduğu açıklamada; Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru imkanı var. Zannediyorsam 2012'den beri bu yol açık. Vatandaşlarımız Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilir. Bir kanunla FETÖ'den açığa alınan hakimlerin ve savcıların verdiği kararları yeniden yargılamaya açarsak o zaman bir sürü dava birikir. AYM'nin kendi hükümleri var ve bireysel başvuruyu yapanlar bu yolla hakkını arayabilir. Anayasa Mahkemesi hak ihlaliyle ilgili karar verirse yeniden yargılama yolu açılabilir."Şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Bu takdirde yerel mahkemelerde ki yoğunluk anayasa mahkemesi için geçerli hale gelecektir. Ancak Bozdağında belirttiği gibi yerel mahkemede bahsedilen hakimlerce yargılanmış olan kişilerin hak ihlalleri olduğu tespit edilerek yeniden yargılanmaları sağlanacak olma ihtimaline bakıldığında yeniden yargılama talepleri reddedilen kişilerin hak ihlalleri olduğundan bahisle anayasa mahkemesine bireysel başvuru yapmaları gerektiği kanaatindeyiz. Söz konusu süreç uzun olmakla birlikte ihlallerin önüne geçebilmek adına bu başvuruların mutlaka yapılması gerekmektedir.

Anıtkabir'deki Ucube Kaldırıldı!

Günler Aydın olsun DOSTLAR;;;

TEŞEKKÜRLER;
TÜRKİYEMİN AYDINLIK İNSANLARI!

SİVİL TOPLUM,İNANÇLA YÜRÜYEN HALK;
DOĞRU İSTEK!!!

YANLIŞI HER NOKTADAN DÖNDÜRÜR...

ANITKABİRDEKİ "UCUBE"KALDIRILDI.

EMEĞİ GEÇEN HERKESE BİNLERCE TEŞEKKÜR;
VE DE SAYGILAR;

Av.Tülay Bekar

Anıtkabir Komutanlığı'na !

Anıtkabir'in mimarisine uymayan, herhangi bir değer taşımayan, alelade şekilde yapılan bu parkın Anıtın amacına, önemine ve bütünlüğüne aykırı olduğu kanaatinde olduğumuzdan Anıtkabir Komutanlığı'na bilgi edinme yazısı yazıyoruz. Tüm vatandaşlarımızı duyarlı olmaya çağırıyor ve aşağıdaki yazı ile her vatandaşımızın Anıtkabir Komutanlığı'na başvurabileceğini hatırlatıyoruz.

Bilgilerinize saygıyla arz edilir.

Av. Tülay Bekar

 

14450008_1240363346023485_4131102818750430367_n.jpg

ANITKABİR KOMUTANLIĞI’NA

Herkes tarafından bilindiği üzere Anıtkabir’in yapımına 1944 yılında başlanmış olup 9 yıllık bir süre sonunda 4 aşamalı olarak 1953 yılında tamamlanmıştır. Yapının mimarisi için uzun yıllar çalışılmış olup Anıtkabir için kullanılan her bir taşın anlamı ve önemi büyüktür. Böylesine bir mimarisi olan anıtın içerisine çocuk parkı yaptırılmıştır. Söz konusu park Anıtın amacına aykırı olup bütünlüğünü de bozmaktadır. Bu önem ve anlam bütünlüğüne sahip olan Anıtkabir’in içerisinde herhangi bir mimari önem taşımamakla birlikte görüntüsü bile alelade olan bir park yapılmasının gerekçesi, kim tarafından ne amaçla yaptırıldığı hususlarında bir Türk vatandaşı olarak tarafıma bilgi verilmesini saygılarımla arz ederim. ../../2016

Karşılıksız Çek Düzenlemeye Hapis Cezası Geliyor!

İcra iflas kanunundan elektronik imzaya kadar birçok alanda düzenleme yapılmasını içeren 6728 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu kanun özellikle Çek Kanununda önemli değişiklikler içeriyor. Kanunun 61 ila 65. maddeleri arasında Çek Kanununda değişiklik yapılmasına dair düzenlemeler yer alıyor.
KARŞILIKSIZ ÇEK DÜZENLEMEYE HAPİS CEZASI GELİYOR
Bunlara göre, karşılıksız çek düzenleme suçunun halihazırda uygulanan adli para cezasına ek olarak belirlenen paranın ödenmemesi durumunda hapis cezası verilebilecek. Karşılıksız çek düzenlemek suç teşkil ettiği artık çek hesabı açtırmak için bankaya adli sicil kaydı da verilmesi zorunlu olacak. Bu çerçevede bankanın, çek hesabı açtırmak isteyen kişinin çek hesabı açma yasağının bulunup bulunmadığını kontrol etme yükümlülüğü olacak.
Ayrıca çek üzerine Çek hesabı sahibinin gerçek kişi olması durumunda kimlik numarası, tüzel kişi ise MERSİS numarası yazılacak. Çek hesabı sahibi ile düzenleyenin farklı kişiler olması halinde, ayrıca düzenleyenin kimlik numarası da yazılacak. Böylece, çek hesabı sahibinin benzer isimli veya unvanlı kişilerden ayırt edilebilmesi sağlanarak, düzenleyenin net bir şekilde tespit edilebilmesi ve çekin karşılıksız çıkması durumunda çek hesabı sahibine karşı yapılacak başvurularda doğru kişiye ulaşılması hedefleniyor.
ŞİRKETLERİN TASFİYESİ KOLAYLAŞTIRILIYOR
Sermaye şirketlerinin tasfiye sürecini kolaylaştırmayı amaçlayan tasarı, tasfiye halindeki şirketin, kalan mal varlığını dağıtabilmek için alacaklılara yönelik yapılacak üçüncü ilandan itibaren gerekli bekleme süresi 1 yıldan 6 aya düşürülüyor.
Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tasfiye olunan şirketlerde, İcra İflas Kanunu'ndaki tasfiye ve ceza yaptırımı hükümleri uygulanmayacak.
KAREKODLU ÇEK ZORUNLU HALE GELECEK
Piyasalarda çeke duyulan güvenin artırılması ve karşılıksız çekin engellenmesi amacıyla çeklerde seri numarasıyla karekod bulunması zorunlu hale gelecek. Yabancı banka tarafından bastırılan çeklerde seri numarası veya karekodun bulunmaması senedin çek olarak geçerliliğini etkilemeyecek.
Bankalar, 31 Aralık 2016 tarihinden sonra karekodsuz çek yaprağı veremeyecek. 31 Aralık 2016 tarihinden önce basılan çeklerde bu unsur aranmayacak.
Tasarının tamamı için: http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx…
Stj. Av. Oğuzhan KISA

 
resmigazete.gov.tr
 

Ne Kutlu; Bir Taarruzdur O!

NE KUTLU ;
BİR TAARRUZDUR O!!!

BİR MİLLETİN ;
KADERİNİ GELECEĞİNİ;

KENDİ KANI VE ELLERİYLE ÇİZDİĞİ TARİH!!!

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI ;
KUTLU OLSUN;
KUTLANSIN...

TÜRK OLAN HER İLDE SEDASI YANKILANSIN...

BU VESİLE İLE ;
BAŞKOMUTANIMIZ ,ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE SİLAH ARKADAŞLARINI MİNNETLE ANIYOR;
SAYGI İLE AZİZ RUHLARI ÖNÜNDE EĞİLİYORUM ...

Av.Tülay Bekar

 

14079713_1761109537435511_8817036645539097297_n.jpg

Avukatımızdan Anayasa Mahkemesi Kararına Yorumu

Avukatımız Gökçe Atabek'in Anayasa Mahkemesi kararına yorumu aşağıdadır;

Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu karar ile, Türk Ceza Kanunun 103. Maddesinin 1. Fıkrasının a bendinde yer alan “15 yaşını tamamlamamış” kısmı ,sebebi ile ,birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar vermiştir.

Başvurucu Bafra Ağır Ceza Mahkemesi’nin kanunun iptalini isteme gerekçesinde ;cinsel istismara uğrayan çocuğun rızası olması durumlarında cezanın aşırı yüksek olduğudur. Kanunda çocuk tanımı yapılmış olup ,bu kişilerin rızasının kabul edilmesi ve başvuruya konu olması oldukça üzücü bir tablodur. Zira, böyle bir olay için rızanın kabul edilmesi ve cezanın düşürülmesi gündeme gelebiliyor ve kararlara konu olabiliyorsa; aynı tanım içerisinde bulunan çocukların ,ev alım satım yapması, ticarete atılması, işçi olarak çalıştırılması ve birer birey olarak toplumda her kesimin yapabileceği eylemleri ,kendi rızaları ile yapabilecekleri durumunu akla getirmektedir.
Nasıl bahsedilen bu durum mümkün değil ise çocukların cinsel istismar suçunda rızası konusunun gündeme gelerek cezaların düşürülmesinin düşünülmesi de mümkün olmamalıdır.

Anayasa Mahkemesi bu iptal kararınıngerekçesinde ise; cinsel istismar suçunun en nitelikli halinin en düşük 15 yaşında olana uygulanmasının suç ve cezada korunmak istenen hukuki yararı ile müeyyide arasındaki orantıyı bozduğu ve tarafı olduğumuz sözleşmelerle de korunan çocuk haklarının söz konusu suç işlendiğinde ,failin çocuk olması halinde de cezada aşırıya kaçıldığı belirtilmiştir.
Halbuki kanunda bu suç için öngörülen cezada herhangi bir aşırılık olmamasının yanında ,Anayasa Mahkemesi’nin iptali ile örneğin cinsel istismar mağdurunun 10-11 yaşlarında olması ve failin ise 40-50 yaşlarında olması halinde müeyyideninn hiçbir caydırıcılığı kalmayacak ve ülkemizde neredeyse her gün karşımıza çıkan bu suçun işlenme oranı daha da artacaktır.

Ayrıca söz konusu iptal ;6 aylık bir süreç sonunda yürürlüğe girecek ve bu süre içerisinde bir çözüm bulanamazsa ,kanunda bu bağlamda çok büyük bir boşluk oluşacaktır.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesi iptal kararında mevcut olan karşı oy gerekçesinde de belirtildiği üzere ivedilikle, kanun koyucu tarafından
küçüklerin biyolojik ve psikolojik gelişimlerine ilişkin bilimsel veriler ile ,toplumda geçerli genel ahlak ve kültürel koşulları gözeterek ,cinsel istismar suçunu; suçun unsurlarını, işleniş biçimini, çocuğa ve topluma verdiği zararı dikkate alarak bir yaptırım belirlemesi önemlidir.

Kaldı ki ;bu durum toplum tarafından adalete duyulan güveni sarsacak ve mağdur olan kişilerin daha da mağdur olmalarına neden olacağı gibi, topluma geri kazandrılmaları da imkansız hale gelecektir.Üstelik söz konusu eylem söz konusu suçun mağduru üzerinde derin izler bırakmakta ve çocuk psikolojik olarak telafisi imkansız zararlara uğramaktadır.
Bu halde bir çocuğun hayatının kararmasının karşılığında suçun failinin cezasının, ölçülü ve orantılı bulunmaması kanaati oldukça vahim görünmektedir.

Tüm dünyada ve ülkemizde sürekli olarak artış gösteren bu ve benzeri suçlar için ceza kanunlarının caydırıcılığı büyük önem arz etmektedir. Bu ve benzeri suçların işlenme oranını azaltmak topluma verilecek eğitimlerin yanı sıra büyük ölçüde işlenen suç karşısında verilecek ,ceza ile mümkündür. Anayasa mahkemesi iptal gerekçesinde belirtilen failin çocuk olması hali için kanunun farklı şekilde koruma imkanı zaten mevcuttur. Bilindiği üzere Türk Ceza Kanununun 31. Maddesi ile failin çocuk olması hali düzenlenmiş ve çocuk hakları korunmuştur. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesinde belirttiği bu hususun iptale konu olmaması gerektiği kanaatindeyiz.

http://www.kararlaryeni.anayasa.gov.tr/…/8295ece8-40f9-4c3a…

" Namaz Kılmayan Hayvandır " Şeklinde Açıklamaları Nedeniyle Mustafa Aşkar Hakkında Suç Duyurusunda Bulunduk !

TRT 1 Tv. Kanalında yayınlanan Ramazan Sevinci adlı programa konuk olan şüpheli Prof. Dr. Mustafa Aşkar basın yolu ile kişiler arasında ayrımcılık yapmak sureti ile “NAMAZ KILMAYANLAR HAYVANDIR” şeklinde açıklamalarda bulunması sebebi ile Era Hukuk Bürosu olarak suç duyurusunda bulunduk.

Tüm vatandaşlarımızda aşağıda sunmuş olduğumuz dilekçe ile suç duyurusunda bulunabilirler.

Bilgilerinize sunarız.

 

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN     :

ŞÜPHELİ                  :Prof. Dr. Mustafa AŞKAR

                                   

SUÇ                           : Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama, TCK. 216

                                     Hakaret, TCK. 125

SUÇ YERİ                : Basın Yolu ile

AÇIKLAMALAR

TRT 1 Tv. Kanalında yayınlanan Ramazan Sevinci adlı programa konuk olan şüpheli Prof. Dr. Mustafa Aşkar basın yolu ile kişiler arasında ayrımcılık yapmak sureti ile “NAMAZ KILMAYANLAR HAYVANDIR” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.

Şüphelinin söz konusu ifadeleri neticesinde açıkça halk arasında ayrımcılık yapmak sureti ile hakaret suçunu işlediği ortadadır. Bu beyanları sonrasında basın yolu ile özür dilemiş olsa bile ülkemizde böyle olayların tekrarlanmaması, kişilerin halka karşı bu denli rahat bir şekilde hakaret etmelerine engel olmak amacı ile Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hasıl olmuştur.

Zira şüphelinin eylemine uyan TCK. maddeleri uyarınca cezalandırılması halinde kişilereörnek teşkil edecek ve böylesine ağır söylemlerde bulunan şahısların cezalandırılacağı bilinci ile kişileri caydıracak nitelikte olacaktır. Aksi halde kamuoyu önünde bilinen şahısların basın karşısına geçerek ayrımcılık yapmak sureti ile hakaret etmesi engellenemez hale gelicektir.

Türkiye Cumhuriyeti ifade özgürlüğü olan demokratik bir hukuk devletidir. Ancak kişilere tanınmış olan bu özgürlüğün kötü niyetli olarak ve insanları aşağılar ve tahkir eder biçimde söylemlerde bulunularak kullanılması halinde Türk Ceza Kanununu uyarınca cezalandırılması gerektiği açıkça ortadadır.

Şüpheli basın karşısında tüm namaz kılmayanlar hayvandır söylemleri ile açıkça Halkı din ayrımcılığı yapmak sureti ile görevini kötüye kullanarak kin ve nefrete tahrik ederek aşağılamış ve bunun yanında hakaret suçunu da işlemiştir.

YUKARIDAN BERİ AÇIKLANAN NEDENLERLE ŞÜPHELİNİN SÖYLEMLERİ KABUL EDİLEBİLİR NİTELİKTE OLMAYIP EYLEMLERİNE UYAN TCK. MADDELERİ UYARINCA CEZALANDIRILMASI İÇİN KAMU DAVASI AÇILMASI GEREKMEKTEDİR.

SONUÇ VE İSTEM:Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve Sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz..../.../2016

                                                                                                         

Şikayet Eden

EK:

http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/trtde-skandal-sozler-namaz-kilmayan-hayvandir-1272448/

http://www.hurriyet.com.tr/diyanetten-namaz-kilmayan-hayvandir-sozleri-icin-aciklama-40117015

 

 

 

İsmail Kahraman Hakkında Suç Duyurumuz

Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ın geçen haftalarda ortaya çıkan Eskişehir Birlik Vakfında yapmış olduğu söylemlerinde Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmektedir. Biz Era Hukuk Bürosu olarak bu söylemlere kayıtsız kalmadık ve kişi hakkında Mustafa Kemal Atatürk'ün bize emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak adına vatandaşlık görevimizi yaparak suç duyurusunda bulunduk. Örnek dilekçemizi sizlerle de paylaşıyoruz. Bilgilerinize sunar, güzel günler dileriz.

EK:suç duyurusu

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :Tülay BEKAR
ŞÜPHELİ : İsmail KAHRAMAN ( Türkiye Büyük Miller Meclisi Başkanı)
SUÇ : Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama, TCK.216
Görevi Kötüye Kullanma, TCK.257

SUÇ YERİ : Basın Yolu ile

AÇIKLAMALAR

Öncelikle Anayasamızın 1. Maddesi ile güvence altına alınarak belirtildiği gibi; “TÜRKİYE DEVLETİ BİR CUMHURİYETTİR.”

Yine Anayasamızın 2. Maddesi ile güvence altına alınarak belirtildiği gibi “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, LÂİK ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Anayasa ile güvence altına alınarak belirlenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti ve onun nitelikleri bir takım yetkililer tarafından dini duygular sömürülmek ve ayrımcılık yapmak sureti ile tehlikeye atılmaya çalışılmaktadır.

Meclis Başkanı İsmail Kahraman Eskişehir Birlik Vakfı’nda basın yolu ile yapmış olduğu ve henüz görüntüleri ortaya çıkan açıklamada; “CUMURİYETİ KURAN KADRO POZİTİVİSTTİ. POZİTİVİST NEDİR? GÖRDÜĞÜME VE TUTTUĞUMA İNANIRIM. PEKİ AYETİ TUTUYORMUYUM? HAYIR. VAHİYİ GÖRDÜM MÜ? HAYIR. KİTAPLARI REDDEDERLER. AYETİ REDDEDERLER. POZİTİVİZM BUDUR. POZİTİVİZM CUMHURİYETİ KURANLARIN İDEOLOJİSİ OLDU VE DİNDEN UZAKLAŞTILAR. BARIŞ SECCADEYLE, POZİTİVİZMİ BIRAK İNANÇLI OL.”şeklinde ifadelerde bulunmuştur.

Söz konusu ifadeleri ile görevini ifa ederken Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şeklini, onu kuranlar aleyhine açıklamalarda bulunmak suretiyleaçıkça takbih ve tezyif etmiş, halkı kin ve nefrete sürüklemiştir. Zira Cumhuriyeti pozitivistlerin kurduğunu belirtirken, kişilerin pozitivizmi bırakıp dine yönelmeleri şeklinde açıklamalar yaparak halkı Cumhuriyet’e karşı kin ve düşmanlığa alenen sürüklemiştir.

İsmail Kahraman’ın söz konusu ifadeleri Türk Ceza Kanunu’nun 257. Maddesi uyarınca “Görevi Kötüye Kullanma” suçunu ve yine TCK’nın 216. Madde gereği “Halkı Kin Ve Düşmanlığa Tahrik Veya Aşağılama” suçunu oluşturduğu açıkça görülmektedir. Nitekim Kanuna göre; görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kamunun zararına neden olan kamu görevlileri cezalandırılır.

SOMUT OLAYDA İSMAİL KAHRAMAN, GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANARAK BASIN YOLU İLE DİNİ SÖMÜRMEK VE KULLANMAKTA OLUP TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURUCULARINA DİNSİZ DİYEREK HALKI DEVLETİN ŞEKLİ OLAN CUMHURİYET’E VE ONUN NİTELİKLERİNE KARŞI DÜŞMANLIĞA TAHRİK ETMEKTEDİR.

Söz konusu açıklamalar karşısında Anayasa ile güvence altına alınmış “TÜRKİYE DEVLETİ’NİN ŞEKLİ OLAN CUMHURİYET’İ” veonun niteliklerini kurucularına karşı söylemlerde bulunmak suretiyle takbih ve tezyif etmiş, bu sistemin dinsizler tarafından kurulduğunu belirterek halkı bu sisteme karşı açıkça düşmanlığa itmiştir.

Söz konusu beyanların kabul edilebilir nitelikle olmadığından Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 257. ve 216. Maddesi uyarınca cezalandırılması gerekmektedir.

Yukarıdan beri açıklamış olduğumuz nedenlerle şüpheli İsmail Kahraman hakkında Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hasıl olmuştur.

SONUÇ VE İSTEM:Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve Sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. 18/05/2016
Tülay BEKAR

EK:

http://www.sozcu.com.tr/…/ismail-kahraman-cumhuriyeti-kura…/
http://odatv.com/cumhuriyeti-kuranlar-dinsizdi-0405161200.h…

Nureddin Yıldız Hakkında Suç Duyurumuz

Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız'ın 6 yaşındaki çocukların evlenebileceğine dair söylemleri hakkında daha önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca takipsizlik kararı verilmiştir. Ancak bu söylemler hiçbir şekilde kabul edilebilir değildir. Bu nedenlerle de tarafımızca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığın'a konu hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Örnek dilekçemizi sizlerle paylaşıyoruz. Herkes bulunduğu illerdeki Savcılıklara başvurabilir.

Bilgilerinize sunar, güzel günler dileriz.

 

 

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN :Tülay BEKAR
ŞÜPHELİ :Nureddin YILDIZ (Sosyal Doku Vakfı Başkan)
KartaltepeMahallesi 67.Sokak No:24 (Hacı Mümin Camii Üstü) Bayrampaşa/İstanbul/TÜRKİYE
SUÇ : Suç İşlemeye Tahrik, TCK. 214
Kanunlara Uymamaya Tahrik, TCK. 217

SUÇ YERİ : Basın Yolu ile

AÇIKLAMALAR :

1-) Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız, katıldığı bir programda “ Evlilikle ilgili şeriatımız İslamın yaş haddi yoktur. Bu ne demek? Buluğ çağından önce de bir çocuk evlenebilir. Çocuklar arası nikah da yapılabilir. Büyük küçük nikahı da yapılabilir. Mesela 7 yaşında bir kız çocuğu 25 yaşında bir erkek veya 7 yaşında erkek, 25 yaşında bir kız evlenebilirler mi? Nikahlanabilirler mi diyelim. Nikah evlilikten daha hassas bir ifade. Evet nikahlanmalarında sakınca yoktur. Bütün mezheplere göre, Kuran’a iman eden bütün Müslümanlara göre, Kuran’a iman kelimesini açacağız biraz sonra evlilik için bir yaş söz konusu değildir. 10 yaşında, 7 yaşında, 6 yaşında, 78 yaşında yaşıyorsa 135 yaşında bir insan evlenmeye adaydır. Ne küçük yaşta olduğu için ne büyük yaşta olduğu için nikaha engel yoktur.”Şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.
Nurettin YILDIZ’ın söz konusu açıklamaları;küçük yaştaki çocukları evlilik müessesesine konu ederek aileler ve toplumu bu tür suistimallere teşvik etmekte ve hukuka aykırı bir sonuç ortaya çıkarmaktadır.
2-)Türk Medeni Kanununun Aile Hukuku , Evlenme Ehliyeti ve Engelleri Bölümünün Yaş başlığı adı altındaki 124. maddesi; “Erkek veya kadın on yedi yaşını doldurmadıkça evlenemez. Ancak, hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.”demektedir.
Türk Medeni Kanununa göre, 16 yaşından küçük bir çocuğun evlendirilmesi mümkün değildir. 16 yaşını doldurmayanların evlendirilmeleri halinde bu evlilik yok hükmündedir.Bu durumda ortada hukuken geçerli bir evlilikte olmayacaktır.
3-)5237 sayılı Türk Ceza Kanununda çocuğun tanımı,”henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişi”dir.(TCK.m.6).27 Ocak 1995 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca kanun hükmünde bulunan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 1. maddesi uyarınca; “Erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.” Türk Medeni Kanununun 11. maddesine göre; “Erginlik on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar.” Küçük yaştaki bir çocuğun henüz çoğu kavramı algılama yeteneği olmadığından, evliliğinin gündeme getirilerek suistimali de hukukumuzda ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Çocuğun cinsel istismarı olarak tanımlanan bu suç kavramı, Dünya Sağlık Örgütü’nce de “çocuğun sağlığını, fiziksel ve sosyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen bir yetişkin, toplum veya ülke tarafından bilerek ve bilmeyerek yapılan davranışlar” olarak ifade edilmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103. maddesi“ÇOCUKLARIN CİNSEL İSTİSMARI SUÇU” düzenleme altına alınmaktadır.Fiilin psikolojik ve hukuki açıdan anlam ve sonuçlarını kavrayamayacak yaşta çocukların evlendirilmek suretiyle birlikteliğe yönlendirilmelerine ilişkin bahsi geçen açıklamalar bu kapsamda Türk Ceza Kanununun 103. maddesinde tanımlanan çocukların cinsel istismarı suçunun gerçekleşmesine teşvik niteliğinde bir açıklamadır.

Bu bağlamda, Şüphelinin çocukla cinsel ilişkiye girmeye tahrik içeren hukuka aykırı açıklamalarının Türk Ceza Kanununun 214 ve 217. maddelerinde belirtilen “Suç İşlemeye Tahrik” ve “Kanunlara Uymamaya Tahrik”suçları kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

4-) Türkiye Barolar Birliği, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Birliğin Görevleri” başlıklı 110. maddesinin 17. bendi uyarınca, “Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak, bu kavramlara işlerlik kazandırmak” ile yükümlüdür. Danıştay 13. Dairesi, 2577 sayılı Kanunun 2. maddesinin 1/a fıkrasına atıfta bulunarak; yargı kararlarında ‘menfaat’ kavramının davacı ile iptalini istediği idari işlem arasındaki bağı, ilgiyi ifade ettiğinin belirtildiğini ve idari işlem ile dava açan kişi arasında meşru, güncel ve ciddi bir ilişki söz konusu ise, davada menfaat bağının bulunduğunun kabul edildiğini; bunun dışında ayrıca sübjektif bir hakkın ihlal edilmesi koşulu aranmayacağına karar vermiştir. (2007/7054 E., 2007/7684 K., 23.11.2007 T.; 2007/4549E., 2008/5019 K, 23.6.2008 T)

Bu çerçevede, şüpheli tarafından yapılan bahsi geçen açıklamaları, küçük yaşta çocukların evlilik müessesesine konu edilerek aileler ve hatta toplumun bu tür suistimallere teşvik edilmesi suretiyle hukuka aykırılık teşkil ettiğinden şüpheli hakkında kamu davası açılmasını talep ediyoruz.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Şüphelinin Türk Ceza Kanunu’nun 214 ve 217. maddelerine ve Savcılığınız nezdinde resen yapılacak araştırma neticesinde tespit edilecek diğer yasal mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil eden eylemi nedeniyleşüpheli hakkında gerekli kovuşturmanın yapılarak cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla vekâleten arz ve talep ederiz. ../../2016

Şikayet Eden

Kurucu Avukatımız Tülay Bekar'dan '' KARAMAN'IN KOYUNU '' !!!

KARAMAN'(IN KOYUNU)

 

karamandaki_sapik_mahkemede_devrimciyim-617x364

 

http://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/04/karamandaki_sapik_mahkemede_devrimciyim-617x364-300x177.jpg 300w" sizes="(max-width: 617px) 100vw, 617px" height="364" width="617">

 

 

Yargı faaliyetleri hakkında, kararlar kesinleşmeden ;
Yargıyı etkileyecek yorumlardan kaçınmak gerekir.

1982 tarihinden beri “Hukuk” çalışıyorum.

Kamu vicdanını rahatlatan veya acıtan kararları bir çok kez gördüm, yaşadım.
Bu yüzden bir hukuk kadını olarak rahatsızlıklarım var.

Malum” Geçtiğimiz günlerde Karaman’da bir Vakıf evinde;

Birçok erkek çocuğa, uzun süreli taciz, istismar yapıldığı tespit edildi

ve konu yargıya taşınmış oldu.

“Dosyası Sanığı”,20 Nisanda, tek celsede 508 yıl,3 ay hapis cezası ile cezalandırıldı.

Örnek bir karar(!)

30 yıllık meslek hayatımda bu hızla alınan bir kararı hiç görmedim! Tek celsede biten ağır ceza dosyası…

Sanık cezayı hak etmişti. Mağdurlar ve incinen, kanayan toplum vicdanı açısından mutluyum..

Lakin;
Soruşturma aşamasında,  Vakfının öğretmeni tarafından ve Vakıf bünyesindeki bir mekanda gerçekleşmiş bu dehşet olayın,

Vatandaş ile Devletin en yetkin temsilcilerini karşı karşıya getirmesi;

Yetkili bir kişinin yorumlama şekli, bilgi paylaşımı sıkıntılı ve tarafgir olmuştur.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakan’ı, Sayın Sema Ramazanoğlu’nun:

“…bir kere rastlanmış olması, hizmetleri ile öne çıkmış bir kurumu karalamak için gerekçe olamaz.” (Bu beyanlar neticesinde; Bakanlığının amacı çocuk ve kadınları korumak olan; Sayın Bakan hakkında, bir grup avukat tarafından suç duyurusunda bulunuldu.)

İktidar Partisinden bir kısım milletvekili;”inadına … Vakfına destek olacağız.” derke;

Sayın Başbakan Davudoğlu da; “Paralel yapı tarafından bir algı operasyon yapılmaktadır.” demişlerdir.

Bütün bunlar dikkate alınacak olursa;
Gelinen bu noktada; Acaba sadece buzdağının görünen yüzü mü erimiştir?

Dava, nasıl bu kadar kısa zamanda,  yangından kaçar gibi bitirilmiştir?

Yürütmenin, yukarıda belirttiğim sözleri ve başkaca söylemlerinin etkisi olmuş mudur?

Ceza ebetteki şahsidir, Fakat işverenin,
Çalıştıranın, kaldı ki kamu yararı olan bir hususta hiç mi sorumluluğu yoktur?

Acaba kısa Zaman’da bitirilmesi, kamu vicdanını tatmin,
Oyalama ;
Ve Ensar Vakfının ve benzer kurumların tartışılmasını engellemek için midir?

Amaç Gündemden düşürmek gibi görünmekte ve Büyük Buzdağı dipte kalmaya devam etmektedir.

Sonuçta;
Yüksek ceza verildi, gereken yapıldı mı denecektir?

Sonuçta, dava ve olay artık gündemden düşecektir.

Ceza tatmin edicidir;
Fakat kurum ve ona uygulanması gerekebilecek tedbirler tartışılmadan,
Enikonu değerlendirmeden verilen karar toplum vicdanını rahatlatmaktan uzak olmuştur.

Ayrıca ;
Sosyal Hukuk devleti bir kısım tarafın değil, tüm toplum vicdanının rahatlamasını ve sonuçtan tatmin olmasını hedefler.

Kaldı ki: yürütme;
Anayasa 41.Madde;”Devlet… Ananın ve çocukların korunması… için gerekli tedbirleri alır, teşkilat kurar.”düzenlemesi ile sorumludur.

Bu nedenle süreç dikkatle takip edilmelidir.
Bu da bizim hukukçu olarak vatandaşlık ödevimizdir.

Ve elbette, Çocuklarımızı korumak tüm toplumun görevi ise de;
Onlara yürekten dua etmek ,
Biz annelere düşmektedir.

Oyunları bozmak ise, dürüst, adil hukuk insanlarının görevidir.

Danışmanımız Canfer Balçık'tan...

 İŞGALCİLERE SUNULAN KURBAN

 

BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI MEHMET KEMAL BEY

Boğazlıyan Kemal Bey3

 

http://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/04/Boğazlıyan-Kemal-Bey3-300x187.jpg 300w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" height="437" width="700">

 

 

1877–1878 Osmanlı Rus Harbinde ve sonrasında Avrupa’nın büyük devletlerince icat edilen “Ermeni Sorunu” kapsamında, o tarihe kadar yüzlerce yıl bir arada huzur içerisinde yaşamakta olan Ermeniler ile Türkler arasında gittikçe artan bir gerilim ortamı oluşturulmuştur. (Ermeniler bu tarihten sonra yurdun değişik yörelerinde 40’tan fazla isyan çıkarmışlardır. Günümüzdeki isyanlarını ASALA’nın devamı niteliğindeki PKK’nın taşeronluğunda sürdürmektedirler.)

  1. Dünya Savaşı sürecinde, her fırsatta Rus ordularıyla koordineli ve onlardan cesaret alarak Türklere saldıran Ermenilerin, 16–17 NİSAN 1915 tarihlerinde Van yöresinde çıkardıkları büyük isyan sonrası Osmanlı Devleti ilave tedbirler almak zorunda kalmıştı.

Hem bu isyan, hem de Rus ordusunun Müslüman halkı perişan bir vaziyette köylerinden, kentlerinden göçe tabi tutmaları da karşı tedbirleri zaruri hale getirmişti. Tedbir olarak; Ermeniler ya Rusya sınırına, ya da Anadolu’nun diğer bölgelerine gönderilecekti.

Üçüncü Ordu Komutanlığı başta olmak üzere; çok sayıda askeri birlikten gelen telgraflarda;

“Ermenilerin sürekli olarak hem orduya hem de Müslüman halka yönelik aralıksız saldırılar düzenledikleri; Rus ordusundan cesaret aldıkları ve bu durumun askerlerin morallerini son derece olumsuz şekilde etkilediği, bu nedenle bölgede bulunan Ermenilerin emniyet içerisinde başka yerlere göç ettirilmesinin artık zorunlu hale geldiği” bildiriliyordu.

Ermeni ve Rumların Müslüman halka yapmış oldukları her türlü saldırıyı, yüzyılımızın son çeyreğinde olduğu gibi, büyük bir hoşgörüyle karşılayan Avrupa Devletleri, Müslüman halkın meşru müdafaadan kaynaklı karşı koymalarını katliam ölçüsünde değerlendiriyordu.

27 MAYIS 1915 tarihinde “Sefer Zamanında Hükümet İcraatına Karşı Gelenler İçin Alınacak Tedbirler Hakkında Geçici Kanun (Sevk ve İskân Kanunu veya Tehcir Kanunu)” çıkarıldı.

Bu kanuna göre; ordu, kolordu ve tümen komutanlıkları; “bölgelerinde tecavüz ve mukavemette bulunanları” şiddetle etkisiz hale getirmeye yetkili ve görevli kılındılar. Yine bu komutanlıklara, casusluk yapan, ihanet içerisine giren yerleşim birimlerindeki halkı tek tek veya topluca diğer bölgelere sevk ve iskâna tabi tutabilme yetkisi verildi.

Tehcir öncesi ve sonrası; Ermenilerin her türlü saldırılara karşı muhafazası için azami tedbirler alınmasına karşın; göç kafilelerinin güzergâhındaki çeşitli eşkıya gruplarının zaman zaman yaptıkları saldırıların önüne geçilememiştir.

Tehcire tabi tutulmayan Ermeni ve Rumların da güvenliklerinin sağlanmasına büyük özen gösterilmiştir.

Yozgat bölgesi Ermenilerin en yoğun yaşadığı bölgeler arasındaydı. Yozgat merkezinde 13.359, Akdağ bölgesinde 3.208 ve Boğazlıyan’da da 14.680 nüfusa kayıtlı Ermeni bulunmaktaydı. (Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri, Gnkur. ATASE Bşk. lığı, Cilt 1, S. 148)

Bu Ermeniler arasında 300 kişilik bir çetenin etraftaki Müslüman yerleşim bölgelerine yönelik yoğun saldırılar içerisinde bulunduğuna dair bilgiler alınıyordu. Söz konusu saldırılar neticesinde; İçişleri Bakanlığı’nca bu bölgedeki Ermenilerin Suriye’ye göç ettirilmesine karar verildi. Sevkler 21 TEMMUZ 1915’te başlayıp, AĞUSTOS ayı ikinci yarısında sona erdi.

Doğu Anadolu’da Sarıkamış Felaketi, ardından Rus desteğindeki Ermeni çetelerinin sergiledikleri vahşet vicdanları derinden yaralıyordu. Bu saldırılar sonucu on binlerce Müslüman göç etmek zorunda kalmıştı. Hepsi sersefil, perişan haldeydi. Çoğu donarak ve hastalıktan ölmüştü. Köylere saldıran Ermeni çeteler; Müslümanların sadece kafalarını değil ellerini, ayaklarını kesiyor, gözlerini oyuyor, tecavüz ediyor, yakıyordu… Bütün Anadolu dehşet içindeydi. İzmit’ten Van’a kadar her yerde baltalarla doğranan, yakılan, binlerce Müslüman vardı.

Mehmet Kemal Bey; “Tehcir Yasası’nın çıkarılmasından sadece 12 gün önce” 15 MAYIS 1915’te Boğazlıyan Kaymakamlığı’na atanmıştı.

Görev bölgesinde bazı Ermenilerin öldürüldüğüne dair İçişleri Bakanlığı’na yapılan şikâyetler üzerine; bölgeye bir “Tahkik Heyeti” gönderilir. Oysa yapılan; Ermeni çetelerinin saldırılarının önlenmesine yönelik, yine bu çetelerle girişilen mücadeledir. Çok tabidir ki; çatışmalarda bu çetelerden çok sayıda Ermeni öldürülmüştür.

Kemal Bey 23 NİSAN 1916’da Boğazlıyan Kaymakamlığı’ndan ayrılır. Dış Devletlerin ve içerdeki şer odaklarının baskısıyla 08 OCAK 1917’de, Ankara İdare Meclisi, 12 NİSAN 1917’ de de Devlet Şurası, Kemal Bey’i yargılama kararı alır.

Bu sırada Kemal Bey İzmit Sancağı Muhacirler Müdüriyetinde görev yapmaktadır.

Suçlandığı konu; Ermeniler tarafından terk edilmiş bulunan mallarla ilgili suiistimaldir.

Bu gerekçeyle 13 HAZİRAN 1917’de görevinden alınır.

07 EKİM 1917’de Boğazlıyan İstinaf Mahkemesi tarafından; “Memur sıfatıyla terk edilmiş mallardan satın aldığı” gerekçesiyle “3 ay hapis, 4 ay rütbe ve memuriyetten uzaklaştırma” cezasına çarptırılır.

Konya İstinaf Mahkemesi’ne “söz konusu malların, memurlar tarafından satın alınamayacağına dair herhangi bir kanun veya emir olmadığı” gerekçesiyle itirazda bulunur. 25 TEMMUZ 1918’de “oybirliği” ile beraat ettirilir.

30 EKİM 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra İttihat ve Terakki Yönetimi çekilir. Enver, Cemal ve Talat Paşa’lar yurtdışına çıkmak zorunda kalır. İttihat ve Terakki yöneticilerinin aleyhinde yoğun bir linç kampanyası başlatılmıştır. Refik Halit (KARAY), Refii Cevat ve Ali Kemal gibi yazarlar; İttihat ve Terakki mensuplarının idam edilmelerini isteyen yayınlar yapmaya başlarlar.

Yeni Sadrazam Tevfik Paşa, yoğun baskılar altında, 23 KASIM 1918’de bir inceleme komisyonu kurdurur. Anadolu’yu 11 bölgeye ayırırlar ve her bölgeye birer komisyon gönderilir. Meclis-i Vükela tarafından; 14 ARALIK 1918’de Tehcir esnasında suç işledikleri tespit edilen memurların Harp Divanı’nda yargılanmalarına karar verilir. Seri tutuklamalar başlar. Harp Divanı’nın Başkanlığı’na Mahmut Hayrettin Paşa getirilir. Üyeler arasında Rum, Ermeni ve Yahudiler de vardır. Yeniden hayat sahası bulan Hürriyet ve İhtilaf Partisi taraftarları gün yüzüne çıkmaya başlar. İtilaf Devletleri ile yakın temasa geçerler. Öncülüğü Damat Ferit yapmaktadır.

Tevfik Paşa kabinesinden yoğun idamlar, cezalandırmalar bekleyen İtilaf Devletleri ve yerli işbirlikçileri; tam bir ortaklık tesis ederek, Ermeniler ve İtilaf Devletlerinin isteklerini fazlasıyla yerine getirebilecek yeni bir iktidara; 4 MART 1919’da Damat Ferit Paşa kabinesini işbaşına getirerek, kavuştular.

Bağımsız veya federe bir Ermeni Devletinin mutlaka kurulacağına dair söz veren Damat Ferit Paşa; Kemal Bey de dâhil, aralarında jandarma subaylarının da bulunduğu, çok sayıda kişiyi tutuklattırır. 5 ŞUBAT 1919’da Kemal Bey ve diğer sanıkların yargılanmasına başlanır. Savcının isnat ettiği suçlar, hiçbirinin değil işlemek, akıllarından bile geçiremeyeceği türdendir:

  • “Ermenileri öldürmek ( katil çeteci Ermeniler dışında hiç kimse, sadece Ermeni olduğu için, hedef alınmamıştır.)”
  • “Mallarını gasp etmek”
  • “Irz ve namuslarına tecavüz vb.”

Oysa Kemal Bey; Konya İstinaf Mahkemesi tarafından tüm bu suçlardan beraat etmişti…

7 NİSAN 1919’a kadar devam eden yargılamada, Mahkeme Ermenilerden toplam yirmi sekiz tanık kabul ederken, sanıklar lehine sadece ve sadece üç tanık dinledi. Buna rağmen Ermeni tanıkların on yedisi Kemal Bey’in bu suçları işlediklerine dair bir görgülerinin olmadığını ifade etti.

Kemal Bey’in lehine tanıklık yapanlar dönemin Yozgat Muhasebecisi Vehbi Bey, Yozgat Milletvekili Şakir Bey ve Bahri Bey’dir.

Kemal Bey’e; “Parmaktan çıkmayan yüzüğü kolunu kesip çıkarmakla” suçlanacak kadar, alçakça iftiralarda bulunulmuştur.

Yargılama sürecinde; işbirlikçi basın ve Ermeni “Jamanak Gazetesi” kamuoyunu ve mahkemeyi etkileyici yayınlarına devam etmiştir.

Kemal Bey’in savunması karşısında gözyaşlarına engel olamayan ve üyelerini de dizginleyemeyen Mahkeme Başkanı Hayret Paşa başkanlıktan istifa eder. Başkanlığa Nemrut Mustafa Paşa getirilir.

Mahkeme heyeti son derece yanlı ve yoğun baskılar altında görev yapmıştır:

  • Tanıklar ifadelerinde, Kemal Bey’in aleyhinde yönlendirilmiş.
  • Tanıkların çelişkili ifadeleri; tespit edilmesine rağmen, usulünce tutanaklara geçilmemiş.
  • Kemal Bey’i gördüğünü iddia eden tek tanık “Artin” isimli 12 yaşındaki bir çocuktur. İfadeleri son derece çelişkilidir. Öldürülen akrabalarının isimlerini söyleyemeyince; heyet üyesi Nemrut Mustafa Paşa isimleri sıralamaya başlar.

Hükümet aslında Kemal Bey’i kurban olarak seçmiştir ve idamını istemektedir. Nemrut Mustafa Paşa, hükümetin isteği doğrultusunda beş duruşmada davayı sonuçlandırır.

Son duruşmada Kemal Bey’in yapmış olduğu savunma Türk Milleti’ne miras olarak bıraktığı bir ibret vesikasıdır (özet) :

“… Heyetiniz bugün tarihimizin sahifelerine milletimizin bir davasını tespit edecektir. Adalet ve vicdanınız yalnız bir tek meseleyi değil, bütün milletin mağduriyet alanını aydınlatacaktır…”

 

“Ermeni komitelerinin bağımsız bir Ermenistan vücuda getirmek emeliyle ilk önce Avrupa’da, daha sonra da nasıl aktif olarak çalıştıkları ve devletin gaileli zamanlarında ekseriya zaafından istifade ederek ne gibi kötü olaylara sebebiyet verdikleri bilinmektedir!”

“Ermeniler her ne pahasına olursa olsun devletimizin zararına bir bağımsızlığı başlıca amaç edinmişlerdi.”

“… Bogos Nubar Paşa’nın teklifi üzerine fırka ihtilafları ortadan kaldırılarak bütün Ermeniler, müşterek düşman belledikleri Türkler aleyhine birleştiler. Ermenilerin çeşitli cephelerde düşmanlarımızla birleştikleri ve bu sayede istiklale hak kazandıklarını yine kendileri itiraf ettiler.”

“Ermeniler vicdansız cinayetlerine Van, Karahisar, Muş hadiselerini gerçekleştirmeye, Müslümanları ve ordunun sevkiyat kollarını imhaya başladılar. Bu kadar büyük cinayetlerin müdafaasız ve hamisiz kalmış olan bu safhası tetkik olunmadıkça ve bugün yüce heyetinizin meşgul olduğu hadise bu bakış açısından muhakeme edilmedikçe verilecek hüküm, İslamiyet ve insaniyetin vicdanını aydınlatamaz.”

“Ermeni Milleti, İslam’a, orduya, her sınıf ve yaştan kadın, erkek bütün Müslümanlara saldırıyor. Rus ordularının öncülüğünü yaparak koca bir masum unsuru kesip mahvediyordu…”

“Harpte mağlup durumumuzun aleyhimize husule getirdiği hezeyanı durdurmak maksadıyla, iddia makamının da talebi üzere, kurbanlar verilmesi bir siyaset iktizası farz ediliyorsa, bu kurban ben olamam; siz kurban seçmekle değil, ancak hak ve adalete binaen hükmetmek vazifesiyle mükellef bir yüce heyetsiniz…”

 

Hakikaten kimseyi öldürmediğim resmi kayıtlarda ve diğer incelemeler ile yüce heyetinizce inanılmış olduğu gibi binlerce halk tarafından balta ve kazma ile Ermenilerin katledildiğine dair vaki olan şahitlikler ve iddia üzerine bendeniz tarafından katliam icrası için ahaliye balta ve kazma ve silah verilmesi suretiyle İslam ahaliyi tahrik ve kışkırtmış olduğuma dair mahkeme huzurunda hiçbir şey cereyan etmemiş, yalnız meydana geldiği iddia olan olay mahallinde elimde kılıçla, nargile, içki ve dümbelekle ahaliyi bizzat katliama sevk ettiğim belirtilmiştir. Bu şahitliklerin ise, yukarıda arz ettiğim incelemeler ile gerçek dışı olduğu yüce heyetinizce de sabit olmuş ve esasen hiçbir ferde ve herhangi bir maksatla silah, balta, kazma ita edilmemiştir.”

“Gasp ve yağma yaptıklarını tespit ettiğim şahısları Kayseri Harp Divanı’na sevk ettim… Köylere bekçi tahsis ederek korunmasına çalışılmıştır.

 

“Nüfus katli eylemi konusunda hiçbir ferde kesinlikle emir verilmemiştir. Bu konuda da herhangi bir şahit bulunmamaktadır.”

 

“Ordunun önünde, arkasında vatanın müdafaası için hükümetin emniyet ve itimadıyla ellerine verdiği silahların vatanın bağrına, devletimin mevcudiyet ve istiklaline, İslam ahalinin hayatına, ırz ve malına tevcih eden Ermeni ihtilalcilerinin şehrimdeki fesatları ve ihtilal ateşinin yayılmasından korumak için merkezi hükümetçe verilen emir mucibince bunları tehcir ettim. Sevk esnasında ihtimal ki bir takım olumsuzluklar meydana gelmiştir.”

 

“Bu Ermeni cinayetleri; Ermenilerin insanlara yaptıkları kötülüklerin Müslümanların kalplerinde meydana getirdiği hislerin bir sonucudur… Ahaliyi de yekdiğeri aleyhine ne tahrik ve ne de kışkırttım.”

Savcı Bey böyle bir şeyi tasavvur buyuruyorlarsa, onu, Ermenilerin yer yer ortaya çıkan hıyanetlerinde ve yankılanması gökyüzünü tutan kötülüklerinde araması lazım gelir…”

 

“Bugün benim yerime mahkeme huzurunda bir Ermeni ihtilalcisi bulunsaydı devletin hâkimiyetine karşı Ermeni ahaliyi Müslümanlar ve ordu aleyhine tahrik ve teşvik eden o adam hakkında 56ncı maddenin hükümlerinin (idamı öngörüyor) tatbikini savcı bey talep edecekler miydi?”

 

Kemal Bey savunmasını yapar; ama mahkeme hükümetten talimatlıdır ve sonuçta idama mahkûm olur. (8 NİSAN 1919)

Damat Ferit idam kararını gecikmeden imzalayıp Padişah Vahdettin’in onayına gönderir. Vahdettin; halkın tepkisinden çekindiğinden, kararı dini bir temele dayandırmak maksadıyla, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’den fetva ister.

Fetvanın tam olarak hazırlanması beklenmeden, karar 9 NİSAN 1919’da padişah tarafından onaylanır. Günlerden Çarşambadır. Kararın 11 NİSAN Cumaya denk gelmesi nedeniyle, 10 NİSAN Perşembe günü infaz edilmesinin kararlaştırıldığı bildirilir. Oysa Kemal Bey’in kaçırılabileceğini ileri süren İçişleri Bakanı Mehmet Ali, Adliye Müsteşarı ve İngiliz Muhipleri kararın erken çıkmasını sağlamışlardır. İdam akşama doğru Beyazıt Meydanı’nda gerçekleştirilecektir.

İdam esnasında etrafta polis ve jandarmalar, Harbiye nezareti etrafında da İngiliz ve Fransız askerleri vardır. Çok büyük bir kalabalık Kemal Bey’i uğurlamaya gelmiştir.

Kendi süngülü askerlerinin arasında, vatanın bağrına hançer sokan İtilaf Devletlerinin baskısı, işbirlikçi, satılmışların teslimiyeti sonucu idam sehpasına doğru yürüyen Kemal Bey metanetle cellâdın uzattığı beyaz gömleği giyer. Ve son sözleri ile bugünlere de, geleceğe de tarihi bir gönderme yapar:

“Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet!”

 

“Benim sevgili kardeşlerim! Asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet elbette onlara bakacaktır. Vatanı uğruna cephede ölen bir insan gibi şehit gidiyorum. Allah vatan ve milletimize zeval vermesin! Yaşasın millet!” diyerek sehpaya kendi çıkmış, boynuna ilmeği kendi geçirmiştir.

Halk hıçkırıklar içerisinde öfkeyle dolu ağlamaktadır. Oğlunun idamından habersiz babası Arif Bey oğluna yemek götürmekteyken kalabalığı görür. Ne olduğunu sorar. Oğlunun idam edildiğini görünce feryatlar içerisinde haykırır. Oğlunu koklar, koklar, koklar!..

Boğazlıyan kemal Bey Cenazehttp://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/04/Boğazlıyan-kemal-Bey-Cenaze-300x207.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" height="442" width="640">

11 NİSAN Cuma günü Kemal Bey’in naaşı Soylu Türk Gençliğinin omuzlarında, öfkeyle yollara dökülen halkının arasındadır. Elinde bir demet çiçekle konuşan tıbbiye öğrencisi;

“Dinle ey millet!”

“Dinleyin ey Müslümanlar!”

“İngiliz’i Odesa’dan attılar; haydin biz de İstanbul’dan kovalım. Ne bekliyoruz? İngiliz’i atmak zorundayız. Felaketimizi hazırlayan İngiliz’i yok etmek zorundayız. Allah’ın yardımıyla yakında İngiliz’in kafasını ezeceğiz!”

Bir başka tıbbiyeli;

“Kemal! Sen, şu anda toprağa verdiğimiz bir çiçeksin. Orada büyüyecek, dalların o kadar dikenli olacak ki, sizi bu akıbete layık görenlerin hepsini paramparça edecektir…” (Genç haklıdır ve geleceği çok iyi görmüştür. Sarı saçlı, mavi gözlü bir dev Samsun’dan yola çıkmış ve karanlık zihniyeti birkaç yıl içerisinde bertaraf etmiştir.) İngiliz İstihbarat Subayı Yüzbaşı E. La Fountain cenazeyle ilgili raporunda özetle şöyle diyordu:

“… Kemal Bey için Kadıköy’de bugün saat 12.00’de büyük ve görkemli bir cenaze töreni yapıldı… Tabutun omuzlarda taşınması adet olduğu halde, törene daha büyük önem vermek amacıyla, bu kez tabut başlar hizasından daha yukarıda, eller üzerinde taşındı… Hükümetin böyle bir törene izin vermekle gösterdiği güçsüzlük, affedilemez… İslam törelerine tamamen aykırı olarak, üzerlerinde ‘Milletin masum kurbanına’ yazılı çelenkler vardı…”

Cenazede gösterilen böylesi büyük tepki; İngilizleri çok telaşlandırmış olacak ki; idamı beklenen çok sayıda vatanseveri; idam yerine, Malta’ya sürgüne göndermek zorunda kalmışlardır.

KEMAL BEY “VASİYETNAMESİNDE:

  • “Oğlumun yanında, Kadıköy Kuşdili Çayırındaki Kabristanda gömülmemi istiyorum.”
  • “Defin masrafı teyzem tarafından ödensin.”
  • “Kabir taşım Hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşlerim tarafından dikilsin ve üzerine “Millet ve Memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna Fatiha” diye yazılsın.”
  • “Perişan zevcem (eşim) Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerrefe muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyrulmasını vatandaşlarımdan beklerim…”( Kemal Bey’in o zaman bebek olan Adnan isimli bir oğlu vardır.)
  • “Türk Milleti ebediyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah millet ve memlekete zeval vermesin. Fertler ölür, millet yaşar. İnşallah Türk Milleti ebediyete kadar yaşayacaktır.” 30 MART 1335 (1919).

İdamı eleştiren gazetelerden Tasvir-i Efkâr kapatıldı.

Alemdar ve Sabah Gazeteleri; idama değil, sadece Kemal Bey’le diğerlerinin de idam edilmemesine üzülüyorlardı.

Ermeniler büyük sevinç içerisindeydiler.

Kemal Bey’in idamının ardından 15 MAYIS 1919’da İzmir’in işgal edilmesi; hem işgal devletlerine, hem İstanbul Hükümeti’ne, hem de yerli işbirlikçilere olan öfkeyi arttırmış; Kuvay-ı Milliye ruhunun en büyük ateşleyicisi olmuştur.

Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal; Türk Milleti’nin Mehmet Kemal Bey’e olan büyük vefasını göstermesini sağladı. 14 EKİM 1922’de Kemal Bey’e “Milli Şehit” unvanı verildi ve ailesine maaş bağlandı.

(Taha Niyazi KARACA ve Yozgat Valiliği; dönemin Valisi Gökhan SÖZER; Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey isimli eseri yayımlamakla bu alandaki boşluğun doldurulmasına büyük katkı sağlamıştır. Yukarıda özetlenen yaşam öyküsünde; bu eserden önemli ölçüde alıntılar yapılmıştır.)

Günümüzde Yunanistan sınırları içerisinde bulunan Yenişehir’de doğan ve Türk Milleti için büyük fedakârlıkların timsali olmuş Kemal Bey; en sonunda “Hayatını da feda eyleyerek” en yüksek mertebe olan şehitlik mertebesine yükselmişti.

Tarihin adalet terazisi hiç şaşmaz.

Kahraman Kemal Bey; “Milli Şehit” unvanıyla; O’nu bir kurban olarak düşmanlara sunanlar ise “Milli Hain” olarak tarihteki yerlerini almışlardır.

Kemal Bey’i o günlerde yargılayıp idama mahkûm eden zihniyet, daha sonra da Mustafa Kemal’i idama mahkûm ettirmiştir ki; o Mustafa Kemal’e Yüce Allah onları da, işgalcileri de silip süpürmeyi nasip etmiştir.

Günümüzde de nam-ı diğer Nemrut Mustafa Paşaların zihniyetine özenenler boşu boşuna heveslenmesinler. Asil Türk Milleti zihniyetlerinin farkındadır ve bağrında da her zaman o zihniyeti bertaraf edebilecek milyonlarca cevher barındırmaktadır.

KEMAL BEY’LER MİLLETİN ÖZÜDÜR!

 

KEMAL BEY’LER MİLLETİN ATİYE VERİLMİŞ SÖZÜDÜR!

 

KEMAL BEY’LER ŞİMDİ CUDİ’DE, GABAR’DAKİ… MEHMETLE-RİMİZDİR!

 

KEMAL BEY’LER SEMADA AY YILDIZLI UÇAKLARLA SÜZÜLEN KAHRAMANLARIMIZDIR!

 

KEMAL BEY’LER KIBRIS’TAKİ MÜCAHİTLERİMİZDİR!

 

KEMAL BEY’LER GÖREVİNİ ÖZVERİYLE YAPAN MEMURLA-RIMIZDIR, İŞÇİLERİMİZDİR, ESNAFIMIZDIR, ÜRETEN KÖYLÜLERİ-MİZDİR!

 

KEMAL BEY’LER CESUR YÜREKLİ KADINLARIMIZDIR.

 

KISACASI; KEMAL BEY’LER VATANINI, MİLLETİNİ SEVENLE-RİMİZDİR!

 

SİZ KEMAL BEY’SİNİZ! KEMAL BEY SİZSİNİZ!

ALLAH BU MİLLETİ HİÇBİR ZAMAN KEMAL BEY’LERSİZ, YANİ SİZLERSİZ KOYMASIN!

 

ONLAR ÖZÜ MİLLETİN

Onlar özü, gözü milletin

Atiye verilmiş sözü milletin

Onlar fermanıdır her tür illetin

Onlar kökleridir Cumhuriyet’in

Onlar vatan için başın koydular

İlden ile gezen turna oldular

Semalarda süzülen kartal oldular

Gazi oldular… Şehit oldular…

Bu millete her zaman yürek oldular

Dağlarında ülkemin aslan oldular

“Bükülmez!” denilen bilek oldular

Gazi oldular, Şehit oldular, bayrak oldular

Anaya ve yâre hasret kaldılar

Vatana, bayrağa can adadılar

Geride başı dik yetimler bırakıp

Toprak oldular, çiçek oldular

Günü geldi soysuzlara tufan oldular

Her biri Kemal Bey, Gazi Kemal oldular

Deryada bir yunus, Kıbrıs’ta Rauf DENKTAŞ,

Türk Milletine öncü, yoldaş oldular

Şehit oldular…

Gazi oldular…

Yürek oldular…

Bilek oldular…

Taninler’de güneş, Edirne’de ırmak oldular

Arap çöllerinde vaha, Sakarya’da tufan oldular…

Topraklara bereket, yağmur oldular

Gökyüzünde bir bir kayan yıldız oldular

Şehit oldular…

Gazi oldular…

Hainlerin düşlerinde kâbus oldular

Her zaman milletin gözü oldular

Yargılandı, asıldı, yaftalandılar

Ebediyen var olmanın sözü oldular

Ve verdikleri söze sadık;

Gazi oldular…

Şehit oldular…

Sema oldular…

Derya oldular…

Toprak oldular…

Bayrak oldular…

Vatan oldular…

Dipnot: CANFER BALÇIK’IN “SEN ÖLMEDİKÇE VATAN BÖLÜNMEZ” ADLI KİTABININ 289-300. SAYFALARINDAN ALINTIDIR.

1 Mayıs 2016 Dolunay Dergi '' ERGENEKON '' Yazımız!

ERGENEKON

 

karaman

 

http://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/04/karaman-768x576.jpg 768w, http://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/04/karaman-1024x768.jpg 1024w, http://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/04/karaman.jpg 1280w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" height="375" width="500">

 

 

Değerli Okur,

Rutin bir hayatı özlüyorum;
Yazmak için Çiçek böcek arayacağım;
Düşünmek için konu arayacağım,
Çözmek için sorun arayacağım;
Lakin… Heyhat!

Yazımda üç destandan bahsedeceğim size;

1-M.Ö 4.yy;
Siraküza hükümdarı ve yakın dostu;
Demokles ;arasında geçen bir diyalog sonucu;
Hükümdarın bir günlük taht ve tacını Demokles’e bırakması konu edilir.
Demokles tahtta oturduğunda; tahtın üzerinde; at kılına bağlı keskin bir kılıcın
sallandığını görür;
Demokles’in kılıcı deyimi de buradan gelir.

2-Ergenekon destanı;
500-1000 yılları arasında;
Türk’lerin; dirilişini ,
yeniden doğuşunu anlatan; büyük bir Türk destanıdır

3-Ergenekon Kumpas yüz karası da;
2005’de başlatılan
Ve Türkiye Cumhuriyet tarihinde kötülerin yaptığı; kötü bir dönem olarak anılacaktır.

Neler olmadı ki bu süreçte?
Para kasası olarak tutuklanan;
Kuddusi Okkır’ın cenazesi, parasızlıktan belediye tarafından kaldırıldı.
Deniz yarbayı Ali Tatar ;
İddialara dayanamayıp; hayatına son verdi.
Daha birçok can gitti,
O kadar çok acı vardı ki;
Gök kubbe dayanmazdı.

Özel kurulmuş mahkemenin :
16.600 sayfalık gerekçeli karar? Değil suç delili vardı.
Ona göre;
Ergenekon ;
TSK içerisinde, Gül ve Erdoğan hükümetlerini devirme hareketleri için ,yapılanmış bir örgüttü,

Safsatanın mucitleri;
Kutsal kitaplardaki tüm suçları işlediler.
O kadar çoktu ki suçları;
Bizleri günahsız bıraktılar;?

Sonuçta;
Yargıtay bu kumpası durdurdu.

 

Ali Ağaoğlu'na, Emsal Olması Açısından 1 TL'lik Tazminat Davası

Ali Ağaoğlu'nun kadınların kişilik haklarını zedeleyen ağır sözleri karşısında emsal olması açısından 1 TL'lik tazminat davası açtık.

Söz konusu davanın masrafı meblağından daha fazla olmakla birlikte sizler isterseniz söz konusu meblağı arttırarak tazminat davası açabilirsiniz.

Örnek dilekçemizi ekte sizlerle paylaşıyoruz.

BAKIRKÖY NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ'NE

DAVACI :

DAVALI : Ali AĞAOĞLU
AĞAOĞLU Şirketler Kurulu Yönetim Kurulu Başkanı/İstanbul
KONU : Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat talebimizdir.
DAVA DEĞERİ : 1 TL

AÇIKLAMALAR :

 

Davalı Ali Ağaoğlu basın yolu ile vermiş olduğu röportajda “TEK GECELIK ILIŞKILERDEN HOŞLANMAM, HOŞLANSAYDIM İSTANBUL’DA KADIN KALMAZDI” şeklinde ifadelerde bulunarak kadınlara yönelik olarak hakaret ve cinsiyet ayrımı yapmak suretiyle de onları aşağılamış ve buna istinaden hakkında soruşturma başlatılmıştır.
Davalı basın yolu ile söylemiş olduğu ifadelerle tüm kadınları cinsiyet ayrımı yapmak suretiyle aşağılamış ve kişilik haklarını zedeleyerek onları manevi zarara uğramıştır. Tarafımında aynı şekilde zarara uğramış ve kişilik haklarım zedelenmiş olup sembolik olarak işbu davayı açma zaruretim hasıl olmuştur.

Burada önemli olan uğranılan manevi zararın tazmininden çok bunun emsal bir karar olarak herkes açısından örnek teşkil etmesidir. Zira takdir edileceği üzere tarafımızca zararın tazminin istenmesi halinde 1 TL’lik değil, 1 milyon TL’lik dava açma hakkımız da bulunmaktadır.

İşbu dava, davalı ve benzeri kişiler için emsal teşkil edecek olup kişiler söz konusu hakaret içerikli söylemlerden kaçınacaklardır. Burada amaçlanan kişilerin basın önünde veya dışarıda konuşmalarında argo kullanılan ve cinsiyet ayrımı yapmak suretiyle aşağılayıcı sözlerden ve düşüncelerden uzak durmasıdır.

Davalı toplumun yapı taşlarından biri olan “KADIN” ve “KADINLARA” karşı alenen hakaret ve kişilik haklarını zedeleyen aşağılayıcı söylemlerde bulunmuştur. Davalının bu suça konu bu söylemleri cezasız kalmayacağı gibi işbu dava ile de emsal oluşturacaktır. Kaldı ki davalı Anayasa belirtilen ve tarafı olduğumuz Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi ile de güvence altına alınan EŞİTLİK İLKESİ’ne aykırı hareket etmiş olup toplumdaki tüm kadınların kişilik haklarını zedelemiştir. Zira burada önemli olan İstanbul’da yaşamak değil, önemli olan “KADIN” olmaktır. Bende bir kadın olarak buna kayıtsız kalmayıp ve emsal oluşturması açısından işbu davayı açmaktayım.

YUKARIDAN BERI SAYILAN NEDENLERLE BÖYLESINE HAKARET IÇERIKLI VE AŞAĞILAYICI SÖYLEMLERDE BULUNAN DAVALI VE BENZERI KIŞILER AÇISINDAN EMSAL OLUŞTURMASI GEREKTIĞI KANAATIYLE IŞBU DAVAYI AÇMA ZARURETIM HASIL OLMUŞTUR.

DELİLLER :Davalının basın yolu ile kullanmış olduğu ifadeler

HUKUKİ SEBEPLER :TMK. md. 24,25, TBK md. 58, Basın Yasası ve ilgili mevzuat

TALEP SONUCU :Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın mahkemenizce re’sen gözetilecek nedenlerle emsal olması açısından öncelikle HAKLI DAVAMIZIN KABULÜ ile 1 TL manevi tazminatın davalının basın yolu ile işbu açıklamaları yaptığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, yargılama harç ve masrafları ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz…/…/2016

Davacı

Sayın Mehmet Görmez Hakkında da Suç Duyurusunda Bulunduk!

Biz Era Hukuk olarak, Sayın Mehmet Görmez hakkında da suç duyurusunda bulunduk, sizler de bulunabilirsiniz.

DUYARSIZLIK,
DÜŞMANIN ELİNDEKİ EN GÜÇLÜ SİLAHTIR...
Av.Tülay BEKAR

İlkokul 3.sınıftan beri oruç tutarım,hiç bırakmadım.
lakin Ergenekon yargılaması sırasında,oruçlu olduğumu telefonda dahi söylemedim,döneme uyuyor demesinler diye.,

iİnanç vicdan ile başlar,Rabbe ibadet dışında önemli olan,diğer canlıların yaşam hakkına saygı ve sevgidir.

laiklik,müslümanlık ile bağdaşmaz,diyen Sayın Diyanet İşleri Başkanı,
benim maneviyatıma hakaret etmiştir.

Laiklik,demokrasi,insan hakları ve Cumhuriyet için olmazsa olmazdır.

ben de Elhamdülillah müslümanım ve aynı zamanda laik temellere oturtulmuş bir Cumhuriyet devletinde yaşamak istiyorum.

Değerli hukukçu arkadaşlarım,her gün ama her gün Cumhuriyetin altını oyan,insan haklarını hiçe sayan bir söylem mutlaka var,
gelin biz her söylemde harekete geçelim ve vatandaşlara örnek olalım.

bu nedenle Sayın Başkan hakkında ERA hukuk bürosu olarak suç duyurusu da bulunduk,
suç duyurusunda bulunmak isteyen arkadaşlar örnek alabilirler.

unutulmamalıdır ki,Duyarsızlık en büyük günahtır...

Av.Tülay BEKAR

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

ŞİKAYET EDEN :
ŞÜPHELİ : Mehmet GÖRMEZ ( Diyanet İşleri Başkanı)
SUÇ : Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma, TCK. 219
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama, TCK.216

SUÇ TARİHİ :15.12.2015

SUÇ YERİ : Basın Yolu ile

AÇIKLAMALAR

Anayasamızda 2. Madde ile güvence altına alınarak belirtildiği gibi “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, LÂİK ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Anayasanın 136. maddesinde; "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir" hükmü yer almaktadır.

Anayasa ile güvence altına alınarak belirlenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri bir takım yetkililer tarafından dini duygular sömürülmek ve ayrımcılık yapmak sureti ile tehlikeye atılmaya çalışılmaktadır.

25.12.2015 tarihinde Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in basın yolu ile yapmış olduğu açıklamada; “ Laiklik dinlerden kaynaklanan şiddetti de geride bırakarak dünyayı topyekün bir savaşın içine soktu.”şeklinde ifadelerde bulunmuştur. Söz konusu ifadeleri ile görevini ifa ederken Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en önemli niteliklerinden olan Laiklik ilkesini açıkça takbih ve tezyif etmiş, halkı kin ve nefrete sürüklemiştir.

Mehmet Görmez’in söz konusu ifadeleri Türk Ceza Kanunu’nun 219. Maddesi uyarınca “Görev Sırasında Din Hizmetlerini Kötüye Kullanma” suçunu ve yine TCK 216. Madde gereği “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunu oluşturduğu açıkça görülmektedir. Nitekim Kanuna göre; dini reislerden biri vazifesini ifa sırasında alenen hükümet idaresini ve Devlet kanunlarını takbih ve tezyif ederse cezalandırılır.

Söz konusu açıklamalar karşısında Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli ilkelerinden biri olan ve Anayasa ile güvence altına alınmış olan” Laiklik” ilkesini takbih ve tezyif etmiş, bu sistemin Devleti savaşa soktuğunu belirtmiş olup halkı laiklik ilkesine karşı nefrete sürüklemiştir. Söz konusu beyanların kabul edilebilir nitelikle olmadığından Diyanet İşleri Bakanı Mehmet Görmez’in eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 216 ve 219. Maddesi uyarınca cezalandırılması gerekmektedir.

Yukarıdan beri açıklamış olduğumuz nedenlerle Anayasa ve Yasalar çerçevesinde görevi sırasında sayın Başkan’ın Türkiye Cumhuriyet’inin Anayasa ile güvence altına alınan niteliklerini takbih ve tezyif etmek suretiyle halkı kin ve düşmanlığa yönlendirenve suç teşkil eden sözleri ile ilgili Sayın Savcılığınıza başvurma zarureti hasıl olmuştur.

SONUÇ VE İSTEM:Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve Sayın Savcılığınızca re’sen gözetilecek sebeplerle şüpheli hakkında gerekli kovuşturma yapılarak cezalandırılmaları için kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. .../.../2016


Şikayet Eden

EK: Basında çıkan Haberler

http://www.taraf.com.tr/gormez-laiklik-tum-dunyayi-savasa-…/
http://www.cumhuriyet.com.tr/…/Diyanet_isleri_Baskani_Gorme…
http://www.mynet.com/…/diyanet-isleri-baskani-gormezin-sozl…

Ali Ağaoğlu'nun Söylemleri Doğrultusunda Bulunduğumuz Suç Duyurusu

Era Hukuk Bürosu olarak Ali Ağaoğlu'nun söylemlerinin tüm kadınları ilgilendirdiği kanaatindeyiz.

Bizler buna kayıtsız kalmayarak suç duyurusunda bulunduk.

Türkiye'nin neresinde yaşarsa yaşasın tüm kadınları da bu aşağılama ve hakaret içerikli söylemler karşısında kayıtsız kalmayarak bunu yapmaya davet ediyor ve örnek suç duyurumuzu aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.

Av.Gökçe ATABEK

.................... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

MÜŞTEKİ :

ŞÜPHELİ : Ali AĞAOĞLU
AĞAOĞLU Şirketler Kurulu Yönetim Kurulu Başkanı/İstanbul

SUÇ : Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama, TCK. 216
Hakaret, TCK. 125
SUÇ YERİ : Basın Yolu ile

AÇIKLAMALAR

Şüpheli Ali Ağaoğlu’nun basın yolu ile “GECELİK İLİŞKİDEN HOŞLANSAYDIM, İSTANBUL DA KADIN KALMAZDI” şeklinde beyan etmiş olduğu ifadeleri ile ilgili Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır. Şüpheli söz konusu ifadeleri ile Anayasamız ve tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan Eşitlik İlkesine aykırı olacak şekilde cinsiyet ayrımı yaparak toplumu oluşturan yapı taşlarından biri olan “KADIN” kimliğini ve “KADINLARI” aşağılamış ve hakaret etmiştir. Söz konusu eylemi suç teşkil etmektedir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir husus İstanbul ilinde Türkiye’nin her bölgesinden gelen kadınların yaşamakta olduğudur. Burada önemli olan İstanbul’da yaşamak değil, CİNSİYETİN KADIN OLMASIDIR. Şüpheli açıkça cinsiyet ayrımı yapmış olup “EŞİTLİK İLKESİNE” aykırı şekilde KADIN kimliğini aşağılamıştır. Bu halde şüphelinin söylemi Türkiye’nin her bölgesinde ki kadınlara sirayet etmektedir. Kadınların kişilik haklarını zedeliyici ve aşağılayıcı bu söylemler kabul edilebilir nitelikte değildir. Şüpheli ayrım yaparken yaşanılan bölgeyi değil açıkça kadınları kastetmiştir.

Kaldı ki şüphelinin yaşam tarzı, birden fazla kadın ile kamuya açık bir şekilde aleni olarak bir hayat yaşaması ve buna ilişkin açıkça söylemlerde bulunması kendisinin bu konuya bakış açısını da ortaya koymaktadır. Daha önce yine basın yolu ile vermiş olduğu bir röportajında da “Benim ortanca hanım”şeklinde bir ifade de bulunarak yasal olmayan şekilde birden fazla kadın ile birlikte olduğunu da sabitlemiştir. Bu durum kişinin saygısızca ve hakaret içerikli söylemlerine devam edeceğini de göstermektedir.

Bu nedenlerle şüphelinin söylemleri Türkiye’de yaşayan tüm kadınları aşağılar ve onlara hakaret eder niteliktedir. Bu bağlamda söz konusu ifadeler neticesinde ilgili soruşturma da Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan tüm kadınlar suçtan zarar gören sıfatına haizdir.

........ ilinde ikamet eden bir KADIN olarak şüphelinin söz konusu söylemlerinden ötürü suçtan zarar görmem sebebi ile Sayın Savcılığınıza suç duyurusunda bulunma zaruretim hasıl olmuştur. Zira suça konu eylem basın yolu ile işlenmiş olup Türkiye’nin her bölgesi bu konuda yetkilidir. Sayın Savcılığınızca gerekli görüldüğü halde işbu soruşturma dosyası Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden soruşturma dosyası ile birleştirilebilir.

YUKARIDAN BERİ İZAH EDİLEN NEDENLERLE SÖYLEMLERİ İLE TÜRKİYE’DE YAŞAMAKTA OLAN TÜM KADINLARA HAKARET EDEN VE ONLARI AŞAĞILAYARAK İFADELERDE BULUNAN ŞÜPHELİNİN SUÇA KONU EYLEMLERİ NEDENİYLE TÜRK CEZA KANUNU İLGİLİ MADDELERİ GEREĞİNCE CEZALANDIRILMASI GEREKMEKTEDİR.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen nedenlere binaen ve sayın Savcılığınızca re’sen gözelicek sebeplerle şüpheli hakkında gerekli kovuşturmanın yapılarak eylemine uyan TCK. Maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmasına, gerekli görüldüğü takdirde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca devam eden soruşturma ile birleştirilmesine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. .../05/2016


Müşteki

23 NİSAN ATA'MIZI ZİYARET

Mehmed'im ve Hayat Ağacı ;
Elele;
Gönül gönüle;
ATA'mızın huzurunda idik ;
Minnetle;
Ruhları şad olsun.
23 nisan...

 

web.jpg

Kişisel Verilerin Çalınması Hakkında

Era Hukuk Bürosu olarak, kamuoyunda da duyulan 50 milyona yakın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının nüfus bilgilerinin bulunduğu veri tabanının çalınması ve thanksgiving.who.ec isimli sitede yayınlanması üzerine bu kişilerin tespit edilip cezalandırılmaları için suç duyurusunda bulunduk.


Tüm vatandaşlarımızın bu süreçteki gazeteye ilan vermelerini, suç duyurusunda bulunmalarını ve kullanmış oldukları sosyal medya hesaplarından da bu hususu duyurmalarını önermekteyiz.


Gazete ilan metni ve suç duyurusu dilekçemiz ekte sunulmuştur.
Bilgilerinize sunarız.

Era Hukuk Bürosu

 

Dilekçe Örneğimiz;

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYETÇİ             :

ŞÜPHELİ                  :  Tespit edilecek kişler

SUÇ                           : Kişisel verileri ele geçirme ve yayma

AÇIKLAMALAR    :

Basın yayın organlarından haberdar olduğumuz, 05.04.2016 tarihinde yayınlanan haberlerden edindiğimiz üzere 46 milyondan fazla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının nüfus bilgileri veri tabanı çalınmış, thanksgiving.who.ec isimli sitede yayınlanmıştır. Bu kişiler içinde ben de bulunmaktayım. Yayınlanan bilgilerim içinde T.C. Kimlik numaram, anne adı, baba adı, doğum yerim ve tarihim, nüfusa kayıtlı olduğum yer ve adresim yer almaktadır.

Bu bilgilerin kötü niyetli kişilerce kullanılması ve beni mağdur etmesi oldukça muhtemeldir.

Bu bilgileri yayan, bu bilgilerin korunmasından ve saklanmasından sorumlu olup kasten veya ihmalen bu yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişiler hakkında suç duyurunda bulunma zorunluluğu doğmuştur.

HUKUKİ  NEDENLER: TCK mad.136 ve ilgili mevzuat.

İSTEM SONUCU    :Açıklanan ve re’sen gözetilecek nedenlerle; sorumlu kişilerin tespit edilmesini ve eylemlerine uyan TCK 136. maddesi hükümleri uyarınca KAMU DAVASI AÇILMASINA VE CEZALANDIRILMALARININ SAĞLANMASINA karar verilmesini saygıyla talep ederim.

                                                                                                                     

                                                                                                                                            Şikayet Eden

 

Gazete İlanı Örneğimiz;

Kimlik bilgilerim internete sızdırılmış, veri tabanlarında yayımlanmıştır. Bilgim dışında yapılan her türlü hukuki işlem hükümsüzdür.

 

 

5 Nisan Avukatlar Günümüz, Gününüz Kutlu Olsun!

 Bugün avukatlar günümüz dolayısıyla kutlama mesajları alıyorum beni duygulandıran... Ve mesaj çeken herkese çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle;
Kadın Avukat olarak;görev yapabilmemi ve kendimi ifade edebilmemi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına borçluyum;
Ruhları şad olsun;
Minnettarım.

Adaletin temsilcisi olarak kendimi ifade edebilmişim; ne mutlu bana!

Hakim, savcı, avukat meslektaşlarımdan aldığım mesajların yanında beni en çok duygulandıran;
Kadına şiddet, çocuk istismarı, Hayat Ağacı Projesi, Gelincik Projesi, Mehmed'im Projesi nedeniyle almış olduğum güzel mesajlar.

Dünyaya yeniden gelsem;
Yine,
Yeni,
Yeniden
Avukat olurdum.

Toplumun vicdanı adalettir. Adalete ulaşmak ise avukatların birinci görevi ve sorumluluğudur.

Adalet kokan günlere ulaşmak dileğiyle...
Günümüz, gününüz kutlu olsun, kutlansın.

Av. Tülay BEKAR

av2.jpg

'' Sadece Hayır! ''Diyerek Yaşamı Keşfediyoruz.

 

3 Nisan Pazar günü Kadıköy'de Türkiye Motosiklet Platformu'yla buluştuk. Konumuz, TBB'nin uyuşturucu ile mücadele eksenli projesi Hayat Ağacı kapsamında yaptıklarımız ve hep birlikte yapacaklarımız. 

12472788_10153970146528726_8090128851462592172_n.jpg

Dolunay Dergisi Mart Ayı Yazımız

 

EMPERYALİSTLER SESLENİYOR DUYUYOR MUSUNUZ?

 

   sirtlan_858http://www.dolunaydergi.com/wp-content/uploads/2016/03/sirtlan_858.jpg 695w" sizes="(max-width: 695px) 100vw, 695px" height="440" width="695">

Osmanlı İmparatorluğunun sonunu kendi eli ile kendisine yaptırdılar. Hatırlayın tarihi; her taraftan “etnik kimlik” sesleri geliyordu. Osmanlı İmparatorluğu topraklarını tek tek vermek zorunda kaldı. Emperyalistler; ikili anlaşmalarla ağabeyiniz dediler, son dönemde bütün kaynakları teslim aldılar. “Sevr ” zehrini şerbet gibi içirdiler. Atalarımız bozdu oyunları.

Emperyalistler sesleniyordu uzun zamandır, duymuyordunuz sevgili halkım; iktidarı siz belirlediniz. Şimdi kulağımızın dibinde bağırıyorlar.

BOP dediler iyi bir şey sandınız, sizi “Osmanlı Torunusunuz “diye kandırarak. Askerinin başına çuval geçirdiler. Senin ve Amerika’daki din Adam’ı sanılan kişi eliyle; anayasal Kurumlarımızı dönüştürüp, Terörle Mücadele’yi başarmış tek ordu olan ordumuzu, çete ilan edip cezaevine tıktınız, “kendi ifadenizdi”. Tabii ki konuşan bizleri de. Hâlbuki uyarmaktan başka bir şey yapmamıştık.

Ortadoğu da sözde; ” Demokrasi ve insan hakları” götürdüğü tüm ülkelerde ki; kan ve gözyaşını gördünüz, bir kısım mültecilerin durumuna şahit oldunuz, her gün oluyorsunuz. Yine ve hala “biz güçlüyüz “diyorsunuz.

Mart 2011 sonrası “İŞİD” görücüye çıktı. Sünni-Şii Savaşı’nı körüklemek için,
Kuran onlardı, ajanları “İngiliz Lawrence” gibi başları ve içlerindeydi. Onlar kurdular, beslediler, büyüttüler sana da yardım ettirdiler. PKK’yı hala besleyen onlar, neler yaptılar sana, evlatlarıma ve vatanıma görüyorsun. Suriye’de PKK uzantısı PYD ile senin aleyhine, denize ulaşan Kürdistan’ı inşa ettiler.

Sesler artık kulağımızın dibinde bas bas bağırıyorlar duy!

Irak ‘a 11 Eylül saldırısını bahane ederek girdiler. Afganistan’a, kendi kurdukları Taliban’ ı bahane ederek girdiler. Oradaki halk yaşayan ölü haline geldi; dön bir bak!

Duy artık! bas bas bağırıyorlar duy, yoksa kendi elinle ipini sana çektirecekler. (Boğazlıyan Kaymakam’ı Kemal Bey’i Ermeni Katliamı yalanı ile sana astırdıkları gibi.)

Duy! Duyalım artık.

ABD; Türkiye’deki üslerinden bütün aileleri tahliye etti. Diyarbakır-İncirlik’e uçak yığmakta devam ediyor. Vatandaşlarına 9 Kasımdan sonra, Türkiye’ye gitmeyin dedi. İngiliz Kanalları bir süredir; Türkiye’yi “İŞİD”i büyüten ülke olmakla suçluyor. Diğer Avrupa ülkeleri de öyle. Fransa Televizyonları ve basın organları; Türkiye’nin “İŞİD”i, kurup, kolladığını, silah ve teçhizat yardımı yaptığını ve lojistik destek verdiğini söylüyorlar, Paris Katliamından beri.

ABD başkan yardımcısı; Joe Biden “Türkiye terör örgütlerine milyonlarca dolar ve-dikkat edin- kamyonlarca silah verdi” dedi ve çok yakın zamanda yapmış olduğu ziyaretlerde ‘’Kürdistan’’ kurulması için görüşmeleri yapıp, talimat verip gitti.

Her gün; evlere yangın düşüyor duy artık! Kınalı kuzularımızı her gün yolluyoruz. Genç subaylarımızı; terör konusunda tecrübeli zihinlerini yok ediyorlar. Güney sınırlarımızda; Rusya, Amerika, dışında İran, Kanada, Çin, Almanya, İtalya, Fransa askerleri ve silahları var. İncirlik üssünü biz kullanamıyoruz, Suudi Arabistan kullanıyor. Ve Joe Biden gibiler, sürekli direktif veriyorlar; “Sakın; sınır dışına çıkmayın. “

Unutulmamalıdır ki; Emperyalizm kendi çıkarları için, kendi vatandaşlarını, öz evlatlarını bile kurban etmekten kaçınmadı, kaçınmayacaktır. İçimizdeler, yanımızda saçlarımızı okşayıp, sırtımızı sıvazlıyorlar, sırıtarak bekliyorlar, duy artık!

Duy ki; Atalarımıza yakışır şekilde, farkında olup, kenetlenip bize yakışanı yapalım. Köklerimiz kuvvetli; kenetlenelim! Sevgi ve saygıyla kalın.

Bakan Hakkında Suç Duyurusu

Sevgili dostlar;

Başkanım,Sema Aksoy'un öncülüğünde,bir grup meslektaşımla;
Yapmış olduğumuz suç duyurusu,
Basında geniş yer bulmuştur.

Başta Başkanım olmak üzere ;emeği geçen herkese yürekten teşekkürler;

Av.Tülay Bekar

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Türk Metal Sendikası kadınları muhteşemdi.

Onlarla 8 Mart'ı geçirmek bir kadın olarak bana onur ve gurur verdi.

                                                  Av. Tülay BEKAR

 

IMG-20160308-WA0017.jpg

Dolunay Dergi 2

http://www.dolunaydergi.com/2016/01/25/eski-yeni-oyun/ ' daki yazımız ektedir.

GÜNDEM / SİYASET / TÜRKİYE
ESKİ, YENİ OYUN
YAZAR: TÜLAY BEKAR · 25 OCAK 2016

GÜN AYDIN OLSUN, GÜNLERİMİZ AYDIN OLSUN;

Sevgili dostlar, değerli arkadaşlarım;

1.Dünya Savaş’ı 28 Temmuz 1914 tarihinde; Avusturya-Macaristan Veliaht Prensi, Ferdinand’ın bir Sırp Öğrencisi Tarafından öldürülmesiyle başlar. Amaçlar arasında, ekonomik amaçlar dışında; Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması ortak hedefi de vardır. İtilaf devletleri; İngiltere, Fransa, İtalya, ABD, Romanya, Yunanistan, Japonya vb.dir. İttifak devletleri; Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu, Bulgaristan’dır. Savaş ilanını; İtilaf devletlerinin oyunu ile ittifak devletleri yapar. 2.Dünya Savaş’ı, 1 Eylül 1939’da Almanlar’ın, Polonya’yı işgal etmesiyle başlar. Asıl amaç; daralan ekonomiler nedeniyle, sömürgelerin paylaşımıdır. Mihver Devletleri; Almanya, İtalya, Japonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan vb.dir. Müttefik kuvvetler; Büyük Britanya, ABD, Sovyetler Birliği, Çin, Fransa, Hollanda, Belçika, Brezilya, Avusturalya vb.dir.

Şimdi tam da Güney sınırlarımız da, enerji ve emperyal emeller uğruna düşürülen uçak bahanesiyle;2 grup ülke var. ABD, İngiltere hep vardı. Fransa ülkesindeki katliam bahanesiyle, Almanya ve Danimarka’da Fransa’ya destek bahanesiyle bir birlik oluşturdular. Akdeniz; büyük bir savaş gemisi gibi; İncirlik ve Diyarbakır hava üsleri yolgeçen hanı oldu. Zaten limanların hiç biri de Milli değil! Düşürülen uçak bahanesiyle Rusya bölgeye tam yerleşti; öyle ki Türkiye olası bir ihlâlde; kara ve hava harekâtı yapamayacak durumda. İran Suriye’nin Bütünlüğü için; Rusya ile birlikte hareket edeceğini; Çin’de Rusya’nın Yanında olduğunu açıkladı.

Tarih Tekerrür ediyor; Fransa’daki katliam ve düşürülen uçak görünen sebepler. Unutulmamalıdır ki; Afganistan’da Taliban önce yaratılıp, sonra da işgal edilmiştir. 11 Eylül Saldırısı (yalanı )Irak’a “demokrasi ihracı” götürülmesine neden gösterilmiştir. IŞİD önce yaratılıp bölgeye konuşlandırılmıştır. Ortadoğu’nun şekillendirmesi tamamlanmak üzeredir, yaşayan insanların kanı, canı dikkate alınmadan. İki grup ülke tüm zihinleri ile buradadır. İkisinin yetkilileri de; IŞİD’i mühimmat, lojistik olarak TC yetkililerinin beslediğini; yetkin ağızlarına söyletmektedir. Rabbim bizlere yardımcı olsun, Yetkili makamlara da düşünüp değerlendirme yeteneği versin. Tarih ne yazık ki tekerrürden ibarettir.

Saygı ve sevgiyle, sağlıklı kalın.

12508911_1683622498517549_743321575333101525_n.jpg

Dolunay Dergi

http://www.dolunaydergi.com/ ' daki yazımız ektedir.

HUKUK- İNSAN HAKLARI
Kadının Yurttaşlık Hakları…
YAZAR: TÜLAY BEKAR · 22 OCAK 2016
‘’Kadın Hakları önemli bir kavram’’; ama bir türlü içi doldurulamıyor.
Kadın haklarından bahsedebilmek için öncelikle ‘’Demokratik, Laik ve Sosyal hukuk Devleti’’ ilkelerini barındıran, insan haklarına saygılı devletlerin yurttaşı kadın olmak gerekiyor. Bu ilkeleri bünyesine oturtmuş, cumhuriyetle yönetilen bir devletin yurttaşı. Oysa bugün ‘’Cumhuriyet’’ adı altında ama bu ilkeleri ve unsurları barındırmayan onlarca devlet var. Bu ülkelerde demokrasinin varlığından, doğal olarak da kadın haklarından bahsedemeyiz.
İnsanlık tarihine bakarsak Milattan Önceki yıllarda birçok bölgede Ana tanrıçaların çok etkili olduğunu görürüz. Özellikle Kibele Anadolu kökenli bir tanrıçadır. Kibele doğurganlık ve bereketin timsaliydi. Amazon kadınları kendisini Kibele ile temsil etmişlerdir. Mezopotamya’da aynı işlev tanrıça İstar’a yüklenir. Görüldüğü üzere birçok bölgede kadınlar da erkekler gibi söz sahibiydi.
Türk tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’na kadar devlet yönetiminde kadının her zaman söz hakkı olurdu. Özellikle Orta Asya geleneklerinde kadınlar Kurultaylarda erkeklerle eşit söz hakkına sahipti. Şöyle bir olay anlatılır; Cengiz Han kurultayı toplar sağ yanına eşini alır. Bu da katılanlar tarafından garipsenir. Durumu Fark eden Cengiz Han ‘’Siz hanlar, ben hanlar hanı Cengiz Han. Bu da benim Han’ım’’ der. Günümüzdeki ‘’hanım’’ ifadesinin bu öyküden miras kaldığı söylenir.
Dinlerin toplum anlayışına yaygın olarak egemen olduğu dönemlerde yanlış yorumlarla kadın ikinci plana itilmiştir. 19. yy’a gelindiğinde 1857 yılında Endüstrinin gelişimi kadın harekatı başlatır. ABD’de dokuma işçisi kadınlar daha insanca bir yaşam isteğiyle, eşitsizliğe ve ayrımcılığa, uzun ve insanlık dışı çalışma koşullarına karşı 8 Mart’ta mücadeleye başlarlar. Bu kadın hareketin de direnişin de sembolü olur. 8 Mart 1977 Birleşmiş Milletler genel toplantısında Kadın Hakları ve Uluslar arası Barış günü olarak kararlaştırılır ve üye ülkelerde ‘’uluslar arası Kadın Günü’’ olarak kutlanmaya başlanır.
Dünya kadınları 1960’lara kadar cinsiyet ayrımının ve kadınlara özgü kısıtlamaların kaldırılması için uzun bir yol kat etmişlerdir.
Genç Türkiye Cumhuriyet’inde ise kadınlar 1930 yılında aktif 1934 yılında da pasif seçme hakkını elde etmişlerdir. Yine devrim kanunları ile kadınlar toplum içinde hak ettiği statüye kavuşmuşlardır.
Biz kadınlar şuanda meslek sahibi olabiliyorsak, yazabiliyorsak, konuşabiliyorsak, dinliyor ve dinleniliyorsak ve bize saygı duyuluyorsa bunu Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına borçluyuz.
Yasal olarak ayrımcılık kalkmış olsa bile biz kadınlar hala eşitlik için mücadele ediyoruz.
Şiddete uğrayan kadınlarımızı ne Türk Ceza Kanunu, ne de uluslararası sözleşmeler koruyabiliyor. Gün geçmiyor ki bir kadının dayak yediğini, hırpalandığını, öldürüldüğünü, taciz ve tecavüze uğradığını duyuyoruz. Yüreğimiz kanıyor hemcinslerimiz için. Birlikte olarak bu zorlu, dikenli ve taşlı yolu yürümeye devam edelim..
Ama başta belirttiğimiz gibi önce uygar bir devletin yurttaşı ‘’kadın’’ olalım.
Hemcinslerimize sağlıklı, mutlu nice günler dileğiyle…
(Aktif seçim hakkı: Seçime oy kullanarak katılma hakkı , Pasif seçim hakkı: Seçimlerde aday olma hakkı.)

12508911_1683622498517549_743321575333101525_n.jpg

Facebook Kullanım Koşulları

Facebuk kullanım koşullarını değiştirmeyecek.
O MALUM YAZI YİNE DOLAŞIMA ÇIKTI!
Şu tarihten itibaren facebuk sözleşme koşullarını değiştiriyor..... o öyle diyorsa ben de ona şunu derim, bu uyarıyı kopyala yapıştır, sakın paylaşma diyen o malum yazı...
YALAN!
Öyle olsa giriş kapısında ücretsizdir, her zaman ücretsiz kalacak yazmaz. Başka zamanlarda yaptığı küçük uyarılar gibi bir uyarı yazısı yazar sayfaya. Girmeden okur, anlarsın ne demek istiyor.

Ha niye ücretsiz bu sanal dünyayı kullanım derseniz, üyelik için baştan bu yana bizden niye para istemiyor derseniz halen anlamadıysanız, ya da ilk kez sormak geldiyse aklınıza ; o da tamamen kurucuları ve işleticilerin, her ülkede yasalara uygun kurmak zorunda olduğu temsilciliklerin vb. ticari kafasından.
Geçimini reklam verenlerden sağlıyor, reklam verenler de tıklanma sayısı çok olan sayfalara yönlendirilmesi için ödeme yapıyor. Al gülüm ve ver gülüm... Peki sayfalar nasıl çok tıklanır?
İşte orada saflıklarınızı ya da bile bile lades tıklamalarınızı sağlamak da ticaretin satış teknikleri, pazarlama kurnazlıkları hesabından, kitabından.
Acaip -hastalık filan-ya da bayrak-kitap-forma , din, iman...vs.aşkla ya da acımayla tıklanma garanti edilen- görüntülerle bi tık bi lira filan diyen sayfalar da trol, sayfa tıklanma sayısını artırıp, reklam alıyorlar sayfalarına.
Sayfamız kapanacak, tıklayın da kapanmasın diyenlerinki de yalan... Çünkü bir sayfayı kapatmak da tedbiren erişimi sınırlamak da facebuk yardım alanında yazılı koşullarda mümkün.

Her yıl yeniden yazıyorum ki berner konvansiyonu filan diye bi sözleşme yok.
Ülkemizde fikri haklar kapsamındaki üretimlerimiz bizim FSEK dediğimiz Fikri ve Sınai Haklar Kanunu açık isimli yasa ile korunur. Hepsi bu.
Ha; kişisel zararlarınız için size zarar verene karşı hakaret vs için şikayet ve tazminat davaları da her ülkenin kendi yasasına göre.
O nedenle sayfalarınızda herkese açık küfürler, hakaretler ederken de sonucu göze alın, edilirse de bizdeki hukuk işleyişinin hızını...
Sayfa arkadaşlarınızı da ona göre seçin.
UNUTMAYIN, üyesi olduğunuz bu sitede sayfanız ve sorumluluğu sizin, bu nedenle her paylaşım sizin hak ve borçlarınıza, cezai ve hukuki sorumluluklarınıza konu bir platform.

O NEDENLE;
Siz, sadece siz sorumlusunuz paylaşılandan, sayfanızı bu yüzden sadece kendiniz kullanın.
Başkalarına afiş, reklam panosu olarak kullandırmayın.

BU NE DEMEK? 
Etiket ayarını sınırlayın ki-onaya tabi tutun- siz ekleyin dilediğinizi; sizin sayfanızı kendisinin reklam panosu olarak kullanacağını sanan otomatik reklamlar ya da sayfa arkadaşlarınız kendi sınırlarında kalsın, pervasızca sizin sayfayı da kendi sayfası gibi kullanamasın.

BİR DE UYARI;
Her bulduğunuz bağlantıyı tıklamayın, güvenli olmayabiliyor, virüs yayılmalarına karşı gizlilik ayarında reklamları hiç kimse olarak ayarlayın, sayfanızdan sayfalara yayılmasın.
O yukarıdaki çark var ya...onun altındaki başlıklar siteyi nasıl kullanacağınız ve haklarınız konusunda ayrıntılar içeriyor...

BİR KEZ OLSUN UYANIK DAVRANIN; HEP KANDIRILMAYIN:
Hukukçu dostlarım bile yapıyor, hukukçu olmayan sayfa arkadaşlarıma diyecek söz bırakmıyorlar bu durumda...
Silin sayfalarınızdan o uyarıyı da, yayılıp durmasın.
Sözcük kodlama ile sayfalarınız, kopyalama sırasında bilgisayarınız denetime alınıyordur belki, bu benim bilmediğim bir teknik alan, ama paranoya değil, mümkündür, her kopyala diyene inanmayın.

İşte Facebuk kullanım koşulları:

https://www.facebook.com/policies?ref=pf

ACILARI KİTABA SIĞMADI...

SOMA2.jpg

Türkiye Barolar Birliği'nin Soma için başlattığı kampanyada toplanan 1.134.830 TL tutarındaki bağış, Türk Eğitim Vakfı (TEV) şemsiyesi altında 30 Soma'lı çocuğun eğitimi için kullanılacaktır. 
Ayrıca bu kitabın geliri de Soma'da babasız kalan çocukların eğitimine aktarılacaktır.

16.12.2015 Yemin Töreni

Av. Tülay Bekar büromuzun değerli stajyerleri Emrah Bedez ve Hüseyin Cevahir'e cüppelerini giydirerek hukuk camiasına iki değerli avukat daha kazandırmış oldu. Emrah Bedez ve Hüseyin Cevahir ile, artık büromuz da avukat olarak çalışmaya devam edeceğiz. .

Ve tekrar Av. Tülay Bekar değerli bir stajyer daha olan Zeynep Yıldız'ı da hukuk camiasına kazandırmış bulundu.

Hepsine hayrılı olsun dileklerimizi iletiyoruz ve bundan sonraki yaşamlarında başarılar diliyoruz.

ERA HUKUK BÜROSU

Era Hukuk Bürosu Kamuoyu Bilgilendirme

Kamuoyuna,

Son iki hafta içinde "ERA HUKUK BÜROSU" ismi kullanılarak para talep edilip ödenmemesi halinde icra takibi tehdidinde bulunulduğuna dair birden çok şikayet  büromuza ulaşmıştır. Bu duyarlı insanların ifadelerine dayanarak tedbiren konuyu adli makamlara aksettirme zorunluluğu oluşmuştur.

Öncelikle insanların mağdur olma ihtimallerinin önüne geçmek ayrıca büromuzla hiçbir ilgisi bulunmadğını açıklamak amacıyla yaptığımız bu suç duyurusunu bilgilerinize sunarız.

 

Era Hukuk Bürosu

 


webpaylasim